İçeriğe geç

Mıknatıs

Bölüm 6 · 15 dk okuma

Mıknatıs

Bölüm 6

Davet

1 ay geçmişti.

Aralık ayı soğuğu ve karı beraberinde getirmişti. Doğa artık tamamen beyaza teslim olmuştu. Böyleyken dünya bembeyaz ve pak görünüyordu. Ağaçlar sanki yaşlanmış gibiydi. Atkı ve bereyle dolaşan çocuklar, dışarı çıktıkları zaman tir tir titriyor ve içeri geri giriyorlardı. Onların aksine karı seven uzun bir süre dışarıda kalıp karın keyfini çıkarıyordu. Haftasonu gelmişti. Üst sınıfların Hogsmeade'e gidişlerini hasetlikle izleyen çocuklar kin dolu bakışlarla bakıyor ve omuz silkiyorlardı. Tom kütüphanede tüm zamanını kitap okuyarak öldürüyordu. Zira haftanın başı sınav olacaklardı. Stres yapmasına gerek yoktu. Çünkü kendine olan güveni sayesinde sınavdan başarıyla geçeceğini biliyordu. Onu uzun süre etrafta göremeyen arkadaşları, yanına giderek muhabbet ettikleri zaman kızgınlıkla onları başından defediyor ve yalnız kalmak istediğini vurgulayıp duruyordu. Uzun zaman önce de düşünmeyi bırakmıştı. Artık çok dikkatli davranıyor ve mümkünse Dumbledore ve Bellatrix'in gözüne gözükmüyordu. Bir takım şeyleri hatırlıyordu yavaş yavaş. Ama yine de bundan emin olmak istiyordu. Birgün mutlaka hakikatle yüzleşecekti. Yeniden tekrar kütüphaneye girmişti. Sessizce yürüyüp rafların bulunduğu yere yöneldi. Birkaç öğrenci masaya bir yığın dolusu kitap dökmüş ve konsantre olmuş durumdaydılar. Tom bunların Ravenclaw olduğunu hemen anladı. Çünkü hepsi derslerine odaklanmayı seven çalışkan öğrencilerdi. Onları gördüğü için rahatlamıştı. Çünkü kimseye bulaşmadan ve ses çıkarmadan öylece oturuyorlardı. Sonlara doğru yaklaştığında ise, pencere kenarındaki, masada oturmuş iki Gryffindor öğrencisiyle karşılaştı. Onlarda çalışıyordu evet ama arada fısıldaşıp sohbet ediyorlardı. Tom göz devirerek yanlarından geçerken, güzel bir kız onlara susmalarını belirten ifadeyle uyarıp masasına oturdu. Tom kitapların ciltlerine parmak ucuyla dokunuyor ve sakinleşiyordu. Gözlerini kapatarak tebessüm ediyor ve kitapların verdiği huzurla kendinden geçiyordu. Bu eylemin sonunda eline bir kitap alarak boşta kalan sandalyeye oturdu.

-Sihir Ansiklopedisi-

Paragrafı gözleriyle takip ederek okumaya başladı. Okuduklarıyla yeni şeyler öğreniyor olduğunu, kaşlarını arada kaldırarak belli ettiriyordu. Bazen de çatıyor ve dilini alt dudağında dolaştırıyordu. Önemli bulduğu yerleri parşömene not ederek yeniden hatırlamak istiyordu. O kadar çok bilgiyi not etmişti ki, sağ kolu uyuşmuştu. Biraz ara verip elinin dinlenmesini bekledi. Yaklaşık üç saat geçirmişti kütüphane de. Hufflepuff'lı bir çocuk kucaklamış olduğu kitapla onun masasının başında durdu. Tom sinirle kafasını kaldırdığın da, çocuk titreyen sesiyle:

"Yemek saati yaklaştı, onu söylemek için yanına geldim" der demez Tom düz bir ifadeyle şimdi gidebilirsin" diyerek cevap vermişti.

