Minho öylece kanlar içinde dururken Jisung’un kurdununda canı yanıyordu. Ve Minho’yu o halde görmek canını yakıyordu. Nede olsa ruh eşiydi. Jisung telefonunu çıkarıp ambulansı aradı. Konumu vererek kapattı ve deltanın yanına doğru gitti. “Minho… uyan ne olursun…” Minho hiç tepki vermiyordu. Ölü gibiydi. Jisung Minho’nun elini elleri arasına aldı ve okşamaya başladı. Minho elini tutan elleri hissettiğinde parmaklarını Jisung’un ellerine sardı. Jisung kafasını kaldırıp minhoya baktı. Gözlerini açık görünce göz yaşlarını tutamadı. “Dayan lütfen dayan az sonra ambulans gelecek sık dişini…” Minho kapanmakta olan gözlerini tekrar kapattı. Beta kafasını kaldırıp deltasının gözlerinin kapalı olduğunu görünce hıçkırarak ağlamaya başladı. Ham canı yandığından hemde deltasını kaybetme korkusundan. Ambulans gelmişti. Minho’yu sedyeye yatırıp ambulansa doğru gitmişlerdi. Jisung arkadan arabayla ambulansı takip ediyordu. Hastaneye varınca arabayı park edip hemen sedyenin peşinden gitti. Minho’yu ameliyathaneye götürüyorlardı. Jisung’da korkuyla peşinden gidiyordu. “Minho… dayan lütfen ve savaş…” Jisung Minho’nun elini tutu. Ve elini sıkan eli hissettiğinde rahatlamıştı. En azından hala yaşıyordu… (3 saat sonra) Jisung ameliyathanenin önünde bilmem kaçıncı turunu atıyordu. Sonunda beklediği beden çıkmıştı ameliyattan. Doktorda arkasından çıkmıştı. “Durumu nasıl? Hayati bir tehlikesi var mı?” Doktor ilk başta bedeni baştan aşağı bir süzdü. Bu kadar iri yapılı bir beden nasıl beta olabilirdi? “İlk önce hastanın neyi olduğunuzu öğrenmem lazım.” Jisung bu soruya ne diyebilirdi ki. Evet deltanın ruh eşiydi lakin bir birleriyle alakaları yoktu. “Sevgilisiyim.” “Anladım. Hayati bir tehlikesi yok, kurşun kalbine yakın olduğu için ameliyat zordu. Bir hafta içinde taburcu olabilir. Ben daha sonra kontroller için geleceğim. Geçmiş olsun.” Jisung kafasını sallayarak onaylamıştı doktoru. Adımlarını deltasının olduğu odaya yönlendirmişti. Kapıyı açıp içeri girmişti. Yatakta yatan ama nefes almasa ölü zannedilecek bedene baktı. Kalbi acıyordu korkudan. Ona bir şey olması korkusundan. Sandalyeyi yatağın kenarına çekerek elini tuttu deltanın. Hiç tepki vermiyordu. En azından yaşıyordu, değil mi? Jisung tüm günün yorgunluğuyla başını elini tuttuğu adamın elinin yanına yasladı. Ve gelen halsizliğin sayesinde kendisini uykuya teslim etti. —————— Minho omzundaki ağrı yüzünden uyanmıştı. İlk başta neler olduğunu anlamak için etrafına bakındı. Hastanedeydi. Yeni uyandığı için elinde sonradan algıladığı sıcaklığa baktı. Ve mışıl mışıl uyuyan betasını gördü. Zorda olsa elini kaldırıp bebek gibi uyuyan bedenin saçını okşadı. Jisung aldığı hoş temasla gözlerini yavaşça açtı. Ve ona bakan bedeni görünce mutlu olmuştu. Ve karşısındaki bedenin gözlerine baktı. “Gözlerin çok güzel Minho.” Minho ağzını açamayacak kadar yorgun olduğu için sadece gülümseyebilmişti. İçeri giren doktorla Jisung ayağı kalktı. “Geçmiş olsun efendim. Siz beyefendinin sevgilisiydiniz demi?” Jisung aldığı soruyla yutkunmuştu. Gözlerini Minho’ya doğru çevirdi. Sırıtan bedeni görünce azda olsa rahatladı. “Ee evet.” “Minho Bey gayet iyi ama biraz biraz durması lazım kalbinde bir sorun var mı yada her hangi bir hastalığı ona bakmalıyız. Tekrardan geçmiş olsun.” Jisung tekrar kafa sallamıştı doktora. Şu an arkadına döneye utanıyordu. Ama başka çaresi yoktu. Arkasını dönüp Minho’ya taraf baktı. Minho’da ona. “Sevgiliyiz, ha?” Jisung yutkunmuştu sanırım bunu yapmamalıydı ama başka ne diyebilirdi ki. Sadece deltası hakkında bilgi almak için ufak bir yalan atmıştı ortaya. “Şey… yan sadece bilgi için yani senin durum hakkında bilgi almak için öyle demiştim.” Minho sırıtarak Jisung’u dinliyordu. “Özür dilerim. Sadece seni merak ettiğim için demiştim. Bundan sonra çıkmam karşına. Görüşürüz dikkat et kendine.” Jisung