İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 27 · 25 dk okuma

MİNEL

Bölüm 27

🐣27🐣

Imposiblety'den

"Neyeye gidiyoyuz babacım?"

Gökhan gergin olmasına rağmen kızı rahatlasın diye gülümsedi. "Hastaneye meleğim."

Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Kız çocuğu "Neden?" dediğinde Gökhan çocuksu sesindeki korkuyu fark etti, dikiz aynasından kızının yüzüne baktı, kaskatı kesilmişti Minel sanki.

"Haşta mı oydun? Neden gidiyoyuz? Ağıy haşta mı? Napıcaz?"

Minel'in soruları nefesinin kesilmesiyle yarıda kaldı, kalbi hızla atarken avuç içleri terledi. Babası da mı hasta olmuştu, o da mı gidecekti? Ne yapacaktı, ne yapmalıydı?

Gökhan Minel'in sadece hastane denmesiyle bile bu kadar tetiklenmesine olan şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra "Hayır." dedi hızlıca. "Hayır inci tanem, sadece aşı yaptıracağız sana."

Minel duymadığı kelimeyle derin bir nefes aldı. "Aşı mı?" diye sorduğunda sesi zayıftı ama önceki korkusunun çoğu da gitmişti. Gökhan başını sallarken "Evet güzelim." dedi yavaşça. "Aşı. İğne yani, hasta olmaman için yapıyorlar, hafif hasta olmaman için."

Minel sessiz kaldı, adam dikiz aynasından baktı boş bir anda, tavşanına bakıp düşünüyordu kızı yüzü asık bir şekilde. "Tamam." dedi kız bir süre sonra. "Aşı oyuy."

Derin bir nefes aldı Gökhan, hastanenin olduğu yola sapmıştı ve sadece birkaç kilometre kalmıştı, kızının olacakları öncesinde kabullenmesi iyiydi, ona bir şeyi zorla yaptırmak istemiyordu, yaptıramazdı, içi elvermezdi.

Bugün üç tane aşısı yapılacaktı, bu aşıların bazıları birkaç hastalığa karşıydı. Bu yüzden gergindi mavi gözlü adam, hem kızının canı acıyacaktı hem de yan etki ihtimalleri vardı. Bu endişeler yüzünden annesiyle konuşmuştu, bu akşam onlarda kalacaklardı, Minel'in ateşi çıkarsa Gülten ne yapılacağını bilirdi, bir sürü çocuğun yetiştirilmesine hem şahit olmuş hem de yardım etmişti.

"Geldik bebeğim benim."

Minel dalgındı, galiba aşıları düşünüyordu. Onun yerine Gökhan söylemişti hastaneye geldiklerini. Kız çocuğu başını salladı yavaşça, babasına bakıp gülümsedi.

"Aşı oyuyşam haşta oymucam. Sağyıkyı oyucam."

Koltuk altlarından tutarak aldı onu kucağına adam, kolunu bacaklarına sardı sonra. Minel adama baktı mutlu bir şekilde. Gülümseyip saçlarını nazikçe geriye itti bunu gören Gökhan, dayanamıyordu neşeyle parlayan bu yeşillere.

"Yine de hasta olabilirsin babacığım, sadece ağır hasta olmayacağız. Hastalık normal bir durum, doktora geliriz ve iyileşir. Hasta olmaktan korkmana gerek yok, tamam mı?"

Çocuktu, Gökhan her ne kadar kabullenmek istemese de hasta olacaktı. Engel olunamaz bir durumdu bu, özellikle de söz konusu Minel gibi ufak tefek, çoğu değeri eksik, aşıları geç yapılmış ve öncesinde iki havale geçirmiş bir çocuk olunca. Kış geldiğinde defalarca hastaneye gideceklerini hissediyordu adam ve bu tahminden hiç hoşnut değildi.

"Tamam."

Kız çocuğu ince kollarını babasının boynuna sarıp başını ona yasladı, Gökhan inci tanesinin alnından ve saçlarından öptükten sonra hastaneye yürüdü. Doktorla telefonda konuşmuştu, onun yanına uğramayıp direkt aşının yapılacağı yere gideceklerdi. Bu sırada korumalar da peşlerinden geliyordu, aşı yapılırken kapının önünde bekleyeceklerdi, Gökhan Bey'in kesin talimatıydı oraya kadar birkaç adımdan fazla uzaklaşmamaları.

"Hoş geldiniz Gökhan Bey."

Baş selamı verdi Gökhan, ses çıkarmadı. "Hoş buydu." dedi kızı onun yerine. Gökhan bir kez daha Minel'in alnından öpüp onlara gösterilen yere oturdu, Minel de adamın bacaklarının üzerine oturdu. Aşıları kabullense de gergindi, korkulu gözlerinden belli oluyordu ne düşündüğü.

"Bir şey yok babam. Hemen bitecek."

Gökhan'a yaslanırken başını salladı. "Acıcak mı?" diye sordu hemşire aşıları hazırlarken. Saçlarından öpüp cevap verdi babası. "Belki biraz." Yalan söylemek istemiyordu, ona canının acımayacağını söylerse ve acırsa bir daha kendisine nasıl güvenecekti?

Hemşire üst kolunun dış tarafını pamukla sildiğinde kendisini iyice kastı Minel, kolunu kız çocuğunun sırtına sardı Gökhan, elini tutup avuç içini okşamaya başladı. Kolunu çekmeye çalışırsa tutabilirdi bu haldeyken, onu zorlamak istemediği doğruydu ama aşı yapılırken kolunu çekmesine de izin veremezdi.

İğne koluna yaklaştığında başını Gökhan'a çevirdi Aktunaların inci tanesi, bunu gören adam kızın kremli yanağını okşadı. "Uzun süredir maç izlemedik meleğim." Aklına gelen ilk şey buydu.

"Evet." diye onayladı kız. "İzyemedik." İğne koluna girdi, irkildi. "İzleriz o zaman." diye devam etti Gökhan hiçbir şey olmamış gibi. Minel babasının cümlesine dikkat etmedi, huysuzlandı, yerinde kıpırdanacak gibi olduğunda kolunu sıkılaştırdı adam.

Hareket edemeyince "Baba..." diye mırıldandı kız çocuğu titrek bir sesle. "İstemiyoyum."

"Ama bunlar senin iyiliğin için güzeller güzelim." deyip yanağını okşadı Gökhan. "Yoksa ben senin canının acımasına izin verir miyim? Hem çok az kaldı, şimdi bitecek." İkinci aşısı da yapılmıştı, sadece üçüncü kalmıştı.

