İyi okumalar 🦋
_______
Seungmin sandalyeye otururken bir taraftan da kafasında durmadan dönen sahneleri tekrarlıyordu. Bugün hastaneye gelen çift çocukları olacağını öğrenmişti. Anne ve baba birbirine sarılırken Seungmin de gözyaşlarını saklayamamıştı.
Ruh eşi olan çift yıllar sonra istedikleri bebeklerine kavuşmuşlardı. Ne olursa olsun bu yolda çok zorluk çekseler de ruh eşi bağları ikisini hep bir arada tutmuştu... ne kadar da güçlü bir bağ..
C: "Yine daldın gittin"
Seungmin Chan'ın kalın sesini duyar duymaz başını kaldırmış ve ona parlak gözlerle bakan alfanın gözlerine bakmıştı. Baskın bir alfa.. aslında çoktan her şeyi anlaması gerekirdi.
S: "Düşünmem gereken onlarca hastam var Chan"
Alfa derin bir nefes almış ve karşısında bitkince oturan omegayı incelemişti. Tamam Seungmin hep gülümseyen birisi değildi belki ama günler geçtikçe daha da soluyordu kaşısındaki beden.
S: "Hem bizim burada ne işimiz var"
Seungmin gözlerini Chan'ın gözlerinden çekmiş ve etrafta gezdirmişti. Çok güzel bir restorandı. Ferah ve rahatlatıcı havası vardı. Ya da Chan yanında olduğu için öyle hissediyordu...
C: "Seninle zaman geçirmek istiyorum"
Omega o kadar duygusaldı ki ağlamaya neden arıyordu ve karşısında sarılamayacağını bildiği birinin durması onu sinir ediyor daha fazla duygulandırıyordu.
Chan ise son zamanlarda daha fazla zaman geçirmek istiyordu. Sanki Seungmin'i içten içe öldüren bir hastalık vardı ve alfa göz göre göre omegayı kaybediyordu. Seungmin'in asla kimseye içini açmaması durumları daha da zorlaştırıyordu.
C: "Neyi düşünüyorsun bu kadar?"
Seungmin sandalyesinde kıpırdanadak oturuşunu dikleştirmiş ve tekrar Chan'ın gözlerine bakmıştı.
S: "Bugün ruh eşi olan bir çift bebekleri olacağını öğrendi. Yıllar sonra. Bu haberi vermek güzeldi"
Omega istemsizce gülümserken alfa da kendini tutamamış omeganın masum gülücüğüne karşıt o da içten bir şekilde gülümsemişti.
C: "Ne kadar güzel işte mutlu olman gerekmez mi?"
Seungmin'in yüzündeki gülümseme yavaş yavaş solarken Chan da gülümsemesini bitirmişti.
S: "Ruh eşini bulmak güzel"
Restoranda çalan şarkılar sakin ve kısık tondaydı ama Seungmin o kadar sessiz ve mırıldanarak konuşmuştu ki anlaşılması neredeyse imkansızdı.
Chan derin bir nefes alarak menüyü eline almış ve arkasına yaslanarak sayfaları çevirmeye başlamıştı.
C: "Biliyorsun ruh eşimi bulmak istemiyorum. Ben böyle mutluyum. Birine bağlı kalmak beni rahatsız hissettiriyor"
Seungmin de dolu gözlerini saklamak için önünde duran menüyü eline almış ve başını sayfalara gömerek düşmek isteyen gözyaşlarını geri göndermişti.
C: "Şu sıralar solgun gözüküyorsun. Bir kontrol yap"
S: "Keşke her şeyi bu kadar çabuk anlasan"
Bu sefer omeganın söyledikleri duyulmamıştı. Gerçi sesli mi söylemişti yoksa içinden haykırarak mı orasına kendisi de emin değildi.
...
F: "Hyunjin mavi mi daha güzel yoksa yeşil mi?"
Telefonla ilgilenen delta bakışlarını bir saniyeliğine vitaya çevirmiş ve sonra telefonuna geri dönmüştü.
H: "Yeşil olan bebeğim"
F: "Mavi olanı alacağım"
Felix sert bir cevap verdiğinde Hyunjin onu umursamamış hatta duymamıştı bile. Son birkaç haftadır delta sadece telefonuyla uğraşıyor bazen geceleri bile eve gelmiyordu.
Bu durum fazlasıyla Felix'in canını sıkıyordu. Hyunjin'e bu kadar alışmışken içinden acaba bende sıkıldı mı diye düşünmeden edemiyordu.
Vita hevesle Jisung'un oğlu için seçtiği patikleri yerine bırakmış ve diğer kıyafetlere bakmaya devam etmişti.
Son birkaç ay içinde Felix zamanının çoğunu Jeongin ve Jisung'la geçirmişti. Jisung'un küçük bebeğinin her attığı tekmede yanında olmuşlardı.
Minho ve Hyunjin'i gece karpuz almaya gönderirken de birlikte beklemiş sabaha kadar nefes almadan 3 tane karpuzu birlikte yemişlerdi.
Hayat giderek onları aile haline getiriyordu ve Felix doğduğundan beri yaşadığı bu boşluğun dolduğunu fazlasıyla hissediyordu.
Emindi Hyunjin'in hala onu sevdiğini, ömrünün sonuna kadar seveceğine sadece deltasının başka şeylerle meşgul olması onu mutlu etmiyordu.
