İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 23 · 23 dk okuma

MİNEL

Bölüm 23

🐣23🐣

23

Gökhan Aktuna'dan

Odadan çıktığımda ilk işim şu an boşta olan ve güvendiğim, yetiştirilmelerine şahit olduğum korumalardan yirmi kadarına mesaj atıp onları buraya çağırmak oldu. Aslında bu sayı bile azdı ama tam ayarlama yapmak için şirkete gitmem gerekiyordu, onun için de yarını bekleyecektim, iş yapacak kafa yoktu şu an bende.

Telefonumu cebime koyduktan sonra adımlarımın hedefi belliydi, kızımı görmem gerekiyordu, bir o beni sakinleştirirdi.

Merdivenleri ikişer ikişer çıktım, odalarımızın olduğu koridora geldiğimde kızımın sesini duydum. "Kuzey abi, şen bu Baybi'şin, o değiy."

Tatlı tatlı itiraz ediyordu, gülümsedim, kapısının önüne geldiğimde içeri girmeyip omzumu duvara yasladım, kollarımı kavuşturdum.

Kuzey'le oynuyordu, halının üzerinde -halısını hemen yıkatmıştık- Barbie bebekler vardı, tavşanını da karşısına oturtmuştu.

"Affedersin prensesim, yanlışlıkla oldu, benim hatam."

Kuzey bir Barbie bebeği bırakıp diğerini aldığında Minel bir süre baktı Kuzey'in yüzüne, sessiz kaldı. Kuzey bunu fark edip "Ne oldu abim?" diye sorduğunda ayağa kalkıp Kuzey'in boynuna sarıldı.

"Özüy diyeyim, üzüyme. Onunya da oynayabiyiysin."

Asıl üzülen kendisiydi, ses tonundan belli oluyordu. Kuzey kollarını Minel'e sarıp saçlarından öperken "Üzülmedim abiciğim." dedi şefkatle. "Oyun oynuyoruz, neden üzüleyim?"

"Biymem." dedi şirin bir sesle. Bu sırada omuzlarını da silkmişti hafifçe. Kapıda beklediğim yeterdi; küçüğümü öpmem lazımdı, acilen.

"Babacığım?"

Kollarını Kuzey'in boynundan az da olsa çekti, başını çevirip bana baktığında gülümsedi. "Baba, çayışman bitmiş!" dedi enerjik bir şekilde.

Baba dediği bendim.

Bana doğru gelecekti ama durdu, tekrar Kuzey'e baktı. "Sana sayıymam biticek. Ama... Şey, üzüyme, tamam mı? Babama sayıyıcam, o yüsden."

O hassas kalbini yerdim.

Kuzey güldü. "Üzülmem güzelim." deyip yanağından öptükten sonra bana baktı, ayağa kalktı. "Ben gideyim o zaman amca."

Omzuna vurdum. "Sağ ol aslanım."

O odadan çıkarken benim güzelim de çoktan sarılmıştı bacaklarıma, kollarını dikkatle çözdükten sonra yere çöktüm, öyle sarıldık. Boylarımız yine denk gelmiyordu, böyle bile daha uzundum ondan ama en azından yakın oluyorduk.

Başımı boynuna gömdüm kollarımı sıkılaştırırken. Deli gibi ihtiyacım vardı bu sarılışa, bebek kokusuna, boynuma sarılan minik ellerine. Kötü hissediyordum. Sadece öfkeli değildim ya da üzgün, endişeli. Hepsi aynı anda oluyordu içimde, kötüydüm işte, geçirebilecek tek kişi de oydu.

"Seni çok seviyorum güzeller güzelim."

İçimden gelmişti bir anda, duymayı da hak ediyordu zaten, herkesten çok hak ediyordu. Üç yaşındayken bunca olayın ortasına düşmüşken çocukluğunu yaşamayı, sevildiğini hissetmeyi fazlasıyla hak ediyordu.

Kollarını çözmedi ama hafifçe geri çekildi. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. "Ben de şeni şeviyoyum dev adam!" dedi büyük bir neşeyle. "Hem de, hem de..." Bir adım attı geriye, kollarını boynumdan çekip açtı. "Bu kaday!"

Kollarının arası küçücüktü ama biliyordum oraya dünyaları sığdırdığını. "Çok fazla seviyormuşsun bebeğim benim." derken bu yüzden gülümsüyordum.

"Şen ne kaday seviyoyşun?"

İçim gide gide okşadım yanağını. Nasıl anlatacaktım? Beni her şeyden vazgeçirebileği kadar seviyordum, gerekirse ölecek kadar. Alnından öptüm yavaşça.

"Güneşler kadar seviyorum."

Gözlerini açtı, sesini kalınlaştırıp "Güneşyey kaday mı?" diye sorduğunda tepkisine güldüm. "Evet meleğim, güneşler kadar."

Yıldızlar kadar diyecekken benim güzelimin bir yaz sabahı güneşi olduğu gelmişti aklıma, o yüzden güneşler kadar demiştim.

Bir süre düşündü, gülen yüzü yavaş yavaş düştü. Benim de gülüşüm soldu. Gözlerimi yüzünde dolaştırarak bekledim aklını kurcalayan şeyi söylemesini.

"Şen benden çok seviyoysun." diye mırıldandıktan sonra gözlerini gözlerime çıkardı. "Ama, şey... Ben de çok seviyoyum, geyçekten. Ben de, ben de... Şey..." İstediği kelimeyi bulmasını bekledim sabırla, bu sırada ellerinin üzerini okşadım, öptüm.

"Ben de... Denizyey kaday seviyoyum!" Büyük bir ölçü bulmasının mutluluğu vardı yüzünde.

Kaşlarımı kaldırırken gülümsedim. "Senin sevgin de büsbüyükmüş."

Başını salladı. "Evet, büşbüyük." Ellerini çırptı, bunu yapınca son kez ellerinin üzerinden öpüp kalktım.

"Evimize gidelim mi babacığım?"

"Gideyim."

Yerden tavşanını aldı, komodinin üzerinden kamerasını alıp boynuna taktı. Toz pembe tişörtünü ve beyaz şortunu düzeltti. Çoraplarını yukarı çekti.

