Hayatım boyunca büyük işler başaracağımı söyleyen çok insan oldu.
Annem hariç.
Annem bana bakıp en fazla,
"Şu çoraplarını yatağın altından çıkarmayı başarırsan ona da şükür." derdi.
Haklı sayılırdı.
Çünkü odam... savaş meydanı gibiydi.
Yatağın üzerinde iki kitap, yerde üç gömlek, pencerenin kenarında yarısı kurumuş bir saksı çiçeği ve tam ortada dün gece bulmaya çalışırken pes ettiğim tek çorabım vardı.
Diğer tekiyse muhtemelen benden daha mutlu bir hayat yaşıyordu.
Gözlerimi araladığım sırada kapı sertçe açıldı.
"ALYSEKA!"
Annem.
Saat bile kurmaya gerek yoktu.
Sesini duyan güneş bile birkaç dakika erken doğabilirdi.
Yastığı başıma bastırdım.
"Öldüm..."
"Hayır, ölmedin."
"Kontrol ettin mi?"
"Eğer ölmüş olsaydın bile kalkıp yatağını toplardın."
İç çektim.
"Anne... Bir insan sabah sabah kızına biraz sevgiyle yaklaşamaz mı?"
Kapının önünde kollarını bağladı.
"Yaklaşırım."
Gerçekten şaşırdım.
"Gerçekten mi?"
"Gün içinde."
"..."
"Ama önce kalk."
İnsan bazen annesinin haklı çıkmasına sinir oluyor.
Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim.
Kumral saçlarım gece boyunca benim haberim olmadan başka bir hayat yaşamış olmalıydı.
Bir tutam yukarı, biri aşağı...
Biri ise artık bu aileye ait olmadığını ilan etmişti.
Yeşil gözlerimin altındaki hafif morluklara baktım.
"Bana da günaydın..."
Tam saçımı düzeltmeye çalışırken aşağıdan babamın sesi geldi.
"Hanım, Alyseka yine aynayla tartışıyor galiba."
"Bugün kazanan kim?"
"Şimdilik ayna."
"Çok komik."
Babam kahkaha attı.
Ben ise suratımı asıp merdivenlerden indim.
Mutfağa girer girmez burnuma sıcak ekmek ve tereyağı kokusu geldi.
İşte bunun için yaşamaya değerdi.
Masaya oturdum.
Babam çayını yudumlarken bana baktı.
"Bugün erken kalkmışsın."
Annem kaşığı masaya bıraktı.
"Erken mi?"
Babam omuz silkti.
"Düne göre."
"Dün öğlen kalktı çünkü."
"Detaylar önemli değildir."
"Babacığım..." dedim gülümseyerek.
"Bu evde beni anlayan tek kişi sensin."
Babam gururla başını kaldırdı.
Annem ikimize de aynı anda baktı.
"İkiniz de birbirinizi fazla cesaretlendiriyorsunuz."
Babam bana göz kırptı.
"Biz baba kızız."
"Evet."
"Takımız."
"Evet."
"Birbirimizi koruruz."
"Evet."
Annem derin bir nefes aldı.
"Harika."
"Bugün ikiniz de odun kesmeye gidiyorsunuz."
Babamın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"..."
Ben kahkahamı tutamadım.
"Takım ruhu devam ediyor mu baba?"
"Şu an senden hiç hoşlanmıyorum."
"Bir dakika önce beni koruyacaktın."
"O eski ben."
Annem zafer kazanmış bir komutan gibi gülümsedi.
Kahvaltı boyunca evin içinde sadece çatal kaşık sesleri değil, babamın söylenmeleri de yankılandı.
"Ben kral olsam..."
Annem sözünü kesti.
"İyi ki değilsin."
"Bir cümleyi bile bitiremiyorum."
"Bitirirsen daha uzun konuşuyorsun."
Ben yine gülmeye başladım.
Babam bana döndü.
"Gülme."
"Elimde değil."
"Ben burada eziliyorum."
"Oldukça dramatik."
"Yıllardır."
Annem ekmeği uzattı.
"Al bunu ye."
"Neden?"
"Ağzın doluyken daha az konuşuyorsun."
Ben masaya kapanıp gülmekten nefes alamaz hale geldim.
Babam bana küsmüş gibi yaptı.
"Sen de annen gibisin."
"Hayır."
"Hayır mı?"
"Ben daha komiğim."
Babam gülmeye başladı.
Annem ise başını iki yana salladı.
"İkinizin aynı evde yaşaması benim sabrımı sınıyor."
Kahvaltı bittiğinde annem masanın kenarındaki hasır sepeti elime tutuşturdu.
"Fırına uğra."
"Her gün ben gidiyorum."
"Çünkü fırıncı seni görünce ekmeği yakmıyor."
"Bu iltifat mı?"
"Hayır."
"Tamam, bunu da kabul ediyorum."
Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken annem arkamdan seslendi.
"Bir de dönüşte değirmenden unu al."
"Başka?"
"Kasaptan et."
"Başka?"
"Bahçeden nane."
"Başka?"
Babam sessizce bana yaklaşıp cebime birkaç bakır para sıkıştırdı.
"Şunlarla kendine çörek al."
Gülümsedim.
"Anne görürse?"
"O zaman bana da al."
İkimiz de gülmeye başladık.
Annem kapının eşiğine yaslanıp bize baktı.
"Siz ikiniz gerçekten aynı yaştasınız."
Babam hiç düşünmeden cevap verdi.
"Ben daha olgunum."
Annem kaşını kaldırdı.
"Biraz önce gizlice çörek planı yapan sendin."
"..."
"Bazen unutuyorum."
Evden çıkarken istemsizce gülümsedim.
Köyün taş sokakları güneşle birlikte yavaş yavaş canlanıyordu.
Komşular birbirine günaydın diyor, çocuklar sokaklarda koşuşturuyor, uzaktan fırının sıcak ekmek kokusu geliyordu.
O an tek düşündüğüm şey, eve dönmeden önce gerçekten kendime bir çörek alıp almamaktı.
Çünkü hayatımın en büyük sorunu buydu.
En azından... o sabah öyle sanıyordum.

