İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 28 · 17 dk okuma

MİNEL

Bölüm 28

🐣 28🐣

28

Doruk Aktuna'dan

Yer yataklarında yattığımız günün üzerinden iki gün geçmişti, dün Minel ikinci kez pedagoğa gitmişti amcamla. Amcamın anlattığına göre -doğru düzgün konuşmuyordu, Bruce'nin Hulk'a dönüştüğünde diyalog kurmayışı gibiydi biraz- kediler ve köpeklerle oynuyordu, iyi ve kötülere yeni birilerini de eklemişti.

Bu akşam da ikinci kez aşı olacaktı, amcam o zamana kadar tabii ki Minel'i yine bize bırakmıştı, şu anda da vedalaşıyorlardı.

"Hemen gey babacım, seni ösyüyoyum." deyip Gökhan amcamın sakallarının üzerine bir öpücük bıraktı bizim küçük. Sanki amcam taşları almaya çalışan Avengers ekibi gibi zamanda yolculuk edecekti, öyle bir ayrılık seansı yaşıyorduk her gün.

"Geleceğim güzelim. Ne demiştim?" Göz göze geldiklerinde ikisi de gülümsedi. Kollarımı kavuşturup duvara yaslandım, bir filmin epik bitiş anı gibiydi bu halleri, birazdan senaristin ismi gözükecekti yandan.

"Babalar kızlarını bırakmaz."

"Babayay kızyayını bıyakmaz."

Gökhan amcamın gülüşü daha da büyüdü, varlığından Minel'den önce pek emin olmadığım gamzesi yine gözüktü. Gülmek konusunda benimle yarışıyordu Minel yanındayken ama ben tahtımı bırakmazdım, bu ailenin en güleci bendim, nokta.

Burnundan öptükten sonra Minel'i yere bıraktı. Kapıyı açtığında Minel kolunu uzatabileceği kadar öne uzatıp el salladı. "Göyüşüyüz babacım!"

"Görüşürüz güzeller güzelim."

Minel yerinde sallandı, galiba amcamın hitabı hoşuna gitmişti, utangaç bir şekilde kıkırdamıştı çünkü bir yandan.

Gökhan amcam kapıyı arkasından çekmeden önce bana baktı. Ne diyeceğimi tahmin edip konuştum hemen. "Bize emanet, çok dikkatli olacağız." Dudağının kenarı kıvrıldı. "Eyvallah aslanım." deyip çıktı.

"Fıstığım, sonunda vedalaşabildin mi?"

Bana baktı gözlerini kocaman açıp. "Hı?" dedi saf saf. Bu haline gülüp onu kucağıma aldım, boynundan öptüm, Gökhan amcam burada olmasa bile yanağından öpemezdim hep, amcam dikkatli adamdı, anlardı.

Anlarsa da... Neyse, oraya hiç girmeyeyim.

"Bugün seninle ne yapalım?"

"Napayım?"

"Ben de sana soruyorum, ne yapalım?"

Başını omzuma yaslarken "Biymem." dedi tatlı tatlı.

"O zaman..." derken düşünüyordum, bir yandan da merdivenleri çıkıyordum tabii, vakit nakitti. "Seninle yüzebiliriz."

"Ama yüsemiyoyum ki ben..."

"O konuda hiç endişelenmene gerek yok fıstığım, senin bu abilerin..." Kendimi gösterdim, adımlarımı abimin odasına yönlendirmiştim bir yandan, en iyi yüzenimiz oydu. "Bebekliklerinden beri yüzme dersleri alıyorlar. Biraz daha ders alsaydık gemi olacaktık, öyle düşün."

Dudakları aralandı. "Ne?" dedi şaşkınca. Başını kaldırdı, kocaman yeşillerini bana dikti. "Naşıy? Gemi mi oycaktın? Ama..." Gözlerini kırpıştırıp daha bir enerjiyle devam etti. "İnsanyay gemi oyamaz ki!.. Oyuyyay mı? Gemiyey inşan mı o saman?"

"Evet." dedim sahte ama inandırıcı bir şaşkınlıkla. Minel'i kandırmak planlarım arasında yoktu ama gelen fırsatı da geri çeviremezdim.

"Bunu nasıl bilmiyorsun Minel, gemiler aslında insan. Yüzmeyi çok iyi bilenler gemi oluyor."

"Hayıy." diye itiraz etti ama tavırlarım yüzünden şüpheye düşmüştü, sesi kısıktı. "Gemiyey inşan değiy. Koyyayı yok, bacakyayı yok, yüsyeyi yok."