"Gidebiyiyiz."

Kendisini düzeltmesi o kadar şirindi ki "Ay!" demesine neden olan bir hızla onu kucağıma alıp iki yanağından da sertçe öptüm.

"Sen halana mı benzeyeceksin, dediği gibi moda ikonu mu olacaksın?"

Boynundan da öptükten sonra geri çekildim, birkaç saniye bana baktı, başını yavaşça sallayıp "Moda ikonu oyucam. Hayam gibi oyucam." diyerek dediklerimi onayladı ve başını bir anda boynuma gömdü. Kahkaha attım, ablama benzeyeceğini söylemek için utancını ertelemişti.

Ben bu kız çocuğunu yerdim.

Yerdim, yerdim de utangaçtı işte benim kızım, hemen kızarıyordu bal yanakları. Utancının geçmesini bekleyecektim mecbur. Yoksa iyice gizlenmek isteyecekti, başını kaldırmayacaktı dakikalarca.

"Eve gidelim, yemek yiyelim, sonra da oyun oynayalım."

Dediklerimi başını sallayarak onayladı. Künyemle oynuyordu bir yandan. Bu sırada kendi künyesi de şıngırdıyordu, iyice hoşuna gidiyordu, belliydi halinden.

Daha sonra mesaj atmakla uğraşmamak için mutfağa gittim. Valide pederin tüm "Beraber yaparız yemekleri." ısrarlarına rağmen tek başına mutfaktaydı. Tüm bu gerilime, avukatlara kalbinin dayanmayacağını; daha sonra her şeyi babamdan dinleyeceğini söylemişti.

"Anne?"

Başını yemeklerden kaldırdı. "Efendim canımın içi?"

"Biz gidiyoruz."

Ellerini kuruladı önlüğünün havlusuna. "Dikkatli olun." uyarısını yaptıktan sonra önce Minel'i öptü, daha sonra bana baktı. "Eğilsene oğlum." dedi hafif bir sitemle. Eğildim, yanağımı öptü.

"Bir ara ben de sizi böyle taşıyordum." Gülümseyip koluma vurdu. "Çok çabuk büyüyorsunuz, şimdi deve kadar oldun."

"Eyvallah."

Bıkkın bir nefes verip gözlerini devirdi. "Git oğlum, git." dedi bıkkın bir tavırla. Ben itiraz etmeden mutfaktan çıktığımda söyleniyordu. "Teşekkür de yok."

"Eyvayyah."

Kollarımdaki kız çocuğundan gelen sesle "Seni ısırmamı istiyorsun galiba." diye mırıldandım. Ben onu daha fazla utandırmak istemiyordum ama beni zorluyordu.

"Işıyıyşan ben de şeni ışıyıyım."

Duyduklarımla durdum, geri çekilip yüzüne bakarken kaşlarımı kaldırdım. "Öyle mi Minel Hanım?" dediğimde kollarımda küçüldü. Korka korka "Kısdın mı?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım, konuşmama fırsat vermeden devam etti. "Şaka yapıyoydum, geyçekten. Biy daha yapmıcam."

Garaja gelmemize az kalmıştı, adımlarımı hızlandırdım. Arabamın yanına geldiğimizde kapıları açıp Minel'i arka koltuğa ayakları dışarıya sarkacak şekilde oturttum, önünde diz çöktüm.

"Bebeğim benim, neden kızayım ben sana?" dedim saçlarını okşayıp. "Beni gıdıkladığında kızdım mı?"

Başını iki yana salladı.

"Isırırsan neden kızayım? Hem ben kıyabilir miyim sana, kıyabilir miyim güzel kızıma?"

Bir süre gözlerime baktı. Ayaklarını sallayıp "Kısmadın." diye mırıldandı. "Bana kısmıcakşın."

"Evet, kızmayacağım meleğim."

Bunları ona defalarca ve bıkmadan anlatabilirdim. Korkması normaldi, dayanılabilecek şeyler yaşamamıştı. Hem de yaşadıklarının kötü şeyler olduğunu bilmeyecek bir yaştayken olmuştu bunlar. Belki de hâlâ daha normal sanıyordu karanlığa kapatılmayı, bağrılmayı, kendisine vurulmasını. Yavaş yavaş öğrenecekti normal olanın bunlar değil de sevgi gösterilmesi olduğunu.

"O zaman şeni ışıyabiyiyim."

Güldüm. "Isırabilirsin, evet." Aklıma gelen şeyle devam ettim cümleme. "Ama ısırırken çeneni sıkma güzelim, karşındakinin canını acıtabilirsin." Başını salladı. "Severken birbirimizin canını acıtmıyoruz." dedim tane tane. "Canın acıyorsa bu sevgi değildir."

"Canın acıyoyşa şevgi değiy."

Onun ısırığından bana bir şey olmazdı, koymazdı onca kavgadan sonra ama öğrenmeliydi sevginin nasıl bir şey olduğunu, can acıtmayacağını. Eğer öğrenmezse ileride canını yakan bir insanın da -öyle bir insan olmaması için her şeyi yapacaktım- onu sevdiğini düşünebilirdi, çocuktu daha, öyle düşünmemesi için bilmesi gerekiyordu.

Telefonuma mesaj geldiğinde hemen baktım. Korumalar gelmişlerdi. Bir arabanın bizi takip etmesini söyleyip telefonumu kapattım, uzun sürmeyecekti evimize gitmemiz ama Ceyda ve Aykut daha bugün ölmüştü, ne olacağı belli olmazdı.

Ben neyseydim de meleğimi tehlikeye atamazdım.

"Şimdi evimize gidelim babam, önce seni koltuğuna oturtalım."

Uysal uysal kemerini bağlamamı bekledi, şoför koltuğuna geçtiğimde "Neden buyda otuyuyoyum?" diye sordu. "Koytukum neden faykyı?"

"Çocuk olduğun için koltuğun farklı, o koltuktayken daha güvendesin."

"Kimden güvendeyim? Suçyuyaydan mı? Ya da... Hıysısyaydan?"

Güldüm, surat ifadesine bakmayı çok istiyordum ama araba kullanırken yapamıyordum.

"Hayır güzelim, kazalardan."

