İyi okumalar 🦋
________
~Lix'in ağzından~
Ayaklarımın bile beni götürmek istemediği yere varmak üzereydim. Ama içimde gereksiz bir neşe vardı. Belki de birazdan babam tarafından bayılana kadar dövülecektim ama biri bana "melek" diye hitap etmişti.
Az önce çaresizliğimi tek başıma yaşamamış onun göğsüne yaslanarak ağlamıştım. İlk defa biri şefkatle yüzümü okşamıştı....
Saf bir gülümsemeyle elimi cebime atmıştım anahtarı çıkarmak için. Pantolonumun ceplerini teker teker kontrol ettim ama evin anahtarı yoktu.
Ceketimin cebinde kalmıştı... ceketim de o adamla birlikte ambulanstaydı. Ah gerçekten... nasıl bu kadar şanssız olabildim ben?
Kapıyı çalmaktan başka çarem yoktu. Kana bulanmış elimi kaldırdım ve kapıyı birkaç kez tıklattım. Kalp atışlarım yerinden çıkmak üzereydi.
Kapı açılır açılmaz yüzüme alkol kokusu çarpmıştı. Yüzümü buruşturduğum an tüm vücudumu sarsacak sertlikte tokat yemiştim yüzüme.
Soğuk yüzünden uyuşmuş yanağım sert tokattan sonra daha çok acımıştı. Elimle yanağımı tuttuğumda babamın yüzüne bile bakmadan eve geçmiştim. Belki bir şey demeden sakince odama geçebilirdim...
Odama doğru adımladığım sırada yakamdan tutmuş ve beni koltuğa doğru fırlatmıştı.
"Bu saate kadar nerelerdesin?"
İğrenç sesiyle konuşurken diğer taraftan da belindeki kemeri çekiştirerek çıkarmaya başlamıştı. Ağlamıyordum... çocukluğumdan beri yaşadığım şeylerdi... artık ağlamakla geçmediğini biliyordum.
Sadece bekliyordum, ya o yorulup duruyordu, ya da ben acıdan bayılıyordum. Sadece bu şekilde duruyordu. Kısaca seller sular gibi ağlasam da bu kabus bitmiyordu.
"Paranı alır almaz sürtüklük yapmaya mı başladın?"
O kadar çok bağırıyordu ki tükürükleri yüzüme saçılıyordu. Artık çekiştirmeler sonucu kemerini çıkarmış ve ikiye katlayarak sağ eline almıştı.
Ben ise yavaş hareketlerle elimi cebime atmıştım haftalık maaşımı çıkarmak için.. tekrar tüm ceplerimi kontrol ettim, her defasında elim boş kaldığında dah çok titredi vücudum.
Tekrardan ceketimin cebinde olduğu gerçeği çarptı yüzüme. Ellerimi ceplerimden çıkardım.
"B-ben ceketimi kaybettim, o-onun cebindeydi param. Bir adam var-"
Konuşmam bitmeden göğsüme kemerle ağır bir darbe indirmişti. Kemerin sesi odada yankılandı, hemen ardından da benim acılar içinde inlemem..
"Sürtük, kimin altına girdin, tüm paraları nerede yedin bu saate kadar"
Bir darbe de bacaklarıma aldığımda koltuktan inmiş ve dizlerimin üstünde durmaya başlamıştım acı yüzünden.
"Y-yemin ederim kimseyle yatma-"
Sırtıma yediğim üçüncü kemer darbesiyle yüz üstü yere yığılmıştım. Artık acıyla inleyecek güç kırıntıları bile bulamıyordum.
"Kes!"
Diye kürkediğinde derin bir nefes aldım. Başımı titreyen vücuduma inat kaldırdım ve nefret dolu gözlerine diktim gözlerimi.
"Yattım, yedim tüm parayı. Zevk çığlıkları atmaktan yoruldum resmen. Çok mükemmeldi. Senin alkole harcayacağın parayla başkasının altına girdim"
Yapmadığım şeyleri gözlerine bakarak, sırıtarak yapmışım gibi anlattım. Madem para yoktu, madem aklında kurduğu şeylere inanıyordu, ben de onu kızdıracaktım. Ben acı çekerken o da sinirden delirsin istedim.
Vücudumun her yerinde hissettiğim kemer darbeleriyle artık tüm vücudum karıncalanmaya başlamıştı. Acıyordu çok acıyordu. Ne yapmıştım? Bu hayatı hak edecek ne yapmıştım ki ben?
Başıma yediğim tekme darbesiyle gözlerim karalmıştı.
"Melek gibisin"
"Gerçek ve gizli aşkın sembolü..Gardenya"
En son duyduğum şeyler ise kulağımda çınlayan bu cümlelerdi. Sonrası hep karanlık..
...
~Yazar'dan~
"Efendim, bulunduğunuz civarda hiçbir kamera yoktu maalesef kameralardan da bulamadık aradığınız kişiyi"
Delta, derin bir nefes alarak gözlerini kapatmıştı sakin kalmak için. Elini uzatmış ve ağzını kaplayan oksijen maskesini indirmişti rahat konuşabilmek için.
"Ne yapın, ne edin bulun o çocuğu bana"
Hyunjin, karnında ve göğsünde duran dikişlere inat gürleyerek konuşmuştu. Melek gibi çocuğun kokusu hala burnundaydı.
