İçeriğe geç

Mr.Husband |tk|

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Mr.Husband |tk|

Bölüm 13

13

"Tamam. Bekliyorum."

Telefonu kapatırken suratımdaki heyecanlı gülümseme ilgisini çekmiş olacak ki 'formanite nişanlım' yanıma biraz daha sokulmuştu.

"Kimle konuşuyordun?"

Evdeki fazla ses içimde yankılanmaya başladığımdan sinir bozucu olmaya başlayan ortamdan sıyrılarak boş mutfağa inmiştim. Fakat tek başıma değildim.

"Sizi ilgilendirmez Bay Kim."

Ona döndüğümde çok yakın olan yüzlerimiz kalbimin bir anlığına hızlanmasını sağlamıştı. Dudaklarıma yerleşen bakışlar ile yutkundum. Daha fazla yakınlaşmamak adına biraz geriye çekildim ve boğazımı temizledim.

"K-Kuzenim Hyunjin."

Gururlu bir gülümseme yerleşmişti suratına.

"İlk kez duyuyorum."

"Benim hakkımda bilmediğiniz çok şey var."

Dudaklarımı yalarken bana bakan gözlere döndüm. Gülümser gibi kasılmıştı gözleri. Ama suratında masum bir gülümseden çok arsız bir gülümseme vardı.

O anda istemsizce altımda bir şişlik hissetmiştim.

Ah bu kaçıncı artık...

"Jeongguk..."

Yüzüme biraz daha sokuldu ve elini belime yerleştirdi. Son zamanlarda sürekli olarak yaşanan bir durumdu bu. Bu yüzden o kadar da şaşırmamıştım.

Altındaki şişlik git gide artarken diğer elini boynuma götürdü. Parmak uçlarıyla tenimi okşuyordu.

Dudaklarımız kısa bir an birbirine sürterken dudaklarını kulağıma yaklaştırdı.

"Neden evlenmek için seni seçtiğimi hiç düşündün mü?"

Her daim aklımı kurcalayan soru da buydu zaten. Algılayamıyordum. Onun gibi yakışıklı, zengin, fit, çekici, herkesi hakimiyeti altına alabilecek birisi neden... neden benimle evlenmek istemişti ki? Bir de üstüne para vererek.

Bu aklımı öylesine kurcalıyordu ki. Her an altından bir şey çıkacakmış da... Kullanılıp atılacakmışım gibi hissediyordum. Bu yüzden hiç bir zaman tam anlamıyla kendimi ona teslim edemiyordum.

Belki de güven problemiydi bu.

Daha cevap vermeme bile izin vermeden konuştu.

"Çünkü diğerleri gibi değilsin. Benimle yatmak için bahane aramıyorsun. Benden faydalanmak için bir uğraş vermiyorsun. Benden faydalanmanı ne kadar istesem bile..."

Şişliğim artık acıtmaya başlamışken; boynumdaki eli aşağıya doğru inmiş, bacak aramdan aletime uzanmıştı. İşaret ve orta parmağını üzerine bastırırken gülümsedi.

"Bu kadar şişmene rağmen, sana yardım etmeme izin vermiyorsun."

Yutkundum.

"İzin ver, yardım edeyim."

Tam konuşacağım sırada mutfağa giren beden ile biraz ayrıldık. Tanıdık yüz ile zorla gülümserken karlılık almış, bir yandan da bu zorlu durumdan kurtulduğum için dualar etmiştim.

"Ah abi... Kusura bakmayın."

Abi mi?

"Sorun değil. İçecek almak için mi geldin?"

Kafasını salladı.

Suratımdaki şok ifade ile bir Taehyung'a bir de Yeji'ye döndüm. Aslında evet, ikisinin de Hoseok'un kuzeni olduğunu biliyordum ama... Kardeş olabilecekleri aklımın ucundan bile geçmemişti.

Taehyung, Yeji'nin elindeki boş bardağı alıp dolaptaki renkli shotlarla doldururken ben ise yanına doğru yaklaştım.

"Sen ve Taehyung kardeş misiniz?"

Kafasını salladı. Gülümsedi.

"Ah evet. Bilmiyor muydun?"

Bilmiyorum dersem çok tuhaf olacak. Evleneceğim kişinin kardeşini tanımamak...?

"Tabi ki de biliyorum. Evet...biliyorum."

Kaşlarını havalanmış, suratında garip bir gülümseme yayılmıştı. O sırada Taehyung gelmişti. Eline bardağı tutuştururken ben ise o an kurtulanın tam zamanı olduğunu düşünmüştüm.

"Aa Yeji! Çok ısrar ediyorsun! Eh bende geleyim o hâlde."

İki kardeşin suratında oluşa anlamsız bakışı umursamadan elimi Yeji'nin omzuna attım ve onu da peşimden sürükleyerek mutfaktan ayrıldım. Hızla partinin merkezi salona ilerlerken o ise gülmeden edememişti.

"Neye gülüyorsun?"

Hâlâ gülüyordu.

Şizofren galiba...?

"Sen abimden mi kaçıyorsun?"

"Ne alakası var?! İşim v-vardı burda o yüzden."

Kaşlarını kaldırarak ve dudağını büzerek kafasını salladı. Bu hareketi Taehyung'a çok benziyordu.

