İyi okumalar 🦋
________
Hayat göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor derler ya. En büyük yalan buydu işte. Doğrusu güzel anılar göz açıp kapayıncaya kadar biterken kötü anılar gözünüzü kapatmaya dahi izin vermez olmalıydı.
Seungmin durmadan dalgalanan denizi izliyor yanında oturan Chan'a taraf dönmüyordu asla. Dalıp gitmişti. Bugün niye böyleydi bilmiyordu.
Çok güzel bir restorana gitmelerine rağmen hiçbir şey yiyememişti. Durmadan midesi bulanıyor, elleri titriyordu.
Chan ise omega'nın bugünkü haline fazlasıyla takılmıştı. Onu hiç böyle görmemişti. Vücudu tükenmiş durumdaydı. Rengi de giderek soluyordu sanki.
S: "Deniz her dalgalandıkça senden de bir şeyler alıp götürüyor mu?"
Omega dolu gözleri ile Chan'a taraf dönmüş, alfanın koyu gözlerinde bir kez daha kaybolmuştu, belki de son kez...
C: "Sen yanımda olduğun sürece her şeyim yanımdadır ve kimse bir şey alamaz"
Seungmin buruk bir şekilde gülümsemiş ve tekrar ay ışığının altında delice dalgalanan denize bakmıştı.
S: "Kendin, kendinden her şeyi alıyorsun zaten. Başkasına gerek yok"
Alfa elini uzatmış ve kumun üzerinde dıran zarif eli sıkıca tutmuştu. Omega ise bakışlarını denizden çekmiş ve tane tane karanlıkta parlayan kuma dikmişti.
Chan her seferinde ona dokunduğunda, yaklaştığında içinde kıpır kıpır olan hissler yoktu. İçinde bir şeyler çoktan ölmüştü.
Omega gözünden düşen bir damla yaşı silecek güç bile bulamıyordu vücudunda. Alfaya taraf döndü ve elini tutan eli sıkıca tuttu.
C: "Yarın senin doktorun ben olacağım. Güzel bir muayene edelim gözüme hiç iyi gözükmüyorsun"
Seungmin ilk defa uslu bebekmiş gibi başını onaylar anlamda sallamıştı. Bir yarınının olmasını çok istiyordu.
Omega oturduğu yerde kıpırdanmış ve biraz daha yaklaşmıştı alfaya. Başını hafifçe yaklaştırmış ve alfanın dudaklarına uzanmaya çalışmıştı.
Chan ise yıllardır yakınlaşmak istediği Seungmin'den böyle bir adım aldığı için tamamen donup kalmıştı.
Yıllardır Seungmin için çırpınıyordu. Ruh eşini aramak veya bulmak istemiyordu. O sadece Seungminle olmak onunla yaşlanmak istiyordu.
Ama tek bir şeyden haberi yoktu. İçten içe her seferinde ruh eşini reddettiğinde, Seungmin'e zarar veriyor, onu reddediyordu...
Tam yıllardır buluşmak için çırpınan dudaklar buluşacakken Chan'ın telefonu titreyerek çalmaya başladı. Arayan kişi Jisung olunca alfa telaşlı bir şekilde telefonu açmıştı.
C: "İyi misin Ji? Sancın mı var?"
J: "Kimseye ulaşamıyorum. Haberlerde ödlüğümü öğreniyorum ve Minho telefonlarıma dönmüyor. Changbin, Hyujin, Felix kimseye ulaşamıyorum Chan sana da ulaşamayacağım diye çok korktum"
Jisung nefes nefese ağlayarak konuştuğunda Chan derin bir nefes almıştı. Belki hamile olduğu için abartıyordu ama Minho nerede olursa olsun Jisung'a cevap verirdi. O yüzden endişelenmişti.
C: "Tamam sen sakin ol ben Hyunjin'e ulaşmaya çalışacağım"
J: "Karakola gidiyorum"
Sigma telefonu kapattığında Chan bir şey söyleyememişti. Ona endişeli gözlerle bakan Seungmin, kendi derdini unutmuştu bile.
...
Jisung telefonu kapatır kapatmaz üst kata çıkmış, battaniyelerin olduğu küçük dolabı açarak ortadaki battaniyenin altında duran silahi ve montunu alıp evden çıkmıştı.
Minho Jisung'un tüm silahlarını almış olabilirdi ama hep unutuyordu ki o bir polisti...
Garaja inip aylardır kullanmadığı arabasına oturmuş ve derin bir nefes alarak karnını okşamıştı.
J: "Lütfen sen babaların kadar yaramaz olma bebeğim"
Sigma ne kadar endişeli ve korkuyor olsa da elinden geldiğince arabayı dikkatli kullanmış ve sanki saatler süren yol sonunda bitmişti.
Arabadan iner inmez yüzüne çarpan soğuk rüzgar mıydı onu titreten yoksa gelecek olan belanın haberi miydi...
Zaman kaybetmeden karakola girdiğinde üzerinde olan gözler büyümüş karnı yüzünden diye yorumlamıştı ama ona bakan, uzun süredir görüşmediği iş arkadaşlarının rengi beyazlayınca aslında ölmüş olduğunu hatırlamıştı.
Herkes bir santim bile kıpırdamadan Jisung'un yüzüne bakıyordu. Aylardır görmedikleri komiserleri, birkaç saat önce ölmüş olmasına rağmen karnı burnunda karşılarında duruyordu.