"Aslında var." diye devam ettim oyunuma. Ben Ayaz'ı bile bir şeylere inandırabilecek bir insandım, üç yaş çocuk oyuncağıydı. "Sadece biz görmüyoruz, demir kıyafetleri engelliyor."

O kadar emin konuşuyordum ki yaşıtlarına göre fazla fazla zeki olan kuzenim afalladı, bir şey diyemedi, gözlerini kırpıştırdı yine.

"Bunu bilmemene gerçekten şaşırdım, sen akıllı bir çocuksun, bilirsin diye düşünmüştüm."

"Biymiyoydum." dediğinde suratı karışıktı hâlâ daha. Kafasının üzerinde beliren soru işaretlerini görebiliyordum. Gemileri insanlarla bağdaştıramıyordu, haklı olarak.

"Ama... Nasıy yemek yiyoyyay? Ağızyayı yok. Yemek yemezsek oymas, haşta oyuyuz. Hasta oymuyoyyay mı?"

"Fıstığım depoları var ya... Oraya depolayıp oradan yiyorlar, diğer insanların canı çekmesin diye geceleri yedikleri için görmüyoruz biz."

Abimin odasına girdiğimizde dediklerimi düşünüyordu. Bu haline sırıttım, abim bana ne olduğunu sorar gibi baktığında başımı iki yana salladım bir şey olmadığını göstermek için. Söyleseydim Minel'e gerçekleri anlatırdı ama ben onun bir süre daha gemileri insan sanmasını istiyordum.

"Havuzda yüzmeye karar verdik." dedim Minel'i abimin yatağının üzerine bırakırken. "Depoda net can simidi, kolluk falan vardır Minel'e göre. Bir havuz keyfi yapalım, kaç gün oldu Minel geleli, hâlâ daha havuzumuzda yüzmedi. Utanmalıyız bence kendimizden, değil mi fıstığım?"

Cevap vermedi, tavşanının kulağıyla oynarken bana bakıyordu ama dediklerimi duymadığına, gemileri düşündüğüne emindim.

"Tamam, yapalım." dedi abim. "Ayaz ve Arda'yı ararım, hazırlansınlar. Sen de hazırlan. Minel'in mayosu vardır dolabında, onu bulup verelim. Çalışanlara söyleyeyim, kollukları bulup şişirsinler."

"Tamam, Minel'i hallederim ben." Bize masum masum bakan Minel'i tekrardan kucağıma aldım.

"Halam sana mayo aldı mı acaba?" diye mırıldandım abimin odasından çıkıp Minel'in odasına giderken. Konuşmayınca canım sıkılıyordu. "Sen ne düşünüyorsun fıstığım?"

"Biymem. Bence aydı. Hayam hey şeyi aydı bana. Eybiseyeyim vay biy süyü. Sonya, sonya... Tişöytyeyim vay. Tokayayım vay. Sonya, şey, şey... Ayakkabıyayım vay."

Boynundan öptüm sevimli bir şekilde konuştuğu için. Yiyecektim lan, haftalar geçtikçe daha da şirin bir şey oluyordu bu kız. Gün geçtikçe daha çok sevdiğimizdendi herhalde.

Odasına girdiğimde onu yere bırakıp dolabını açtım. Her şeyi çok düzenliydi, mayosu varsa onu bulmanın zor olacağını düşünmüyordum.

Raf ve çekmeceleri bir süre karıştırdıktan sonra dikiş kısımları mavi, geri kalanı toz pembe, üzerinde tek boynuz resmi olan bir mayo buldum. Şortluydu, üst kısmı da tişört gibiydi. Başımı salladım gururla, yaz günü bile Minel'in şortla üşüyebileceğini düşünen amcam bu mayoyu seçmemi takdir ederdi.

Amcamın böyle bir şey düşündüğünü babaannemden duymuştum bu arada, gülerek dedeme anlatıyordu. Bem de kulak misafiri olmuştum.

"Bak, ne buldum?"

Elimdeki mayoya baktı. "Tek boynusyu at!" dedi heyecanla. Ellerini çırptı. "Çok güseymiş Doyuk abi!"

Saçlarını karıştırıp diz çöktüm. "Bunu sen giyebilir misin fıstığım? Bak, giymek için şu fermuarı açacaksın."

Fermuarı gösterdiğimde başını salladı direkt. "Giyeyim." dedi neşeyle, kendinden emin gibi duruyordu. Mayoyu ona verip ayağa kalktım, giyemezse babaannemi çağırırdım.