İtiraz etmedi Minel ama sararıp soldu birkaç saniyede. Kanı alındığı zaman da böyle olmuştu, korkuyordu ama söyleyemiyordu, istemediğini söylüyordu sadece.

"Geçmiş olsun."

Hemşirenin koluna koyduğu pamuğu Gökhan tutmaya başladı. Minel kucağındayken ayağa kalktı. "Bak, bitti biriciğim." dedi koridora çıktıklarında. "Aşı olduk."

Yanağını babasının omzuna yaslarken "Acıdı." diye mırıldandı kız çocuğu. Adam alnından öptü özür dilermiş gibi. Onun sağlığı içindi tüm bunlar, yine de içi acıyordu o böyle konuşunca. Kıyamıyordu hiç, kızıydı Minel, bebeğiydi, gözünden sakındığıydı.

Kolundaki pamuğu çekip hemşirenin ona verdiği daire bantı yavaşça oraya yapıştırdı, Minel kolu acıdığı için sızlandığında eğilip minik bir öpücük kondurdu bandın üstüne.

"Biy daha oyucak mı?"

"İki gün sonra yine var meleğim."

Yüzü asılırken başını Gökhan'a yasladı küçük kız, adam bu jeste karşılık olarak saçlarından öptü çıkışa ilerlerlerken. Saat akşam dokuzdu, gelirken trafiğe takılmamışlardı, şimdi de takılmayıp hızlıca Aktunaların evine gideceklerini umuyordu.

Minel'i koltuğa oturtup kemerlerini taktıktan sonra şoför koltuğuna geçti Gökhan. "Babaannene gideceğiz." dedi kızın düşen neşesinin yerine gelmesi için. Aşağı sarkan dudaklar, parlamayan gözler rahatsız ediyordu adamı. "Bugün orada kalacağız."

"Geyçekten mi?"

"Gerçekten babacığım."

Sevimli bir şekilde gülüp arkasına yaslandı Minel; camdan dışarı, kararan havaya ve sokak lambalarına baktı, birazdan uyuyakalacaktı çünkü normal günlerde bu saatlerde ballı sütünü çoktan içip yatağına girmiş oluyordu. Babası bir şeyler anlatıp saçlarını okşayarak daha da uykusunu getiriyordu o arada.

Beş dakikada uyudu.

Trafik olmayacağını düşünüyordu Gökhan ama bir yerde kimsenin yaralanmadığı, yine de büyük ölçekte bir kaza olmuştu; iki şerit kapanmıştı, arabalar zar zor ilerliyordu. Yerinde duramadan, bir yandan da söylenerek bekledi adam trafiğin açılması. Eve ulaştıklarında saat on birdi; yarım saatlik, en fazla bir saatlik yolu iki saatte gelmişlerdi.

Adam kız çocuğunu sarı koltuğundan aldığında sırtının terlediğini fark etti. Bagaja onun için koyduğu ince örtüyü oradan alıp sırtına sardı rüzgarın bir dakikadan az bir süre dahi kızının terli sırtına çarpmaması için. Minel uyuyakalınca arabanın siyah zeminine düşen tavşanı da alıp arabasının kapılarını kilitledi.

Hissettiği hava değişimi ve hareket etmeleri yüzünden uykusu hafifleyen kız çocuğu "Baba?" diye mırıldandı çalışanlardan biri kapıyı açtığında. "Efendim meleğim?" Önce kendi ayakkabılarını çıkardı adam, sonra eve girip kızının ayakkabılarını çıkardı nazikçe. Minel çoraplarına değen parmaklarla daha da ayıldı, başını hafifçe kaldırıp bir gözünü ovuşturdu.

"Babaneme geydik mi?"

"Geldik babacığım."

Başını yine adamın omzuna bıraktı, ayılması için beş dakikası vardı. Dağılan saçlarından öptü Gökhan oturma odasına girmeden önce, kız çocuğu gözleri kapalıyken gülümsedi.

"Ay, hoş geldiniz! Sonunda geldi bebişim! Niye geciktiniz bu kadar?"

"Kaza vardı, trafik."

Tekli koltuğa oturdu, ablası Minel'i almak için ayağa kalktığında "Uyku mahmuru." dedi hemen. Hale Minel'i alırsa herkes onunla ilgilenene kadar geri alamazdı kızını, öyle bir şey de olamazdı, işten geç çıkmıştı, çıktıktan sonra da kızıyla vakit geçirememişti, hastaneye gitmişlerdi.

"Hoş geldiniz dayı."

Kulaklıkları boynundaki Ayaz'a baktı başını kaldırıp. "Eyvallah aslanım." Minel bunu duyunca uykulu bakışlarını babasına çıkardı, bir şey söylemek için ağzını açtı ama esnediği için konuşamadı. Kollarını kendisine sımsıkı sarıp sırtını sıvazlayan adam şirinliğine gülüp burnundan öptüğünde gülümseyerek gözlerini kapattı.

"Aşı yapılırken ağladı mı?"

Raif'in sorusuna karşılık başını iki yana salladı Gökhan. "Hayır, biraz korktu sadece."

"O da normal." dedi Engin. "Çoğu çocuk korkuyor iğneden, olur öyle. Hem benim bal kızım narin bir prenses, onun da etkisi var biraz."

"Narin ama güçlü." diye düzeltti Hale. "Benim bebişim çok güçlü, akıllı, iyi kalpli, neşeli... Halası yesin onu, tipe bak!"

Minel ayılmaya yakındı, halasına bakıp utangaç bir şekilde gülümsedi. Evden çıkmadan önce babasının bir şeyler anlata anlata krem sürdüğü yanakları kızarıktı, daha da şirin gözüküyordu böyle. Gökhan hem kızının bu haline kalbi dayanamadığından hem de kızarık yanakları onu endişelendirdiğinden Minel'in alnından öptü, ateşi yoktu, derin bir nefes verdi.

"Abimyey neyde?"

Kısık, çatlak bir sesle sorduğu soru herkesi gülümsetti. Hakan "Yukarıdalar ufaklık, geldiğini daha duymamışlardır, birazdan inerler." dediğinde odanın ikinci tekli koltuğunda oturan Ayaz dudaklarını birbirine bastırıp yerinde kıpırdandı, Hale de hemen yanındaki Gökhan da fark ettiler onun bu halini, seslerini çıkarmadılar, kokusu yakında çıkardı.

