İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 22 · 16 dk okuma

MİNEL

Bölüm 22

🐣22🐣

Imposiblety’den

"Güzelim?"

Minel babasının sesiyle başını dergilerden kaldırdı. Kahvaltıdan sonra tüm aile oturma odasında oturmaya başlamıştı, Minel de yanlarında durmak istemişti.

"Hı?"

Gökhan kızının saf bakışlarıyla gülümsedi, koltuğundan kalkıp yere çöktü, kızının yanağını avcunun içine aldı. "Bu kattaki çalışma odasını biliyor musun?"

Minel bir iki saniye düşündükten sonra ellerini açtı, sesini kalınlaştırıp konuştu. "Büsbükük oyan!" Bazen karıştırıp büsbüyük yerine büsbükük diyordu, Gökhan bunu bildiği icin kızının ne demek istediğini anladı. "Evet, meleğim." diye onayladı. "Büyük çalışma odası. Yerini biliyor musun?"

"Hıhı."

"Biz dedenlerle o odada oturacağız, işlerimiz var. Sen oyna, olur mu?"

Dün akşam evden çıkmaya çalışırken ablasının kendisine sorduğu "Minel'e ne diyeceğiz?" sorusunu öfkeden duymadığı için bir cevap vermemişti, inci tanesi de buna şahit olmuştu, biliyordu Gökhan bunu zihninin bir köşesine kazıdığını, bu yüzden haber veriyordu ona. Habersiz ortadan kaybolmak istemiyordu.

"Ne oyniyim?"

Güldü. "İstediğini oynayabilirsin bebeğim benim. Ama televizyon izleme, bu sabah izledin." Fazla televizyon izlemesi onun için zararlıydı ve Gökhan Minel'e bir tek ona zararlı olan konularda kural koyabiliyordu, gerisinde kızına bir şeyi yapmamasını söylemesi imkânsızdı, içi elvermiyordu.

"İsyedim. İsyedik. Baybi Pyenses Deniz Kısı."

"Evet, beraber izledik. Prensesti ve deniz kızıydı."

"Deniz atı vaydı, pembe. Bayık değiy, at değiy."

Kızının söylediklerini yarıda kesmek istemiyordu Gökhan, bu yüzden ayağa kalkmaya niyetlenmeden onayladı. "Evet, deniz atı vardı. Balık değildi. At da değildi."

"Baybi, Baybi... İnciyeyi... Şey, inciyeyi hayeket ediyoy."

"Evet, incileri hareket ettiriyordu çünkü..."

"Çünkü, çünkü..." Bir iki saniye düşündükten sonra neşeyle tamamladı cümlesini. "Ayyeşinin gücü bu!"

Gökhan kızının avuç içini öptü, geri çekilip az önce yenilediği yara bantlarına bir kez daha baktı, çıkacak gibi durmuyorlardı. Minel rahat rahat oyun oynayabilirdi.

"Baba çayışma odaşında oyucak. Bis de oynicaz. Teyevisyon yok. Çünkü izyedik gündüz."

Gökhan Minel'in tavşanına özet geçtiğini duyunca anladı diyaloglarının son bulduğunu, ayağa kalkmadan önce meleğinin saçlarından öptü. Daha sonra babasına, abilerine ve ablasına baktı. Onlar da ayağa kalktığında annesine ve yeğenlerine döndü. "Size emanet."

"Tamam, dayı. Gözümüzün önünden ayırmayacağız."

Çalışma odasına girdiklerinde hemen konuştu; o vicdan ve merhamet yoksunu, insan demeye bile utandığı varlıkları en kısa sürede bulmak istiyordu.

"Ne zaman yola çıkacağız?"

Çalışma odasının kahverengi deriden koltuklarına otururken yanıtladı Raif. "Ben uçağa komut verdim hazırlanmaları için, dün senin korkuna hiçbir insan yerinden kıpırdamayıp saatlerce beklemiş, onlarla yola çıkamazdık, uykusuzlar. Hazırlıkların bitmesine yarım saat kala arayacaklar, evden çıkarız."

"Karadağ'daydılar en son, hâlâ oradalar mı?"

Hakan başını salladı. "Evet, bir otele yerleşmişler. İki gün rezervasyon yaptırmışlar, yarına kadar oradalar. Yine de elimizi çabuk tutmakta fayda var."