"Kapının önündeyim ben."

Üç yaşında olsa da mahremiyetine önem veriyorduk, o da biz sadece tişörtümüzü değiştirirken bile arkasını dönüyordu çünkü. Gerçi, şu an Arda hariç hepimizi tişörtsüz görecekti. Tüm havuz eğlencemiz boyunca bize sırtını dönmezse iyiydi.

"Giydim Doyuk abi."

İçeri girdim, cidden giymişti. "Aferin kız sana." deyip saçlarını karıştırdım bir kez daha. Çok çabuk öğrenmişti bir şeyler yapmayı, benim üç yaşındayken tişörtlerimi ters giydiğimi gösteren fotoğraflarım vardı.

Gülümserken düşüncelerim bir anda karardı, yüzüm düştü. Ben kıyafetlerimi kendim giyememe lüksüne sahiptim çünkü tişörtümü bana düz giydirebilecek bir babam, halam ters tişörtümün fotoğrafını çekerken onu dudakları kıvrılarak izleyen amcalarım vardı; Minel'se bunlara yeni sahip olmuştu.

Derin bir nefes alıp olumlu düşüncelere dönmek için Minel'e odaklandım, bir şeyler anlatıyordu. Bir kolu tavşanına sarılıydı.

"Gemiyeyin anne babaşı kim? İnsanyayın anne babası oyuy. Gemiyeyin yok. O zaman inşan değiyyey. Bana şaka yaptın, di mi? Neden şaka yaptını söyyemedin? Anyayım diye mi? Anyamadım. Neden söyyemedin? Cevap veyiy mişin Doyuk abi?"

Soru sorunca başını kaldırıp bir saniye kadar bana bakıyor, cevap vermeme fırsat bırakmadan devam ediyordu. Bu yüzden ancak son sorusundan sonra susunca konuşabildim.

"Evet, sana şaka yaptım fıstığım. Sonra ne oldu peki?"

"Noydu?" diye sordu merakla.

Elimi diğer elime vurdum. "Tüh!" dedim abartılı bir hareketle. "Unuttum şaka yaptığımı söylemeyi. Yoksa ben hiç fıstığıma söylemezlik yapar mıyım, olur mu hiç öyle şey? Yalancı bir insan mıyım ben?"

"Değiyşin." diye itiraz etti hemen. "Doyuk abimsin şen, yayan söyyemessin, di mi?"

Bir an -çok kısa bir an- bu ufak, yeşil gözlü miniğe yalan söylediğim için kendimi kötü hissettim ama dediğim gibi, çok kısa sürdü. Iron Man'in zırhının gelmesi kadar hızlıydı "Tabii ki söylemem!" deyişim.

Büyüyünce anlatacaktım ona bu hallerimizi, o zaman cidden dürüst olacaktım.

"Sen ne giyceksin?" diye sordu odama girdiğimizde. "Şort giyeceğim fıstık, ne giyebilirim başka?" deyip dolabımdan siyah bir şort aldım. "Burada dur, ben banyoda değişip geleyim üzerimi." dediğimde başını salladı.

Şortumu giydim, tişörtümü havuzun yanında çıkaracaktım. Banyodan çıktım; yatağımda oturmuş, ayaklarını sallayarak beni bekliyordu. Isıracaktım şimdi, çok zorluyordu beni.

"Yakışyıkyı oydun Doyuk abi." dedi ayağa kalkıp elimi tutarken. Kollarını kaldırmadığına göre kucağa alınmak istemiyordu, yana doğru eğilip yürümeye başladım. Sırtım ağrıyacaktı biraz ama dayanacaktık mecbur, hobbit olmak onun suçu değildi.

"Doruk abi, kolluklarla can simidini biz aldık!" diye seslendi Ayaz merdivenin ucuna geldiğimizde. Arda'yla aşağıda bekliyorlardı ve mavi, üzeri balık desenli kollukları kendisi giymiş; aynı desenli can simidiniyse Arda'nın boynuna geçirmişti. Arda can simidini boynundan çıkarmaya çalışmıyordu, pes etmişti kesin.

"Ayda abim çok komik oymuş." deyip güldü Minel. "Evet fıstık." diye onayladım. "Cidden komik olmuş, Ayaz abin sağ olsun."

"Ayas abim değiy." İtirazı çok çabuktu, kaşlarımı kaldırıp merdivenin diğer ucunu kontrol ettim gözlerimle. Ayaz gitmişti, gitmesi iyiydi, Minel'in böyle dediğini duyarsa üzülürdü.