Sigma istifini bozmadan kontrol masasına ilerlemişti.
J: "Bilgisayar odasının anahtarlarını ver"
"K-komiserim siz?"
Jisung vücudunu saran telaş yüzünden hiç sabırlı davranamıyordu artık. Elini sert bir şekilde masaya çarptığında hala donup kalan herkes sonunda kendilerine gelmişlerdi.
J: "Bilgisayar odasının anahtarları!"
Birkaç saniye sonra avucuna bırakılan anahtarı sıkıca kavramış ve -1 kata inmek için merdivenlere doğru yönelmişti.
Odaya girdiğinde ise ne yapması gerektiğini biliyordu. Bu iş onun profesyonelliğindeydi.
Hyunjin'in evinin etrafında kamera yoktu ama onun evine çıkan tüm sokakları inceleyecek, çok iyi bildiği arabayı bulduğunda ana yol kameralarından izleyecekti.
Üstelik Minho'nun saat kaçta evden çıktığını bildiği için bu belki de hayatında yapacağı en kolay iş olacaktı.
Ki öyle de olmuştu, yarım saatin sonunda eşinin arabasının nereye gittiğini bulmuştu. Orman yoluna saptığında kamerlarla izleyememişti ama onu defalarca bastığı için hangi depoya gittiğini çok iyi biliyordu.
Son izlediği kayıtları sildikten sonra karanlık odadan çıkmış ve kimseye bir şey demeden hızlıca ayrılmıştı karakoldan.
Telefonuna baktığında Chan'ın aradığını görmüş ve içinden onlardan bir haber gelmesi için dua etmişti.
Chan defalarca aramıştı ama bilgisayar odasında telefon çekmediği için diğer aramalar cevapsız kalmıştı. Bu yüzden sigma, alfayı daha fazla endişelendirmemek için arabaya oturur oturmaz telefonu açtı.
J: "Lütfen bir haber var de"
C: "Ulaşamadım kimseye"
Jisung dolan gözlerini kırpıştırmıştı. Ağlamak istemiyordu. Şimdi ağlarsa vücudunun yorulacağımı biliyordu ve daha önünde uzun bir gece vardı.
J: "Attığım konuma gel"
...
Felix gözlerini açtığında kulaklarında atan kalbini umursamadan etrafına bakmıştı. Büyük bir yerde olmasına rağmen o kadar dar geliyordu ki etrafında bulunan koliler yüzünden.
Kocaman bir depoydu ama aylarca birikmiş uyuşturucu depolandığı için sadece kapı kısmından orta kısıma kadar dar bir yürüme alanı kalmıştı.
Ve... uyuşturucuların birbirine karışmış kokusu başını döndürüyordu. Çok iğrenç bir kokuydu.
Yüzünü buruşturduğunda en son başına ne geldiğini hatırlar hatırlamaz kalbi tekrar atmaya başlamıştı.
Neredeydi? Neler olmuştu? Hyunjin neredeydi?
Sandalyede olduğunu hatırlayınca etrafına tekrar bakmıştı. Elleri, bacakları, ağzı veya gözleri... hiçbir yeri bağlı değildi.
Sakin bir şekilde sandalyeden kalkmış ve biraz uzağında olan büyük, iki tırın rahatlıkla geçebileceği demir kapıya bakmıştı.
Belki buradan çıkarsa kaçabilirdi. Ama nerede olduğunu dahi bilmeden kaçması ne kadar mümkündü ki?
Hem onu buraya getirenler kaçması için mi onu bağlamamışlardı. Ya istemeden onlara istediklerini verirse.
Belki de zaten kapı kilitkiydi istese de çıkamazdı. Ya da etrafındaki kolilerin içinde saklanabilir miydi ki?
Ama uzaktan bile onu bu denli rahatsız eden koku yakındayken onu bayıltırdı. Tekrar bayılmamalıydı. Eğer kurtulmak istiyorsa ayık kalmalıydı.
Elini cebine attığında telefonunun orada olduğunu anlamış ve şokla gözlerini açmıştı. Belki de kaçırılmamıştı Hyunjin onunla dalga geçiyordu.
Demir kapı, kulakları çınlatacak derecede sesli bir şekilde yavaş yavaş açıldığında içeri giren adama kaymıştı Vita'nın gözleri.
Depo yeterince aydın olmadığı için yüzünü göremiyordu ama sanki onu tanıyor gibiydi.
Ne kadar korksa da duruşunu bozmamış ve parmakları arasında duran telefonununu sıkıca turmuştu. Buradan tek çıkış bileti oydu ve onu da kaybetmemeliydi.
Giderek yaklaşan adamın yüzüne deponun ortasında duran ampulün ışığı vuruyordu ve yüz hatları anlaşılır duruma geliyordu.
Adam neredeyse dibinde durduğunda Felix titreyen dudaklarını birbirine bastırmış ve bir adım geriye doğru çekilmişti.
Parmakları arasında tuttuğu telefon elinin titremesiyle yere düşmüş ve tok bir ses çıkarmıştı.
F: "Baba?"
_____________
Ayyyhhh çok heyecanlıııı
Finale hazır mısınız????
Angst değil rahat olun 😌
İnsta: @\keenblues
Bol yorum, oy ve okunma şey edin diğer bölümleri de hızlı hızlı atayım