Felix mağazanın içinde düşüncelere dalarak baya yürümüştü ama sonunda istediği tarzda bir şey bulduğu için mutluydu.
Mavi, üzerinde küçük kedi işlemeleri olan tulum ve ayağının altı da kedi patisi şeklindeydi. Çok tatlıydı ve Jisung'un da beğeneceğine emindi.
Hatta Minho hyung bile beğenecekti. Ne kadar ciddi takılsa da kenarda köşede Jisung'un karnını mıncırdığını, oğlum diye sevdiğini biliyordu Felix.
Gerçi herkes biliyordu çünkü Jisung, Minho'nun bu hallerini gördüğü, havada karada denizde bulduğu herkese anlatıyordu.
F: "Hyunjin bak çok ta-"
Felix elinde tuttuğu tulumla arkasını dönüyordu Hyunjin'e göstermek için ama ağzına kapanan eli onu dünyadan koparmıştı. Bir saniyelik açık kalan gözleri boğazına dolan ağır kokuyla kapanmıştı.
...
J: "Minho"
Jisung, başını eşinin dizlerinden kaldırmış var artık burnuna kadar gelen karnını okşayarak koltukta oturmaya çalışmıştı.
M: "Efendim sincabım"
Minho bir eliyle Jisung'un belini okşarken diğer eliyle de sırtına masaj yapıyordu. Artık küçük yaramaz oğlunun nerelere ağırlık yaptığını biliyordu.
J: "Dondurma istiyorum"
Sigma, elini karnının üstüne yerleştirerek başını deltasının omzuna yaslamıştı. Serin serin dondurma olsa da kaşık kaşık yese diye düşünmeden duramıyordu.
M: "Getireyim hemen"
Minho, saniyesinde ayağa kalkarken Jisung eşinin elini tutmuş ve onu durdurmuştu.
J: "Hayır evde sadece limonlu, vanilyalı, çikolatalı, karpuzlu, çilekli, karadutlu dondurma var"
Jisung yüzünü buruşturarak dondurma çeşitlerini sayarken Minho da sakince onu dinliyordu. Evde hepsinden vardı işte sorun neydi ki?
J: "Ben naneli dondurma istiyorum. Ultra fazla serinletici olanından. Bir de kavunlu istiyorum. Bir de kavun deyince canım şeftali de çekti. Minho sanırım ben dünyayı yemek istiyorum"
Sigma dolu gözlerini saklamak için başını, ayakta duran deltasının karnına yaslamıştı. Minho ise olaylara yetişmeye çalışıyordu.
Bu tür yaşam onun için zaten yeniydi ve yeni yeni tatmaya başladığı babalık hissi hayatını ve kişiliğini fazlasıyla değiştirmişti.
Kesinlikle bundan şikayet etmiyordu ama bazen kendisini baba olamayacak kadar yetersiz görüyordu. Şu babalık denilen şeyi yeterince düzgün yapamayacağından korkuyordu.
Ama Jisıng sayesinde ve küçük yaramaz, şimdiden yerinde duramayan oğlu sayesinde her şeyi öğreneceğine ve daha da iyi bir hayata sahip olacağına emindi.
Tüm zorluklar ve bu saçma hayat bitmek üzereydi...
M: "Sen iste ben sana dünyaları veririm güzelim. Hemen alıp geleyim isteklerini"
Minho Jisung'un başını okşarken, telefonuna gelen mesajı görmüş ve telefonunu sakince cebine koyarak ona sarılan sigmasından uzaklaşmıştı.
M: "Hemen gidip geleceğim. Kapıyı kilitle ışıkları kapat. Kimseye kapıyı açma"
Sigma kaşlarını çatarak deltasına bakmıştı. Aylar sonra onu ilk defa bu kadar telaşlı görüyordu ve bu hali normal değildi.
J: "Bir şey mi oldu?"
Minho derin bir nefes almış ve yüzüne sahte olduğu belli olmayan bir gülümseme yerleştirmişti.
M: "Güneş batmak üzere. Hyunjin ve Felix de burada değil. Ondan dedim bebeğim"
Jisung başını onaylar anlamda sallarken Minho çoktan kendini dışarı atmıştı bile.
Sigmanın içinde kötü bir hiss vardı ama bunu düşünmek ve kendisini yıpratmak istemiyordu. Her şeyin güzel olacağına inanıyordu.
Daha fazla kötü şeyler düşünmemek için televizyonu açmış ve yaylanarak koltuğa uzanmıştı. Tüm kanalları gezip çizgi film olan bir kanalı bulmaya çalışıyordu.
Kumanda çalışmayı bıraktığında Jisung oflayarak kumandaya vurmaya başlamıştı çalışsın diye. Neredeyse her gün pil yeniliyorlardı ama bu kumanda her seferinde aynı saatte bozulmayı beceriyordu.
Son dakika haberi ile yayını bölüyoruz
"Şehir merkezinde olan ağır patlama sonucu 3 kişi hayatını kaybetti. Vefat edenlerin içinde Seoul emniyet müdürlüğü komiseri Han Jisung da var. Tüm Kore'nin başı sağolsun. Patlama nedeni hala araştırılıyor"
____________
2, bilemedin 3 bölüme final 🙂
İnsta: @\keenblues