"Neden öyle diyorsun?" Sesim yumuşaktı, ona kızdığımı düşünmesini istemiyordum. "Ayaz seni çok seviyor, küçük kız kardeşisin sen onun, o da senin abin."

Başını iki yana salladı. "Küçük kıs kaydeş değiyim. Çünkü, çünkü, şey... Ayas da çocuk. Ve benim aykadaşım. Şey, şey... Kaydeşiyim ama küçük değiy. İkis oyabiyiyiz! Evet." Başını sallayarak kendisini onayladı.

Güldüm bu hallerine, duyduklarım içimi rahatlatmıştı. Ayaz'a abi dememe nedeni onu bizden daha az sevmesi değildi, onun da ailenin küçüğü olduğunu hissetmişti ve kendisine arkadaşı gibi yakın görüyordu. Kız kardeşi olmakla bir sıkıntısı yoktu, küçük kardeşi olmak istemiyordu. İkiz olabiliriz diyordu bir de, on yaş vardı aralarında.

On yaş ve yüz santime yakın bir boy farkı.

"Biz geydik!"

Havuzun olduğu kısma geldiğimizde herkese belli etti yerimizi, bu kızla savaşılmazdı uzaylılar gelse, gidip "Biz geydik, siz de geydiniz, hoş geydiniz." deyip sarılmaya çalışırdı.

"Hoş geldiniz abim."

Abimin karşılığına gülümsediğinde Arda yanımıza geldi, can simidini boynundan çıkarıp Minel'e uzattı. Minel tavşanını şezlonga yatırıp can simidini aldı, üzerindeki balıklara bakmaya başladı, bıraksak saatlerce o balıkları inceleyeceğine emindim, bu yüzden diz çöktüm.

"Fıstığım..." Başını kaldırdı. "Onu başından geçirmemiz lazım."

"Ne?"

Şaşkınlığına güldüm. Can simidini yavaşça elinden aldım, başından geçirdim. Saçları elektriklendiğinde tekrar gülüp ellerimle yatıştırmaya çalıştım kıvırcıklarını. "Ayaz?" dedim işe yaramadığını görünce. "Halamın odasından toka alıp gelsene, saçları böyle kaldı."

Ayaz itiraz etmedi, hem küçük olduğu için hem de oğlu olarak halamın odasına o yokken girmesi en mantıklı olan kişi olduğu için ona bunu söylediğimi biliyordu, koşar adım eve girip beş dakika içinde iki tane küçük, siyah tokayla geri geldi.

"Al Doruk abi."

Tokayı aldım ama Minel'in kıvırcıklarına bakakaldım. Nasıl toplayacaktım ki? Bukleleri çok narin duruyordu.

"Ben yapabilirim."

Arda'nın zayıf sesini duyunca bakışlarımız ona döndü, kızarıp gözlerini kaçırdı ama geri adım atmadı, tereddüdümü fark etmiş olmalıydı. Gülümseyip tokaları ona uzattığımda avcunu açtı.

Minel'in arkasına geçti. Zarif elleriyle dikkatli bir şekilde toparladı bir yandaki bukleleri. İşi biraz zordu, bücürün saçları da kendisi gibi kısaydı, bazı tutamlar tokaya yetişmiyordu.

Minel'se Arda onun saçıyla uğraşırken sessizce bekliyor, bizi inceliyor, içimizden biriyle göz göze gelince gülümsüyordu.

"Bu kısmı neticelendirdim, diğer kısımla alakadar olacağım."

Bir dakika içinde Minel'in saçlarının diğer kısmını da toparladı. Tokayı bağlayınca geri çekildi. Minel onun geri çekildiğini hissedince elini saçlarına attı, iki küçücük saç tutamının tokalardan çıktığını parmaklarıyla hissedince güldü. "Teşekküy edeyim abi." dedi arkasını dönüp. Arda'nın dizlerine sarıldı.

Bu sahneye Yukarı Bak'ın piyanolu müziği yakışırdı, epik bir ana epik bir fon müziği lazımdı çünkü.

Arda yutkundu, bize baktı, aklımdaki film ve müziklerle ilgili düşünceleri kovup gülümsedim rahatlaması için. Birkaç saniye sonra derin bir nefes aldı, Minel'in bacaklarındaki kollarını çözüp diz çöktü ve öyle sarıldı Baby Yoda'dan hallice bir büyüklükte olan kuzenimize.

