Şehrin arka sokakları, Nikolai’ın malikanesindeki o steril ve ölümcül havadan çok daha karanlıktı. "Gölge Kütüphaneci" olarak bilinen adam, şehrin en eski kütüphanesinin altında, binlerce dosya ve eski kasetin arasında yaşıyordu. Onun dünyasında teknoloji değil, bilgi kutsaldı.
Eski kütüphanenin paslı kapısını araladığımızda, burnumuza tozlu kağıtların ve ucuz tütünün o ağır kokusu çarptı. Rafların arasında bir gölge belirdi. Yaşlı, gözleri neredeyse tamamen beyazlamış ama zihni bir bilgisayar kadar keskin olan Kütüphaneci, elindeki eski daktiloyu bıraktı.
"Borsov’un kızı ve onun sadakatsiz şoförü," dedi, sesi bir kağıt hışırtısı gibi çıkıyordu. "Ölüm kokuyorsunuz. Ve beraberinizde getirdiğiniz o küçük parça, sadece sizi değil, bu şehri de yakmaya yetecek kadar ateşli."
Arman, silahını kılıfına geri soktu. Kütüphaneci’nin karşısında şiddetin bir anlamı yoktu. "Nikolai’ın imparatorluğu, Aylin’in elindeki bellekte yazılı," dedi Arman, sesi yorgundu. "Bunu yayınlaman gerekiyor."
Yaşlı adam güldü, yüzündeki kırışıklıklar bir labirent gibi derinleşti. "Yayınlamak mı? Nikolai Borsov’un rüşvet verdiği adamlar bugün şehrin emniyet müdürünün koltuğunda oturuyor. Sen bu dosyayı internete yüklersen, Nikolai seni bulmadan önce sunucular sessizce silinir."
Kütüphaneci masasına doğru yürüdü ve önümüzdeki lambayı yaktı. "Bu bilgiyi dünyaya duyurmanın tek bir yolu var: Nikolai’ın en büyük rakibi olan Selim Bey ile görüşmek. Ama o da bir aziz değil, Aylin. O, Nikolai’ın tahtına oturmak isteyen başka bir tiran."
"O zaman bir tiranı diğeriyle değiştireceğiz," dedim. "Nikolai’ı bitirsin, sonra Selim Bey ile olan hesabı ben keserim."
Tam o sırada, kütüphanenin devasa kapısı gürültüyle açıldı. İçeri girenler Nikolai’ın adamları değil, şehri yöneten o "görünmez" bürokratların özel timiydi. Nikolai bizi bir yere kadar takip etmiş, ama dosyayı kime götüreceğimizi tahmin ettiği an, doğrudan merkezi hedef almıştı.
"Saklanın!" diye bağırdı Kütüphaneci.
Kütüphanenin rafları arasında bir kovalamaca başladı. Mermiler tarihi kitapları parçalarken, odadaki binlerce yıllık bilginin tozları havaya yayıldı. Kütüphaneci, gizli bir bölmeyi açtı ve bizi bir tünelin içine itti.
"Bu yol sizi limana çıkarır!" diye bağırdı. "Dosyayı Selim Bey’in kasasına ulaştırın. Ama unutmayın, Nikolai Borsov bir düşmanını öldürebilir ama bir sırrı asla durduramaz!"
Tünelin içinde koşarken Arman omzundaki yarayı tutuyordu. "Kütüphaneci doğruyu söylüyor, Aylin. Selim Bey de Nikolai kadar tehlikeli."
"Biliyorum," dedim, tünelin ucundaki ışığa doğru hızlanırken. "Ama Selim Bey, Nikolai’ın aksine, benim ne kadar ileri gidebileceğimi bilmiyor. Kardeşimin intikamı sadece Nikolai’ın ölümüyle değil, onun tüm dünyasının yanmasıyla olacak."
Limanın sisli havasına çıktığımızda, uzakta Selim Bey’in özel yatının ışıklarını gördük. Nikolai’ın adamları arkamızdan yaklaşırken, önümüzde tek bir yol vardı: Ya bu dosyayı düşmana teslim edip bir kukla olacaktık, ya da bu dosyayı bir bomba gibi kullanarak Nikolai’ı kendi imparatorluğunun enkazı altında bırakacaktık.
"Arman," dedim, durup ona bakarak. "Yatın üzerine çıktığımızda, bu dosya artık sadece bir bilgi olmayacak. Bu dosya, benim yeni silahım olacak."
Limanın rıhtımında, Nikolai’ın siyah sedanları hızla bize doğru yaklaşırken, dosyanın şifresini çözdüm ve "Gönder" tuşuna bastım. Ama Selim Bey’e değil... Şehrin en büyük haber kanalının canlı yayın sunucusunun özel hesabına.
"Savaş şimdi başlıyor," dedim, mermiler etrafımıza düşerken.