"Ama..." dedi birkaç saniye sonra. "Kaza yapmıcaz ki... Ayabamız çok güzey. Sonya, sonya... Tyafik yambayayında duyuyoyuz. Yayayaya yoy veyiyoyuz."

Daha sesli bir şekilde güldüm bu sefer, Minel hayatıma girdiğinden beri kelimelerde ne kadar r ve l olduğunu fark ediyordum. "Kimlere yol veriyoruz babacığım, tekrar söyler misin?"

"Yayayaya." Durdu, biraz bekleyip ekledi. "Neden tekyay soydun baba? Yanyış mı söyyedim? Büyüyünce doğyu mu söyyücem?"

Hemen anlamıştı, zekiydi benim kızım, tabii anlardı.

"Evet meleğim, büyüyünce doğru söyleyeceksin. Hem biz anlıyoruz seni."

"Neden tekyay soydun? Anyıyoyuz dedin."

"Çok şirin söyledin bebeğim benim, o yüzden."

"Neden şiyin söyyedim?"

Durdum, bunu ona nasıl açıklayacaktım? En iyisi konuyu değiştirmekti.

"Bak, şu araba çok güzel."

Gösterdiğim arabaya baktı, bir dakika kadar arabayı inceledikten sonra "Bizim ayabamıs daha güzey." dediğinde eve gidince bal yanaklarını öpmeyi kafama koydum.

"Dev adam, neden şiyin söyyedim? Cevap veymedin."

Unutacağını düşünmek bir hataydı. Derin bir nefes alıp dudaklarımı ıslattım. Minel mi üstün zekâlıydı, ben mi üç yaş zekâsını fazla küçümsüyordum?

"Bazı harfleri söyleyemiyorsun inci tanem. Bu da şirin oluyor."

Sessiz kaldığında soru faslını bitirdiğimizi düşündüm, rahatladım. Minel'le konuşmayı seviyordum ama art arda soru sorduğunda çok fena köşeye sıkıştırıyordu hepimizi, bazen bizimle dalga geçtiğini bile düşünüyordum.

"Şiyinse... Şiyinse neden insanyay öyye yapmıyoy? Neden ben yapıyoyum?"

Anlaşılan bitirmemiştik.

Ben iki ay öncesine kadar hiçbir şeyi açıklamayan biriydim, çok üzerime geliyordu bu minik. Neyse, kabulümdü, ölürdüm onun sorularına.

"Çünkü sadece bebekler ve çocuklar öyle konuşur, büyüyünce normal konuşurlar."

Böyle meraklı bir kızım olacağını bilsem lisedeki Türkçe derslerimi dinlerdim, ecel terleri döküyordum lan açıklamaya çalışırken. Neyse, iyi bir iş çıkarıyordum, o zamanki hocam görse gurur duyardı, adam az çekmemişti benden.

"Ama şen dedin ki..."

Ne demiştin ben yine?

"Ben hep, hep... Şey... Minik bebekin oyucam. O zaman, o zaman... Büyüyünce böyye mi konuşucam? Ayda abime... Ayda abime sös veydim. Şen de dedin. Doğyu söyyücekşin dedin. Söyyemicem mi? Yayan mı söyyedin? Neden yayan söyyedin?"

"Yalan söylemedim." dedikten sonra durdum, kafamda bir açıklama düşünürken inci tanem buna izin vermedi tabii.

"Şaka mı yaptın? Neden şaka yaptın? Komik mi oydu?"

Soru soracağı zaman nasıl da art arda soruyordu, hiç beklemiyordu.

"Şaka da yapmadım. Bekle; kırmızı ışıkta durunca anlatacağım meleğim, tamam mı?"

"Tamam." Bir iki saniye sessizlikten sonra "Kıymızı ışık. Kıymızı." diye tekrar etti. "Kıymızı bayık göyde, kıvyıya kıvyıya yüzüyoy."

Yine bu şarkıya bağlanmasıyla güldüm, şu an ona bakamıyordum ama kesin iki yana da sallanıyordu. Beklerken ve canı sıkılınca hep bir "Kırmızı Balık" melodisi duyuyorduk ondan. Fazla alışmıştık, geçen gün babam bile Kırmızı Balık söylüyordu.

"Duyduk! Şimdi konuşucaz!"

Ellerini çırptı, bir elim direksiyondayken arkama döndüm. "Şimdi babacığım..." dedim yavaşça. "Sen benim minik bebeğimsin her zaman, doğru. Ama benim için öylesin, diğer insanlar için büyüyeceksin. O yüzden büyüyünce doğru söyleyeceğini söyledim."

Birkaç saniye yüzüme baktı. "Tamam."

Galiba bitmişti, galiba daha soru sormayacaktı.

Yanağını okşayıp önüme döndüm, geri kalan yirmi dakika benim söylediklerimi elemana anlatmasıyla geçti.

Evin bahçesine girdiğimizde arkamızdaki korumalar durdu, bahçe kapısının önünde bekleyeceklerdi. Zaten ev güvenlikliydi. Duvarlar yüksekti, tek bir girişi vardı, diğer tarafı uçurumdu. Etrafta bina da yoktu, bir yerin çatısına çıkıp evi gözlemlemeleri veya bir yere nişan almaları imkânsızdı. Buradayken içim rahattı.

"Evimise geydik."

"Evet bebeğim benim, geldik." Koltuktan indirirken alnından öptüm. Gülümsedi, ayakları yere basınca hemen yokuşu tırmandı, paytak paytak koşuyordu. Ben de adımlarımı hızlandırdım, taştı burası, düşerse dizleri çok acırdı, avuç içi zaten yaralıydı.

"Dikkat et babacığım."

"Tamam, edicem."

"Önünde taş var güzelim."

"Aytık yok, atyadım."

"Ayağın takılacak inci tanem."

"Takıymadı babacım."

Babacığım mı demişti o?

Peşinden giderken sırıttım liseli ergenler gibi. Babacığım demişti lan, bana demişti. Tabii bana diyecekti, babası bendim. Sadece baba dememişti ama, babacığım demişti.

"Biz geydik çiçekyey!"

