Klasik Omegaverse kitabı olacak ama işte mafya evreniyle birleşik. Ortaya karışık şeyler yazmayı severim biliyorsunuz 🙃. Bir de omegaverse hakkında değişiklikler görürseniz bilin ki götümden uydurmuşum. Takılmayın çok 😅.
👉🏻 Kitapta sizi rahatsız edecek bir şey olursa okumayın.
👉🏻 Tanıtım bölümü yok, kitap ilerledikçe tanıyın karakterleri
👉🏻 Kitabın birkaç bölümğnü çok uzun süre önce yazdım. Çok derşn bir kitap olmayacak. Çiftlerin aşkı, deli hayatları, bazen de küçük kaoslar olacak
İyi okumalar 🦋
______
~Lix'in ağzından~
İşim gece yarısı bittiği için yine göz gözü görmez bir karanlıkta tek başıma eve doğru yürüyordum. Açıkçası karanlık olması umrumda değildi. Aksine daha da geç olması için olabildiğince yavaş yürüyordum.
Belki eve vardığımda babam uyumuş olurdu ve onunla uğraşmak zorunda kalmazdım. Ama bu çok zordu. Bügün haftalık maaşımı aldığım gündü ve evde beni beklediğini biliyordum.
Havanın soğuk olmasına rağmen üstümde sadece beyaz bir tişört ve ince siyah bir ceket vardı. Dar pantolonum ise beni ısıtmak için yeterince kalın değildi... kazandığım tüm paramı babam olacak o adama verdiğim için üstüme bir şeyler alacak param bile yoktu.
Soğuk havaya rağmen yolumu uzatmak için hiç girmediğim sokaklara giriyordum. Aklımda ise eve gidince yaşayacağım sahneler dönüyordu.
Neredeyse her birkaç adımda başka sokağa giriyordum. Yine karanlık olan sokaklardan birine girmiştim. En ucuz evlerin olduğu yerde yaşadığımız için sokaklarda sokak lambası bile yoktu.
Sokağın sonuna doğru ilerliyordum ki iki binanın arasında kalan çıkmaz sokaktan kalın bir inleme sesi duymuştum.
Adımlarım durduğu gibi istemsizce bakışlarım karanlık olan çıkmaz sokağa kaymıştı. Dar ama biraz uzun bir sokağa benziyordu. Normalde geçip gitmem gerekiyordu ama vakit harcamak için her şeyi yapmaya hazırdım. Hatta burada ölmem bile benim için bir hediyeydi.
Ses çıkarmamaya özen göstererek yavaş adımlarla sokağa doğru ilerlemiştim. Elimi cebime atıp telefonumu çıkarmış ama flaşı açmaya cesaret edememiştim. Sadece ekranın ışığıyla yetinmeye karar vermiştim.
Teşefonumun ekranını açıp sokağa doğru tuttuğumda azıcık aydınlanmış sokakta ilk çöp kutusunu, sonra da sırtını çöp kutusuna yaslayarak yere çökmüş birini görmüştüm. Tam o anda ekran kapanmıştı.
Gördüklerimden emin olamadığım için hala içimde bulunan cesaret kırıntılarıyla telefon ekranını açmış ve ışığı aynı yere tekrar çevirmiştim.
Bu sefer yerde oturan kişinin kanlar içinde olduğunu gördüğümde çığlıklar içinde kalçamın üstüne düşmüştüm.
"Yardım et"
Diye duyduğum fısıltıyla bir kez daha çığlık atmış ve yerde sürünerek geriye doğru itmiştim kendimi.
Bir süre öylece durduktan sonra adamdan hiçbir ses çıkmadığı için tekrar telefonumun ekranını açmış ve ışığı ona taraf tutmuştum. Yüzü bile kanlar içinde olduğu için görünmüyordu.
Bitkin haldeydi. Hatta belki ölüyordu. Çünkü bu kadar çok kan kaybeden birisi yaşamamalıydı bile.
Ayağa kalkmak için güç bulamadığım için kendimde dizlerimin üstünde kanlar içindeki kişiye doğru adımlamıştım.
"İ-yi misiniz?"
