"Kim o?"
"Ananın amııı!"
Kapıyı açtı Jimin. Beni görünce az bir şey şaşırmış gibiydi. Sonuçta neredeyse 1 haftadır gelmemiştim yanlarına. Benim kendi evim vardı artık sonuçta haha.
"Aaa anamın amı! Hoşgeldin!"
Güldüm ve sarıldım. Ayrıldıktan sonra elimdeki poşetleri almış, mutfağa taşımıştı. Ben ise salona geçmiş, koltuğa yayılmıştım. O sırada içeriye elinden doldurma ile Hoseok girmişti. Gözleri şiş gibiydi.
"Lan piç. Neyin var?"
"Yok bir şey."
"Var bir şey. Kendine magnum almışsın."
Jimin de girmişti salona ve yayıldığım koltuğun diğer ucuna geçerek ayaklarımı kaldırmış, yerine yerleştikten sonra da kendi bacaklarının üzerine koymuştu.
"Magnum alması ile bir sorun olması arasındaki bağlantıyı algılamaya çalışıyorum."
Gözlerimi yumarak, gururla gülümsedim.
"Siz tabii bilmezsiniz. Ben Hobiş'in en yakın arkadaşı olduğum için onun her şeyini bilirim. O normalde fakir ruhlu olduğu için her zaman Şok'tan Mis'in 3 liralik 'Kids' dondurmasından alır."
Kaşlarını kaldırdı.
"Ee?"
Göz devirdim.
"Ama bu kez magnum almış enayi gibi. Bu ne demek?"
Hoseok cevap vermişti soruma. Fakat normal bir yanıtın aksine soruyla cevap vermişti.
"Ne demek?"
O da bilmiyordu, salak.
"Ne demek olucak canım... Depresyondasın yani. Dökül şimdi bakalım. Yine ne haltlar yedin?"
Tekrardan dondurmasına dönerken bakışlarını sadece oraya çevirdi. Suratı cidden solgundu. Her ne kadar ciddi olmamaya çalışsam da, onun ne durumda olduğu az çok görebilmiştim. Ciddi anlamda, ne olduğunu merak ediyordum.
"Yok bir şey diyorum ya."
"Sikicem 'yok bir şeyini!' cevap versene!"
Koluna vuran elimi çekerken o dudak büzmüştü.
"Dokanma. Zatena moralima bozuka."
Jimin da bana katıldı.
"Biz de onu soruyoz ya yarrü. Niye bozuk?"
Nefes verdi. Bir kaç saniye konuşmamış, bizim zorlamalarımız sonucunda açılmıştı.
"Geçen gün Jongin'in konusu açılınca... Biraz şey ettim."
"Ney ettin?"
"Şey işte."
"Ney amk?"
"ÖZLEDİM TAMAM MI?"
İkimiz de gülme krizine girmiştik. Bu aptal zaten kendisi ayrılmasaydı çocuktan tamam diyecektim. Hoseok gruptan ayrıldıktan sonra bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk zaten.
Jongin ile olan ilişkilerini yani.
Tam tekrardan konuşacağım sırada içeriye giren ikili ile bakışlarım kapıya yöneldi. Seokjin hyungun yanındaki beden biraz tanıdık gelse de tam olarak çıkartamamış olmalıyım ki, kaşlarım istemsizce çatılmıştı.
Seokjim bana doğru yaklaştı ve sarılarak selamlaştık.
"Hoşgeldin yelloz. Tanıştırayım, Namjoon."
Anaa Jin hyungun koca adayı olan...
Elimi uzattım.
"Memnun oldum."
Hoş bir karşılık alırken herkes koltuklara yerleşmiş durumdaydı. Ben diğerlerinin aksine evde bir misafir olmasını umursamadan koltukta yayılmaya devam ettim. Burada asıl misafir bendim nihayetinde.
"Gguk? Parmağında..."
Parmağıma kısa bir bakış attım. Dudaklarımı büzdüm ve kafamı salladım.
"Saf altın."
"Lan onu mu soruyoruz? Yüzük takmışsınız."
Oturur pozisyona geçtim.
"Oha şaka yapıyosun hyung! Evleneceğiz, şu an buna mı takıyorsun gerçekten?"
Ortamda sinir bozucu bir sessizlik olmuştu. Bunun üzerine asıl burada olma nedenimi hatırlatıp heyecanla ayaklandım ve ellerimi birbirine vurdum.
"Eveeeeeet."
"Ne istiyorsun?"
Ekşimiş suratımla yutkundum. Tekrardan gülümsemeye çalıştım.
"Hazırlanın hadi. Gidiyoruz."
Ellerimi belime koydum. O sırada 4'lü bana anlamsız bakışlar atıyorlardı. Hoseok sonunda dondurmasını bitirmiş, Jimin'in elindeki cips tabağını çekiştiriyordu. Zorla aldıktan sonra sordu.
"Nereye?"
Gülümsedim.
"Partiye."
Namjoon hyung, Seokjin hyungun omzuna koyduğu başını kaldırdı.
"Parti mi?"
Kafamı salladım. Jimin ise kaşlarını çatmış, suratını ekşitirken konuşmuştu.
"Hangi partiye?"
Sahtece gülümsedim. Kendimi kesecektim artık.
"Ak partiye." Dediğimle sesli bir kahkaha patlatırken, kimse gülmemiş; bende yerime silip boğazımı temizlemiştir.
Göz devirdi Hoseok. "Gelmem."
Sinirle nefes verdim.
"SALAK MISIN YA?! Parti diyorum parti! Eğlenilen varya?!"
"Heeeeee."
Gülümsedi Hoseok. Fakat hemen ardından yine somurttu. "Hâlâ gelmek istemiyorum."
Saçlarımı rahatsızlar geriye attım.
"Arkadaşlar. Gelmek istiyor musunuz diye sormadım zaten. Gidiyoruz diyorum."
Homurdana homurdana ayaklanırlarken Hoseok, kolunu çekiştiren Jimin ile gitmişti. Seokjin hyung ise kulağıma yanaşmış "Parti nerde?" diye sormuştu.
Gururla gülümsedim.
"Bizim evde. Nişanlım bekarlığa veda partisi düzenledi, okay?"
Gülümsedi ve Namjoon hyungu çekiştirip gözden kayboldu. O sırada ben mükemmel yalnızlığıma dönmüş, tekrardan koltuğa yayılmıştım. Biraz olsun kestirmek adına ortamın tadını çıkartırken telefonumdan duyulan belki de 10. arama ile sinirle kalktım ve telefonumu açtım.
"Ne var be?!"
"Aşk var, tutku var, Kim Taehyung var. Başka isteğiniz...?"
Duyduğum ses ile telefon ekranıma baktım.
'Azgın Piç'
Sinirli sesim bir anda yumuşamıştı.
"Dinliyorum Bay Kim."
"Arkadaşların gelecekler mi?"
"Evet, şu an hazırlanıyorlar."
"Tamam o hâlde, hızlı ol."
"Niye? Beni mi özlediniz?" dedim imayla kıkırdarken.
"Hayır."
Kıkırdadam anında donarken, göz devirdim. O ise sözüne devam etti.
"Sadece sana bir hediyem var."
Gözlerim parlarken, suratıma aptal bir gülümseme yerleşmişti. Tam heyecanla soracağım sırada aklımda Kim Taehyung'dan aldığım son hediye canlanmıştı.
"Yine seks oyuncağı değildir umarım."
Güldü.
"Değil, buraya gelince anlarsın ne olduğunu."
.
.
.
Niye burda bitti anlamadım Zonpfbwnpwdpbwpp uzun oldu gibi geldi💀

