İçeriğe geç

MİTOLOJİKLER

Bölüm 3 · 4 dk okuma

MİTOLOJİKLER

Bölüm 3

BÖLÜM 2: HASTANE

Hospital- The Modern Lovers

Sanki uykumdaki kabuslar gerçek hayatımın yanında hiç kalıyordu.

***

Annem sürücü koltuğuna geçerken biz de arka kapıları açtık. Acı ve ağrımızın üstüne halsizlik eklenmişti. Annem arabayı çalıştırırken telefonumdan saate baktım.

"00:00"

Annem bir yandan telefonla konuşurken Baek-hyun'un okulunu dürtüp telefonumun ekranını gösterdim.

"Dilek tut" diye fısıldadım. O kadar kısık bir sesle söylemiştim ki ilk başta ne dediğimi bunu yansıtan bir şekilde bana baktı.

Sonra anlamış olacak ki önüne dönüp gözlerini kapattı. Ben de gözlerimi kapatıp dileğimi diledim.

"Umarım bu iyiye işarettir."

Ve yol boyunca olan konuşmamız bu kadardı. Yolun kalanında sadece annemin telefon konuşmalarını hiçbir şey anlamadan dinledik.

Sonunda ben uyuklarken araba durdu. Gözüme yansıyan mavi-kırmızı ambulans ışıklarıyla gözlerimi araladım. Önce annem, ardından Baek-hyun inerken ben tekrar gözlerimi kapattım.

Sanki uykumdaki kabuslar gerçek hayatımın yanında hiç kalıyordu. Yine de sıkıntıyla arabanın kapısını açtım ve hastaneye olan ilk adımımı attım. Kaderimi değiştiren o adımı... Ve içimden bir ses değil, sürekli yanımda ve genellikle negatif olan içimdeki ses dedi ki:

"Burada uzun süre geçireceksin, Park Hyun-Joo. Kötü günler seni bekliyor."

İçimden ona karşılık verdim, yani umarım içimdendir.

"Sus." Evet, cevabım tek kelime! Şu an hastaneden içeri giren annemin ve ikizimin arkasından bakıyorum ve iç sesimle kavga ediyorum! Ne kadar müthiş bir ortam, değil mi?

Annem, "Ben Park Hyun-Joo ve Park Baek-hyun için kayıt yaptırmaya gelmiştim..." diyerek danışmaya durumumuzu açıklarken Baek-hyun'u dirseğimle dürttüm. Dalmış olacak ki sıçradı ve bana döndü.

"Karnının ve tırnaklarının ağrısı geçti mi?"

"Hayır, aksine daha çok arttı gibi." diyerek parmak uçlarını ovuşturdu.

O an aklıma gruba hastaneye geldiğimizi yazmak geldi. Bu amaçla telefonumu cebimden çıkarıyordum ki, danışmadaki hemşirenin dedikleri sanki özellikle kulağıma ilişti:

"Aşıda bir sorun var sanırım. Bu gece tüm okul burada. Siz de oturup bekleyin lütfen." diyerek daha önce fark etmediğim devasa kalabalığı gösterdi...

Okulda neredeyse her gün gördüğüm, fakat hiç konuşmadığım simalar; alışkın olduğum olduğum öğretmenler; veli toplantılarından önce annemin konuştuğunu gördüğüm, fakat kimin ebeveyni olduğunu bile bilmediğim yüzler... Ve sonunda kalabalığı sakinleştirmeye, merakı gidermeye çalışan fakat pek başaramayan o kişi: okul müdürü.

Müdür; bekleme alanındaki sandalyelerden birinin üstüne açık kahverengi, gerçekten iğrenç takım elbisesi ile çıkmıştı. Hayır, bari ayakkabıların pembe olmasa! Ama yine de seviyorum senin tarzını ya!

Kendi içimde müdürke kavga etmeyi bırakırsam hayatıma odaklanacağım.

Telefonumu çıkarıp "Ölümüne Kankalar m>" grubuna girdim.
"Hastaneye geldik. Neredesin Young-nam?"

Zaten çevrimiçi olan Chung-Cha yazmaya başladı.

Yazıyor... Yazıyor... Ölümüne Kankalar m>
"Hepimiz giriş katın üstündeki kattayız. Bu kat alt kata göre epey boş olduğu için buraya geldik. Yukarı çıkarsanız görürüz sizi."