Çocuğun korkuyla hızla uzaklaşmasını izledikten sonra, ellerini saçlarının arasından geçirip sandalyesini geriye iterek ayağa kalktı. Yavaş adımlarla kütüphaneden çıkmıştı.

Büyük salon pek kalabalık değildi. Sağında oturan Ollford konuşmaya başladı:

"Geçen gün müdür Dippet beni yanına çağırmıştı. Bende merakla yanına giderken benden önce odada hazır bulunan Gryffindor'lu bir öğrenci vardı. Müdürün yanına vardığım da onun.."

Karşı masaya bakarak devam etti:

"Moses Nestor olduğunu gördüm. Baloyu organize etmemizi istedi. Ayrıca profesör Slughorn ve McGonagall'ın da yardım edeceğini söyledi."

Onu dikkatle dinleyen Jena 'sonra' diyerek ne diyeceğini merakla bekliyordu. Bal kabağı suyunu yudumlarken devam etti:

"Sonra bende kabul ettim. Zaten Moses çoktan kabul etmişti. Müdüre ben bununla hayatta çalışmam diye de isyan edemeyeceğim için mecbur arkadaşla işbirliği içinde olmalıyım."

Jena etini bıçakla kesen Tom'a göz ucuyla bakarak konuştu:

"Ah, şu lanet bulanıklar. Onunla çalışacağın için büyük esef duyuyorum. Çünkü hepsinden ayrı ayrı nefret ediyorum."

Sonrada bir küfür fısıldayıp başını eğdi. Tom etini çiğnerken kıza bakıyordu. Masada birden herkes susmuştu. Bu sessizliği bozan Unique olmuştu. Slytherin masasına gelerek Korbin'e seslenmişti:

"Şey biraz konuşabilr miyiz?"

Korbin ağzını silerek ayaklandı. Kızın beline elini yerleştirip onu salondan çıkardı. Çünkü kızın her defasında Slytherin masasına yaklaşması hiç hoş karşılanmıyordu. Onların gidişinin ardından Ethen vücudunu esneterek gülümsedi:

"Bu çocuk asla uslanmaz. Gryffindor'lu bir kızla sevgili olmaktansa boş kalmayı tercih ederim" dedi.

Tom yandan ona bakarak başını hafif eğik tuttu:

"Ne, onlar çıkıyorlar mı?" diye sordu şeytanca tebessüm ederken.

Çocuk son anda pot kırdığını farkederek durumu düzeltmeye çalıştı;

"Hayır ama öyle görünüyor" dedi kendisi de saçmaladığını anlayarak gözlerini kapatıp ensesini kaşıdı.

Jovan ona pis bakaşlar atarak masadan kalkması için ayağıyla altan bir tane geçirdi:

"Korbin kimseyle falan çıkmıyor. Arkadaş saçmalamaya devam etmeden biz gidelim en iyisi."

Ethen acı bir inlemenin ardından arkadaşına uyarak kalkıp gitti. Onların gidişini sinsilikle izleyen Tom, dudağını kemirmeye başladı. Braulio jölesini bitirdikten sonra küçük bir çocuk gibi mutlulukla konuyu unutturdu:

"Acaba bu sene ailem bana nasıl bir hediye gönderecek? Biliyorsunuz ki, maçtan sonra balo olacak ve noel için baykuşlar bize hediye getirecekler. Çok heyecanlıyım ve merak ediyorum" dedi ellerini çırparak.

Akşama doğru çocuklar dışarıda gezinip içeri girdiler. Okul çok boş görünüyordu ama yavaş yavaş geziden dönüyordu çocuklar. Korbin salona gelerek kanepede kıvrılıp uzanmıştı. Ethen kanepenin koluna kalçasını dayayıp neler konuştuklarını sordu. Çocuk gözleri kapalı onu yanıtladı:

"Havadan sudan konuştuk işte. Ayrıca onu baloya davet ettim."