Onun sayesinde kurtulmuştu. Bir dakika daha geç kalırsa ölecekti. Gardenya kokulu çocuk sayesinde kurtulmuştu. Bulmak istiyordu. Parmaklarıyla dokunduğu yumuşak yanakların sahibini bulmak istiyordu.
Ama maalesef en yakın arkadaşı tarafından ihanete uğrayıp kurşuna dizilerek atıldığı yer Seoul'un en kenar köşe yeriydi ve kameralar bile yoktu.
Ambulansı arayan numaradan bulmaya çalıştıklarında ise aramanın kaydedilmediği söylenilmişti. Hyunjin her geçen gün daha da sinirleniyordu.
Ama bulacaktı, ne kadar zaman geçerse geçsin bulacaktı.
Nefesinin ağırlaştığını farkeden delta elinde tuttuğu oksijen maskesini tekrar ağzına takmıştı. Tam o sırada kapı çalınmış ve bir hemşire elinde poşetle içeri girmişti.
"Bunlar hastanın üstünden çıkan eşyalar"
Diye bir poşet uzattığında korumlardan biri almıştı poşeti hemen. Hyunjin ise aklına onu kurtaran meleğin ceketinin de o poşette olduğu gelmişti.
Elini uzattığında koruma ne yapması gerektiğini anlamış ve poşeti Hyunjin'e uzatmıştı. Delta içinde bulduğu ceketle ağzındaki oksijen maskesi izin verdiği kadar kıvırmıştı dudaklarını.
Aradığı ceketi aldıktan sonra poşeti yere fırlatmış ve tekrar maskesini çıkarmıştı. Siyah ama çok fazla kan yüzünden neredeyse kırmızı olan ceketi burnuna yaklaştırmış, özlem duyduğu kokuyu aldığında ise tüm uzuvları gevşemişti.
Elini bir şeyler bulmak umuduyla ceketin ceplerine attığında bir cebinden küçük bir miktarda para, diğer cebinden ise anahtar bulmuştu. Hyunjin için önemsiz olan bu eşyalar için, küçük beden babası tarafından dövülmüştü...
Belki kimlik, ya da ad soyad yazan bir şeyler bulmayı umut etmişti delta ama maalesef bulamamıştı. Bıkkın bir nefes verdikten sonra tekra ceketi burnuna doğru götürmüş ve derin nefes alarak sanki tüm kokuyu ciğerlerine çekmek istercesine nefes almıştı.
Şimdi ondan geriye unutulmaz koku ve küçük bir ceket kalmıştı. Ve delta'nın parmak ıçlarından asla gitmeyen yumuşak yanakların verdiği hiss...
...
Felix, tüm vücudunu saran acıyla uyanmış ve yine o acıyla üniversiteye gitmişti. İlk ders zar zor da olsa bitmişti ve şu an dinlenmek için kantinde sıcak kahve içiyordu.
Başını kaldırmadan, kimseye bakmadan en kenarda duran masada oturmuş kahvesini içiyordu.
Çünkü eğer başını kaldırır ve birisiyle göz göze gelirse tekrar dövülmek istemiyordu.
Eğer parası olsaydı zayıf ırklar için olan özel üniversitelere gidebilirdi ama şimdi neredeyse her öğrencisi beta-alfa-delta olan üniveritedeydi ve her saniyesi diken üstünde geçiyordu.
Sıcak kahvesinden büyük bir yudum alarak vücudunu rahatlatmak istemişti vita. Ama çenesine sarılan eller buna izin vermemişti.
Çenesini kavrayan beta, yüzünü kaldırmasını sağlamıştı.
"Yine kapatmadın mı iğrenç çillerini. Pislik gibi gözüküyor. Ben bu iğrenç görüntüyü görmek zorunda mıyım?"
Diye bağırarak konuşmuştu beta. Felix anında başını geri çekerek kendini betadan uzaklaştırmış ve tekrar başını önüne eğmişti.
"Özür dilerim"
Fısıltıyla konuşmuştu Felix, çillerini kendisi de sevmiyordu ama ne yapabilirdi ki. Karnına yemek almaya anca para buluyordu. Kapatıcıyı nereden ve nasıl alacakti ki?
"Kalk burada ben oturacağım"
Beta elini vita'nın yakasına atmış ve çekiştirerek oturduğu sandalyeden kaldırmıştı Felix'i. Felix ise karşı koymadan ayağa kalkmış ve hızlı adımlarla arkasına bile bakmadan uzaklaşmıştı kantinden.
Babası onu yeterince hırpalamıştı. Bir de üstün ırkların arasında ezilmek istemiyordu. Canı acıyordu.. ruhu yaralıydı. Ölmek istiyordu. Ya da en basitinden yok olmak.
Tekrardan üniversite biter bitmez işe gidecekti, gece yarısına kadar çalışacaktı eve gidecekti babasıyla uğraşacaktı. Her gün aynı olaylar.
Bunları düşündükçe gözleri doldu vita'nın ve koşar adımlarla lavaboya gitti. En azından orada rahatsız edilmeden ağlayabilirdi...
_________
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın 🥹🦋.
Kitaba gösterdiğiniz ilgi için hepinizi öpüyorum 😭💙🤍
Ne konserdi ama 🫠🫠🫠














