Salondaki ölümcül sessizlik, Emniyet Müdürü Yavuz’un alnından süzülen soğuk ter damlasının mermere düşme sesiyle bozuldu. Az önce arkasında bir kale gibi duran sekiz polis memuru, şimdi tetiği çekmek için sadece tek bir işaret bekliyordu. Ve o işareti verecek kişi devlet değil, Arda Karahan’ın "Ayla" olarak bildiği ama aslında gölgelerin arasında gizlenen o ölümcül kadındı.
Yavuz, namluların soğukluğunu ensesinde hissederken yutkundu. "A-Ayla..." diye kekeledi, gözlerini kadının yapay yeşil lenslerine dikerek. "Sen... Sen yeraltı teşkilatına nasıl sızdın? Bu adamlar devletin adamı!"
O gizemli kadın hafifçe güldü. Silahının namlusunu Yavuz’un alnına biraz daha bastırdı. "Devletin adamları parayı sever Yavuz. Tarikatın size vaat ettiği o sahte cennettense, benim onlara sunduğum somut gerçekleri seçtiler. Şimdi söyle bana, Mete nerede?"
Arda, avcundaki derin cam kesiğinin sızısını tamamen unutmuş bir şekilde öne doğru adım attı. Gözleri hala Ayla’nın çene hattındaki o hafif kalkmış lateks maskenin üzerindeydi. İçindeki şüphe bir çığ gibi büyüyordu. Bu kadın onun geçmişinde bildiği, tanıdığı o masum "Ayla" olamazdı. Bir insanın dövüş stili, havada mermi sıkarken zamanı durduran o çevikliği ve en önemlisi koskoca bir emniyet müdürünün adamlarını tek bir gecede satın alabilme gücü...
Arda onun kim olduğunu, kimin adına çalıştığını anlayamıyordu ama kesin olan bir şey vardı: Karşısındaki kadın devasa bir yalanın ta kendisiydi.
"Yavuz," diye kükredi Arda, sesindeki o yırtıcı mafya lideri tonu odayı inletti. Yavuz’un yakasına yapışıp onu kendine doğru çekti. "Mete’nin nerede saklandığını söylemezsen, seni bu malikanenin bahçesine gömerim. Kimse de bir emniyet müdürünün cesedini burada aramaz."
Yavuz korkuyla titredi. "Tarikatın merkez üssü..." diye fısıldadı. "Şehrin altındaki eski tünel ağında. Eski şarap mahzenlerinin olduğu yerde. Mete orada, tarikatın liderleriyle senin infaz kararını kutluyor."
Ayla adamlarına döndü. "Yavuz’u ve adamlarını sığınağa kilitleyin. Üzerlerindeki tüm cihazları alın. Biz işimizi bitirene kadar orada çürüsünler."
Adamlar Yavuz’u yaka paça aşağı indirirken, darmadağın olmuş devasa salonda sadece Arda ve o gizemli kadın kaldı. Ay ışığı kırık camlardan içeri sızıyor, yerdeki kan damlalarını parlatıyordu.
Kadın, derin bir nefes alarak silahını beline yerleştirdi. Arda’ya arkasını dönüp tam kapıya doğru yürümeye yeltenirken, Arda’nın güçlü eli aniden onun sağlam olan omzundan kavradı ve kızı sertçe arkasındaki mermer sütuna yasladı.
Aralarındaki mesafe saniyeler içinde sıfıra inmişti. Arda’nın sağ avcundan sızan kan, kadının beyaz gömleğinin yakasına bulaştı.
"Beni bırak Karahan," dedi kadın, sesini alabildiğine soğuk tutmaya çalışarak. Ama Arda’nın bu kadar yakınında olması, vücudundaki o bastırılması imkansız ritmi yeniden bozuyordu. "Zamanımız yok. Mete’meyi köşeye sıkıştırmalıyız."
"Mete umurumda değil!" diye fısıldadı Arda, nefesi kızın yüzüne çarparken. Gözlerini o biri mavi, diğeri yeşil lensli gözlere dikti. Elini yavaşça kaldırdı. Parmak uçları, kızın çene hattındaki o kalkmış lateks deriye dokundu. "Bana yalan söyledin. Sen benim tanıdığım Ayla değilsin. Ayla kimseyi böyle vuramaz. Ayla’nın arkasında bir suikast ordusu yoktur. Kimsin sen? Gerçek yüzün nerede?"
Kadının kalbi göğsünü delercesine atmaya başladı. Gerçek kimliğinin, televizyonlarda ve emniyet arşivlerinde kırmızı bültenle aranan, kurbanlarının yanına bıraktığı tek bir taze çiçekle tanınan o acımasız "Karanfil Katili" olduğunun ortaya çıkmasından korkuyordu. Arda onun Karanfil Katili olduğunu öğrenirse, aralarındaki bu kırılgan çekim saniyeler içinde ölümcül bir infaza dönüşürdü.
"Ben Ayla’yım," dedi, sesi bu kez kararsızca titredi. "Sadece... kendimi korumayı öğrendim."
"Yalan söylüyorsun!" Arda’nın parmakları lateksin kenarını sıkıca kavradı. "Bu yüz sahte. Bu saçlar sahte. Maskenin arkasında kim var Ayla? Hangi gizli servisin, hangi örgütün adamısın?"
Kadın aniden Arda’nın elini tuttu. Arda’nın avcundaki cam kesiğine bilerek sertçe bastırdı. Arda acıyla dişlerini sıkarken, kız onun boşluğundan yararlanıp sıyrıldı. "Sana sınırları aşmamanı söylemiştim prenses," dedi, gözlerinde ölümcül bir ciddiyetle. "Eğer maskemi indirirsen, karşına çıkacak olan kadını sevmeyebilirsin. Şimdi o yaralı elini tut ve beni takip et. Gidip o haini bitireceğiz."
Kız arkasını dönüp malikanenin çıkışına doğru koşarken, Arda elinin sızısını umursamadan onun arkasından baktı. Şüpheleri kesinleşmişti. Karşısındaki kadın büyük bir sırrın taşıyıcısıydı. Ancak onun yeraltı dünyasını tir tir titreten, her cinayet mahalline kanlı bir karanfil bırakan o meşhur Karanfil Katili olduğundan henüz tamamen habersizdi.
Oyun şimdi çok daha tehlikeli bir hal alıyordu.
(Yazar notu: bu bölüm o kadar uzun olamadı öbür bölüm daha uzun olacak beklemede kalın 🫶🏻)