Taehyung demeye alışıyorum sanırım...?

"Kesin öyleydir."

Yeji'nin imalarına karşılık vereceğim sırada yanıma yaklaşan beden ile gözlerim açıldı. Heyecanla koştum ve kollarımı boynuna doladım.

Boynuma ufak bir öpücük kondurdu.

Gelecekten gelen Jeongguk:

Hyun senin ben amk

"Seni çok özlemişim."

Kafamı salladım.

"Ben de seni çok özledim Hyun."

Birbirimizden ayrılığımız sırada karşılaştığım sinirli gözlerle irkildim. Kalabalığın arasında dikilmiş, bize ölümcül bakışlar atıyordu. Ben ona anlamamış bakışımı atarken, Hyunjin de ona döndü.

Bize doğru yaklaştı ve çiçek yaptığı ellerini bozup kolumu tuttu nazikçe. Gülümsedi zorlama olduğunu belli etmesine rağmen. Beni biraz kendine doğru çekti. Hyunjin'i gülümseyerek süzüyordu.

"Bu kim, hayatım?"

Bu sözcük neden kalbime işliyor?

Hyunjin havalanan kaşlarıyla ağzını şaşkınlıkla açmış, eğilerek selamlamıştı.

"Gguk'un sevgilisi sensin demek ki..."

Taehyung dudaklarını yaladı. Bana doğru kaçamak bir bakış attı. Yine o tehlikeli gülümsemesini sergiliyordu. Kolumdaki elini elime indirirken bileğimi kavrayarak havaya kaldırdı ve Hyunjin'e gösterdi.

"Nişanlısı."

Göstermeye çalıştığı şeyin yüzük parmağımdaki yüzük olduğunu anladığımdan istemsizce gülümsemiştim. Gösteriş yapıyordu sanki.

Garibim Hyunjin de ellerini ağzına götürmek hayranlıkla gülümsüyordu.

"Gguk da hiç bahsetmedi. Sahi, ne zamandır sevgilisiniz?"

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir cevap vermek zorunluluğunda hissediyorduk ikimiz de. Ki bunun üzerine ikimiz de aynı anda yanıtlamıştık. Her ne kadar farklı cevaplar olsa da...

"5 ay!"

"1 yıl."

Hyunjin suratını ekşitmişti.

"Nasıl yani? 5 ay mı? 1 yıl mı?"

Taehyung'un yanımızdan geçen garsonun elindeki tepsiden bir içki alıp dikmesini fırsat bilerek konuştum. Çünkü tekrardan farklı cevaplar vermek, riskliydi.

"Şöyle ki... Biz 1 yıl önce sevgili olduk. Ama, sonra. Ayrıldık. 5 ay önce ise tekrardan barıştık falan işte. Tae o yüzden 1 yıl dedi. Değil mi, hayatım?"

"Tae..." İmâyla gülümserken yudumladı içeceğini.

Omzumla onu biraz iteklemem içeceğin boğazına takılmasını sağlamış, öksürmüştü. Ardından ise boğazını temizleyerek kafasını salladı.

"Evet, o yüzden."

Hyunjin ise o kadar da umursamamışsa benziyordu. Arkamızda bir şeye bakıyor olmalıydı ki bir süre gözünü çekemedi. Biz ise o kadar da takmamıştık neye baktığını.

Bize bir veda bile etmeden aramızdan geçerek yanımızdan uzaklaştı. Onun bedenini izledikten sonra bakışlarımız birbirimize döndü.

Dilini dudaklarını gezdirirken elini belime yerleştirdi ve boş bardağı yanımızdaki masaya bıraktı. Gözleri biraz yorgun düşmüş gibiydi. Aslında aklıma bir neden geliyordu ama... emin de olamıyordum.

Masaya doğru kendimi yasladım ve üzerime eğilen bedeni izledim. Ellerimi önümde birleştirmiştim.

"Sarhoş olmuş olabilir misiniz?"

Dudağını büzdü.

"Bilmem, belki de."

Üzerime biraz daha eğildi. Dudaklarımı birbirine sürtmüştü ufaktan. Gözlerim de bununla beraber kısılmış, kapanır gibi olmuştu. Ama hayır, kendimi bu kadar çabuk bırakamazdım.

O sırada masada gözlerime takılan içki şişeyi ve kadehler ile gözlerimde fikir ışıkları parıldamıştı. Tekrardan karşımdaki bedene döndüm.

"Bir oyun oynamak ister misiniz Bay Kim?"

Kaşlarını kaldırırken ağzından 'hm?' mırıltısı çıkmıştı. Bu nedensizce hâlâ az az acımaya devam eden şişliğimi harekete geçirmişti. Bu adamın her hareketi beni etkiliyor gibiydi.

"Nasıl bir oyun?"

Alt dudağımı yaladım ve gözlerim sarhoş dudaklara kayarken tekrardan yorgun gözlere odaklandı.

Şu an da her şeyden önce halledilmesi gereken bir sorun vardı.

"Arsız bir oyun."

Altımdaki şişliğim.

.

.

.

Gguk karakteri fazla gururlu oldu (süpheli) biraz gurursuzlastıralım

Bölüm sonu

1 yorum