Ektiğimiz çiçeklere el salladı, arkasını dönüp bana baktı. "Evimise giyeyim." Gülüp kilitli kapıyı açtım. Ayakkabılarını çıkardı, pıtı pıtı adımlarla ve iki yana sallanarak eve girdi.

"Ne oynicaz?"

Yanağını okşadım diz çöküp, göz göze gelmek istiyordum. Babasıydım ben, aynı hizada olmalıydım onunla. "Önce yemek yiyelim meleğim, öyle."

"Ne yicez?"

Düşündüm gözlerine bakarken. O kadın ona peynir bile yedirmemişti, yani birçok şeyi tatmamıştı benim kızım.

"Pizza yiyelim mi seninle?"

"Pizza mı?" Yüzü aydınlandı. "Fiymyeydeki gibi mi?"

Boğazım düğümlendi sanki. Bir tek filmlerde görmüştü pizzayı, o kadın... Neyse, şimdi yiyecekti. Hem de en güzelini alacaktım ona.

"Filmlerdeki gibi, evet. İster misin?"

Ağzını açtı, hevesle bir şey diyecekti ama durdu. Neşesi gitti, gözlerindeki parlaklık azaldı. Kendini geri çekip "Biymem." dedi yavaşça. "Aç değiyim ki..."

Hiç çekmeden ölmüşlerdi, sürünmeden. Benim biriciğimi bu hale getirip bir gecede ölmüşlerdi.

Yutkundum, sakinleşmek için burnumdan sessiz bir nefes verdim. "Olsun babacığım." dedim gülümsemeye çalışıp. "Ben açım, bana eşlik etmek istemez misin? Yalnız yemeyi sevmiyorum."

"İsteyim."

Telefonumu cebimden çıkardım, Kâmil'in numarasını buldum.

.

Kime: Kâmil

.... Restoranı'ndan pizza al.

Bir büyük boy, bir küçük boy.

Büyük boy her zamankinden.

Küçük boy bol peynirli, zeytinli, soslu olsun.

Salamı da bol olsun.

Elmanın kokusu bile pizzadan uzak duracak.

Sirke koyuyorlarsa ne sirkesi olduğuna bak, gerekirse şişeden iç.

Bilmediğin bir malzemeyi koymalarına izin verme.

Tüm malzemelerden aşçının da yemesini iste, yemezse pizzayı alma.

Atılan tuza bile bakacaksın.

Siparişin benim olduğunu söyleme.

Seni tanıyabilirler, kılık değiştirip git.

Para ver, pizzayı yapan aşçının yanında dur yaparken.

Başka kimse müdahale etmesin.

Aşçının adını soyadını da al.

Mutfaktaki diğer insanlara da aşçının ismini doğrulat.

Çabuk ol, sıcak gelsinler.

Çiçekler nerede? Göremedim.

.

Kimden: Kâmil

Anlaşıldı Gökhan Bey, hemen restorana gidiyorum.

Çiçekleri de mutfak masasının üzerine bıraktım.

.

"Güzelim?"

Televizyon ünitesindeki biblolara bakmayı bırakıp bana döndü. "Hı?" Gülümsedim. "Ben mutfağa gidiyorum, gelmek ister misin?"

Odadan odaya bile habersizce gitmek istemiyordum, büyük bir terk edilme korkusu vardı, panik olurdu bir anda ortadan kaybolursam.

"İsteyim."

Gelip işaret parmağımı tuttu, onun adımlarına ayak uydurmak için yavaşça yürüdüm. Mutfağa girdiğimizde masanın ortasındaki çiçekleri gördüm. Kaşlarım çatıldı şaşkınlıkla, iptendi çiçekler. Çiçeklerin arasında bir arı bile vardı yine ipten yapılma. Buketin altındaki nota baktım: "Çiçekler solarsa Minel Hanım çok üzülür diye bu çiçekleri aldım. Polenleri de yok istediğiniz gibi, hapşırtmaz."

Dudağımın kenarı kıvrıldı, muhasebeye haber verip Kâmil'in maaşını iki katına çıkaracaktım.

"İnci tanem?"

Gözlerini bana çevirdi. Boyundan dolayı masanın üzerini görmüyordu, buketi fark etmemişti. Bu yüzden alıp ona uzattığımda "Hııı!" dedi gözleri büyürken. "Sayı çiçek! Ayıyayı da vay!"

"Bunlar artık senin, ilk çiçek buketini ben aldım."

"Benim mi? Geyçekten mi?"

"Gerçekten."

Buketi aldı, tavşanıyla beraber ikisini de göğsüne bastırdı. Ayakları sabit dururken vücudunu bir o yana bir bu yana döndürdü. "Çiçekyeyim oydu!" Çok heyecanlanmıştı, tekrar bana baktığında bu halini görmek beni gülümsetti.

"Keyebeki de vay! Bak! Göydün mü?"

"Gördüm meleğim, çok güzelmiş."

"Evet, çok güzey! Teşekküy edeyim babacım."

Bana baba demesi zirve noktasıydı zannediyordum ama babacığım demesi... Her şeyi yaptırırdı bana, parmağında oynatırdı beni. İtirazım var mıydı? Tabii yoktu lan, meleğimi mutlu edecek şeylere niye itirazım olacaktı?

İtirazı olanı döverdim.

"Bir şey değil bebeğim benim."

Mutfakta daha fazla durmayacağımızı anladı, önden yürüdü, hâlâ daha çiçeklerine sarılıyordu. Nedense bu gece bu buketle uyuyacakmış gibi hissediyordum.

"Dev adam, odama çıkabiyiy miyim? Pizza geyince ineyim, sös."

Kaşlarımı çattım hafifçe. "Neden babacığım?"

Kamerasını gösterip gülümsedi. "Vidyo çekicem!"

Güldüm, saçlarını hafifçe karıştırıp -çok karıştıramazdım, saç telleri birbirine dolanırsa canı acırdı- "Çıkabilirsin." dedim. "Ama merdivenlerden çıkarken..."

"Dikkatyi oyucam."

"Evet, dikkatli olacaksın."

"Tamam."

Oturmadım o üst kata çıkana kadar, kollarımı kavuşturup izledim çıkışını. Elleri doluydu, önündeki basamağı göremeyip düşebilir diye korkmuştum.