koktupa doğru ilerleyerek telefonunu ve araba anahtarını aldı. Sonra yatan bedene bakıp ilerlemeye başladı. “Jisung… dur” Ona seslenen sesle durmuştu. Sanki o dese yok olacaktı. Öyle etkili sesi vardı yani. Jisung arkadını dönerek Minho’ya baktı. “Gitme. Den yanımda olunca kurdumun acısı hafifliyor.” Jisung ne yapmalıydı bilmiyordu. Kalmak istiyordu. Ama delta onun yüzünden belki bu haldeydi. “Ama ben yanında olursam o adamın-“ Jisung’un lafını kesen şey Minho’nun kırmızı gözleriydi. Jisung gitmesin diye kurdu bile onun kurduyla iletişime geçmek istiyordu. Jisung’un da gözleri maviye dönünce kurtları bir biriyle temas etmişlerdi. Ve böyle iki bedende temas etmişti. Kurtları iletişimi kestiğinde Jisung Minho’nun yanında duruyor elini eliyle tutuyordu. Kurtları bile ayrılmak istemeyen bu ikili nasıl ayrılsın. “Sadece kal… lütfen.” Jisung başını onaylar anlamda sallamıştı. Ve kafasını deltanın karnına koymuştu. Minho ise koyu mavi tutamları okşamıştı. İkiside yorgunluktan öyle uyumuşlardı. (1 hafta sonra 4:07) “Kendini öldürmelisin yaşamaya hakkın yok. Herkes senden nefret edecek ve yalnız kalacaksın. Öl daha iyi.” Jisung arkasında saçlarını çeken bedene bakmaya çalışıyordu. Kavramış sıkıca tutuyordu. Bu betanın canını çok yaktığı için sadece ağlıyordu beta. “Sadece öl sende kurtul bende.” Alfa elindeki bıçağı Jisung’un kalbine yaklaştırmıştı. Ölmek istemiyordu. Ve bu adamdan kurtulmalıydı. Bacağıyla karşısındaki bedenin kasıklarına tekme attı. Refleksle betayı bırakmıştı alfa. Beta ise oradan babasının tüm parasını ve kartlarını alarak çıkmıştı. Sonuç olarak buraya dönemezdi. Ne kadar vardı kartlarda bilmiyordu ama bir otel odası satın alabileceğini biliyordu. Uzaklara doğru giderken önüne çıkan bedenle durdu. Babası ona doğru geliyordu. “Jisung!” Bu ses ona çok tanıdıktı. Arkasını dönüp bakmıştı beta. Ve deltasını görünce daha çok ağlamaya başlamıştı. “Jisung buradayım uyan!” Jisung deltasına doğru koşmaya başladı. Çünkü bir tek onun sayesinde kurtulabilirdi. Jisung ter içinde uyandığında karşısındaki bedene baktı. Endişeli balışları gördüğünde gözleri dolmuştu. Beta deltanın direkt karşısında anlamıştı deltanın kucağında olduğunu. Minho dolan gözleri gördüğünde sarılmıştı Jisung’a. Sırtını ve saçlarını okşamaya başlamıştı. Jisung ise sadece ağlıyordu. “Geçti ben buradayım.” Jisung biraz daha kendine geldiğinde yaslandığı omuzdan kalkmıştı. Ve gözlerini karşısındaki bedene dikmişti. “Teşekkür ederim…” Minho anlamaz bakışlarla Jisung’a bakmıştı. “Beni uyandırdığın için yoksa… neyse” “Yoksa?” Jisung eğer biraz daha geç uyansaydı onda travma kalan anısını görecekti. Ve o anı ger gördüğünde panik atak geçiriyordu. “Biraz daha geç uyansaydım panik atak geçirebilirdim. Teşekkürler.” Mimho bedeni tekrar kendine doğru çekip sarıldı. Biraz öyle durduktan sonra Jisung oturduğu kucaktan kalkmıştı. Artık burdan çıkabilirlerdi. Minho kıyafetlerini değiştirdikten sonra doktor geldi. “Bay Lee sonuçlarınız gayet güzel. Çıkmanız için hiç bir sorun yok. Tekrardan geçmiş olsun.” Jisung ve Minho hiç konuşmadan aşağıya inmişlerdi. Jisung’un inadıyla arabaya binmişlerdi. Ve Minho’nun adresine gitmişlerdi. Arabadan inip eve doğru yürüdüler. Jisung eve girdiğinde direkt mutfağı bulup oraya yöneldi. Çorba et ve pirinç yapacaktı deltası için. Malzemeleri çıkarıp yemekleri yapmaya başladı. Biraz bir şeyler yaptıktan sonra dolaba ilerlediğinde onu izleyen bedeni görmüştü. “Bir şey mi oldu?” Minho başını hayır anlamında sakladığında Jisung yemek yapmaya devam etti. “Neden doktora sevgili olduğumuz dışında başka bir şey söylemedin?” “Bilmem belki hayal dünyamdan çıkamamışımdır.” Jisung sanki bu soruyu bekliyormuş gibi cevap verdiğinde minho şaşırmıştı. “Her şeyi hatırlıyorum Minho hemde her şeyi.”
Bölüm 4
4.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.