O adamı düşünmeden edemiyordum. Nasıl olur da ortalıktan kaybolurdu? Ve hiç kimse onu hatırlamazdı? Aklım almıyordu.
Liora'nın endişeli bakışlarını görünce gülümsemeye çalıştım.
"Aslında belki de yemek yemeliyim. Sağlıklı düşünemiyorum."
Başını salladı.
"Haklısın. Sen aç olunca başka bir şeye dönüşüyorsun."
Alınmış gibi ona baktım ama aslında alınmamıştım. Çünkü bunun doğru olduğunu ben de biliyordum.
"Benim eve gitmem gerek."
Kulağıma doğru yaklaştı.
"Değirmenci'nin oğlu hâlâ sana bakıyor."
Gözlerimi devirdim ve uyarı dolu bir sesle konuştum.
"Liora, hadi yürü. Eve gidelim."
Beraber geldiğimiz yolu geri yürümeye başladık.
Liora, Arven'in ne kadar yakışıklı olduğunu anlatıp durdu. Ben ise yolun neden giderken hep dönüştekinden daha uzun geldiğini düşünüyordum.
Evimizin önüne geldiğimizde ona döndüm.
"Eğer Arven'den bahsetmeyeceksen seni eve davet ederim."
Kaşlarımı kaldırarak sordum.
Yüzünü buruşturup bana dilini çıkardı.
"Hep de değer bilmeyenler seviliyor zaten."
Ben de ona dil çıkarıp içeri girdim.
Daha ayakkabılarımı bile çıkarmamıştım ki annemin bağırışını duydum.
"ALYSEKA!"
Sesiyle irkildim ve hızla içeri girdim.
Kapının önünde beni bekliyordu.
"Nerede kaldın sen? İki saattir seni bekliyoruz."
"Off anne, geldim işte. Ne bağırıyorsun?"
Ekmekleri masaya koydum.
Babam bana döndü.
"Kendine çörek almadın mı?"
Sandalyeye oturmadım, adeta üzerine yıkıldım.
"Tamamen unutmuşum."
Annem ekmekleri keserken homurdandı.
"Değirmenci'nin oğluna bakmaktan tabii unutursun."
Şok olmuş bir şekilde ona baktım.
"ANNE!"
"Ne? Doğruları söylüyorum."
"Ben ona değil, o bana bakıyor anne."
"İnsan biraz mütevazı olur."
Babam araya girdi.
"Değirmenci'nin oğlu sana mı bakıyor?"
"Hayır baba. Annem şaka yapıyor, değil mi anne?"
Annem sadece gülümseyip ekmeği önümüze koydu.
"Çok konuşmayın da yiyin."
Atışmaya devam ederek yemeğimizi yedik.
Bu akşam köyümüzde Kurtuluş Şenliği vardı. Yıllar önce atalarımızın kazandığı büyük kurtuluşun anısına kutlanan bu gün, her yıl büyük bir şenlikle kutlanırdı. Bu yüzden oldukça heyecanlıydım.
Evdeki işleri bitirdikten sonra akşama doğru Liora'nın evine gidip kapıyı çaldım.
Kapıyı açtığında hâlâ bana kızgın olduğunu belli eden gözlerle baktı.
Gülümsedim.
"Sana da merhaba, Liora."
"Ne oldu? Niye geldin?"
"Bir söz için bana kırılmış olamazsın, Liora. Hadi ama."
"Neyse ki çok güzel bir kalbim var da seni affedebiliyorum."
Gülmeden edemedim.
Liora zaten hep böyleydi. Bana kızar, sonra da birkaç dakika içinde affederdi.
"Ee... Akşam şenlikte ne giyiyoruz?"
"Ben de onu düşünüyordum."
İkimiz de güldük.
"Bizim eve gidip ne giyebileceğimize bakalım mı?"
Başını salladı. İçeri dönüp her zamanki tiz sesiyle bağırdı.
"Anne! Ben Alysekalara gidiyorum! Kıyafet bakacağız!"
Biraz daha bağırsaydı kulaklarımı kapatacaktım. Nihayet sustu, kapıyı kapatıp yanıma geldi.
Yüksek sesten nefret ediyordum. Ama nedense çevremdeki herkes bana inat sürekli bağırıyordu.
Derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirdikten sonra Liora'nın elini tutup bizim eve geldik.
Annem bu manzarayı görseydi kesinlikle beni de Liora'yı da evden kovardı. Çünkü bütün elbiselerimi yatağın üzerine atmış, kendime yakışacak bir şey bulmaya çalışıyordum.
Nihayet ikimiz de istediğimiz elbiseleri bulunca Liora elbisesini alıp evine döndü.
Ben de annem görmeden önce hızla ortalığı topladım. Çünkü görürse hiç iyi şeyler olmazdı.
Akşama kadar anneme yardım edip söylediği her şeyi yaptım.
Şenliğin başladığını haber veren sesi duyduğum anda elimdeki işi bırakıp odama koştum.
Annem arkamdan bağırsa da umursamadım.
Liora'yla birlikte seçtiğimiz elbiseyi üzerime geçirdim. Siyah, bele oturan, omuzları açık bir elbiseydi. Böyle elbiseler giymeyi seviyordum. Beyaz tenime çok yakışıyordu.
Uzun kumral saçlarımı tarayıp üst kısımlarını ördüm.
Hazırdım.
Kapıdan çıkar çıkmaz Liora'yla çarpıştık.
Lacivert bir elbise giymeyi tercih etmişti.
"Çok güzel olmuşsun."
"Sağ ol Alyseka. Sen de her zamanki gibi çok güzel olmuşsun."
Koluna girip birlikte şenliğin kurulduğu alana doğru yürüdük.
Yolda gelirken duyduğumuz müzik sesi artık yoktu.
Çünkü herkes durmuş, tepenin üzerindeki ışığa bakıyordu.
Ben de başımı kaldırıp o yöne baktığım sırada arkamdan yaşlı bir ses duydum.
"Işık... O günden beri ilk defa yanıyor."
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Yavaşça arkamı döndüm.
Oydu.
Fırındaki adamdı.
Bir anda ortadan kaybolan...
Ve benden başka kimsenin hatırlamadığı adam.