Galiba dalga geçtiğim tüm anne babaların ahı çıkıyordu, fena evhamlıydım, engel de olamıyordum! Aklım çıkıyordu bir yeri acıyacak, gözünden yaş düşecek diye.

İki iki buçuk saat boyunca on dakikada bir gidip kontrol ettim ne yaptığını ama odasına girmedim, kamerasıyla uğraşıyordu ve içini dökmesini bölmek istemiyordum. Zaten içine kapanıktı, korkuyordu, anlatamıyordu bir şeyleri, video çekerken rahat olmalıydı en azından.

Kapı çaldığında "Minel?" diye seslendim yukarı doğru, Kâmil'den başkası gelseydi korumalar haber verirdi, vermediklerine göre Kâmil pizzaları getirmişti. "Güzelim gel, pizzalar geldi." Kapıyı açarken ekledim. "Yavaş in, merdivenlere dikkat et."

"Buyrun Gökhan Bey."

"Eyvallah Kâmil." Arkasını dönüp gideceği zaman "Dur bir dakika." dedim, hemen durdu, bana döndü.

"Efendim Gökhan Bey?"

Elimi omzuna koydum, derin bir nefes aldım. "Sağ ol." dedim ailem dışında birine gösterebileceğim maksimum samimiyetle. Bu "Sağ ol." ona güvenebildiğim, kızıma yedireceğim yemeği bile ona getirttirebildiğim içindi.

Şaşırdı, kaşlarını kaldırdı. "Sağ ol mu dediniz? Doğru mu duydum?"

Gözlerimi devirirken "Evet, Kâmil." dedim aksi bir sesle. "Canavarım a..." Küfredecekken dizlerimdeki minik ellerle lafı çevirdim. "Aslında. Kral böyle demiş bir anda prensese. Sonrasını biliyorsun."

Gülümsedi. "Biliyorum Gökhan Bey. Afiyet olsun, pizzalarınızı soğutmayın."

"Canavay mı?"

Oturma odasına giderken duyduğum soruya "Bir masaldan bahsediyorduk." diye cevap verdim. "Kâmil masalı unutmuş, duymak istemiş. Onu anlatıyordum."

"Bana da anyatıy mışın?"

"Anlatırım tabii, sen istersin de anlatmaz mıyım güzeller güzelim?"

Gözlerini kaçırdı, yanakları hafifçe kızardı. Yemek yiyeceği sırada utanmasını istemediğim için öpmedim.

"Pizzalarımızı yiyelim." dedim oturma odasındaki masaya pizza kutularını bırakırken. Durdu. "Ben de yicem?" Şaşkınca söylediği cümleyle kaşlarımı çattım. "Tabii ki yiyeceksin, Minel. Neden yemeyeceksin?"

Gözlerini kaçırdı, ona özel yaptırdığım daha yüksek sandalyeye çıkmasına yardımcı olurken sessizdim. Yerime, yanına, oturunca ve o da tavşanını yerleştirince "Babacığım?" dedim yumuşak bir sesle. "Daha önce pizza yemek istemiş miydin?"

Birkaç saniye düşünüp başını salladı. Hiçbir yemeği istemeyip pizza istediğine göre canı çok çekmiş olmalıydı.

"Bu isteğini annene söyledin mi?"

Gözlerime bakmıyordu. Başparmağımı çenesine koyup başını nazikçe bana çevirdim. Hemen ellerini de tuttum, yumruk yapacaktı az daha.

"Söyyedim." dedi zayıf bir sesle.

"Ne oldu peki? Annen almadı mı?"

Parmağımı sıktı. "Payamıs yoktu." dedi hızlıca. "O yüsden ayamadık." Cümleleri ezberlemişti, adım kadar emindim gerçeğin böyle olmadığına. Çenemi sıktım, birkaç saniye bekledim konuşmadan önce.

"Şimdi paramız var, yiyebiliriz."

Pedagogla konuşmadan bir şey yapmak istemiyordum, üzerine gitmeyecektim. Meleğim iki gün önceki gibi olursa dayanamazdım, delirirdim öfkeden.

"Yiyebiyiyiz."

"Evet. Hatta..." Küçük kutuyu açtım. "İlk dilimin burada! Aç bakalım ağzını." Pizzadan minik bir ısırık aldı, biraz çiğnedikten sonra "Çok güzeymiş!" deyip gülümsedi, ellerini çırptı. Parlayan gözlerinden belliydi cidden sevdiği.

"Teşekküy edeyim baba. Eyyeyine sağyık."

Kendi pizzamı açarken güldüm. "Ben yapmadım pizzaları meleğim."

"Oyşun." dedi bir ısırık daha alırken. "Hem şen, hem şen..." Lokmasını yuttu. "Daha güzey yapaydın!"

Kaşlarımı kaldırdım, inanamaz bir şekilde "Öyle mi?" diye sorduğumda bilmiş bilmiş başını salladı. "Evet, öyye. Biz, biz... Şey... Yumuyta yaptık! Çok güzey oymuştu. Pizza da yapayız!"

Bana olan bu güveni bir kez daha güldürdü beni. Onu utandırmamak istediğimi unuttum o an, eğilip iki yanağından da sertçe öptüm. Geri çekilirken de saçlarından öptüm, hatrı kalırdı buklelerinin.

Hızlıca önüne döndü, pizzasından bir ısırık daha aldı. Bana attığı kaçamak bakışların ne kadar şirin olduğunu biliyor muydu? Yine gıdıklayacaktım en sonunda, o olacaktı.

Konuşa konuşa pizzalarımızı yedik. Pizzası fazlasıyla küçük olmasına rağmen yarısında tıkandı. Kollarını karnına sarıp "Yiyemiyoyum." dediğinde daha fazla yerse kusacağını anladım, zorlamadım. Yatmadan önce bir şeyler daha yedirirdim.

"Şimdi oyun oynicaz!"

"Evet babacığım, oyun oynayacağız."

Keyifli bir şekilde güldü onu kucağıma aldığımda. Başını omzuma yaslamadı bu sefer, tişörtümün yakasıyla oynadı. Bir ip sökülmüştü, onu çekiştirip duruyordu.