"Tamam."

"Onlar gelene kadar biz yukarı çıkıp oyun oynayalım mı?"

Minel Ayaz'a baktı, tavşanının kulağını tutup babasının kucağından indi, gözlerini ovuşturduktan sonra elini ayağa kalkan Ayaz'a uzattı. "Gideyim Ayaz, ne oynicaz?"

Minel'in parmaklarını hafifçe tutarken "Ayaz abi, Minel." dedi Ayaz bıkkınca. "On yaş var aramızda, bir iki değil."

"On yaş mı?" dedi Minel sesini kalınlaştırıp. "Ama sen çocukşun, naşıy on yaş?"

Odadaki herkes gülerken Ayaz duraksadı. "Çocuk muyum ben?" dedi şaşkın şaşkın. Minel ciddiyetle başını salladı.

"Evet. Heykeşe abi diyoyşun, çocukşun sen. Şey... Hem, hem... Daha usun heykeş."

Kuzey ve Doruk'a Ayaz da abi diyordu, kendisinden sonraki en kısa kişi oydu. Bilgisayar oyunları da oynuyordu, demek ki çocuktu.

Ayaz'ın ağzı açıldı, bir şey diyemedi. Hale kahkaha atıp başını geriye yatırdı. "Yalnız..." dedi gülüşlerinin arasında. "Minel fark etmeden nasıl güzel laf geçiriyor."

Gökhan Minel'e gülen gözlerle bakıp "Benim kızım." dedi gururla.

Ayaz nihayet şaşkınlığını atlattığında "Ben de uzayacağım!" diye çıkıştı, sonra karşısındaki kız çocuğunun Doruk abisi olmadığını, bu ses tonuyla konuşursa korkabileceğini fark edip sesini alçalttı. "Kuzey abinlerden küçüğüm ben, o yüzden daha kısayım."

Minel olanları ve neden kendisine gülündüğünü anlamamıştı, Ayaz'ın cümlelerini duyunca haklı bulunduğunu düşünüp gülümsedi. "Evet, onyaydan küçükşün!" dedi büyük bir neşeyle. "Çocukşun."

Hakan ve Gökhan bile sesli bir şekilde güldüler en küçük ikinci Aktuna'nın bozguna uğramış surat ifadesine. "Ayıp bu arada!" dedi Ayaz ailesinin bu halini görünce. Minel'in elini bırakıp kollarını kavuşturarak geri çekildi, suratı dümdüzdü.

"Hale kalk da 'çocuğunun' gönlünü al. Bak, yerin dibine girdi, zaten yakın."

Ayaz gözlerini devirdi Engin dayısının söyledikleriyle, ağzının içinde söylendi. Böyle gürültücü, şamatacı bir ailede olmak bazen biraz, hatta biraz değil, fazlasıyla yorucu oluyordu.

"Bir şeyler söylüyor, ağzı hareket ediyor ama duyulmuyor. Yere yakın diye herhalde. Ayaz, dayıcığım..."

Sesini yükseltti Engin hafifçe. "İstersen merdiven getirelim, böyle anlaşamıyoruz." Ciddi bir surat ifadesiyle Raif'e döndü. "Umarım anlamıştır, mesafe fazla ya, ses dağılıyor baba."

Daha fazla dayanamadı Ayaz, Minel'in elini tüm sinir bozukluğuna rağmen kibar ve hafif bir hareketle tutup arkasını döndü. Odadan çıkarken Engin dayısının sesini duydu yine.

"Keşke baksaydın Hale, iki yaş sendromu herhalde, biraz ağır atlatıyor."

Merdivenleri yavaşça çıkarken Minel Ayaz'ın sirke satan suratını fark etti. "Ayaz?" dedi yavaşça. Ayaz kendisine baktığında devam etti. "Neden üzüydün?"

Ayaz kendisinden küçük olan tek Aktuna'ya baktı. Üzülmemişti, sadece siniri bozulmuştu ama bunu Minel'e nasıl açıklayabileceğini bilmiyordu. "Üzülmedim. Biraz..." dedikten sonra düşündü. "Kızdım."

Minel'in suratı iyice asıldı, merdivenleri tamamen çıktıktan sonra ancak konuştu. "Bana mı kısdın?"

Ayaz kendisine mahzun mahzun bakan inci tanesine çevirdi gözlerini, şaşkındı, neden böyle düşündüğünü anlamamıştı. "Hayır." dedi Hale'nin Ayaz küçükken onunla göz göze konuşabilmek için yaptığı gibi yapıp dizleri üzerine çökerken.

"Engin dayıma kızdım, bir sürü şaka yaptı."

"Ama şakayay komiktiy, neden kısdın sen? Sevmiyoy muşun şakayayı?"

Kız çocuğunun bu şirin sorularına dayanamadı, yanağından öpmek için hamle yaptı ama Gökhan dayısının söylediklerini hatırlayınca durdu, kızın bebek kokulu boynunu öptü yanakları yerine.

"Seviyorum, sadece bunlara gülmedim. Gülesim gelmedi."

Minel daha fazla soru sormadı, onun küçük adımlarına uyum sağlamak için normalden çok daha yavaş yürüyen Ayaz'la ilerlediler geniş koridorda.

"Sen benim aykadaşımsın."

Minel'in bir anda dediği şeyle Ayaz Minel'e baktı, Minel de başını kaldırıp Ayaz'a. "Sen abi değiysin. Benim aykadaşımşın. Biz seninye oynadık. Abi değiysin."

Ayaz kız çocuğunun abi dememe nedenini duyduğunda başını diğer tarafa çevirdi, gülüşünü bir tebessüme dizginleyip yine Minel'e baktı. İçindeki o his yine çiçek açtı; o şefkat duygusu, koruma içgüdüsü kendini gösterdi.

Minel'i belinden tutarak kaldırdı, kucağına aldı. Daha önce yapmamıştı bunu, kız çocuğunu elini tutarak bir yerlere götürmeyi tercih etmişti ama şu an nedensizce istiyordu böyle durmayı.

"Ne oynayalım seninle? İstersen bilgisayarda veya tablette de oynayabiliriz."

"Biymem."

"Birini seç Minel; tablet mi, bilgisayar mı?"

"Şey, şey... Tabyette oynayayım."

