Sesi bas olan adam yanındaki adama bakıp asasına dokundu:
"Mösyö buna bir son vermeliyiz. Zira onu efendimize diri olarak götürmeliyiz ölüsü onun işine yaramaz."
Adam dişlerini sıkarak asasını indirdi:
"Haklısınız, biran kendimi kaybettim. Bilirsiniz insanların acı çekmesi bana keyif veriyor. Elimizi çabuk tutalım. Şu cadı gelmeden çocuğu alıp götürelim."
İşkencesi sona eren Tom, yavaş yavaş kendine gelmiş ve başında diklenen adamların konuşmasını dikkatle dinliyordu. Belki onlarla beraber dışarı çıkarsa bir şekilde asalarını ellerinden kaparak kurtulabilirdi. Bu yüzden hiç sesini çıkarmadan onlara teslim olacaktı. Sarı saçlı adam Tom'un kılık kıyafetine bakarak dudağını astı:
"Bu şekilde onu buradan götüremeyiz."
Hemen bir büyü yardımıyla çocuğun üzerinde ki kıyafetleri değiştirdi. Hunharca çocuğun saçından tutup ayağa kaldırdı. Yanındaki adamla Tom'un koluna girerken asayı gizliden doğrultarak kulağına fsıldadı;
"Kaçmaya yeltenirsen, bu sefer canlı brakmayız seni."
Sendeleyen çocuğu diğer bir adam tutarak dik durmasını sağladı. Bellatrix'le buraya gelirken hissettiği mide bulantısı ve baş dönmesini bir daha yaşadı. Adamlarla beraber cisimlenmişti. Üzerindeki siyah gömlek, siyah ceket ve bol cübbesiyle yanında tanımadığı adamların bire bir aynısı olmuştu. Etrafı inceleyip inceleyip durdu. Bir ormana cisimlenmiştiler. Etraf biraz ürkütücü görünüyordu. Kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. Burayı hatırlıyordu evet, evet hatırlıyordu. Burası onun rüyasında gördüğü ormandı. Peki neden buradaydı? Yoksa ölüm onu kucaklayacak mydı? kalbi dar bir duvarın arasında sıkışıp kalmış gibi nefes almasını zorlaştırıyordu. Son anda kolunun çekiştirilmesiyle derin bir nefes almış ve kendini toparlamıştı. Sanırım götürüleceği yere yakın oldukları için yürümeye devam ettiler. Her daim ensesin de hissettiği asa onu strese sokuyordu. Bir şekilde sonuna götürülmeden çözüm yolu üretip kaçmalıydı. Kötü adamların düşüncelerini okumaya çalışıyor, fakat başarılı olamıyordu. Sanırım çok güçlü olmalılardı. Tom kendini çok güçsüz ve ezik hissetti. İlk defa böyle oluyordu. Kendine yediremiyor ve bu yükün altında eziliyordu. Boğazını temizleyip yollardan bakışını ayırmaksızın düz bir şekilde konuştu:
"Bir yerde durmalıyız çok sıkıştım."
Yabancılar duraksayıp birbiriyle bakıştılar. Daha sonra başını sallayıp onayladılar. Sarı saçlı yabancı Tom'u kolundan tutup bir ağacın arkasına doğru ittirdi:
"Bir dahaki lanetten sağlam çıkamazsın. Emin ol bunu yaparım" deyip biraz uzaklaştı.