"Buyası bozuymuş. Teyziye gideyim."

"Gitmemize gerek yok güzelim, Kâmil götürür terziye."

"Ama..." diye mırıldandı. "Yoyuyuy. Pizzayamızı o getiydi. Sonya, sonya... Bana şandayye getiydi."

"Yorulmaz bebeğim, endişelenme sen."

Oyun odasına girdiğimizde dikkati dağıldı, bu konu hakkında daha konuşmadık. Ayaklarını yere bastığı an koşturdu. Dolaplardan birinin çekmecesini açtı; tavşanını yere bırakıp dolaba yasladıktan sonra büyük, mavi bir kutuyu zorlanarak çıkardı. Yardım ettiğimde ellerini kutunun üzerinden çekip açıkladı.

"Hamuyyayımya oynayayım."

"Tamam." deyip halısının üzerine oturdum, hamurları kaptan çıkaracaktım ama "Hayıy." dedi hızlıca. "Öyye değiy."

"Ne öyle değil?"

Saf saf sorduğum soruyla güldü keyifli bir şekilde. "Çok komikşin baba."

Az önceki çekmeceden pembe ve beyaz, kareli bir örtü çıkardığında anladım neyi kastettiğini. Halının üzerinde oynamayacaktık. Kendi aldığım örtüyü unutmuştum.

Ben kutuyu alıp ayağa kalktım, beceriksizce örtüyü serdi. Katlanan kenarları dikkatle düzelttikten sonra örtünün bir köşesine oturdu. Yanına oturdum, kutuyu yere bıraktım. Toz pembe çoraplı ayaklarını salladı, ellerini dizlerine koydu.

"Şimdi..." dediğinde "Şimdi..." diyerek sözünü kesrim, saf bakışlarını bana çevirdi. "Bu baba oyuna başlamadan önce kızını yiyecek."

Kafasını vurmamasına dikkat ederek onu yere yatırıp başımı karnına gömdüm, dişlerimi kullanmadan karnını ısırdığımda "Ya baba..." dedi kafamı itmeye çalışıp. Kahkahalar atıyordu bir yandan da. "Ço-çok... Gı-gıdık... Yanıyoyum!"

Başımı çektim, kahkahaları dinince bana baktı. Gülmekten yanakları kızarmıştı. "Benim kızım çiçek, benim kızım bal!" deyip kızaran yanaklarını ısırdım, bunu her saat başı yapsam da doymazdım, çok sevimliydi. "Babası bu kızı yer, bitirir."

Geri çekildim. "Yeni yemek yedik, yiyemezşin." deyip kıkırdadı utancına rağmen. Espri de yapıyordu, her yönüyle mükemmeldi benim kızım.

Doğrulup oturdu, derin birkaç nefes aldı. Gıdıklamamın etkisi vardı hâlâ üzerinde, sırıttım. Görmedi bu halimi, saçlarını geriye itti, kapaklı kaptan hamurlarını bir bir çıkardı.

"Hamuyyayya şekiy yapıcaz."

"Ne şekli?"

"İştedikin şekiy. Bak, bunyay kayıpyay. Şekiyyeyi bunyayya yapıyoyuz."

"Onları kullanmasam olmaz mı?" diye sordum daha fazla konuşması için.

"Oyuy. Ama ben kuyyanıyoyum. Bak, yıydızyı kayıp biye vay!"

Heyecanına karşılık saçlarından öptüm. Gülümseyip sarı hamurun kapağını açtı. Ben de siyah hamurdan aldım.

İşine odaklandı, mırıl mırıl konuşarak bir sürü şekil yaptı. Kalıplardan hamuru zorlanmadan ve düzgün bir şekilde çıkardığında o kadar mutlu oluyordu ki onu gülümseyerek izlemekten ben hiçbir şekil yapamadım uzunca bir süre.

En sonunda başımı sallayıp kendime geldim, benim bir şey yapmadığımı görürse üzülürdü. Avcumdaki siyah hamura şekil verdikten sonra sarı hamurdan aldım. O ara Minel'in kaçamak bakışlarını yakaladım, siyah hamurumu alıp arkamı döndüm.

"Ama..." diye mırıldandı. "Neden döndün? Göyemiyoyum."

"Görme, sürpriz."

Ayağa kalktı, kolumu tutup bakmaya çalıştığında o tarafa eğildim. "Bakamazsın." dedim gülüp. Tişörtümün kolunu çekiştirdi. "Baba yütfen..."

"Hayır." dedim irademi zorlayıp. Daha fazla itiraz etmedi, geri çekildi. Yerine oturduğunda omzumun üzerinden baktım. Kendi hamurlarını alıp o da sırtını dönmüştü.

"Sen de mi gizliyorsun?" diye sorduğumda başını salladı. "Evet."

Vücudumu döndürdüm, eğilip çenemi ağırlığımı vermeden omzuna koyduğumda "Hııı!" deyip hamurlarının üstüne kapandı. "Bakamazşın."

Keyiflenmişti aynı şeyi bana yaşatmaktan, gülüp saçlarını karıştırdım. "Babacığım istesem görürüm, biliyorsun, değil mi?" diye sorduğumda başını iki yana salladı. "Hayıy, gizyedim. Neydeyey? Yokyay." Güldü.

Bir iki saniye bakıştık, ani bir hamleyle beline ellerimi koyup vücudunu kaldırdığımda "Ay!" deyip ellerini koluma koydu.

"Gördüm şekillerini."

"Ama..." diye itiraz etmeye çalıştı. "Ben küçüküm, o yüsden böyye oydu. Şen beni kaydıydın. Gizyeyemedim."

"Ben anlamam, gördüm."

Hâlâ havada duruyordu, iki elim belindeydi. Ayaklarını salladı havadayken, bir süre yüzüme baktı. Gözlerimi kıstım ne düşündüğü anlamak için. Anlayamadım. "İnebiyiy miyim?" diye mırıldandı.

"İnebilirsin."

Ayakları yere değdiğinde bir iki saniye daha baktı bana. Sonra ani bir hamle yapıp arkama geçti. "Ben de göydüm!" dedi hemen büyük bir neşeyle. "Göydüm, göydüm! Hamuyyayını göydüm. Gizyeyemedin şen de!" Ellerini çırptı.