"Baek-hyun, gruba bak."

Demek ki hepsi buradaydı!

"Anne, biz üst kata çıkıyoruz." Annem başıyla umursamazca onayladı ama duyduğundan bile emin değildim.

Merdivenlere doğru ilerlerken Baek-hyun kolunun acısından yakınıyordu.Onu susturup merdivenleri çıkmaya başladım. Biz annemin yanından ayrılırken bir hemşire müdüre bir mikrofon vermişti. Müdürün olduğumuz yere kadar gelen sesi şöyle diyordu:

"Sayın veliler, öğrenciler; lütfen sessiz olun!"

Koridora baktığımızda sohbet eden Suk-chul, Young-nam ve Chung-Cha'yı gördük.

"Merhaba."

"Merhaba."

"Müdür de gelmiş."

"En son velileri sakinleştirmeye çalışıyordu."

"Ama çabaları sonuç verecek gibi görünmüyor."

"Aşağı inelim de durum neymiş öğrenelim."

Suk-chul'un önerisiyle neredeyse boş koridorda yürüyerek merdivenleri indik. Alt kat gerçekten savaş alanı gibiydi. Sesten ve kalabalıktan dolayı burada ailelerimizi bulmamız imkansız gibi görünüyordu.

Ben ise kaos ve korkuyu içimde hissediyordum.

"Yukarı çıkalım." dedi Young-nam, donup kaldığımızı fark ettiğinde.

Yeniden tırmandık o merdivenleri, kaçtık kalabalıktan. Oturduk bizden başka kimsenin olmadığı uzun, karanlık koridorda sandalyelere. Dakikalarca durduk öyle. Hepimiz yeri izledik. Sonra bu anı bozan ben oldum. Cebimden telefonumu çıkardım, saate baktım.

"01:23"

Sonra aramaya girdim. Annemi aradım. Telefon çaldı, çaldı... Açan olmadı.

"Ailelerinizi arayın. Belki odaya yerleştirme gibi bir şey yapmışlardır." dedim. Sonuçta bu kadar insanı bu şekilde bırakamazlardı.

Baek-hyun hariç herkes telefonlarına uzandı. Hepsi aradı. Telefonları çaldı, ama onların aramalarını da cevaplayan olmadı. Artık paniklemeye başlıyordum.

Sonra hastanenin tüm ışıkları bir anda söndü. Harika! Sanki her şey yeterince kötü değilmiş gibi.

"Hastanede elektrik depolayan bir şeyler vardı sanki."

"Var ama kısıtlı olduğu için ışıklara vermiyorlar bu elektriği." Young-nam bana açıklama yaparken Suk-chul telefonunun el fenerini açtı.

Birkaç dakika bomboş koridorda öylece sohbet ettik. Diğerleri sohbet etmeye devam ederken benim dikkatimi merdivenden gelen adım sesleri çekti.

"Sessiz olun!" diye uyardım onları. "Dinleyin." Adım sesleri yaklaştı.

Gelen annemdi.

"Gelmiyor musunuz çocuklar?"

"Telefonlarımızı neden açmadınız anne?" diye sordum.

"Duymamışız canım. Hadi, odalarını a yerleştirme yapıldı. İkiniz aynı odadasınız, diğerleri de odanıza çok yakın olanlarda."

"Tamam. Babama haber verdin mi anne?"

"Hayır. İş başında endişelenmeyin istemiyorum."

"İyi yapmışsın. Ben uyumak istiyorum. Odaya çıkabilir miyim?"

"Biraz daha burada durun size eşyalarınızı getirelim."

"Tamam. Görüşürüz."

"Görüşürüz."

Bu konuşmadan sonra annem telefonun ışığıyla merdivenlerden indi. Biz de sohbete devam ettik.

Yaklaşık bir saat sonra hepimiz odalarımızdaydık. Her geçen saat ağrı ve acılarımız kat be kat artıyordu. Beyaz önlüklü bir hemşire geldi ve tahliller için kan aldı. Baek-hyun yine bağırmadı. Korkutuyorsun bizi Baek-hyun!

Gece annem birkaç kat üstümüzdeki misafir odasına gitti. Biz de sohbet ederek uyuyakaldık.

Tekrar merhaba :) Bölümler zaten yazılı olduğu için her gün atacağım. Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınız için çok heyecanlıyım

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.