Jovan ilgisizce "kabul etti mi yoksa?" diye sordu. Korbin bıkkınlık içinde oflayarak gözlerini açtı:

"Dostum ne diyeceğini biliyorum. Ama ben onunla olmak istiyorum, Çünkü onu seviyorum ve bence sevilmeyi hakediyor. Babam da zerre umrumda değil. Noel de onu ailemin yanına götüreceğim. Zira onlarla tanıştırmak için sabırsızlanıyorum."

Mayışmış bir şekilde gözlerini tekrar kapadı. Ethen mide bulantısıyla suratını ekşitip söylene söylene yanından ayrıldı. Jovan arkadaşını görür görmez kulağına yaklaşıp soğuk bir sesle:

"Tom'un gözleri senin üzerinde. Ethen öğle yemeğinde ağzından birşeyler kaçırdı" diyerek fısıldadı.

Korbin kanepede oturur pozisyona geçerek, arkadaşına dik dik baktı:

"Onu korumak için elimden ne geliyorsa yapacağım. Kimse ona asla zarar veremez. isterse bu kişi Tom olsun."

Arkadaşına çarparak yatakhaneye dogru gitti, Olanları köşeden izleyen Tom gururla elindeki kitabın sayfasını çevirdi.

-Büyü Kavramı-

adlı kitapla zihnini genişletiyordu. Braulio ve birkaç çocuk şöminenin etrafında oturup muhabbet ediyorlardı. Ollford elinde asasını tutarak evirip çeviriyordu:

"Baloya davet edebileceğim bir kız olduğunu düşünmüyorum. En azından Slytherin'den bir kızla gidemezsem de diğer binalardan bir kızla giderim."

Braulio arkadaşının omuzuna vurdu:

"Hey, delirdin herhalde. Daha sormadığın kızlar var etrafında, yakışıklı çocuksun hemen davetini kabul ederler."

Abdiel gülerek Braulio'yu işaret etti:

"Ama bazılarının bu konuda hiç şansı yok."

Herkes birden kahkahaya boğuldu. Braulio sırıtarak kaşlarını kaldırdı:

"Pek umursadığım söylenemez. Açıkçası bunu sizinle paylaşmayacaktım ama, beni buna zorladınız."

Gömleğinin yakasını çekiştirerek burnunun dikinden baktı. Meraklı gözleri üzerine toplayarak havalı havalı konuştu:

"Hufflepuff'tan Elenora Pranav, beni baloya davet etti. Üstelik gelmem için de bayağı ısrar edince bende kabul ettim."

Salonda bir gürültü koptu. Arkadaşları Braulio'yu yere yatırıp üzerine çöktüler, Domates gibi kızaran çocuk bağırarak üstünden kalkmalarını söyledi. Ollford son kalkan çocuk olarak, arkadaşının sırtını sıvazladı:

"Kendisi bizzat sana baloya katılmayı mı teklif etti?"

"Evet" diyerek onun elinden kurtuldu. Yaşanılan hadiseye tanık olan Tom belinin arkasına yerleştirdiği yastığı kaptığı gibi onlara doğru fırlattı. Çocuklar hayretle Tom'a bakarak suspus kaldılar. Bakışlar kendine yöneldiği zaman tehditkâr ses tonuyla onları uyardı:

"Deminden beridir sizin saçmalıklarınıza katlanıyorum. Benim burada olduğumu unuttunuz herhalde?"

Çocuklar birbirleriyle bakışırken, Tom oflayarak kükredi:

"Bu konuda ne kadar ciddi olduğumu biliyorsunuz. Sizlere nasıl ceza vereceğimi de. O halde gevezeliği bir kenara bırakın. Sizler Slytherin'lisiniz böyle davranmayı kendinize nasıl yakıştırıyorsunuz? Ah, tıpkı çocuk gibisiniz."

Parmağını kaldırıp onlara doğru salladı:

"Dediklerime uymazsanız çok pişman olursunuz. Kitap okuyan veya ders çalışan yoksa gidip hemen uyusun."

Jovan kenardan sinirle izliyordu. Gözlerini devirerek salondan ayrıldı.