Ayaz başını salladı, adımlarını hızlandırdı. Odasına girince kapıyı kapattı. Minel'i yatağının üzerine bırakıp masanın üzerinden tabletini aldı. Minel'in yanına uzandı, bir kolunu kızın sırtına sarıp tableti tuttu, Minel'i koluyla vücudu arasına hapsetti böylece. Minel de o ara tavşanını komodinin üzerine oturtmakla meşguldü.

"Ne oynayalım?"

Minel başını ferah, meyveli bir kokusu olan kuzenine yasladı. Tatlı tatlı "Biymem." dedikten sonra başını kaldırıp Ayaz'ın açık kahve gözlerine bakarak devam etti. "Oyunyayı, şey, şey... En çok sen biyiyoyşun, sen seç."

Ayaz gülümsedi, Minel'in saçlarını geriye atarak alnını açıp öptü. "Tamam." diye mırıldandı normalde pek olmadığı kadar sakin, huzurlu bir halde. "Ben seçeyim."

Yükleyebileceği oyunlar arasında dolaşırken Hay Day gözüne çarptı, birkaç sene önce bu oyunu oynamayı bıraksa da hesabına tekrar girebilirdi, bayağı ilerlediğini de hatırlıyordu. Hem Minel çok severdi bu oyunu, çizimleri şirindi ve bir sürü hayvan vardı.

"Çiftlik oyunu yüklüyorum, bak, bu oyun."

Minel gözlerini kırpıştırarak baktı oyunun birinci resmine, tombul işaret parmağıyla yavaşça kaydırıp ikinci resme geçtiğinde "Tavuk!" dedi heyecanla. "Çok komik gözüküyoy Ayas! Bak!"

Ayaz onayladı. "Evet, cidden komik gözüküyor."

Minel gülüp diğer resme geçti. "Köpek vay!" dedi bu sefer de heyecanla. "Hem de şey, şey, sayı! Sayı köpek! Bizim de köpekimiz oycak mı? Köpekin vay mı oyunda?"

"Yoksa bile alırız." dedi Ayaz rahatça. Oyun içi satın alımlar ondan sorulurdu, Aktunaların parasını bu konuda harcamakta üstüne yoktu. Minel'in istediği her şeyi rahatça alabilirdi.

Minel sevimli bir tavırla gülüp ayaklarını salladı. Oyunun yüklenmesini beklerken de sessiz kalmadı. "Biyiyoy muşun?" deyip kolundaki daire şeklindeki bandı gösterdi. "Aşı oydum! Hem de... Hem de... Şey, üç tane!" Üç parmağını açıp gösterdi, Ayaz parmaklarını ısırmaya çalışınca kıkırdayıp geri çekti minik elini.

"Canın acıdı mı?"

"Biyascık. Ama şey, şey... Sağyıkyı oymak için... Babam öyye dedi. Şey..." Yüzü yavaşça düştü; başını eğip Ayaz'ın tişörtünün ucuyla, dikişleriyle oynadı. "Biyiyoy muşun?" diye sorduğunda bu sefer sesi buruktu. "Benim annem öydü."

Ayaz duyduğu şeyle yutkundu, sırıtışı uçup gitmişti. Ceyda denen kadını çok tanımıyordu, dayısına ve Minel'e yaptıklarından sonra ona üzülecek de değildi ama annesiz kalmış bu kız çocuğuna çok üzüldü. Üstelik kendisinin en değer verdiği, hakkında en hassas olduğu varlığı da annesiydi.

"Babam dedi ki... Şey, haşta oymuş. Ama ağıy hasta. Bis dikkat edeysek, edeysek hasta oymayız. Sonya... Sonya doktoya gideyiz, iyiyeşiyiz. O yüsden, şey, aşı oydum ben de." Başını sallayarak kendisini onayladı.

Ayaz'ın boğazındaki yumru gitgide büyüdü. Aile üyelerine en az dikkat eden kişi Ayaz'dı, Kuzey abisi gibi çoğu özelliklerini bilmez veya Arda gibi onları gözlemlemezdi, yine de farkında olduğu bir şey vardı: Minel yaşadıkları için çok küçüktü.

"Sen aşı oydun mu? Oyman geyek. Haşta oymayız, sağyıkyı oyuyuz, beyabey yaşayız."

Başını salladı Ayaz. "Oldum." dedi yavaşça. Daha sonra tabletine döndü, diyecek başka bir şey bulamamıştı. İnci tanesinin saçlarından öptü birkaç kez. Bu öpücüklerin nedenini belki anlamazdı Minel ama sevgisini hissederdi, sevgi evrenseldi; yaşa, döneme, ülkeye bakmazdı.

"Geymiş oyun!"

Ayaz oyunu açar açmaz ellerini çırptı Minel az önce annesinin ölümünden bahseden o değilmiş gibi. Ayaz hesap bilgilerini girdi, çiftliği açıldı, hatırladığından daha da gelişmişti.

"Bak, tavuklarımız bunlar."

Minel eğilerek baktı tablete, Ayaz onun bu haline güldü, omzundan tutarak geri çekti kızı. "Eğilme bu kadar, gözlerin bozulacak." Hale'nin kendisine yedi yirmi dört söylediği şeyleri tekrar ettiğini fark etmedi.

"Ne güzey tavukyay! Biy süyü tavuk! Hepşi bisim!"

"Evet, bizim. Yumurtalarını topla."

"Nasıy yapıcam Ayas?"

"Tavukların üzerine tıkla bebeğim."

Minel yavaşça Ayaz'ın dediğini yaptı, bunu yapınca kümesin üzerinde bir sepet ortaya çıktı. "Bu sepeti mi ayıcam?" dedi hemen. Ayaz başını sallayınca aldı. "Tavukyaya götüyeyim." Sepeti tavukların üzerinde dolaştırıp yumurtaları topladı. "Biy süyü yumuyta!" dedi ayaklarını sallayıp. Çok mutlu olmuştu.

"İnekyey de vay. Onyay da aynı mı?"

"Evet."

İneklerin sütlerini toplarken bir yandan da konuşuyordu. "Bu sütyeyye peyniy yapıcaz. Sonya... Yoğuyt yapıcaz, meyveyi yoğuyt... Meyveyi yoğuytu seveyim. Babam çiyekyi yapıyoy. Babanemye dedem, şeyyi, unuttum."

Başını kaldırıp Ayaz'a baktı. "Tüyyeyi vay, yuvayyak." diyerek anlatmaya çalıştı derdini. Ayaz kaşlarını çatıp tereddütle sordu. "Şeftali mi?"