Telefonumu cebimden çıkarıp fotoğraflarını çektim hemen. Arda Minel'in beline sımsıkı sarılıyordu, yanağını onun omzuna yaslamıştı. Minel'in kollarıysa Arda'nın boynundaydı. Çok tatlılardı lan, tabii, benimle sarılsaydı Minel daha hoş olurdu ama işte, herkesin bir kusuru oluyordu.

"Sarılmanızı bitirecek misiniz, güneş batana kadar bekleyecek miyiz?"

Ayaz'ın bıkkın sesiyle ayrıldılar birbirlerinden. Arda da Minel de kızarmıştı, bu halleri çok komik geldi, dalga geçecektim ama abimin bunu fark edip "Hayır Doruk." demesiyle sustum. Hermione'nin Ron ve Harry'yi tanıdığı gibi tanıyordu beni.

"Arda, Ayaz, siz girin suya. Biz Minel'i alıp öyle gireriz."

Ayaz bunu bekliyordu sanki, tişörtünü çıkarıp arkadaki şezlongun üzerine attığı gibi havuza atladı. Minel'den bir ses yükseldi o anda. "Ama..." dedi şaşkın şaşkın. "Tişöytünü attı, naşıy yüsücek? Üşümes mi?"

Arda omuzlarına kadar gelen bir mayo giyiyordu, bu yüzden Minel'in bu şaşkınlığına hedef olmadan yavaşça girdi suya.

"Ayda abim çıkaymadı üştünü, o üşümicek. Ayas üşicek, di mi? Kusey abi, cevap veyiy mişin? Doyuk abi?"

Abim diz çöküp göz göze geldi Minel'le. "Hava çok sıcak abiciğim, üşümez." dedi gülümseyip. "Birazdan biz de Doruk abinle tişörtlerimizi çıkaracağız, üşümeyeceğiz, merak etme."

"Tamam."

Trip atarmış gibi duran bu tepkisine güldüm, saçlarını karıştırdıkdan sonra "Abi?" deyip abimin dikkatini çektim. "Ben suya gireyim, sen Minel'in havuza inmesine yardımcı ol, ben onu tutarım."

Başını salladığında ben de tişörtümü çıkarıp bir yana fırlattım, umarım çok uzağa gitmemişti, Harry Potter'ın altın snitch aradığı gibi aramak istemiyordum tişörtümü.

Havuza girdim, normalde atlardım ama çok yakındım abimle Minel'e, yüzme bilmeyen ufaklığı su sıçratıp korkutmak istemiyordum.

"Getir bakalım hanımefendiyi."

Kuzey elini omuzlarına koyduğu Minel'i havuzun kenarına kadar getirdi. "Fıstığım?" dedim ufak yüzündeki durgunluğu görünce. "Ne oldu, korkuyor musun?"

"Şey..." diye mırıldandı. "Havus çok usun, ayakyayım yeye değmicek. Şey, ya yüsemessem? O zaman noycak?"

"Bir şey olmayacak abim, tutacağız biz seni, hem can simidin de var. O da suyun yüzeyinde kalmanı sağlayacak. Bize güven, olur mu?"

Yüzündeki korku tam silinmedi ama bana doğru geldi, gülümsedim bu haline. Bu da epik bir andı bu arada.

"Buraya otur abim, yavaşça gir havuza."

Abimin dediğini yapıp havuzun kenarına oturdu, ayaklarını yavaşça suya sokup salladı. Bacağını ısıracaktım şimdi, o olacaktı.

"Gel." dedim elini tutup. "Ben seni tutuyorum fıstık, korkma, gel."

Kendisini yavaşça havuza kaydırdı, ürperdi, elleri hemen omuzlarıma gitti. "Doyuk abi..." diye mırıldandı. "Şakın beni bıyakma."

Öyle bir şey mümkün değildi.

"Bırakır mıyım ben seni fıstığım?" deyip saçlarından öptüm. "Bak, tutuyorum seni." Ellerim hemen can simidinin altındaydı, belini tutuyordum.

"Nasıl? Güzel mi havuz?" diye sordu Ayaz yanımıza yüzüp. Minel hâlâ daha etrafını inceliyor, suda olduğunu kavramaya çalışıyordu, bu yüzden cevap vermedi. "Ghostladı seni." deyip kahkaha attım.

Gözlerini devirip Minel'in daha da yakınına geldi. "Cevap vermedin bana." dedi yavaşça. Kaşlarımı kaldırdım, Ayaz Bey'in böyle yumuşak bir ses tonu da vardı demek.

"Sevmedin mi havuza girmeyi bebeğim? İstersen çıkabiliriz."

