İçeriğe geç

MİKRO GÜNAHLAR

Bölüm 6 · 5 dk okuma

MİKRO GÜNAHLAR

Bölüm 6

Bölüm 6:KANIN RİTMİ

Sığınağın loş ışığı altında Arda’nın gözlerindeki ihanet acısı, saniyeler içinde yerini keskin bir öfkeye bıraktı. Sırtı duvara yaslı olan kadının yakasını yavaşça bıraktı ama aralarındaki mesafeyi hiç açmadı. Kafasındaki metronom artık bir intikam marşı çalıyordu.

"Mete..." diye fısıldadı Arda, sesi hırıltılıydı. Bakışlarını onun biri mavi biri yeşil gözlerine dikti. "En başından beri biliyordun. Ama hala bana neden yardım ettiğini tam olarak söylemedin. Bir gölge gibi hayatıma girdin, beni koruyorsun ama hala benden sakladığın şeyler var. Kimsin sen Ayla? Benim tanıdığım kadından çok daha fazlası olduğunu biliyorum. Kimin için çalışıyorsun?"

Vera, Arda’nın göğsündeki elini çekmedi. Parmaklarını yavaşça Arda’nın ceketinin yakasına kaydırdı. Gerçek kimliğinin, yeraltı dünyasının korkulu rüyası olan seri katil "Vera" olduğunu Arda’nın öğrenmemesi gerekiyordu. Eğer Arda onun aslında bir kiralık katil olduğunu öğrenirse, aralarındaki bu kırılgan ortaklık saniyeler içinde ölümcül bir savaşa dönerdi.

"Sana her şeyi söylersem Karahan, bu dünyada yaşama şansın kalmaz," dedi soğuk bir sesle. "Bazı sırlar, sahibini mezara götürür. Şimdi beni sorgulamayı bırak da yukarıdan gelen ayak seslerine odaklan."

Arda ayak seslerimi duymamıştı bu kız bunu nasıl yapiyordu?

Tam o sırada, sığınağın tavanından büyük bir gürültü koptu. Tarikatın adamları üst katın kapılarını patlatmıştı. Toz ve duman aşağı süzülürken Arda silahını çekti. "Aynı tarafta değiliz. Sen sağ kanada, ben sol kanada. Yukarıda buluşacağız, eğer yaşarsan."

Vera hafifçe gülümsedi. "Ölmemi dileme Karahan, yoksa o çok sevdiğin beynin kanı ile adın duvarda tablo olur."

İkisi de iki farklı yöne doğru fırladı. Vera bir gölge gibi sağdaki acil çıkış tüneline süzülürken, Arda sol taraftaki mermer merdivenlere doğru atıldı. Yukarı kattan aşağıya doğru iki maskeli suikastçı ellerinde susturuculu silahlarla iniyordu. Arda tam silahını doğrultup tetik çekecekken, sol bacağına giren ani ve şiddetli bir kramp ile sarsıldı. Çatışmanın adrenalini ve dakikalardır süren gerilim, vücudunun sınırlarını zorlamıştı.

Arda acıyla inleyerek merdivenin basamağına çöktü. Silahı elinden kayıp birkaç basamak aşağı yuvarlandı. Yukarıdaki adamlar Arda’nın bu çaresiz anını görüp namlularını doğrudan onun göğsüne doğrulttular.

"Ayla! Buraya gelme! Yukarı çık!" diye bağırdı Arda, sesindeki o yırtıcı ton sığınağı inletti. Onun buraya gelip feda olmasını istemiyordu.

Ama Vera dinlemedi. Sol kanadın kırık mermer korkuluklarının arkasından fırladı. Merdivenlerin arasındaki devasa boşluğu, o kırık uçurumu gördü. Normal bir insanın asla cesaret edemeyeceği o mesafeden, çevik bir panter gibi ileriye doğru atladı.

Tam o an, zaman sanki bir saniyeliğine durdu.

Arda, havada süzülen kadına hayranlıkla bakakaldı. Vera, yerçekimine meydan okurcasına havada asılı kalmış gibiydi; kızıl saçları etrafa savruluyor, gözlerindeki o tek yeşil lens loş ışıkta parlıyordu. Havadayken, iki elindeki susturuculu silahları aynı anda yukarıdaki adamlara doğrulttu. Pat. Pat. İki boğuk ses yankılandı. Havada süzülen iki mermi, Arda’ya ölümcül namluları doğrultan o iki suikastçının tam alınlarının ortasına saplandı. Adamlar daha ne olduğunu anlamadan merdivenlerden aşağı yuvarlandılar.

Vera, muazzam bir çeviklikle tam Arda’nın önüne, basamakların üzerine indi. Toz bulutunun içinden doğrulup Arda’ya doğru yaklaştı. Arda, hayatında ilk kez bir kadına karşı böylesine saf bir hayranlık ve büyülenmişlikle bakıyordu.

Vera, yüzünü Arda’nın yüzüne o kadar yaklaştırdı ki, nefesi Arda’nın dudaklarını yaktı. "Sana uslu bir çocuk olmanı söylemiştim, Karahan," diye fısıldadı, gözlerinin içi gülerek. "Ben gelme dedikçe daha çok gelesim geliyor."