Engin sıkıntılı bir nefes verirken "Doğru." diye mırıldandı. "Hemen yer değiştiriyorlar." Kaşları çatıldı. "Nereden buluyorlar bunca parayı? Ceyda'ya para vermedik boşandıktan sonra, o adam zaten..." Ağzının içinde söylendi, bal kızına olanları duyduktan sonra bir kaşık suda boğmak istiyordu o adamı.

"Avukatlar hesaplarına baktı biz onları aramayı hızlandırdıktan sonra, hiçbir zaman yüksek bir meblağ almamışlar. Sadece maaşları."

Gökhan bunu duyunca "Nasıl bunca ülke gittiler o zaman?" diye yükseldi. İçinde patlamaya hazır olan öfke onu kemiriyordu. "Yüksek meblağ yok ama otelde kalıyorlar, yer değiştiriyorlar."

Hale elini Gökhan'ın omzuna koydu. "Büyük bir ihtimalle kendi üzerlerine olmayan bir banka hesabından para çekmişlerdir, o hesabı bulursak anlarız." dedi sakince. Gökhan'ın bu kadar öfkeli olması geri kalan herkesi sakin olmaya itiyordu.

"Dün komşularını gönderirken neden şu ana kadar sustuklarını sordum, zaten avukatlara da bildirecektik ama öncesinde öğrenmek istedim; Aykut'tan korktuklarını, onun arkasının sağlam olduğunu söylediler. Yani, birisi onları kolluyordu. Parayı veren de bu kişi olabilir."

Hakan'ın dediğiyle Gökhan ayağa kalktı. Kısık sesle küfrederken odanın bir bir tarafına, bir de diğer tarafına yürüdü. Bir baltaya sap olamayan o adam nasıl olmuştu da sıyrılmıştı bunca şeyden? Düşündükçe daha çok küfretti. Onun küfürleri dışında bir ses olmadı odada dakikalarca.

Engin birkaç gündür aklında olan şeyi sorarak bozdu bu sessizliği. "Sirke olayıyla alakalı bir gelişme oldu mu?"

Raif başını iki yana salladı sıkıntılı bir nefes verirken. "Hayır, çalışanların hepsi sorgulandı ama hiçbiri bir şey söylemedi. Eğitimli polisler girdi ifadelerine, yalan söylüyor gibi durmuyormuş hiçbiri."

Gökhan bir şey söyleyecekken Hale onun bağıracağını tahmin edip "Kameralar..." dedi bir anda. "Mutfaktaki kameralardan bir şey çıkmaz mı?"

Güvenlik işleriyle, kamera ve sistemleriyle ilgilenen kişi Gökhan'dı. "Çıkmaz." dedi sert bir surat ifadesiyle. Elinin kolunun bağlı olması, hiçbir şeyi öğrenememeleri sinirini bozuyordu. Hakan bunu görünce onun yerine açıklama yaptı.

"Mutfakta aynı anda yedi sekiz kişi çalışıyor, yan yana geldikleri çoğu zaman tezgahın arkası ve kullandıkları malzemeler gözükmüyor. Bir de o karmaşada hangi şişe neye ait ayırt etmek çok zor çünkü yemeklere kattıkları sıvıları koydukları şişelerin yalnızca üzerlerindeki yazılar farklı, onlar da kamerada seçilmiyor."

Hale şakağını ovuşturdu iki parmağıyla. "Doğru." diye mırıldandı yıllar önce verdiği dekorasyon kararından pişman olarak. "Mutfak kalabalık gözükmesin diye hepsini tek tip aldırmıştım."

Gözleri kapalı düşündü. "Evden başka biri de olamaz." diye mırıldandı beyin fırtınası bir noktada tıkandığında. "Çalışanlar sürekli mutfakta, onların gözü önünde değişemez sirkeyi." Gözlerini açtı, sinir bozukluğuyla güldü. "Minel'i kim öldürmeye çalıştı bilmiyoruz yani."

Gökhan dişlerini sıktı. Ablası haklıydı. Bilmiyorlardı. Derin birkaç nefesten sonra "Bulana kadar bize koruma ayarlarım." derken yumruğunu sıkıp bıraktı. "Evimize kadar girmişler, evimize kadar..."