"Evet, şeftayi!"

Ayaz bu tepkisine güldü. Oyuna döndüler. Pastırma ve yün de topladıktan sonra Ayaz "Seninle evcil hayvanlara da bakalım mı?" diye sorduğunda Minel sesini kalınlaştırarak tekrarladı. "Evciy hayvanyay mı?"

"Evet, bak, yavru kediler bile var."

Minel yavru kediyi duyar duymaz gözleri büyüdü; yumruklarını gerginlikten değil, heyecandan sıktı bu sefer. Ellerini salladı tablete bakarken. "Yavyu kedi mi, neyde? Neyde? Ayas, neyde? Neyde yavyu kediyey?"

Ayaz oyundaki yavru kedileri gösterirken Minel'e bir yavru kedi sahiplenirlerse kızın ne kadar sevineceğini düşünüyordu. Bundan annesine bahsetmeyi aklının bir köşesine yazdı.

"Çok güzeyyey! Bak, koşuyoy! Çok şiyinyey Ayas!" Cıvıl cıvıl güldü Minel. Kedileri çok seviyordu, tüyleri yumuşacıktı, yüzleri ve patileri çok şirindi, hepsine sarılmak istiyordu, özellikle de sarı olanlara ve yavrulara.

Yavru bir sarı kedi hiç görmemişti, görseydi heyecandan çıldırırdı.

"Yavyu köpekyey de vaymış, onyay da şiyin! Ama kediyey daha şiyin. En şiyin onyay, di mi Ayas?"

Ayaz başını salladı hiç düşünmeden, soruya dikkat etmemişti bile ama yeşilleri adeta parlayan kız çocuğunun hevesini olumsuz bir cevap vererek kıramazdı.

"Şimdi gel, makinelere bakalım, bir şeyler yapalım."

Oyunun o kısmına geçtiklerinde de Minel mutluydu, anlata anlata yapıyordu her şeyi. "Pembe eybise yapayım. Patyamış mısıy da yapayım, çisgi fiym izyey çiftyiktekiyey. Baybi oyabiyiy. Sonya... Çikoyata yapayım, çikoyatayı seveyim, heykes sevey. Çikoyata güzey biy şey. Buyası ne, bunyay ne?"

"Peynir falan, sütle yapılan şeyler."

"Bunyaydan da yapayım. Bası peyniyyey güzey, bazıyayı kötü. Şey, şey... Buyda yedim, o peyniy güzey değiydi. Şen seviyoy muşun onu?"

"Hangisini, anlamadım. Tarif etsene."

"Şey, şey... Kokusu vaydı."

Ayaz yüzünü buruşturdu hemen. "Dedemin peyniri." dedi ağzına gelen tatla kusacak gibi olurken. Dedesi ailenin geri kalanından hiçbiri o peyniri sevmemesine rağmen onu yemekten vazgeçmemişti, Ayaz şu an fark ediyordu Minel geldikten sonraki kahvaltı masalarından o peynirin eksildiğini.

"Dedeme peyniri sevmediğini söyledin mi?"

"Hıhı, heykeşe söyyedim. Dedim ki, dedim ki, şey... Ben peyniy sevmedim."

Demek buydu Raif Aktuna'nın vazgeçilmez peynirinin bir daha masalara uğramama nedeni, Minel'in sevmemesiydi.

"Sen nasıl bizi odaya kilitlersin?"

Doruk kapıya tekme atarak içeri girdiğinde Minel irkilip Ayaz'a sokuldu, Ayaz bundan yararlanıp daha çok sarıldı kız çocuğuna. Bıkkın bakışlarını yüzüne yerleştirip Doruk abisine bakıyordu aynı zamanda.

"Az önce yaptığım gibi."

Kuzenlerinden Minel'le vakit geçirmek için fırsat kalmayınca çareyi onları yer yatağı serip tüm aileyi yatırmayı planladıkları odaya kilitlemekte bulmuştu. Pişman değildi, yine olsa yine yapardı.

Doruk kaşlarını çatıp söylenme moduna geçecekti ki sarı, kıvırcık saçları fark etti. Yüzü aydınlanırken "Fıstığım gelmiş!" dedi neşeyle. Bir iki adımda yatağın o tarafına geçti, Ayaz'ın tüm engelleme çalışmalarına rağmen kızı koltuk altlarından tutup havaya kaldırarak boynunun iki yanından da öptü. "Oh, çok özlemişim!"

Minel masum masum Doruk'a bakarken ayaklarını salladı. Doruk'un birkaç adım arkasındaki Kuzey bu manzaranın tatlılığına dayanamadı, öne çıkıp Minel'i Doruk'tan aldı, yanaklarından öpemediği için saçlarından öptü birkaç kez.

"Hoş geldin abim, Ayaz bizi kilitlediği için gelemedim şu ana kadar."

Arda çekingence Kuzey abisine yaklaşıp kızın kıvırcık saçlarına narin bir öpücük bıraktı, sonra hemen geri çekildi. Kuzey bunu gördü, daha doğrusu herkes gördü ama Arda utanıp kabuğuna iyice çekilmesin diye kimse sesini çıkarmadı, herkes görmemiş gibi yapmayı tercih etti.

"Ayas mı kiyityedi? Naşıy? Neden?"

"Bizi kıskanmış, seninle kendisi oynamak istemiş."

Minel saf saf baktı bir Ayaz'a bir de Doruk'a. Başını Kuzey abisine yaslarken "Ben hepinisye oynayım." diye mırıldandı. Sevgisini ifade etmekten çekinen bir çocuk değildi, bu özelliği bir kez daha kendini gösterdi. "Hepinizi çok seviyoyum ben."

"Lan ben sana kurban olurum!" diye yükseldi Doruk, kızın yanaklarına buseler bıraktıktan sonra başını kaldırdı. "Gökhan amcama bir şey derseniz yakarım çıranızı." Kuzey'e baktı. "Canım abim, sen ispiyonlamazsın zaten." Kuzey ses çıkarmadı, Doruk onu tanıyordu.

"Şimdi aşağı inelim, herkese pijamalarını giymelerini söyleyelim ve yer yatağı odasına gidelim."

Ayaz kaşlarını kaldırdı. "Cidden herkesi aynı odada mı yatıracağız?"

"Evet." dedi Doruk. "Bunda şaşırılacak ne var? Atalarımız Orta Asya'dayken aynı çadırda uyumuyor muydu? Eskileri yad ediyoruz işte."