Arda derin bir nefes aldı. Gözleri kızın yüzünde gezinirken, çene hattının hemen altında, boynuna doğru uzanan yerde küçük bir potluk fark etti. Deri hafifçe kalkmıştı. Dikkatli bakınca bunun profesyonelce yapılmış bir lateks maske olduğunu, "Ayla" olarak bildiği bu yüzün aslında tamamen bir yapay kamuflaj olduğunu anladı. Elini refleks olarak kızın çenesine doğru uzattı.

"Yüzün..." diye fısıldadı Arda, parmak ucuyla o kalkan latekse dokunarak. "Yüzün sahte. Sen aslında..."

Vera aniden geriye doğru çekildi ve Arda’nın eline vurdu. Seri katil kimliğinin açığa çıkma korkusuyla gözlerinde anlık bir panik belirdi ama bunu hemen gizledi. "Haddini aşma Karahan. Maskemin arkasındaki gerçek, senin kaldırabileceğinden çok daha ağır. Bana Ayla demeye devam et ve kurcalama."

Arda doğrulmaya çalışırken alaycı bir tavırla üsteledi. "Koskoca yeraltı dünyasının liderisin, koskoca mafyasın günyüzüne çıkıyorsun... Ama bakıyorum da etrafta hiç adamın yok? Seni kurtarmak için ordular yığman gerekirdi ama bütün adamları tek başıma ben temizledim."

Arda hafifçe sırıttı, bacağındaki krampı umursamadan merdivenleri çıkmaya başladı. "Benim adamlarım dış çemberi koruyor. İçeri sızanlar sadece en tepedekiler."

Üst kata, darmadağın olmuş salona çıktıklarında her yer cam kırıklarıyla doluydu. Arda masanın üzerindeki bir dosyaya uzanırken, keskin bir cam parçası sağ avcuna derin bir çizik attı. Arda dişlerini sıkarak elini geri çekti, kan damlaları yere süzüldü.

Vera bu manzarayı görünce hafifçe güldü, kollarını göğsünde birleştirdi. "Ah, kıyamam... Bu kadarcık bir acıya bile dayanamıyorsun. Sen nasıl mafyasın Karahan? Prensess."

Arda ona ters bir bakış fırlatacakken, malikanenin ana giriş kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı. İçeriye ellerinde ağır silahlar olan sekiz adamla birlikte, üzerinde resmi üniforması olan kıdemli bir Polis Memuru girdi. Ancak adamın yüzündeki o kibirli, karanlık gülümseme yasalara hizmet eden birine ait değildi. Bu adam, Tarikat’ın yeraltındaki en büyük liderlerinden biri olan Emniyet Müdürü Yavuz’dan başkası değildi.

Yavuz, elindeki silahı gevşekçe tutarak Arda’ya doğru yürüdü. "Ooo, Arda Karahan," dedi alaycı bir sesle. "Bakıyorum da malikanen biraz dağılmış. Ee, söyle bakalım... Yanındaki o çok güvendiğin köstebekle işler nasıldı? 😏 Mete’nin seni böyle satacağını hiç düşünmemiştin değil mi?"

Arda, avcundaki kanı umursamadan dik durdu. "Mete sadece bir piyon. Arkasındaki asıl pisliğin sen olduğunu biliyordum Yavuz. Polis rozetinin arkasına saklanan bir korkaksın."

Arda, avcundaki kanı umursamadan dik durdu. "Mete sadece bir piyon. Arkasındaki asıl pisliğin sen olduğunu biliyordum Yavuz. Polis rozetinin arkasına saklanan bir korkaksın."

Yavuz kahkaha attı. "Bilip bilmemen hiçbir şeyi değiştirmez Karahan. Dışarıdaki adamlarım sizi öldüremedi, beceriksizler... Ama şimdi işi bizzat ben bitireceğim. Buradan ikinizin de cesedi çıkacak ve kayıtlara 'çete hesaplaşması' olarak geçecek."

Yavuz kendinden emin bir şekilde elini havaya kaldırdı. "Bitirin işlerini," diye emir verdi.

Ancak saniyeler içinde malikanenin salonunda ölümcül bir sessizlik oldu. Yavuz’un arkasındaki sekiz ağır silahlı adam, silahlarının namlularını Arda ya da karşısındaki kadına doğrultmadı. Tam aksine, sekiz namlu birden büyük bir tıkırtıyla döndü ve doğrudan Yavuz’un kafasına ve sırtına kilitlendi.

Yavuz donakaldı. Havada kalan eli titremeye başladı. Gözlerini arkasındaki adamlara çevirdi. "Ne... Ne yapıyorsunuz siz? Silahları onlara doğrultun!

Vera (Ayla), yan taraftan yavaşça öne doğru çıktı. Adımları o kadar rahat ve özgüvenliydi ki, salondaki tüm gücü elinde tuttuğu belliydi. Silahını yavaşça Yavuz’un alnına dayadı ve yüzünde o zafer kazanan muazzam gülümseme belirdi.

"Belki de gerçek köstebek senin yanındadır, Yavuz," dedi, sesi odayı donduracak kadar soğuk ve hırslıydı. . Bunlar benim adamlarım. Sen benim av sahamda, benim kurallarımla oynamaya çalıştın. Ve oyun bitti." Yazdım sonuna

Bölüm sonu

1 yorum