Sabah erkenden kalkan çocuklar kahvaltı için aşağı iniyorlardı. Tom masaya herkesten önce oturmuş kahvaltısını yapıyordu. Dün geceden uyardığı için, masada herkes sessizdi. Bunun vermiş olduğu gururla koltukları fazlasıyla kabarmıştı. Korbin salona Unique ile girmişti. Masaya yaklaştıkları zaman ikisi ayrılmıştı. Aşkın da vermiş olduğu mutlulukla masaya oturdu ve sütünü içer içmez konuştu:

"Bugün Quidditch kaptanı olaraktan, gidip müdür Dippet'tan sahayı antrenman yapmak için kullanıp kullanmayacağımı sordum ve yaşasın, izin verdi. Kahvaltıdan sonra hepimiz maç için ısınma hareketleri yapmalıyız."

Tom gözlerini bayıltıp dudağını birbirine bastırdı:

"Size başarılar çocuklar. Eminim Gryffindor takımını alt edeceksiniz."

"Bundan emin olabilirsin" diyerek ona cevap verdi takım kaptanı.

Tom gözlerini kahvaltıdan alarak Korbin'in gözlerine sabitledi. Yüzünde yine o alaycı gülümsemesi vardı:

"Umarım kız arkadaşına fazla zarar vermezsin."

Korbin korkusuzca Tom'a baktı ve o da küçümseyen gözlerle onu süzerek konuştu:

"Dikkat et bu sen olmayasın Riddle."

"Ben mi?" küçük bir kahkahadan sonra hahladı:

"Ciddi misin sen kaptan? Beni fazla zorlama, zira sınırını aşabilir ve içimdeki uyuyan ejderhayı uyandırabilirsin."

Ethen ve Jovan bu ikilinin konuşmalarını tırnaklarını kemirerek izlerken, Tom buna bir son vererek masadan kalkıp gitmişti. Maç antrenmanı başlamıştı bile, izlemek isteyenler ve arkadaşlarına destek verenler oradaydı. Korbin otoriter bir kişiliğe sahip olduğu için takım arkadaşlarını çok güzel yönlendiriyordu. Jovan arayıcı olduğu için, süpürgesinin üzerinde havada asılı kalmıştı. Yukarıdan bakarak arada arkadaşlarına destek veriyordu:

"Haydi dostum başarabilirsin."

Aşağıda onları izleyenler de çığlık çığlığa bağırıyor ve alkışlıyordu:

"Slytherin, haydi bastır."

Tom seslerin eşliğinde onlardan biraz uzakta kitabını okuyordu. Haftasonunu seviyordu, çünkü kaçık profesör ortalıkta yoktu. Biraz sonra kol kola girmiş olan kız grubu yanından geçiyordu. Tom başını hafif kaldırıp onlara baktı. Pek aldırmamış ve tekrardan başını eğerek kitabını okumaya devam etmişti. Elinde olsa baloya katılmaz gün boyu kütüphane de kitap okurdu. Antrenman bitmiş ve Slytherin'in önüne gelen Gryffindor'lular kartopu savaşı başlatmışlardı. Ortalık karışmıştı ve bunu oyun halinde oynamamaları enterasandı. Korbin Unique'nin elini tutarak saçlarına bulaşan karları eliyle temizliyordu. Gryffindor bina başkanı Latrell Owen, yanında iki arkadaşıyla sahaya doğru ilerliyordu. Uzaktayken onları azarlamaya başlamıştı bile:

"Bu ne rezalet? Hepiniz kendinize gelin lütfen."

Gryffindor'lular utançla başlarını önlerine doğru eğdi. Korbin Unique'yi arkasına doğru alarak kendisine yaklaşmakta olan başkana sırıttı;

"Biraz eğlenmek için senden izin mi almalıydık?"

Unique endișe içinde Latrell'a bakarken elinin sıkıca kavranıldığını hissetti. Çocuk sinirle Gryffindor'lu öğrencilere baktı ve emir vererek bağırdı:

"Derhal bütün öğrenciler Gryffindor binasına doğru."