"Evet, gizleyemedim." deyip kabullendim. Çok fena tuzağa düşürmüştü beni, ben ne düşündüğünü düşünürken dalgınlığımdan yararlanmıştı.

Kesinlikle benim kızımdı.

"Şimdi gördük hamurlarımızı, saklamaya gerek yok artık, hadi, bitirelim."

"Tamam." deyip başını salladı, yerine oturdu. Ben de oturdum.

On dakika sonra "Bitti." dediğimde "Ben de bitiydim." dedi hemen. Başını kaldırdı şekillerinden. "Şen ne yaptın?"

"İkimizi yaptım. Kısa ve sarı olan sensin, uzun ve siyah olan da benim."

"Çok güzey oymuş baba!" dedi Cin Ali gibi olan figürlere bakarken. Ne yapsam beğenirdi zaten, saçlarından öptüm.

"Sen ne yaptın inci tanem?"

"Ben biy süyü yıydız yaptım." Örtünün üzerindeki onlarca yıldızı gösterdi. "Aytık biy süyü... Biy süyü... Şey... Diyekimiz vay."

Yüzünü avuçlarım arasına aldım, burnundan öptüm gülümseyerek. "Senin dilek dilemek için yıldızlara ihtiyacın yok bebeğim benim, ben varım, istediğin her şeyi yapacağım."

Utanıp gözlerini kaçırdı. Alnından da öpüp başını göğsüme yasladım. Kollarını bana sardı, daha doğrusu sarmaya çalıştı. Bir elimi bacaklarının altından geçirip ayağa kalktığımda elemanı da yerden aldım.

"Şimdi sana yiyecek bir şeyler hazırlayalım, sonra da uyuyalım, olur mu?" Saatime baktım. "Hızlı da olalım, uyku saatin yaklaşmış."

Başını salladı. Saçlarından öptüm.

.

.

.

"Çok yedim. Neden süt içiyoyum?"

Bol meyveli büyük bir kase yoğurt yedikten sonra bunu sorması normaldi. Yanına uzanıp -bunu yapmak zordu, yatağın diğer yanında hem tavşanı hem de çiçek buketi vardı- saçlarını okşarken "Büyümen için." dedim yavaşça. "Hem sıcak sütü seviyorsun güzelim."

Bardağı iki eliyle tutup benden aldı, küçük bir yudum alırken "Seviyoyum." diye mırıldandı. "Bayyı mı?"

Başımı salladım. "Evet, ballı. Senin gibi."

Gülümsedi birkaç yudum daha içerken. Gözleri kapanıyordu, üzerine düşürmesin diye elimi bardağın altına koydum. Etrafa bir şey dökülmesi sıkıntı değildi ama çok korkuyordu inci tanem.

"Masay anyatacaktın." dedi bardağın yarısına geldiğinde. "Canavay vaydı." Gözünü ovuşturdu. "Hayam... Hayam... Güzey ve Çiykin demişti. Bu masay o mu?"

"Evet." dedim canavar deyişime Güzel ve Çirkin'in uyduğunu fark edince. "O."

"Anyatıy mışın?"

"Anlatırım tabii."

Başını koluma yasladı, kıvır kıvır saçlarını okşarken anlatmaya başladım.

"Bir varmış, bir yokmuş. Büyük, deniz kenarında bir sarayda bir canavar yaşarmış. İnsanlar bu Canavar'dan hep korkarmış."

"Kötü biyisi miymiş Canavay?"

Başımı iki yana salladım. "Hayır, değilmiş. Kavga etmeyi severmiş sadece, birazcık da kabaymış."

Sütü bitmişti, bardağı ellerinin arasından çekip komodinin üzerine koydum. Hafif oturur pozisyonu bozuldu, başını yastığa yasladı, ben de ayaklarım yerde olacak şekilde yanına uzandım.

"Günlerden bir gün sarayın kapısı çalınmış."

"Kim geymiş?"

"Sarı saçlı, orman gözlü, inci gibi parlayan, çok güzel bir prenses gelmiş ve Canavar'ın kızı olduğunu, artık sarayda yaşayacağını söylemiş."

"Canavay ne yapmış?"

"Canavar ilk başta alışamamış, Prenses'i sevmekten korkmuş. Ama ne zaman Prenses'i bahçede birileriyle oynarken görse onunla oynamak istemiş çünkü Prenses çok iyi kalpliymiş, çok sevgi doluymuş. Günler geçtikçe Canavar kızını çok sevmeye başlamış. O zaman da korkmuş."

"Neyden koykmuş?"

"Prenses'in da ondan diğer insanlar gibi korkmasından, onu sevmemesinden korkmuş."

"Ama..." dedikten sonra esnedi. "Kızyay babayını sevey."

Gülümseyip alnından öptüm. "Evet ama Canavar bunu bilmiyormuş o zamanlar."

"Sonya noymuş?" diye mırıldandı.

"Sonra Canavar saraydan gitmek istemiş, bir işi varmış. Prenses bunu görüp Canavar'ın tamamen gideceğini sanmış, babasına sımsıkı sarılıp 'Gitme.' demiş."

Gözleri kapandı kapanacaktı ama direndi. Bana bakıp "Canavay gitmiş mi?" diye sordu, başımı iki yana salladım. "Gidememiş. Prenses'i bırakamamış. O da Prenses'e sarılmış ve bir anda..."

"Biy anda..."

"Bir anda Canavar bir krala dönüşmüş."

"Kyaya mı?"

"Evet, Kral'a. Diğer insanlar onu hâlâ Canavar olarak görüyormuş ama Prenses ne zaman baksa Kral olduğunu görüyormuş, Canavar da bu yüzden daha fazla üzülmemiş."

Gülümsedi, gözlerini kapattı iç çekip. Alnına gelen saçları okşadım. Kirpikleri titrese de uyanmadı. Saçlarını öpüp masalımı bitirdim.

"Canavar Kral ve Prenses, sonsuza kadar mutlu yaşamışlar."

.

.

.

