İçeriğe geç

MÜHLET

Bölüm 3 · 2 dk okuma

MÜHLET

Bölüm 3

ORMANIN GÖLGESİNDE

Malikanenin havalandırma tünelinden çıktığımızda, geceyi kesen keskin bir rüzgar yüzümüze çarptı. Arkamızdaki malikaneden gelen alarm sesleri, ormanın derinliklerinde birer yankıya dönüşüyordu. Arman’ın nefes alışı düzensizleşmiş, omzundaki hafif sıyrık kanamaya başlamıştı.

"Durmalıyız," dedim, ormanın çıkışındaki sık ağaçlık alana işaret ederek. "Eğer ana yola çıkarsak, Nikolai’ın adamları bizi dakikalar içinde yakalar."

Arman, çamurlu ellerini pantolonuna silerek başını salladı. "Biliyordu, Aylin. O notun elime geçeceğini, o garaja gideceğimi... Hepsini biliyordu. Sadece bizi tuzağa çekmek için bir fırsat bekliyordu."

"Bizi tuzağa çekmedi," dedim, cebimdeki USB belleği parmaklarımın arasında hissederken. "Bizi, kendi oyununda piyon olarak kullanmaya çalıştı. Ama artık oyunun kuralları değişti."

Ormanın içinde, terk edilmiş bir kulübeye ulaştık. Burası, uzun zaman önce Dmitri ile saklandığımız, tozlu ve rutubetli bir sığınaktı. İçeri girdiğimizde, Arman duvara yaslanıp yere çöktü. Gözlerindeki o profesyonel parlaklık gitmiş, yerini ham bir çaresizlik almıştı.

"Neden?" diye sordu tekrar. "Neden geri döndün? Kaçabilirdin, Aylin. O dosyalarla Nikolai’ı bitirebilirdin."

Ona doğru döndüm. "Eğer tek başıma kaçsaydım, Nikolai sadece bir düşman kazanmış olurdu. Ama şimdi, yanında ona ihanet eden en sadık adamını ve onun tüm sırlarını bilen bir kadını kaybetti. Biz sadece kaçmıyoruz Arman, biz onun tahtını içeriden yıkıyoruz."

Sabahın ilk ışıkları sığınağın çatlaklarından içeri sızarken, USB belleği eski bir dizüstü bilgisayara taktım. Ekranın cılız ışığı yüzümü aydınlattığında, karşılaştığım veriler nefesimi kesti. Sadece sevkiyat rotaları değil; Nikolai’ın şehrin valisiyle, emniyet müdürüyle ve hatta devletin içindeki bazı isimlerle olan gizli yazışmaları oradaydı.

"Bu sadece bir liste değil," diye fısıldadım. "Bu, şehrin bütün kirli çamaşırları."

Tam o sırada, sığınağın dışından gelen motor sesleri sessizliği bozdu. Nikolai bizi bulmuştu. Ama bu sefer sadece korumalarıyla gelmemişti; ormanın çevresini saran projektörlerin ışığı kulübenin pencerelerinden içeri süzülmeye başladı. Dışarıdan gelen ses, her zamanki gibi soğukkanlı ve otoriterdi:

"Aylin! Çık dışarı. Arman'ı serbest bırakırsan, sana başka bir şans vereceğim. Ama eğer o dosyalarla oynamaya devam edersen, kardeşinin ölümünü bir lütuf gibi arayacaksın."

Arman ayağa kalktı, silahını kontrol etti. "Gidiyor musun?"

Ona baktım. Gözlerimde korku yoktu. Nikolai'ın sesindeki o tehdit, aslında onun ne kadar çaresiz olduğunu kanıtlıyordu.

"Hayır," dedim, bilgisayarı hızla kapatıp çantamı alırken. "Onun ayağına gitmeyeceğiz. O, şimdi bizim dünyamıza girmek zorunda."

Sığınağın arka duvarındaki gizli bölmeyi açtım. Buradan ormanın içindeki küçük bir dere yatağına açılan eski bir dehliz vardı. Nikolai'ın ışıkları kulübenin kapısını tekmeleyerek girdiğinde, biz çoktan ağaçların arasındaki sisin içinde kaybolmuştuk.

Şimdi hedef belliydi: Şehrin yer altı dünyasının "Gölge Kütüphanecisi" olarak bilinen, Nikolai'ın bile korktuğu o eski gazeteciye gitmek. Eğer bu dosyalar yarın sabah manşetlerde olmazsa, ne Aylin ne de Arman için bir yarın kalacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.