Karların bembeyaz üstünü ayak izleri donatırken, saha yavaş yavaş boşalmıştı. Latrell Korbin'in arkasında duran kıza öfkeyle bakarak: "Sende geliyorsun" dedi.

Unique Korbin'in elini bırakarak oradan uzaklaştı. Kız arada arkasına bakıyor ve yürümeye devam ediyordu. Gözden uzaklaştığını gören Korbin Latrell'ın üzerine doğru bir adım atarak burnundan soludu:

"Bir daha eğer, böyle davranırsan karşılığını da alırsın."

"Ben Gryffindor'un bina başkanıyım ve Gryffindor'un düzeni benim için önemlidir. Arkadaşlarımdan da ben sorumluyum. O yüzden boş konuşuyorsun. İyi günler."

İkisi düşmanca baktıktan sonra, Latrell orayı terketti.

Tom bacaklarını birbirine dolamış vaziyette Korbin'in azarlanmasını sessiz bir şekilde dinliyordu. Bu durumdan memnun muydu, yoksa onlara karşı öfkeleniyor muydu? Tam olarak ne hissettiğini anlayamamıştı. Korbin salonda volta atarak homurdanıyordu;

"Bu maç ertelenirse ne yaparız biz? Kim başlattı? Hemen söyleyin bana. Yoksa hepiniz teker teker ceza alırsınız."

Kimseden çıt çıkmıyordu. Korbin başını eğerek fısıldadı:

"Gerçi bunu yapmayacağım ama, sizleri biraz korkutmakta fayda var."

Tom kollarını göğsünde birleştirip Korbin'in arkasından ona doğru yaklaşarak kulağına fısıldadı:

"Slytherin başkanlığından atılman an meselesi. Zira kız arkadaşın yüzünden otoriteri sağlayamıyorsun. Bunun için birkaç çocuğa seni gidip müdür Dippet'a şikâyet etmelerini söyledim. Onlarda dediğimi yaptılar. Profesör Slughorn haftanın başında okula döneceği zaman, seni görevinden men edecek."

Korbin kulağına dolaşan sıcak nefesle ürperip kafasını çocuğa doğru çevirdi. Tom alayla gülümseyip ekledi;

"Bu ișin içinde Ethen ve Jovan' da vardı. Yani onlarda benimle aynı fikirde, Sen.."

Başını eğerek dudağını ısırdı:

"Sen kaybettin" başını yeniden kaldırıp çocuğun suratına soğuk bir şekilde baktı:

"Yeni sınıf başkanı tamda karşında duruyor."

Korbin ağzı açık bir şekilde Tom'u dinlemiş ve sözlerini bitirmesini beklemişti. Arkasını dönüp kendisine bakan arkadaşlarına nefretle bakarak salondan hışımla çıkmıştı. Onun gidişinin ardından Tom, çocuklara gurur dolu gözlerle baktı:

"Afferin çocuklar, emin olun en doğrusunu yaptınız. Bence Gryffindor'la yaptığınız savaş için de bayağı haklıydınız. Zira duyduğuma göre onlar başlatmış. Her ne kadar orada olamazsam da, bunu biliyorum. Size gelince.."

Ethen ve Jovan dikkatle Tom'a kulak vermişlerdi:

"O gün yaptığınız saygısızlık için ceza alacaksınız."

Çocuklar korkuyla onlara bakıp Tom'a döndüler. Tom asasını arka cebinden çıkarıp savurdu.

"Crucio."

Çocuklar acıyla yere kapaklanırken Tom bir emir de bulundu:

"Bizler öğle yemeği için aşağı iniyoruz. Sizde burada aç kalacaksınız. Benden gizli birşeyler yemeğe kalkışmayın. Yoksa bu sefer ki cezanız daha kötü olur."