Diye kekeleyerek konuştuğumda kendimi tokatlayasım gelmişti. Aynen adam kanlar içindeydi, konuşamıyordu, nefes alamıyordu ama iyiydi. Gerçekten aptaldım.
Biraz daha yaklaştığımda bileğime ıslak bir el sertçe tutunmuştu. Bu ise tekrar çığlık atmama neden olmuştu. Adamın kanlı eli sıkı bir şekilde bileğimi tutmuştu.
"Y-yardım"
Boğuk sesiyle tekrar yardım istediğinde kendime gelmeye çalıştım. Tıp okuyordum.. karşımda kanlar içinde birisi vardı ve ben çığlık atmaktan başka bir boka yaramıyordum. Evet daha ilk sınıftım ama olsun..
Gerçekten de etrafımdaki kişiler haklıydı. Hiçbir boka yaramaz bir Vitaydım ben. Sadece deltaları tatmin etmek için yaratılmış bir oyuncak...
Bir elim yaralı kişi tarafından tutulduğu için diğer elim boştaydı sadece. Ben de diğer elimle kendimi tokatladıktan sonra kendime gelmeye karar vermiştim.
Diğer elimi de adamdan kurtardıktan sonra telefonu almış ve hemen ambulansı aramıştım. Telefonum çok eski olduğu için kasıyordu ve bu yüzden zaman kaybetmiştim.
"L-lütfen hemen çok acik Seoul sokak .... acil ambulans, çok yaralı çok kaybetti hemen"
Telefon açıldığında tek nefeste konuşmuştum karşı tarafı beklemeden. Cümlemi bitirdikten sonra karşı tarafın konuşmasını beklediğimde hiçbir tepki alamamıştım. Telefonu kulağımdan uzaklaştırdığımda kapanmış olduğu gerçeği yüzüme soğuk rüzgar gibi çarpmıştı.
Çok eskiydi telefonum ve aniden kapanıyordu. Ama şu an kapanmaması gerekiyordu. Beni duydular mı duymadılar mı bilmiyorum ama gözlerimden süzülen yaşları durduramadım. Gözümün önünde birinin ölmesini istemiyordum.
Hem de sırf benim bozuk telefonum yüzünden...
"Telefonunuz yanınızda mı acaba?"
Diye titreyen sesimle sorduğumda cevap almak için dua etmeye başlamıştım. Eğer konuşmazsa öldü zannedecektim ve bunu asla atlatamazdım. Zaten kendine kapanık, evde üniversitede zorbalık gören birisiydim, içimi yiyip bitiren aksiyetemle savaşıyordum ve birini öldürmek benim sonum olurdu.
Adamın başını iki yana salladığını gördüğümde rahatlamıştım. Telefonumu dizime çarparak tekrar açmaya çalıştım ama olmuyordu. Kapandı mı uzun süre öylece kalıyordu..
Ağlayarak tekefonu kenara atmış ve siyah takımlı adamın beyaz gömleğinin düğmelerini açmaya başladım. Anladığım kadarıyla gösünden ve karnından vurulmuştu ve durmadan kan kaybediyordu. Tek yapabileceğim şey ise kanamayı durdurmaya çalışmaktı.
Gömleği tamamen açtıktan sonra elimi kanlar içinde kalmış göğüste gezdirmiş ve yaraların yerini tespit ettikten sonra üstümdeki ceketi çıkarmış ve katlayarak yaranın üstüne basmıştım.
Sıkı bir şekilde baskı uyguladığım için ismini bilmediğim adamdan yoğun bir inleme almıştım. Canı yanıyordu...ölüyordu ve ben yardım bile edemiyordum.
Tüm odağım yaraya baskı yapmaktayken yanağımda hafif, soğuk dokunuşlar hissettim. Adam o kadar çok kan kaybetmişti ki parmakları buz gibiydi. Ama ince parmaklar yüzümü şefkatle okşamıştı.
"Gardenya kokuyorsun"
Tekrar duyduğum boğuk sesle gözlerimi baskı yaptığım yaradan çekmiş ve karanlık yüzünden görmeyeceğimi bilsem de adamın yüzüne bakmıştım. Sanırım çok fazla korktuğum için feromon sargılıyordum..