"Biraz fazla eskiler." diye alay etti Ayaz yataktan kalkıp telefonunu ve Minel'in tavşanını alırken. "Utanmasan Sümerlerden bahsedeceksin."

"Onu da yaparız, olsun. Bir gün de onlardan bahsederiz. Yıldızlara bakarken olabilir, ziggurat falan onlarındı, değil mi?"

Kimse cevap vermedi. Ziggurat Sümerlere ait değilse bile bunu Doruk'a söylediklerinde Doruk allem edip kallem edecek ve kendisini haklı çıkaracaktı. "Ben ziggurat derken gözlemevlerini kastetmiştim, farklı bir isim kullandım sadece." diyecekti mesela.

Aşağı indiler. Minel Kuzey'in kucağındaydı, üzerine bir ağırlık çökmüştü. Kuzey abisinin ferah okyanus kokusundan da olabilirdi bu, Hakan amcasının verdiği enerjiyi andıran güven verici sıcaklığından ve onu saran kollarından da.

"Merhaba güzel evimin güzel insanları! Haberiniz yok diye söylüyorum, bugün aynı odada yatıyoruz. Bu kattaki oturma odalarından birindeki koltukları bir kenara çektik, yer yatağı serdik her yere."

Birkaç saniyelik bir sessizlikten sonra Aktunaların çoğu aynı anda konuştu.

"Ben torun torbamla aynı odada mı yatacağım? Dürtme Gülten, aile bağları da bir yere kadar."

"Ben bakımımı yapıp maskemle kendi yumuşacık yatağımda uyuyacağım Doruk, şansına küs halacığım."

"Ben kızımla uyuyacağım, sadece kızımla."

Doruk zaten bu tepkileri bekliyordu, B planı hazırdı. Elini mayışmış ve sakin bir şekilde oturma odasındakileri izleyen Minel'in çenesine koydu. "Şu kızın güzel gözlerine bakın, ne kadar hevesliler ve enerjikler. Bu enerjiyi söndürecek misiniz, utanın kendinizden!"

İtirazları tamamen bitirmek için son darbesi de hazırdı. Minel'e üzgünce baktı. "Beraber uyusak, eğlensek, pijama partisi yapsak çok güzel olmaz mıydı Minel?"

Minel başını salladı. "Oyuydu." Gülümsedi. "Ben civcivyi pijamayayımı giyeyim, sayı pijamayay. Çok güzeyyey."

Yine birkaç saniyelik bir sessizlikten sonra Aktunalar aynı anda konuştu.

"Torunlarımla aramdaki bağı geliştirmek için bu fikri mantıklı buldum, gel Gülten, pijamalarımızı giyelim."

"Bir gün bakım yapmasam bir şey olmaz canım, yeğenlerimle vakit geçirmeye değer."

"Eğlenceli olur, denemek lazım."

"Ben kızıma pijamalarını giydireyim."

Gökhan ayağa kalktı, Minel'i Kuzey'in kucağından aldı. Minel babasının odunsu kokusuyla iyice mayıştı. "Tavşanım..." diye mırıldandığında Ayaz tavşanını kucağına bıraktı.

"Uyuma babacığım." dedi Gökhan merdivenleri çıkarken. Minel uyursa ve bu "pijama partisi" olayını kaçırırsa üzülürdü, yine böyle bir şey planlasalar bile ilkine heveslendiği gibi heveslenmeyebilirdi.

"Uyumuyoyum." dedi Minel gözlerini açıp. "Gözyeyim yoyuydu, o yüsden, şey... O yüsden gözyeyimi kapattım."

Gökhan güldü bu masum savunmaya. Kızının saçlarından öptü, odasına geldiğinde onu yatağın üzerine bırakırken yatırmamaya dikkat etmişti. "Uyuma güzelim." diye tekrar uyarısını yaptı.

Hızlı adımlarla kızının odasına gidip bahsettiği civcivli pijamaları aldı. Esneyen kızına giydirdi sarı, üzerinde küçük küçük civcivler olan tişörtü ve bol, Minel'in dizlerine kadar gelen aynı desenli şortu.

"Ben de üzerimi giyip geleyim meleğim, tamam mı?"

Başını salladı Minel, mayışmıştı. Yerdeki siyah halı bu uykulu anında dikkatini çekti, yataktan indi, halıya oturdu, oturmak yeterli gelmeyince yattı. Halının tüyleriyle oynamaya başladı.

Gökhan giyinme odasından çıkıp işaret parmağıyla halıya bir şeyler çizen, diğer kolunu tavşanına sarmış civciv pijamalı kızını görünce derin bir nefes aldı, bu kız çocuğu kalbine ciddi anlamda zarardı.

"İnci tanem? Ne yapıyorsun yerde?"

Minel babasının sesini duyunca dönüp sırt üstü uzandı. "Hayının saçyayına bakıyoydum."

Gökhan güldü, gamzesi hafifçe belli oldu. Eğilip kızını kucakladı. "Aşağıdaki halının saçlarına bakarsın bebeğim benim, inelim."

Alt kata indiklerinde tek yapmaları gerekenin gürültüyü takip etmek olduğunu biliyordu Gökhan, otuz senedir bu ailedeydi. İlerledi, koridorun ucundaki bir odanın önünde dizilmişti herkes. Gökhan yaklaşınca "Neden içeri girmiyorsunuz?" diye sordu kaşlarını çatıp.

Aktunalar baba kıza çevirdiler bakışlarını, Gökhan umurlarında olmadı o an, civciv desenli pijamalar giyen kız çocuğundaydı gözleri.

"Çok şirin olmuşsun güzelim."

"Bu ne tatlılık halacığım? Bayram şekeri misin sen?"

"Cidden civciv olmuşsun canımın içi."

"Bir tanem, ne güzelmiş pijamaların, çok tatlı olmuşsun." Raif Minel'in küçücük elini kaldırıp avuç içinden öptü.

"Teşekküy edeyim dede, amca, babane, haya."

Engin Minel'e yaklaşmaya başlayınca kızının öpüleceğini anlayan Gökhan hemen konuyu dağıttı. "Neden burada bekliyoruz?"

"Doruk bizi içeri almıyor." dedi Hale bıkkınca. "Pijamalarımızı puanlayacakmış, Allah aşkına, böyle şey mi olur?" Kahverengi, uzun saçlarını sırtına atarken söylenmeye devam etti. "Nasıl beni almaz jüriye?"