Hakan kızmadı kardeşinin küfretmesine, uyarmadı Gökhan'ı. Yaşananlar akıl alır gibi değildi, kendisinin de sesli bir şekilde küfredesi geliyordu son zamanlarda, inkâr edemezdi.

Sessiz kaldı tüm Aktunalar. Her biri derin derin düşünüyordu. Aileleri her zaman tehditlere açık olmuştu göz önünde, güçlü bir aile oldukları için ama onları tehlikelere açan bu güç aynı zamanda da tehlikeden korumuştu, düşmanları tehdidin ötesine geçememişlerdi, aksiyon almaya cesaret edememişlerdi. Şimdi neden böyle oluyordu?

"Ceyda'yla o adamın yanında çalıştığı aileyi araştıralım." dedi Gökhan sessiz kalmak, minik bebeğinin ateş hattında olduğunu düşünmek onu boğduğunda. Koltuğa geri oturup dirseklerini dizlerine yasladı, ellerini kıpkısa saçlarının üzerinde gezdirdi. "Belki onlar para vermiştir."

Raif başını salladı. "Tamam, hallederim."

"Hallederken bir şey saklama da."

Oğlunun sitemine sesini çıkarmadı. Artık bir şey saklamak gibi bir niyeti yoktu, Gökhan istediği her şeyi zaten öğreniyordu. En başından ona anlatıp öfkesiyle yüz yüze gelmemek çok daha mantıklıydı.

Kapı çalınca herkesin başı o tarafa döndü. Raif "Gel." dediğinde Kâmil içeriye girdi. Gökhan kaşlarını çattı. Sorarcasına "Kâmil?" derken bu sabah Kâmil'den bir şey isteyip istemediğini hatırlamaya çalışıyordu.

"Gökhan Bey..."

Adamın sesindeki korkulu, çekingen ton diğer aile üyelerinin de kaşlarının çatılmasına neden oldu. Kâmil herkeste gözlerini gezdirdi, Gökhan'ın nasıl bir tepki vereceğini düşünürken avuç içleri terliyordu.

"Söyle, Kâmil. Ne oldu? Sakın uzatma, direkt söyle."

Kâmil başını salladı, yutkundu, derin bir nefes alıp az önce telefonla duyum aldığı haberi tek seferde söyledi.

"Ceyda ve Aykut otel odasında ölü bulunmuş, neden öldükleri bilinmiyor. Otopsi yapılacakmış."

Gerici, fazlasıyla gerici bir sessizlik oldu. Gökhan başını geriye yatırdı. Tavana dikilen gözlerini kapatırken sinir bozukluğuyla güldü.

Ölmüşlerdi; kızına bunca şeyi çektirenler ayaklarına kapanıp ağlayarak yalvarıp yakarmamış, senelerce hapiste sürünmemişlerdi. Tek bir gecede ölmüşlerdi.

Derin bir nefes aldı. Bağıramazdı. Minel'in hangi katta, evin neresinde olduğunu bilmiyordu. Sesinin duyulmasını istemezdi. Başka bir derin nefes çekti ciğerlerine. Zordu, o ikisinin ölümüne üzüldüğünü kabullenmek zordu. Üzülmüştü çünkü çile çekmemişlerdi, ölüp gitmişlerdi sadece.

"Ecelleriyle ölmediler, öldürüldüler." dedi şaşkınlığından daha çabuk kurtulan Hakan. Dalgalı saçlarından geçirdi elini. Sıkıntıyla dolu bir nefes aldı. "Başka bir açıklaması yok, öldürüldüler. İkisi de intihar edecek olsa oraya kadar gitmezlerdi."

Gökhan doğrulurken "Biri bizimle dalga geçiyor." dedi sesini hafifçe yükseltip. Dayanamamıştı. Elini saçlarının üzerinde gezdirdi. "Hay Allah’ım!" deyip ayağa kalktı.

"Önce kızımı öldürmeye çalıştı birisi, kim yaptırdı bilmiyoruz. Şimdi onlar... Belki bağlantılılar, belki değil. Bunu da bilmiyoruz. Ne oluyor? Biz nasıl bir şeyin içine düştük?"