Minel başını kaldırıp Ayaz'a baktı. "Şevdim ama, şey..." Ellerini yumruk yapıp açtı. "Şey..." Gözlerini kaçırdı.

"Hepimiz buradayız, istediğin anda da çıkarsın. İstersen şimdi de çıkabilirsin abiciğim, ister misin?"

Abime baktı bu sefer de. Biraz düşündükten sonra başını iki yana salladığında gülümsedim. "O zaman yüzelim fıstık, bana güven, çok eğleneceksin."

Gülümsediğinde daha da bir cesaretlendim. Belinden tuttuğum için arkaya doğru yüzerken onu da çektim kendimle, havuzun ortalarına doğru ilerledik.

"Havuza girmeye karar verdiysen böyle olmaz." dedi Ayaz, benim az önce korkmasın diye yanında havuza atlamadığım kızın yüzüne bir avuç su attı az önce kibar kibar konuşan o değilmiş gibi.

Minel irkildi, su damlaları saçlarından alnına akarken ağzı açıldı. Bir ıslanan yakasına bir de Ayaz'a baktı. "Naptın?" diye sordu şaşkın şaşkın. "Üseyim ısyandı."

Güldüm. "Yüzeceğiz fıstığım, tabii üzerin ıslanacak."

Bir avuç su da ben aldım ama yüzüne fırlatmadım, yavaşça kollarına döktüm. Ürperdi ama bir yandan da kıkırdadı, hoşuna gitmişti hanımefendinin.

"Ben de yardım edeyim."

Abim de bir avuç su alıp Minel'in saçlarına döktü. Arda yanımıza gelmişti, o su dökmek için bir hamle yapmadı. "Lütfen saçlarını bozmayın." dedi sadece.

"Yüsmüş gibi oydum."

Ufak elleriyle gözlerini ovuşturdu, sarı kirpikleri koyulaşmıştı ıslandıkları için. Saçları da aynı haldeydi, bu hali bana çok şirin gelince yanaklarından öptüm. Abim "Doruk..." dediğinde geri çekilip sırıttım.

"Canım çekti abi, dayanamadım."

"Gökhan amcam bu halini görse..." Derin bir nefes alıp başını iki yana salladı.

"Görmeyeceği için sıkıntı yok." dedim rahat bir tavırla. Bir şey demedi.

"Şimdi fıstığım..." deyip Minel'e döndüm. "Hı?" dedi can simidindeki balık desenlerini incelemeyi bırakıp.

"Ellerimden birini, sadece birini belinden çekeceğim. Yine tutacağım seni, sadece bir elimi çekeceğim, tamam mı?"

Bana yaklaştı, az önce bıraktığı omuzlarıma tutundu yine. "Düşeyim." diye mırıldandıktan sonra gözlerini gözlerime çıkardı. "Bıyakmıcaktın, öyye dedin."

Sadece tek elimi belinden çekmemi nasıl böyle duygusal, dramatik bir şeye çevirebilmişti? Cidden korkulurdu bu yumurcaktan.

"Güzelim..." dedim sakince. "Tek elimi çekeceğim, seni bırakmayacağım, sen de düşmeyeceksin. Bak, hiçbirimiz bir yere tutunmuyoruz ve düşmüyoruz. Sen de böyle olmak istemez misin?" Bir süre düşündükten sonra başını salladı.

"Tamam o zaman, ellerimden birini çekiyorum." İtiraz etmedi, elimi çektim. Bir an korkup omuzlarımı daha sıkı kavrasa da bir şey olmadığını görünce tutuşu gevşedi.

"Düşmedim." dedi şaşkınca. Gülümsedi. "Düşmedim Doyuk abi!"

"Evet fıstık, düşmedin. Bak, bu can simidi çok güzel tutuyor seni."

Başını salladı, korkusu iyice gitmişti sanki, yüzü parlıyordu. Yine de üzerine gitmedim, beş dakika hiçbir şey yapmadan havuzun ortasında durduk Arda'ya bulaşan Ayaz'ı ve havuzun bir ucundan diğerine sakince yüzen abimi izledik.

"Diğer elimi de çekeyim mi?"

Gözleri büyüdü ani sorumla. "Ne?"

"Can simidin seni tutuyor, ben hiçbir şey yapmıyorum, elimi çekeyim mi? Düşmeyeceksin, bir şey olursa yine tutarım seni. Buradayım ben." Yüzüne sudan dolayı yapışan saçları geriye ittim. "Çekiyorum elimi."