Soğuk parmaklar ise sanki yüzümü keşfe çıkmak istercesine okşuyordu.
"Gerçek ve gizli aşkın simgesi.. Gardenya"
Kokum hakkında ilk defa böyle şeyler duyuyordum. Gardenya çiçeği koktuğum için herkes tarafından daha çok zorbalanıyordum. Kimse kokumu sevmiyordu ve bazen bastırıcı bile alıyordum feromon salgılamamk için.
Ama bu adam kokusunu taşıdığım çiçeğin anlamını bile biliyordu. Ve şimdi bunu bilen tek kişinin de ölüyor olması gerçeği beni tekrar ağlatmıştı.
"En önemlisi de meleklerin simgesi"
Kısık bir şekilde söylediği cümleden sonra yanağımda hissettiğim soğuk el yerle buluşmuştu.
"Hayır lütfen bayım hayır uyanın hayır"
Tek elimle yaraya baskı yaparken diğer elimle de adamın yanaklarını dürtüyordum. Ağlamalarım hıçkırıklara dönüşmüştü. Her yerim kan içindeydi. Üstümdeki ceketimi de yaraya tampon olarak kullandığım için soğuk iliklerime işliyordu.
Kanlı bedenden hırıltılı bir nefes sesi duyduğumda anlamıştım ölmek üzere olduğunu. Hatta belki son nefesini vermişti az önce..
Hıçkırarak başımı adamın göğsüne yaslamıştım belki kalp atışlarını duyayım diye ama hiçbir şey duymamıştım. Sadece soğuk vücudu hissetmiştim.
"Ölmeyin lütfen"
Diye yalvarmaya başladığımda hissettim çaresizliği bir kere daha, iliklerime kadar. Soğukla birlikte bedenime işliyordu çaresizlik...
"Melek gibisin"
Hırıltılı kalın sesi duyduğumda başımı soğuk göğüsten kaldırmış ve havanın karanlık olmasına sitem etmiştim. İlk defa birinin gözlerinin içine bakmak istemiştim ama karanlıktı.
İsmini sormak için ağzımı açtığımda ambulans sesi kulaklarımı çınlatmaya başlamıştı. İnanamıyorum beni duymuş olmalıydılar. Gelmişlerdi.
Ambulans çıkmaz sokağın önünde durduğunda bakışlarımı oraya doğru çevirmiştim.
"Buradayız yardım edin hemen lütfen, ölmek üzere"
Sedye ile beyaz önlüklü kişiler ambulanstan indiğinde ambulansın ışığının sokağı aydınlattığını farketmiş ve tam adamın yüzüne bakmak için bakışlarımı ona taraf çevirdiğimde doktorlar beni omzumdan iterek kenara çekmişlerdi adamı sedyeye koymak için.
O kadar hızlı hareket etmişlerdi ki adamın sadece yan profilini görmüştüm. Zaten yüzü kan içinde olduğu için net gözükmüyordu sadece yan profilden onu aklıma kazımam imkansızdı.
Sedyeyi ambulansa yerleştirip kapıyı yüzüme kapatmış ve tekrar sirenleri açarak hızlı bir şekilde buradan ayrılmışlardı.
Ben ise dizlerim üstünde soğuk havayı vücüdüma yapıştırarak ambulansın peşinden bakmıştım.
Yaşayacak mıydı bilmiyordum ama birinin kokumu sevmesi beni tekrar hayata bağlamıştı. Ta ki eve gitmem gerektiği gerçeğiyle yüzleşene kadar.
Bozuk telefonumu da alarak yerden destek almış ve ayağa kalkmıştım. Tekrar yavaş adımlarla ilerliyordum eve doğru.
"Gerçek ve gizli aşkın simgesi"
"Melek gibisin"
Boğuk ses durmadan kulağımda çınlıyordu resmen. Sonla varoluşun arasında bir yerde sıkışıp kalmıştım..
_________
Umarım beğenmişsinizdir.
Oy vermeyi ve ilk bölüm için düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın lütfen. Çünkü kitabı devam ettirmek konusunda biraz emin değilim 🥺