Çocuklar onu takip ederek aşağı indiler. Yemek boyunca konuşulan tek konu baloydu. Kim ne giyecek ve kim kiminle eş olacak? soruları havada uçuşuyordu. Tom profesörlerin masasına baktı. Müdür Dippet, profesör Dumbledore ve profesör McGonagall oturuyordu. Diğerleri yoktu ve bugün tatilin son günüydü. Yarın ders başı ve ardından gelecek yoğun sınavlar. Daha sonrasında maç -ki bu onun için o kadar da önemli birşey değildi- ve yılbaşı balosu. Hediye almayacağını bildiği için diğer çocuklar gibi hevesi yoktu böyle şeylere. Braulio dalgın olan Tom'a bakarak gülümsedi:

"Söyle bakalım Tom. Sen partiye hangi kızla katılacaksın?"

Gözlerini bir noktaya odaklamış öylece bakıyordu. Dudak astı sadece ilgisizce konuştu:

"Daha karar vermedim. Fakat bana kalırsa baloya katılmaz, kütüphaneye giderim. Saçma anlamsız hevesler bunlar."

Son cümlesini o kadar soğuk söylemişti ki, bazı çocukların hevesleri kursağında kalmıştı. İyilik dolu kalplere bir tutam kötülük ve umutsuzluk serpilmişti. Braulio aldırmadan konuşmaya devam etti:

"Kızlardan duydum; hepsi seninle baloya katılmak istiyor. Lâkin senin davet edeceğin kızın Jena olduğunu düşünüyorlar. Jena Knox."

Durdu ve ellerini havaya kaldırarak sanki önemli birinden bahsediyormuş gibi sesine ciddiyetlik kattı:

"Kızların korkulu rüyası. Slytherin öğrencisi, ailesinin tümü asil soylu ve bulanıklardan aşırı nefret eder. Akıllı ve hırslı bir o kadar da hırçın. Tom Marvolo Riddle'ın baloya katılacağı kız. "

Bu sefer bakışlarını çocuğun üzerinde toplayarak büyülenmişçesine ekledi:

"Okulun gözde çocuğu. Zeki, çalışkan, azimli, sinirli, soğukkanlı, yakışıklı ve gizemli. Slytherin'li Riddle."

Tom gözlerini devirip bir el işaretiyle oturmasını söyledi:

"Saçmalamayı bırak ve sessizce otur yerine. Ayrıca Jena'yı davet edeceğimi kim söyledi?" diye sorarak kızların sinsice tebessüm etmelerine neden olmuştu. Ollford gözlerini şaşkınlıkla açarak fısıldadı.

"Ah, yoksa aklında başka bir kız mı var?" diyerek ona doğru eğildi.

Tom'da ona ayak uydurup eğilerek kızgın kızgın "kapa çeneni" diyerek doğruldu.

Avuç içini masaya vurarak sinirini dışarıya akıttı:

"Bu sizi ilgilendirmez sadece beni ilgilendirir. Ayrıca sessizce oturup yemeğinizi yiyin. Diğer masalar yeterince gürültü yapıyor zaten."

Masadan kalkar kalmaz fısıldaşmalar oldu. Ollford gözden kaybolan Tom'dan gözlerini

alarak kısık seste konuştu;

"Bana sorarsanız Tom partiye başka bir kızla katılmak istiyor. Ama bunu söyleyemiyor neden? Çünkü sanırım davet edeceği kız tarafından reddedilmekten korkuyor."

Yeniden başını çevirip Tom'un gerçekten gittiğini öğrenmek için bir süre kapıya doğru baktı. Abdiel bardağını masaya bırakıp kahkaha attı alayla:

"Reddedilmek mi, bütün okul ona hayranken bu dediğin şey imkânsız dostum. Sadece kiminle katılacağını bilmiyor" dedi masada oluşan sessizliğe neden olarak.