Doruk o an odadan dışarı çıktı. "Yaşın tutmuyor halacığım." deyip Hale'nin yanağından bir makas aldıktan sonra Minel'e baktı. "Ya fıstığım bu ne şirinlik? Bu ne hal?" Ellerini öptü. "Gel, jürimizin baş tacısın sen." Gökhan amcasından Minel'i aldı, saçlarından öptü.

"Bana yaşımın tutmadığını mı söyledi? Ya abi, duymadın mı? Oğluna bir şey der misin?"

Odaya girdiklerinde Minel afalladı. Zeminin çoğu yer yataklarıyla kaplıydı ve yatakların aralarında boşluk yoktu. "Yatak bahçeşi oymuş!" dedi uykulu hali kaybolurken. Ellerini çırptı. "Çok güzey oymuş abicim."

Doruk Minel'in sadece abi demesiyle derin bir nefes aldı, kalbi hızla atarken sırıtıp kızın yanaklarından öptü amcasının radarından kurtulmayı fırsat bilip. Yanaklarının tahriş olmasını istemiyordu ama tek öpen oyken öyle bir şey olmazdı, öyle değil mi? Hem dayanamıyordu ki... Çok tatlıydı inci tanesi.

"Duvarın önüne geç fıstığım, sırtını yastıklara yasla. Ben bizimkileri içeri alacağım, siz de puan vereceksiniz."

Yere bıraktığı Minel yatakların üzerinde paytak paytak yürüyüp -bir yerde düşüp kıkırdayarak ayağa kalkmıştı- diğer abilerinin ve Ayaz'ın yanına gitti, Kuzey ve Arda'nın arasına oturdu.

"Kağıt kalem bile hazırladım!" diye devam etti Doruk gururla. Minel Kuzey abisinin kucağındaki kağıtlara ve renk renk kalemlere bakarken "Ama..." diye mırıldandı. "Yasmayı biymiyoyum ben."

Doruk afalladı. "Lan..." dedi sessizce. "Ben bunu unutmuşum." Sesini duyulabilir bir hale getirdi. "Biliyorum fıstığım, bunu unutacak değilim ya... Kuzey abin yazacak senin için."

Minel başını kaldırıp yanında kule gibi dikilen Kuzey'e baktı, Kuzey kuzenine göz kırptı tatlı bir tavırla. Minel utandı, yanakları kızarırken başını eğdi, ellerini dizlerine koyup ayaklarını salladı.

"Evet, ilk yarışmacımız... Yaş sırasıyla gittiğim için yaşlı kurtu alıyorum önce, Raif Aktuna! Buyrun Raif Bey, geçin, dikkat edin lütfen, düşmeyin, bu yaşta kalça kırıkları çok büyük sıkıntı oluyor."

Raif söylene söylene girdi içeri, koskoca iş adamıyken düştüğü haller manşetlikti. Birileri bu halinin videosunu çekip paylaşsa çıkacak haberleri düşünemiyordu.

Raif Aktuna'nın Son Hali Görenleri Şaşkına Çevirdi!

"Ben saten olmalarını sevdim, zengin bir hava katmış, yaşına da uyuyor, çizgileri ve rengi de güzel. Bu yüzden..." dedikten sonra kağıdını kaldırdı Ayaz. "Bir veriyorum!"

Raif kaşlarını çattı. "Hani her şeyi beğenmiştin?" diye sorguladı torununu. "Neden bir puan verdin?"

Ayaz omuz silkti. "Sahne önü acımasızdır dede, alışman lazım."

Arda bir şey demeden kağıdını kaldırdı, cetvelle çizilmiş gibi bir yazıyla "10 puan" yazmıştı. Raif buna şaşırmadı, Arda kimseye kıyamazdı.

Kuzey'se hakkaniyetli bir puanlamayla "8" yazdı kağıdına.

"Pijamayay mavi, çok güzey. Işıkta payyıyoy. Bizim ayabamıs da payyıyoy. Sonya, sonya... Düğmeyeyi vay. Bu yüsden..." Aklına gelen ilk sayıyı -Ayaz'dan duyduğunu- söyledi Minel. "Biy."

Raif gülümsedi. "Teşekkür ederim dedeciğim." dedi yumuşak bir sesle. "Aldığım en güzel bir puandı, çok sevindim."

Ayaz gözlerini büyüttü, ellerini açıp "Ayrımcılık var!" dediğinde Doruk başını iki yana salladı. "Hayır, yok. Herkes seni sevmek zorunda mı?" Ayaz kollarını kavuşturup homurdandı, bugün çok geliyorlardı üzerine.

"İkinci yarışmacımız canım babaannem Gülten Sultan, buyrun, buyrun, içeri geçin."

"Suytan pyenşeş demek." dedi Minel yanında oturan Kuzey'e dönüp. Babası ona sultanın ne olduğunu açıklamıştı bir tarih videosu izlerlerken.

"Evet abim, öyle."

"Çocuklar, utandım böyle." dedi Gülten hafifçe kızarıp. Herkes ona bakıyordu. Kuzey gülümsedi. "Çok güzelsin babaannem!"

"Evet, babaanne! Çok güzelsin! On puan veriyorum!"

Ayaz'dı bunu söyleyen. Raif oturduğu yerde doğruldu. "Aynı pijamaları giyiyoruz!" diye isyan etti. Doruk dümdüz bir suratla başını iki yana salladı. "Herkes senin pijamanı sevmek zorunda değil dede."

Arda ve Minel de on puan verdi, Kuzey'in puanı yine sekizdi.

"Hakan Aktuna, babam, canım babam, buyur babam, geç."

Hakan oğlunun bu tavırlarına güldü. Siyah, bol, sıfır kol bir tişört ve siyah bir şort giyiyordu. "Dev adam" lakabını Gökhan'a kaptırsa da onun da fazlasıyla yapılı olduğu belli oluyordu tişörtün olmayan kollarıyla.

Ayaz "Beğendim, siyah, sade ve rahat." dedikten sonra kağıdını kaldırdı. "İki puan." Kuzey sesli bir şekilde güldü Ayaz'ın bu haline, dokuz puan verdi babasına. Arda'ysa başını eğip gülümsedikten sonra on puan yazan kağıdını kaldırdı.