Minel'in kamerası:

"Ay, oydu tavşan!" dedi kız çocuğu ellerini çırpıp. Kamerayı halasının ona öğrettiği gibi düz bir yere koyup karşısına geçmiş, daha sonra doğru yeri çekip çekmediğine bakmıştı.

"Ben Miney." dedi kameraya bakıp. Yanakları kızardı. "Bu da tavşanım. Bugün vidyo çekicem."

Yüzüne gelen saçları geriye itti. "Gündüz uyandım. Babamya uyuduk. O da uyandı. Sonya, sonya... Çizgi fiym izyedik. Baybi Pyenşeş Deniz Kısı."

Enerjik bir şekilde ekledi. "Amcamyay ve dedem de izyedi. Fiymin sonunda, sonunda... Şey... Pyens ve Baybi danş etti. Heykes kısdı. Anyamadım."

Kafası karışmış bir şekilde birkaç saniye düşündü, sonra aklına gelen şeylerin çokluğu onu tekrar konuşmaya itti.

"Biy de, biy de... Babam dedi ki... Şadece... Şey, şadece ayyene yakışyıkyı diyebiyiysin. Kuyay böyyeymiş. Kuyaya uyucam. Uymassan sayı kayt oyuy! Futboy! Biz dev adamya futboy izyedik. Kayabayık bir yeye gittik. Heykes, heykes... Şey... Aynı eybiseyi giydi. Ben de giydim."

Konudan konuya atlıyordu, zihni çağrışımlar yapıyordu sürekli. Neden bahsettiğini hatırlamaya çalıştı.

"Fiymi izyedik. Kahvaytı yaptık. Ama şey, babamya ben hazıyyamadık. Babamya kahvaytı hazıyyamayı seviyoyum. Bana hiç kısmıyoy. Yumuytayı döktüm ama kısmadı. Tekyay kıydım. Şey yaptık, şey... Omyet yaptık. Omyeti sevdim. Dev adam iyi biy aşçı."

Başını sallayarak kendi kendini onayladı.

"Sonya babam çayışmaya gitti. Büsbükük odaya gittiyey. Ben oyun oynayken... Oynayken... Baybi bebekimi göydüm. Pyenşeş deniz kısıydı. Babama gösteydim. Amcamyaya gösteydim. Hayama ve dedeme de gösteydim. Hepsi bebekimi sevdi."

Mutlu oldu bir kez daha. Herkes onu dinlemişti, bebeğinin güzel olduğunu söylemişlerdi, ayaklarını salladı.

"Sonya evimise geydik." Gözleri büyüdü, kollarını açtı. "Evimizin denizi vay! Evimiz çok güzey! Çiçekyey ektik. Babamya ektik. Çiçekyeyimi seviyoyum. Babamı da seviyoyum."

Tavşanı kayar gibi olduğunda düzeltti oyuncağını. Başını okşadı peluş hayvanın. "Tavşanımı da seviyoyum. Kusey abim tavşanımı yıkadı. Bana veydi. Tavşanım temiz aytık. Şey, şey... Tavşanım benim aykadaşım. Beni hep dinyiyoy. Hiç kızmıyoy, geyçekten."

"Eve geyiyken babama soydum. Benimye konuştu. Biy süyü şey öğyendim. Babam hey şeyi biyiyoy. Biy de, biy de... Şey... Benim babam dev gibi! Dev adam diyoyum basen."

Kollarını açabildiği kadar açtı. "Boyu bu kaday!"

"Şimdi pizza yicek. Ben yanında duycam." Yerinde kıpırdandı. "Ben aç değiyim. O yüsden yemicem." Ayak başparmakları birleşti.

"Şey..." dedi gözlerini zeminde dolaştırırken. "Şey..." Başını kaldırdı aklına gelen şeyle. "Oyun oynicaz sonya. Hem de, hem de... İstedikim oyunu. Benim oyun odam vay!"

Kamerasını aldı heyecanla. Tavşanını da alıp hızlı hızlı oyun odasına gitti.

"Buyası! Babam hediye aydı. Kaydıyak vay. Topyayım vay. Baybi evim, Engin amcam aydı. Sonya..."

Raftaki kitaplarını gösterdi. "Ayda abim aydı. Masay kitapyayım oydu! Heykes bana okucak! Biy süyü masay öğyenicem, bebekyeyime anyatıcam. Ayda abim aydı. Ayda abi yanyış diyoyum, büyüyünce doğyu oycak. Şey, şey... Babam için minik bebekim ama büyücem, öyye dedi."

Peluş hayvanlarını gösterdi. "Ayas aydı. Ayaz'a abi demiyoyum çünkü o da çocuk. Hem, hem... Şey... O benim aykadaşım. Tanıştımız... Tanıştımız gün... Biygisayayda oyun oynadık. Ayaz benim aykadaşım."

Barbie'sini ve onun pembe arabasını gösterdi. "Doyuk abim aydı. Dedi ki... Dedi ki... Büyüyünce geyçekini aycakmış. Şimdi çocukum diye, şey, bunu aymış. Ben bunu da çok şevdim. Geyçeki oymasa da oyuy."

Odanın köşesindeki küçük masa ve sandalyeleri, oyuncak yazar kasayı gösterdi en son. "Kusey abim aydı! Kafeciyik oynucaz. Kuzey abim dedi ki, dedi ki... İyk geyen ben oyucam. Ben kahve ayıcam. Öyye dedi."

Modellerini gösterdi. "Bunyaya eybise giydiyicem, babamın iyk doğum günü hediyesi."

Kamerayı tekrar kendisine çevirdi. "Hayam da eybise aydı. Kameyayı Hakan amcam aydı." Önce sadece alnını ve saçlarını çekse de cümlesinin sonlarına doğru düzeltmişti.

"Bu kaday. Akşam uyucam. Dev adam, şey, babam yanıma geycek. Uyuyana kaday duycak. Gündüz ben yanına gidicem. Babam uyumayı çok seviyoy."

Saçlarını düzeltip kameraya gülümsedi, sadece yüzü ve saçları gözüküyordu, bukleleri her yeri kaplamıştı, elini yüzünün yanına getirip salladı.

"Sonya göyüşüyüz, vidyo çekmeyi şevdim. Yine çekicem."

Videoyu kapattı.

Bölüm sonu

3 yorum