Kızına yeni kavuşmuşken onunla sakin bir hayat geçiremez miydi? Kavgalara bile karışmaktan Minel için çoğunlukla vazgeçmişken şu ana kadar hiç denk gelmedikleri ciddilikte, tehlikede olaylarla aynı sayfadaydı.

"Yurtdışına gitme nedenleri bu olabilir mi?" dedi Hale aklında bir anda son hızda dönmeye başlayan çarklarla.

"Bu zamana kadar Minel'e bakıp..." Duraksadı, o insan müsveddelerinin yaptığı şeye bakmak denmezdi ama başka bir kelime bulamadı. "Şimdi gitmelerinin nedeni budur belki de, peşlerinde birilerinin olmasıdır."

Sessiz kaldı herkes. Sürekli yeni bir sessizlik başlıyordu çünkü sayfalar boştu, sadece başlıkları biliyorlardı. Ne neden olmuş, kim sebep olmuş; hiçbir fikirleri yoktu.

Raif çocuklarının yüzündeki sıkıntıyı, endişeyi görünce derin bir nefes aldı; sırtını dikleştirdi. Olaya el atma vakti gelmişti, şirket işlerinden elini eteğini çekmesi meydanı boş bırakacağı anlamına gelmiyordu, kimse Aktunalara bulaşamazdı.

"Herkes korumalarla dolaşacak, bunda zaten anlaşmıştık." Bakışlar kendisine dönünce daha bir güvenle devam etti, çocuklarına güçlü görünmeliydi.

"Ceyda ve Aykut'un yanında çalıştığı aile araştırılacak, hangi hesaptan para çektikleri de bulmaya çalışılacak. Ölüm nedenleri açıklandığında onun üzerine de mantık yürütürüz."

Dudaklarını ıslattı. Kısa bir süre düşündü.

"Peşlerinde birinin olup olmadığını anlamak için de çevrelerindeki insanlarla konuşacağız. Yani, tekrar komşulara geliyoruz."

Gökhan dişlerini sıktı. "Komşularını da mahvedeceğim zaten!!"

Raif oğlunun küfrünü duymamış gibi davrandı. "Aykut'un ölmesi dillerinin çözülmesini sağlar. Evlerine kimler girip çıkıyordu, pis işlere bulaşabilecek insanları apartmanın çevresinde görmüşler miydi... Bunları sorarız. Polis de işin içine katılır, yalan söyleme ihtimalleri en aza düşer."

Hakan araya girdi. "Bizim düşmanlarımıza da bakalım, onları da komşulara soralım." Karışık bakışları görünce açıkladı.

"Eğer Ceyda ve Aykut Minel'in bir Aktuna olduğunu birilerine duyurdularsa düşmanlarımızın onlarla iletişime geçtiğine eminim. Rakiplerimizin içinden potansiyel suçlu olanları seçer, fotoğraflarını göstererek Ceyda ve Aykut'un etrafında onları görüp görmediklerini komşulara sorarız. Belki bir bağlantı kurmamıza yardımcı olur."

Hakan her zamanki gibi mantıklıydı, kimse denilenlere itiraz etmedi. Engin, abisinin söylediklerinden hareketle "Belki Minel'in bunca zaman bizden uzak olma nedeni bile budur." dedi sessizce.

Herkes kendisine baktığında yorgunca -yaşanılanları düşünmek ve içindeki endişeler onu yoruyordu, sevdiklerinden herhangi birini tekrar kaybetmeye tahammülü yoktu- açıkladı.

"Biz Ceyda'nın intikam istediğini, bu yüzden Minel'i uzak tuttuğunu düşünmüştük ama belki de intikam isteyen başkasıydı. Minel'in varlığını öğrendi ve Ceyda'yla iletişime geçti, olamaz mı? O kadın zaten para için her şeyi yapar."

Gökhan ayağa kalktı. Eğer öyle bir şey varsa... Bu düşmanlar kendisine bulaşsalar olmaz mıydı? Meleğinden ne istemişlerdi, istiyorlardı? Hem daha önce kimse aile fertlerine el uzatmamıştı, neden Minel bunca şeyin kesişim noktasındaydı?

Olmamış ama olabilecek ihtimaller, kızını bulabilecek tehlikeler beynini mahvediyordu.