"Bu yenk, şey..." dedi sona kalan Minel. "Babamın sevdiki yenk. Ben de şeviyoyum o yüsden. Çok güzey. Odaşı da bu yenk. Sonya... Evimis de bu yenk. Evimisi de seviyoyum. Çiçekyeyimiz vay. Denizimiz de vay. Şey, bu yüsden ben de iki veyiyoyum!" Ayaz'ın verdiği puanları taklit ediyordu.

Hakan yeğeninin şirinliğine gülüp annesinin yanına oturdu. Şu an çoğu insana saçma ve çocukça gelebilecek bir şey yapsalar da eğleniyorlardı ve Hakan'a göre önemli olan da buydu. Zaman çok çabuk geçiyordu ve beraber anılar biriktirmeleri önemliydi.

"Sırada Engin amcam var, buyur yarı babam, sen de geç."

Engin beyaz bir tişört ve siyah şort giyiyordu. Saçları dağınıktı. Ellerini ceplerine koyup poz verdi, Arda babasının bu haline gülümsedi, başını eğip on puanın etrafına yıldızlar çizdikten sonra Ayaz'dan bile önce kaldırdı kağıdını.

"Arda Jüri'mizden beklenmeyen hamleler, yıldızlı on geldi!"

Engin oğluna gülen gözlerle baktı. "Sağ ol babacığım." dediğinde Arda kızarıp başını eğdi. Ayaz onun bu haline sırıttı. "Kırmızı bibere döndün!" deyip kahkaha attıktan sonra kağıdını kaldırdı.

"Siyah ve beyazın uyumunu hep sevmişimdir, burada da sevdim, Engin amcam da kendisine yakıştırmış, puanım bir."

Kuzey başını iki yana salladıktan sonra sekiz yazan kağıdını kaldırdı. O bunu yapar yapmaz herkes Minel'e döndü, yorumunu merak ediyorlardı.

"Benim eybişem vay, bu yenk. Şey, şey... Sizinye tanıştım gün giydim. O yüsden seviyoyum. Biy de, biy de... Maviyye bu yengi kayıştıydık, açık mavi oydu. Maviyi de seviyoyum. Bu yüsden puanım biy!"

Engin yerine geçmeden önce saçlarından öptü yeğeninin, dayanamıyordu bal kızına, yiyip bitiresi geliyordu.

"Sırada halam, canım halam, bana biraz sinirli olabilecek ama eminim ki kıyamayacak halam Hale Aktuna var. Buyur halacığım."

"Seni döveceğim Doruk! Ne demek yaşın tutmuyor? Bir hanımefendiye, hele de benim gibi güzel bir hanımefendiye böyle denir mi? Cevap verme, sus, kara listemdesin bir süre."

Jürilere döndü. "Hadi, puanlayın beni." dedi etrafında heyecanla dönüp. Bordo, üzerinde beyaz yıldızlar olan düğmeli bir tişört ve aynı desende, bileklerine kadar uzanan bir pantolon giyiyordu. Normalde bu tarz pijamalar değil, daha sade şeyler tercih ederdi ama Minel'in bu pijamayı seveceğinden emin olduğu için bunu giymişti.

"Her şey mükemmel, kusursuz! Kalpli on veriyorum!"

Ayaz'a öpücük attı Hale. Arda yine on puan yazan bir kağıt kaldırdı, bu seferki yıldızsızdı. Arda'ya da bir öpücük yolladı yerinde duramayan Aktuna. Kuzey dokuz puan verdi, o da halasından bir öpücük aldı.

"Sen ne diyorsun bebişim?"

"Şey... Biz babamya hamuy oynadık. Yıydıs yaptım ben. Yıydısyayı seviyoyum. Bunyayı da sevdim. Bu yüsden on!"

"Ya ben seni yerim, yerim!" deyip boynundan öptü Hale. "Bu ne tatlılık ya? Yıydıs diyor bir de! Oh, bal, bal!"

Minel utandı, tavşanına sarılıp gizledi yüzünü. Hale bu haline gülüp saçlarını karıştırdıktan sonra Raif'in yanına geçti, başını omzuna yasladı, Raif saçlarından öpünce gülümsedi.

"Sırada birinci jenerasyonun en küçüğü var, dev adamımız var!" Minel başını kaldırdı hemen, gözleri ışıldadı. "Gökhan Aktuna!"

Gökhan içeri girdi. Hiçbir ifade olmayan soğuk suratı Minel'in cıvıl cıvıl bir şekilde "Babam! Benim babam!" demesiyle adeta aydınlandı, gamzesi kendisini gösterdi yine.

"Meyaba babacım!"

Elini salladı, Gökhan sesli bir şekilde gülüp karşılık verdi kızının el sallayışına. "Merhaba inci tanem."

Minel güldü. "Yıydısyı on!" dedi kimseye fırsat bırakmadan. "Çok yakışyıkyı oymuş!" Ayağa kalkıp Gökhan'a koştu, bacaklarına sarıldı. Doruk'un bir şey demesine izin vermedi. "Benim babam kazandı, bis kazandık!" diye cıvıldadı.

Kimse itiraz edemedi, bu kız çocuğuna kim itiraz edebilirdi ki?

Gökhan dayanamadı, kızını kucağına alıp boynundan defalarca öptü. "Böyle yaparsan baban seni yer." diye de mırıldandı, odadaki herkes gözlerinin önünden yok olmuştu sanki, baba kız vardı sadece.

Minel kıkırdadıktan sonra utanıp babasına gizledi yüzünü. Gökhan bu sefer de saçlarından öptü. Yer yataklarından birine geçti kucağında kızıyla, oturdu.

"Meleğim benim." dedi kızının saçlarından bir kez daha öpüp, abilerine ve ablasına bakıyordu bir yandan da. "Biriciğim..."

Minel utandıkça utandı; Doruk "Hadi, yatma vakti, yerlerinize geçin!" deyip ışığı kapatana, sadece abajur açık kalana kadar babasının boynunda saklandı.

"İyi geceyey."

"İyi geceler babacığım."

"İyi geceler bebişim."

"İyi geceler canımın içi."

"İyi geceler abim."

"İyi geceler fıstığım."

"İyi geceler bal kızım."

"İyi geceler bir tanem.'

"İyi geceler Minel."

"İyi geceler bebeğim."

"İyi geceler güzelim."

Herkesten aldığı cevaplarla kıpkırmızı oldu inci tanesi, Gökhan loş ışığa rağmen onun bu halini görüp sessizce güldü.

Bölüm sonu

5 yorum