Biraz emrivaki yaptığım doğruydu ama ne yapıyorsam onun içindi, bu korkak kedi ancak öyle öğrenirdi yüzmeyi. Bıraksam bana tutunarak gün boyu dururdu.

Korkuyordu ama bir şey demedi. Bu halini belki de ilk kez kullanıyordum, bir an vicdan azabı çekmedim desem yalan olurdu. Neyse, kötü bir şey yapmıyordum. Hem dibindeydim, bir şeyi olmadan önce fark edip engelleyecek kadar yakınındaydım.

Elimi çektim, gözlerini sımsıkı yumdu, yumruklarını da kapattı. Hemen Gökhan amcamın yaptığını yapıp yumruklarını açtım, avuç içini okşadım. Kasılan vücudu yavaş yavaş gevşedi, bu değişim gözle görülürdü. Daha sonra yavaşça gözlerini açtı.

"Bak, söylemiştim. Hiçbir şey olmadı."

"Evet, oymadı." diye tekrar etti. "Havusda duyuyoyum. Düşmedim, düşmicem. Doyuk abim yanımda. Tavşanıma bunyayı anyatıcam. Sonya vidyo çekicem."

Kendi kendine konuşuyordu, çok da tatlı konuşuyordu. Ne olurdu Gökhan amcam yanaklarını öpmeme yasağını koymasaydı? Hem sürekli kremlesek geçerdi bence, geçmez miydi?

"Kendi başına durmaya başlamışsın prensesim, aferin sana."

Abimin iltifatıyla gözlerini kaçırdı. "Teşekküy edeyim abicim." Sesinin az çıkışından anladık utandığını, abim daha fazla konuşmadı bu yüzden, utanınca sessizleşiyordu bu hobbit, biraz daha utandırırsak hiç konuşmazdı.

"Fıstığım, ayaklarını Kuzey abinin yaptığı gibi çırpabilir misin peki?"

"Naşıy?"

Abim yüzme pozisyonunu gösterdiğinde Minel dikkatle onun bu halini inceledi, daha sonra bana dönüp "Yaydım edey mişin?" diye sordu.

"Tabii ki ederim."

Elimi karnına koyup desteklerken diğer elimle de bacaklarını arkaya doğru kaldırdım. "Ayaz?" diye seslendim can simidinin bize engel olduğunu fark edince. "Kollukları getir."

"Tamam."

Havuza atladıktan sonra kollarından çıkarıp havuzun yanına bıraktığı kollukları alıp getirdiğinde "Can simidini çıkarıp bunları takacağız, zaten aynı şey. Bak, desenleri bile aynı." diye açıklama yaptım Minel'e. Başını salladı, can simidinden kurtulup kollukları geçirdim koluna.

"Bacaklarını çırp şimdi fıstığım, Kuzey abinin yaptığı gibi."

Oyunlarda karakterlerin kendi özel hareketlerini göstermesi gibi sürekli aynı hareketi yapan abime baktı, daha sonra yavaşça hareket ettirdi ayaklarını. O kadar yavaştı ki bir damla suyu bile başka bir yere sıçratmadığına emindim.

"Daha hızlı."

Daha hızlı çırptı ayaklarını, etrafa su sıçrattığında irkilip durdu. Tombul işaret parmağıyla bir yeri gösterip "Şu gitti oyaya, göydün mü?" diye sorduğunda parmağını öpüp güldüm. "Gördüm."

"Devam et abim, su sıçratman lazım zaten."

Ayaklarını çırptı biraz daha. "Aferin kız sana." deyip saçlarından öptüm. "Bu kız çok zeki abi ya..." Abim ıslandığı için alnına dökülen kahverengi saçlarını geriye attı tek eliyle, gülerek başını salladı. "Tabii ki çok zeki."

"Şimdi biraz ilerleyelim seninle fıstığım."

Önünde durmayı bırakıp yanına geçtim, diğer elimi de karnına koydum. "Kolluklarını çıkaralım mı?" diye sordum yavaşça. Gözlerini hemen bana çıkardı, korkuyordu, rahatlaması için gülümsedim. "Tutuyorum seni, bir şey olmayacak."

İtiraz etmediğinde bir kolluğunu çıkardım, abim de diğerini çıkarmıştı o sırada.

"Şimdi kollarını da abimin gösterdiği gibi yap."

Suyun yüzeyine uzanmasını sağladım. Ayaklarını çırptı, kollarını da abimin gösterdiği gibi hareket ettirdiğinde "Aferin." dedim bir kez daha. "Çok iyisin fıstık."