Mesela Ceyda ve Aykut Minel'i bırakıp gitmemiş olsalardı bu sefer de evlerinde mi öldürüleceklerdi? Minel ne olacaktı o zaman, sağ mı kalacaktı? Hiç sanmıyordu. Ya o otel lobisinde? Peşlerinde biri olduğunu bilip mi Minel'i bırakmışlardı oraya? Gözden mi çıkarmışlardı biriciğini?

Raif aklındakileri bir an önce dile getirip herkesle paylaşma isteğiyle devam etti cümlelerine. Gökhan volta atmayı bıraktı, babasına baktı. Yumruğunu sıkıp bırakıyordu. Endişeliydi, hiç olmadığı kadar endişeliydi.

"Sirke olayına gelirsek de... Kime güveneceğimizi bilemiyoruz. Biz zaten annenizle orada olmadığımız her an mutfağın kapısını kilitli tutuyorduk ama gelişmelere bakılırsa yetmiyor, sadece bizimle yıllardır birlikte olan, kesinlikle güvenebileceğimiz çalışanları evde bırakacağız. Ali Nihat'ı da işten çıkarmamız lazım."

Gökhan soğukça "Çoktan çıkardım." dediğinde yüzlerde gördüğü şaşkınlıkla açıklama yaptı. "Minel'in kaybolduğu gün... Dışarı çıkınca görmemiş adama kızımı emanet etmem."

"Tamam o zaman, bunu düşünmemize gerek kalmayacak. Başka ne diyecektim?"

Etrafına bakındı Raif aklını toparlayabilmek için. "Evet." dedi sonunda hatırladığında.

"Evdeki ve bahçedeki kameraları da tekrar kontrol ederiz, hepsinin çalıştığından emin olmamız gerekiyor." Gökhan'a baktı. Gökhan bu bakışı görünce başını salladı, hallederdi.

"Şu anlık yapılacaklar bunlar." diyerek sözlerini bitirdi Raif.

Yapacakları çok şey vardı, bunun ağırlığıyla oturdular o deri koltuklarda. Her zamanki neşelerinin yerinde yeller esiyordu. Normalde Hale ve Engin ortamı esprileriyle şenlendirirlerdi ama şu an bunu yapacak güçleri yoktu.

"Ayaz'a da anlatayım mı olanları?" diye sordu Hale olanları çocuklara anlatma boyutunu düşününce.

Hakan hemen "Anlat." diye cevap verdi. "Tedbirli olur, tuhaf bir şey görürse söyler. Habersiz bırakmak onu göz göre göre ateşe atmak olur. Sıradaki hedefin kim olduğunu bilmiyoruz."

"Doğru." deyip başını salladı Engin. "Konuştuklarımızdan haberi olmayan tek Aktuna Minel olmalı."

Gökhan Minel'in adının geçmesiyle derin bir nefes aldı, inci tanesinin masum bakışlarını düşünüp koltuğa geri oturdu. Bir pedagog daha bulmuştu, onunla görüşecekti Minel için ve bu görüşmeye yeni bir soru daha eklenmişti. Annesinin ölümünü nasıl söyleyecekti?

"Çok küçük." diye geçirdi içinden. "Tüm bunları yaşamak için çok küçük."

Kapı çaldı. Raif "Gel." diye seslendiğinde Kuzey mahçup bir tavırla kapıyı hafifçe araladı. "Gökhan amca..." dediğinde adamın sert, düşünceli bakışlarını görmek bir iki saniye duraksamasına neden olsa da devam etti.

"Minel seni görmek istiyor. Çalışıyor, dediysek de dinletemedik."

Gökhan derin bir nefes aldı, içine düşmüş gibi hissettiği fırtınalı deniz biraz duruldu. "Gelsin." deyişinin üzerinden bir saniye bile geçmeden Kuzey'in bacağına sarılıp izin bekleyen Minel kapının aralığından süzüldü. Kuzey kapıyı yavaşça kapattı, içeri girmedi. Onlara anlatılacak şeyleri babası anlatırdı, öyle gergin bir ortama girmeyecekti.

"Baba?" Bir elinde tavşanı, diğer elinde de Barbie bebeğiyle Gökhan'a yaklaştı Minel. Fırtınalı deniz tamamen duruldu, güneş açtı. Gökhan gülümsedi.