Koridorda elleri cebinde dolanan çocuk biran duraksadı. Düşüncelerini rehin alan güçlü biri zihninde geziniyordu. Dişlerini sıkıp başını tuttu. 'Ah' layarak dizlerinin üstüne düştü. Zihnini alıkoyan kişiye dair savaş açmıştı. Fakat güce karşı kendi gücü o kadarda başarılı olamayabilirdi. Bir elini beton zemine bırakmış vücudu kaskatı kesilmişti. Sıkıca kapadığı gözlerini inleyerek dahada sıkı kapattı. Bir süre sonra derin bir nefes alıp kendini serbest bıraktı. Yüzü soğuk zeminle buluştuğunda hafiften titredi. Göğsü inip kalkıyor ve düzensiz nefesi onu boğuyordu. Ağzı hafif aralık kalmış gözleri ölmüştü sanki. Neydi o? ve neden zihnine girmeye çalışmıştı. Kendisinden biraz birşeyler almıştı fakat Tom pes etmemiş onu engellemişti. Yine bir acı çekmişti ve bu acıyı da biraz anımsamış gibiydi. Sonra birşeyler hissetmişti, sıcak bir sıvı. Elini burnuna götürdüğünde kan olduğunu gördü. Bir damla kan akmıştı ve bu oldukça tuhaf hissettirmişti. Ölüm, ona ulaşmak için yola mı çıkmıştı yoksa? En çok korktuğu şey buydu zaten. Titreyen elleriyle burnunu önemsizce silerek hemen ayaklandı. Kimsenin görmesini istemediğinden koşar adımlarla yürüyordu. Bir iki çocuğu gördüğü zaman ise başını yana yatırıyor ve burnunu saklıyordu. Onlar gözden kaybolur kaybolmaz yine adımları hızlanıyordu. Arkasına bakarak etrafı kontrol ediyordu. Kan dökülüyor ve beyaz gömleğini kirletiyordu. Burnunu tutarak başını yukarı kaldırdı. Oflayıp puflayıp kanın durmasını bekliyordu. İşlemi biter bitmez elini cübbesine sürüp derin bir nefes aldıktan sonra tuvalete doğru ilerledi. İçerideki çocuk onu görür görmez korkarak ellerini çabucak yıkamaya çalıştı. Çocuk acele ettiği için eli ayağına dolanmıştı. Tom bu durumdan sinir olduğu için bağırarak:

"Haydi acele et. Ellerin çok mu kirli yıkadıkça yıkıyorsun?" dedi.

Çocuk ufak bir çığlık atarak kendini dışarı attı. Tom kapanan kapının ardından hemen koşup musluğu açtı. Ellerini açarak suyun avucunu doldurmasını bekledi. Ama bir terslik vardı. Avucundaki su kana dönüşüvermişti. Hemen ellerini kaçırıp yeniden musluğun önüne getirdi. Musluktan su akıyordu, fakat Tom'un elleriyle buluştuğu zaman rengi kırmızılaşıp kana bulanıyordu. Gözleri hayret içinde irileşmişken, elleri titremeye başlamıştı. Avucuna bulanan kana bakıyor, bakıyor bakıyordu. Başını kaldırıp aynaya baktı. Burnundan akan kan durmuş ancak biraz pıhtılaşıp orada iz bırakmıştı. Aynadaki benliği gayet normal görünüyordu. Ama ruhu içeride sıkışıp duruyordu. Gömleğine yerleşmiş kana baktı. Ellerini düğmesine götürüp hızla çözdü. Düğmesini açarak nefes almaya çalıştı. Vücudunu bir ateş sarmıştı ve boğazına kadar yayılmıştı. Kulakları hafiften kızarmış, ateşi adeta beynine fışkıracak gibiydi. Ellerini kenarlıklara koyarak başını önüne eğdi. Sıcacık vücudu cayır cayır yanıyordu. Açık musluk üstünü biraz ıslatmış ve azda olsa rahatlamasını sağlamıştı. Cübbesi ayağının altında ezilirken umutla elini musluğun altında tuttu. Gözlerini kan görmemek için kapatmıştı. Elinin ıslandığını hissettiği zaman bir gözünü açarak bakmıştı. Bu sefer kan yoktu. Rahatlayarak diğer gözünü de açıp yüzünü soğuk suyla yıkadı. Yüzünden aşağı doğru akan su boğazından göğsüne kadar akıp sıcak vücudunu soğutmuştu. Islanmış buklesini kenara iterek tuvaletten çıktı.

