İçeriğe geç

Moira

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Moira

Bölüm 2

Baş

Köyümüzde dedikodu, ekmekten daha hızlı pişerdi.

Bir sabah biri hapşırsa, öğlene kadar herkes onun neden hapşırdığını anlatan üç farklı hikâye uydururdu.

Bu yüzden evden çıkar çıkmaz başımı eğip yürümeye çalıştım.

Başarısız oldum.

"Alyseka!"

Sesin kime ait olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Başımı kaldırmadan iç geçirdim.

"Lütfen bugün değil..."

"Bugün ne değil?"

Başımı çevirdiğimde, elinde odun demetiyle bana bakan en yakın arkadaşım Liora'yı gördüm.

Uzun, dalgalı kızıl saçları yine dağınıktı. Kahverengi gözleri ise her zamanki gibi gereğinden fazla meraklıydı.

"Kendi kendine konuşuyordun."

"Hayır."

"Konuştun."

"Düşünüyordum."

"Dudakların hareket etti."

"Onlar bazen benden bağımsız davranıyor."

Liora birkaç saniye bana baktı.

"..."

"..."

"Bu gerçekten kötü bir yalan."

"Farkındayım."

Birlikte yürümeye başladık.

Taş yollar sabah güneşiyle ısınmaya başlamıştı. Evlerin önünde yaşlı kadınlar yerleri süpürüyor, çocuklar tahta kılıçlarla birbirlerini kovalamaya çalışıyordu.

Liora dirseğiyle beni dürttü.

"Dün yine değirmencinin oğlu seni sormuş."

Gözlerimi devirdim.

"Ne diye?"

"'Alyseka bugün yine pazara gelecek mi?' demiş."

"Belki un almaya geleceğim içindir."

"Hayır."

"Belki gerçekten un lazımdır."

"Hayır."

"Belki..."

Liora kahkaha attı.

"Çok safsın."

"Sadece umutluyum."

"Çocuk sana âşık."

"Hayır."

"Bütün köy biliyor."

"Ben bilmiyorum."

"Çünkü görmek istemiyorsun."

"Çünkü öyle bir şey yok."

Liora yüzünü buruşturdu.

"Bazen seni anlamıyorum."

"Bazen ben de."

Fırının önüne vardığımızda içeriden yayılan sıcak ekmek kokusu bütün sokağı dolduruyordu.

Fırıncı Arven bizi görünce gülümsedi.

"İşte sonunda geldin."

"Ben de sizi gördüğüme sevindim."

"Yalan söylüyorsun."

"Biraz."

Adam gülmeye başladı.

"Annen yine seni mi gönderdi?"

"Sanırım bu evde resmî ekmek taşıyıcısı benim."

"Bunu hak edecek ne yaptın?"

"Doğdum."

Arven öyle bir güldü ki elindeki unu tezgâha döktü.

"Şunu annen duymasın."

"İnanın bana, duysa hak verirdi."

Ekmekleri sepete yerleştirirken dükkâna yaşlı bir adam girdi.

Üzerindeki pelerin eskiydi.

Yüzü yol yorgunluğundan solmuştu.

Hiç kimseye bakmadan sessizce bir köşeye geçti.

Fırıncı bir anda ciddileşti.

"Yabancı..."

Adam başını kaldırdı.

"Sadece biraz su istiyorum."

Arven birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra önüne tahta bir bardak koydu.

Adam suyu içerken gözleri kısa bir an bana kaydı.

Nedense içimi tarif edemediğim bir ürperti kapladı.

Sanki beni tanıyormuş gibi bakıyordu.

Hayır...

Tanımaktan da öte...

Sanki uzun zamandır aradığı bir şeyi bulmuş gibiydi.

Bakışlarımız yalnızca birkaç saniye sürdü.

Adam hemen başını çevirdi.

Ben de istemsizce nefesimi tuttum.

"Tuhaf..." diye mırıldandım.

"Neyin?"

Liora hiçbir şey fark etmemişti.

"Boş ver."

Sepeti alıp dışarı çıktık.

Tam köşeyi dönerken arkadan yaşlı adamın kısık sesi duyuldu.

O kadar alçak sesle konuşmuştu ki belki de yalnızca ben duymuştum.

"Çok geç..."

Adımlarım yavaşladı.

Arkamı döndüm.

Fırının kapısı açıktı.

İçeride herkes günlük işine devam ediyordu.

Yaşlı adam ise...

Yoktu.

Kapıya kadar koştum.

İçeri baktım.

Arven şaşkınlıkla bana döndü.

"Ne oldu?"

"Az önceki adam nerede?"

"Hangi adam?"

"Su verdiğiniz..."

Fırıncı kaşlarını çattı.

"Az önce senden başka kimse yoktu."

Elimdeki sepet ağırlaşmış gibi hissettirdi.

"Liora..."

Arkadaşıma baktım.

"Sen de gördün, değil mi?"

Liora'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

"Alyseka..."

"Evet?"

"İçeri ilk girdiğimizden beri sadece ikimiz vardık."

Bir an konuşamadım.

İmkânsızdı.

O adamı görmüştüm.

Suyu içmişti.

Bana bakmıştı.

Bunun gerçek olduğundan emindim.

Ama neden...

Kimse onu hatırlamıyordu?

Elimdeki sepeti biraz daha sıkı tuttum.

İlk kez, annemin çocukken anlattığı masallar aklıma geldi.

Ve ilk kez...

Onların masal olmayabileceğini düşündüm.

Bölüm sonu

4 yorum