"Bebeğim?"

Minel duyduğu hitapla, bir de babasının parlak mavi gözlerini görmenin etkisiyle tebessüm etti. Kollarını kaldırdığında Gökhan hemen onu kucağına aldı, buna çok ihtiyacı vardı adamın da. Kız çocuğu hiç düşünmeden, sürekli böyle olmalarının alışkanlığıyla adamın bacaklarının üzerine yan bir şekilde oturdu.

"Bebekyeyimye oynayken..." diye anlatmaya başladığında herkes onu izliyordu. Kararmış içlerini aydınlatabilecek tek şey bu inci tanesiydi şu anda.

"Göydüm ki, göydüm ki... Şey... Pyenşeş deniz kısım vaymış! Geyçekten. Bak!"

Barbie bebeğini gösterdi; bunu gördüğü an babasının çalıştığını bile unutmuş, hemen bebeği ona götürmek istemişti.

Gökhan kızının ona doğru uzanan elinin üzerini öptü, bu sırada kokusunu da içine çekti, güneşli havanın devam etmesi için bu bebek kokusuna ihtiyacı vardı.

"Çok güzelmiş, meleğim. Filmdeki gibi incileri de var. Bu kolyeyi de en sonda almıştı, değil mi?"

Minel başını salladı; Gökhan'ın da filmi dikkatle izlediğini, üstüne üstlük hatırladığını fark edince çok mutlu oldu. Tatlı bir şekilde gülümsedi, başını adamın göğsüne yaslarken ayaklarını salladı. Barbie bebeği bulduğu andan daha çok mutlu olmuştu adamın incileri ve kolyeyi fark etmesine.

Bir iki saniye geçince amcalarına, dedesine ve halasına döndü. "Siz de göydünüz mü? Gündüz izyedimiz Baybi!" deyip gösterdi onlara da bebeği.

Raif gülümsedi. "Görmez olur muyuz, bir tanem? Saçları da filmdeki gibi yapılmış."

"Evet." diye onayladı Hakan. "İsmi hem Lumina hem Barbie'ydi, değil mi ufaklık?"

Kızın verilen soruya cevabını unutmamıştı, yeğeni hakkındaki hiçbir şeyi unutmazdı zaten. Lila pijamalarıyla moda dergisine baktığı ve beraber çizgi film izledikleri günden beri hazırdı onun için canını vermeye, hal buyken onun hakkındaki bir şeyi unutması çok saçma olurdu.

Minel başını salladı amcasının sorusuna. Gülüşü büyüdü, çekinmeseydi sesli bir şekilde de gülerdi.

Değer veriyorlardı ona. Dediklerini dinliyorlardı. İki sene boyunca onu tek dinleyen şu an kucağında duran peluş tavşanıyken şimdi bir sürü insan onunla konuşuyordu.

"Çayışcak mışın?"

Gökhan sorusuyla önce kızına, sonra babasına baktı. "Avukatları çağırmayı planlıyorum ama istemezsen..." cümlesini duyunca hemen "Çalışacağım." dedi Minel'e. Kız çocuğunun yüzü düşünce yanağını okşadı nazikçe.

"Akşam evimize gidince oyun oynarız, olmaz mı güzeller güzelim?"

Gözleri büyüdü Minel'in. "Ne oynicas?" diye sorduğunda Gökhan bir saniye dahi düşünmedi. "Ne istersen onu."

"Tamam."

Minel duyduğu şeyin rahatlığıyla babasının kucağından indi, şarkı söyleyip sallanarak kapıya yürüdü. "Kıymızı bayık göyde, kıvyıya kıvyıya yüzüyoy."

Kapıyı iki elinde de oyuncaklar olduğu için zar zor açtı, bu sırada şarkısına da ara vermişti. Kapıyı açıp koridora çıkınca devam etti. "Bayıkçı Hasan geyiyoy, oytaşını atıyoy."

Minel'in arkasından gülümseyerek bakan Aktunalara kaşlarını kaldırdı Kâmil, kız çocuğunun tek hareketiyle hepsi mest oluyordu. "Sirkeyi değiştirenlerin Allah yardımcısı olsun." diye düşünecekken kaşlarını çattı, kendisini düzeltti. "Hayır, olmasın. Küçücük, günahsız çocuk az daha ölüyordu."