Bu sefer de sahada Gryffindor öğrencileri antrenman yapıyordu. Sesleri biraz duyulmuş olsa da, bir yaramazlık yapmadan oturmaya çalışıyorlardı. Zira başlarında bekleyen sınıf başkanı onları kontrol ediyordu. Braulio ve diğerleri yaşlı ağacın yanında kardan adam yapıyor ve oldukça eğleniyorlardı. Onların biraz uzağında kalmış Tom kütüphaneden aldığı

-Zihin Karmaşası-

Adlı kitabı okuyordu. Az önce kendisine ne olduğunun cevabını öğrenmek istiyordu. Kitapta yazılı cümlelerin altına parmağını götürüyor ve kalemle çizermiş gibi, içinden bin kere okuyordu. Başını kitaptan kaldırıp iç sesiyle münakaşa ediyordu. Yoksa zihin kapatma da başarısız mı olacaktı? Ya şuan açıksa ve bir daha yine aynısını yaşarsa? Yada bu yeteneğini mi kaybediyordu? Bir güç vardı ve onun zihninde dolaşmaya çalışıyordu. Ama niçin? O böyle kendisini ilgilendiren sorunları düşünürken, yanına Hufflepufftan kız öğrenci oturdu. Tom başını çevirip ona bakmadı bile. Kız ellerini dizlerine sürterek heyecanla konuşuverdi biran:

"Tom duydum ki, baloya davet edeceğin kız hakkında kararsızmışsın. İstersen beni davet edebilirsin."

En güzel gülümsemesiyle çocuğa bakarken, alakasızca bir cevap almıştı:

"Hiç sanmıyorum."

Bu sözü söylerken çocuk kendisine bakmamış ve oralı bile olmamıştı. Ağlayarak yanından kaçıp giden kızın ardından, hafifçe başını kaldırıp baktı:

"Aptal."

Kitabı yeniden okumaya koyuldu. Ancak pek sorusuna cevap bulamamıştı. Sadece kitapta yazılan şu cümleler dikkatini çekmişti:

"Zihin kapatmak o kadar da kolay birşey değildir. Her nе kadar bunu yapabiliyor olsanız da, yine de zorlanacağınız güçlerle karşılaşacak ve büyük bir acıya maruz kalacaksınız. Elbette zihninizde dolaşan varlık siz karşı koydukça çabalayacak ve sizi yaralayacaktır. Eğer güçlü iseniz ufak hafif yaralanmalarla kurtulacaksınız. Bașka türlüsü sizi öldürecektir zaten. Bu yüzden hep zihninizin açık olup olmadığını kontrol etmelisiniz."

Okuduğu cümleler beyninde yer edinirken hafiften de baş ağrısı oluşuyordu. Ayaklarını ayak üstüne atarak başını geriye attı. Temiz havayı içine teneffüs ederek gökyüzüne baktı. Bembeyaz etrafı çocukların ayak izleri kirletmişti. Ağaçlar yapraklara veda etmiş, yerine karlara ev misafirliği yapmıştı. Buz tutmuş dal parçaları inanılmaz güzellikte parıldıyordu. Kar çimleri ve çiçekleri öldürmüş ve üstlerini kefen gibi sarmalamıştı. Bir süre sonra ellerinde süpürgeleriyle Gryffindor oyuncuları göründü. Yorgunluktan ağır adımlarla yürüyorlardı. Sonra arkaların da onları takip eden, altın sarısı ve kırmızı rengindeki öğrenciler. Ellerinde tuttukları Gryffindor rengindeki atkıları havaya kaldırıyor, gururla bir şarkı mırıldanıyorlardı. Tom yüzünü buruşturup onların okula girişini izlerken, en arkada yürüyen Latrell'a baktı. Sınıf başkanı gayet soğuk ve ciddi bir biçimde yürüyordu. Tom'u farkedince yapmacık bir tebessümle ona baktı. Çocuk sırıtarak yanından geçip giden Latrell'ın ardından küfür savurdu. Baloya az bir süre kaldığı için Jena ile katılacağına karar vermişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.