Kendim de yüzerek yavaşça ilerlettim onu. Ayaz ve Arda'ya yaklaştığımızda ikisi de bize döndü. Arda gülümsedi. "Yüzmeye başlamışsın, tebrikler."

"İstersen çelenk de yaptır, az resmi oldu böyle. Hatta bak, basın toplantısı falan ayarlayalım, tebrik belgesi ver orada, ne dersin? Fotoğraf da çekilirsiniz."

Ayaz'ın dedikleriyle kızardı Arda. Kaşlarını çatıp "Tebriğin haricinde ne diyebilirdim?" diye sorduğunda Ayaz omuz silkti. "Bilmem, filozof olan sensin, sen söyle."

"Ben filozof değilim, yalnızca kitap okumaya düşkün bir bireyim."

"Yok, ikna olmadım."

Arda biraz daha kızarsa da sessiz kaldı, abim "Ayaz, tamam." dedi sakince. Ayaz sırıttı, Arda'nın yanına gidip kolunu omzuna attı.

"Şakalaşıyorum abi, yoksa ben Arda'yı sevmez miyim? Huysuz filozofum benim."

Arda kollarını kavuşturdu. Kaşları hâlâ çatıktı, tam onu neşelendirmek için şaka yapmaya başlayacaktım ki Minel'in konuşmasıyla gerek kalmadı.

"Huyşuz fiyoyzof. Fiyoyzof ne demek?"

Hepimiz güldük, Arda da gülümsedi. Abim Minel'in saçlarından öperken "Filolzof değil, filozof abiciğim." diyerek onu düzelttiğinde Minel'in yüzü karıştı. "Fiyoyzof." dedi bir kez daha.

"Fıstığım, beni tekrar et. Filo..."

"Fiyo..."

"Zof."

"Sof."

"Filozof."

"Fiyoyzof."

Daha sesli bir şekilde güldük bu sefer. İşe yaramıyordu, anlaşılan filolzof da yakışlıklı'nın yanında kendine yer bulmuştu. Kim bilir ne zaman öğrenecekti bu kelimelerin doğrusunu?

Bir saat kadar daha havuzda durduk, Minel'i her yere kendimle beraber sürükledim. En son o kadar yoruldu ki ayaklarını çırpmayı bıraktı, kollarını boynuma dolayıp öylece durdu.

"Çıkalım, çok yoruldu." dedi abim. Bir yandan da gülümsüyordu Minel'in haline çünkü çok şirin gözüküyordu bizim bücürük. İki yandan toplanmış saçları, tokadan çıkan tutamların yüzüne yapışması, gözlerini kırpıştırması ve sakince bana tutunması...

Tek kelime: Yiyecektim. Şirinliğinden kafayı mı yiyecektim, yoksa onu mu, daha belli değildi.

"Ayaz?" dedim havuzdan ilk çıkan o olunca. "Havlu getirsene Minel'e." Yine itiraz etmedi, konu Minel olunca itiraz etmiyordu bir şeylere, bunu kullanabilirdim.

Beş dakika sonra elinde bir havluyla geri geldi. Bayağı büyük bir havluydu, Minel'i havuzdan çıkarıp zemine koyduğumda abim onu sarmaladı ve bir anda resmen ortadan kayboldu. Saçları bile gözükmüyordu.

"Göyemiyoyum, yüsüm kapayı. Naşıy yüyücem?"

Ellerini öne uzatıp konuştuğunda "Abi..." deyip güldüm. "Boğulacak çocuk, yüzünü aç."

Abim de güldü, diz çöküp havluyla biraz uğraştı, Minel'in yüzünü açtı. Saçları hâlâ daha havlunun altındaydı.

"Şimdi seni babaannene götürelim, banyo yaptırsın sana abiciğim." Başını salladı, abim onu kucağına aldığında "Tavşanım..." dedi hemen. Arda tavşanı şezlongtan alıp abime uzattı. "Tamam, aldık."

Eve yürürken "Çok sevimli gözüküyor lan böyle, minik bir hayalet gibi." dediğimde Arda da Ayaz da başlarını salladı çünkü haklıydım, her zamanki gibi.

Doruk Aktuna olmak zordu, benden başkası olsa yapamazdı, nokta.

Bölüm sonu

2 yorum

  • 28 bölüm gelmiş tekrar tekrar okuduğum bir kitap hâline geldi. Ellerine sağlık yazar çok iyi kitap oldu moral bulmama neden olan minel konuşmaları ailesi herşeyi ile mükemmel. 👏👍💐