"Kâmil, duymuyor musun beni?"

Gökhan'ın sesiyle düşüncelerinden kurtuldu Kâmil. "Efendim Gökhan Bey?" dedi hızlıca.

Gökhan tekrar etti az önce söylediklerini. "Buradan çıkınca küçük bir buket yaptır, sarı çiçeklerden. Evime bırak."

Kâmil başını kaldırdı. "Nasıl çiçeklerden Gökhan Bey?"

"Sarı çiçek, Kâmil. Sarı, herhangi bir çiçek. Polenleri fazla olmasın, o yeter."

"Tamam, Gökhan Bey. Şimdi mi çıkayım? Anladım, çıkıyorum. İyi günler Gökhan Bey."

Kâmil odadan çıktığında Gökhan ailesine döndü; kendisine tuhaf tuhaf baktıklarını görünce "Ne oldu?" dedi kaşlarını çatıp.

"Neden çiçek yaptırıyorsun durduk yere?"

Çiçeğin Minel'e yapıldığını biliyorlardı, bundan tereddütleri yoktu. Gökhan Ceyda'yı sevdiği halde aşk gibi güçlü bir duygu hissetmemişti, bu saatten sonra da hissetmezdi. Bu yüzden bu çiçek buketi bir tek kızına olabilirdi.

"Rüyasında çiçek görmüştü."

Kızı rüyasında sarı çiçek görmüşken almazlık yapmazdı, hem inci tanesine ilk çiçek alan kişi de kendisi olmak istiyordu.

"Bın bıbı ılımım, bındın bıbı mı ılır?"

Hale'nin ağzını eğerek söyledikleriyle gözlerini devirdi. Başta endişeleri olduğu doğruydu. "Kabayım, kavgacıyım." diye düşünüp bu cümleleri kurmuştu. Nereden bilebilirdi meleğinin yanındayken karakterinin bu denli değişeceğini?

"Avukatlar ne zamana gelir?"

"En az yarım saat." dedi Raif alnını ovup. "Daha yeni mesaj attım."

"Baba?" dedi Engin şaşkın şaşkın. Raif kendisine bakınca devam etti. "Sen nereden biliyorsun mesaj atmayı? Dumandan, güvercinden sonra mesaj atarken zorlanırsın diye düşünmüştüm."

Hale sesli bir şekilde güldü, Hakan başını yana çevirip dudağının kenarını kaşıdı. Gökhan gülmemişti, yarım saati duyduktan sonra telefonunu çıkarıp futbol videolarına bakmaya başlamıştı çoktan.

Bir saat Minel'in az önce içeri girmesiyle neşelenen, adeta kendilerine gelen Engin ve Hale'nin şakalarına Hakan ve Raif'i alet etmeleriyle; Gökhan'ın telefonundan arka plana karışan maç yorumcusu sesleriyle geçti.

Kapı tıklatıldığında Raif "Gel." dedi; az önce çocuklarıyla şakalaşan, hatta onlara trip atarmışçasına surat asan kendisi değilmişçesine vakur bir ifade takındı.

Aktuna ailesinin hukuki işlemleriyle ilgilenen ve bu seneye kadar genellikle Gökhan'ın kavgalarıyla, onu nezarethaneden çıkarmakla uğraşan; bu seneyse öldürmeye teşebbüsler, değiştirilmiş sirkeler, otel odasında öldürülen insanlarla cebelleşen avukatlık bürosunun avukatları içeri girdi.

"Emre Bey nerede?"

Boş koltuğa yerleşip evrak çantalarını yere bırakırken duydukları şeyle üç avukat bakıştı. Büronun en saygın üç avukatı olarak gelmişlerdi. Aslında Aktunalarla şu ana kadar dört kişi olarak muhattap olmuşlardı ancak dördüncüleri Emre... O kısım biraz karışıktı ve karşılarında tüm güçleriyle dikilen bu aileye nasıl bir açıklama yapacaklarını bilmiyorlardı.

Kadın olan avukata baktı diğer iki avukat, Aktunaların kadınlara karşı hassasiyetini biliyorlardı ve ters bir tepkiyle karşılaşma ihtimali en düşük olan oydu.

"Sorunuza cevap vermeden önce ben size bir soru sormak istiyorum, Raif Bey. Konuşmamızın gidişatını belirleyebilmemiz için bu soruya vereceğiniz cevap çok önemli. Acaba Minel Hanım'ı nüfusunuza alma işlemleri sırasında Emre Bey size hukuki bir problemden bahsetmiş miydi?"

Raif kaşlarını çattı, alnı kırıştı, bir süre düşündükten sonra başını iki yana salladı. "Hayır, hatta hemen halledeceğini söylemişti. Halletti de, ne problemi, anlayamadım."

Kadın toz pembe rujlu dudaklarını ıslattı. İki yanındaki arkadaşlarına baktıktan sonra koltukta hafifçe öne geldi.

"Evliliğin bitiminden sonra üç yüz içinde kadının doğum yaptığı bebekler eski eşinin babası olduğu bebekler olarak kabul edilir ve onların nüfusuna kaydedilirler. Minel Hanım da sizin boşanmanızdan altı ay sonra doğdu, öyle değil mi?"

Gökhan sesli bir cevap vermedi, kaşları çatık bir şekilde başını salladı. Avukatlar sürekli kavgalarının neden olacağı cezalardan kurtardıkları adamın sessizliğine sevinseler mi üzülseler mi bilemedi.

"Yani sizin nüfusunuza kaydedilmeliydi. Aykut Bey'in nüfusuna kaydedilmesi için..." Sıkı at kuyruğuna giden siyah saç tellerini eliyle geriye ittirdi kadın, gerilmişti.

"Kanun dışı bir işlem yapılmalıydı, anlaşılan o ki yapılmış. Kesin bir bulgumuz yok ancak tahminlerimize göre belli görevlilere para yedirmiş olmalılar."

Gökhan boynunu yana esnetti, tişörtünün yakasını diğer tarafa çekti. Öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu ama dün akşamdan beri fazlasıyla üzerine geliyorlardı. Avukatlara bakmadan "Emre?" dedi sıktığı dişlerinin arasından. "Emre neden bize bundan bahsetmedi?"

"Açıkçası biz de bilmiyoruz, sizinle bu konuda iletişime geçen oydu. Biz söylediğini zannediyorduk, söylediğini ve konunun ardını araştırmaya başladığını. Birkaç gün önce bir araştırma yapmadığını fark edince sorduk, pek bir şey söyleyemedi. Bizi geçiştirdi ve ertesi gün itibariyle ondan haber alamamaya başladık. Evine de gitmemiş, kapıcıya sorduk."

Gökhan ailesine baktı. Gözlerini özellikle Hakan abisi ve babasında gezdirip "Siz halledersiniz." dedikten sonra hızlıca odadan çıktı. Hiç kimse şaşırmadı deniz gözlü adamın bu rüzgar gibi hallerine. Biliyorlardı onun biraz daha odada durursa öfkesine hakim olamayıp avukatlara patlayacağı için çıktığını.

Hakan düşünceli bir tavırla çenesini sıvazladı. "Anlaşılan birisi bize bu durumu söylememesini istemiş, söylemediği ortaya çıkınca da Emre Bey ortadan kaybolmanın daha mantıklı olacağına karar vermiş." Hafifçe gülüp başını iki yana salladı. "Lütfen dışarı çıkar mısınız?"

Avukatlar afalladı, kadının omuzları düştü. "Anlayamadım." dedi hayretle.

"Anlayamayacağınız bir şey yok, hanımefendi." Kahverengi, düz saçlarını omuzlarının gerisine attı Hale. Ardından kollarını kavuşturup tek kaşını kaldırdı. "En saygın avukatlarından biri bize ihanet etmişken sizin büronuzla ilişkimizi kesmeyecek değiliz, öyle değil mi?"

Bir sessizlik oldu. Avukatlardan sağda oturanı ağzını itiraz etmek için açtığında Engin son cümleleri söyledi. "Son ödemenizi de eksiksiz bir şekilde yapacağımıza emin olabilirsiniz, şimdi lütfen mülkümüzü terk edin. Bu olayın kolayca kapanmayacağının da bilincinde olun, iyi günler."

Bölüm sonu

14 yorum