Tom adamın yanından uzaklaşması sonucunda ağaca yaslanıp ofladı. Sanırım asasını evde unutmuştu. Ah, böyle bir hataya nasıl düşmüştü? Adım sesi duyar duymaz gizlenerek yanına yaklaşmasını bekledi. Sarı saçlı adam küfürler ve hakaretler savurarak yaklaşınca, Tom dudağını ısırdı, adrenalin patlaması yaşıyordu. Ama kendine hâkim olmalı ve hata yapmamalıydı. Adam asasını doğrultup yan gözle yoklayınca, Tom üzerine atlayıp onu engellemeye çalıştı. İkisi debelenip yerde yuvarlanarak didiştiler. Tom pek iyi değildi zira adam onun iki katıydı. Dişlerini kulanarak adamın elini ısırdı. Acıyı hisseden adamın elinden asası yere düşmüştü. Tom seri bir şekilde asayı yakalayıp ayaklandı. Adamın bağırmasına fırsat vermeden donma büyüsü yolladı. Gözleri parlarken diğer bir adamı düşünerek başını arkaya doğru çevirdi. Öteki adam rahatlıkla bir taşın arkasında oturmuş küçük kırmızı kaplı kitabı okuyordu. Bir süre sessizlik oluşunca işkillenip arkadaşına seslendi. Ama yanıt alamayınca hemen ayaklanarak ağacın olduğu yere yöneldi. Arkadaşını yerde görünce asasını sıkıca kavrayıp kükredi:
"Bunun bedelini ödeyeceksin duydun mu beni minik fare? Bir yere kaçacağını sanıyorsan çok yanılıyorsun. Neredeysen çabuk çık ortaya."
Kendi etrafında dönerek çevresine bakındı. Ağacın üstüne tırmanan Tom onun gitmesini bekliyordu. Fakat böyle korkarak saklanmak ona göre değildi. Ama çok zorlarsa aşağı atlayıp adama gününü gösterecekti. Özellikle kafasındaki sorulara cevap bulacaktı. Bu adamlar kimdi ve Tom'dan ne istiyorlardı? En önemli olansa Bellatrix'in bu adamlarla ne işi vardı? Bağırıp çağıran adamın sesiyle düşüncesinden kovulurken bir hamle yaparak ağaçtan atlayarak adamın üstüne düştü. Adam inleyerek asasına davranacakken, Tom ayağıyla ona engel oldu. Diğer ayağını da adamın boğazına yerleştirerek yüzüne doğru eğilip tısladı:
"Kimsiniz ve benden ne istiyorsunuz?"
Adam küfreder gibi gülümsedikten sonra yüzü çirkin bir hal aldı. Tom'un yüzündeki gerginlik elle tutulur cinstendi. Adamın ketum biri olduğu çok aşikardı. Tom sıkkınlıkla yanaklarını şişirip ofladı:
"Beni kime götürecektiniz ve o evde olduğumu nerden öğrendiniz?"
Adamın çenesini kavradı ve sıkarak gözlerini pörtletti:
"Bana gerçeği söylememekle ölümden kurtulacağınızı zannetmeyin. Bilakis bundan kaçışınız olamaz."
Sarı saçlı adam pis pis sırıtmaya devam ederken fısıldadı:
"Elinden geleni yap fakat sorularını zinhar yanıtlamayacağım."
Sinirle elini çekip alt dudağını hafifçe dişleyerek asasını salladı. Yerde uzanan adama lanet gönderdi. Alnını ovuşturup bașını öne doğru eğerek gözlerini sıkıca yumdu:
"Sakin ol Tom sakin ol. Endişe etme şimdi her şey yoluna girecek."
Siyah pelerini başına çekerek oradan uzaklaştı. Havanın gündüz olması onun için bir avantaj sağlamıştı. Ancak sonbahar mevsimi yağmuru misafir ediveriyordu gökyüzünde. Orman yolunu izleyerek şehir merkezine doğru çıkmıştı. Yağmur ufaktan ufaktan yeryüzünü ziyaret etmişti. Herkes şemsiyesini açmış yağmurdan saklanıyordu.
Tom kalabalığın içinde emin adımlarla ilerlerken bir telefon kulübesinin yanında durdu. Buradan trene binip nasıl Hogwarts'a gidecekti. Ah, şimdi şu kaçık profesör yanında olsaydı, onunla beraber okula cisimlenip kurtulacaktı. Sonrası malum zaten, yanına yaklaşmasına izin dahi vermeyecekti. Kendisini kurtarmak için evine götürdüğünü söylemişti Bellatrix, Peki ama kimden saklamaya çalışmıştı? Ya onunda bunun için başı belaya girmiş ise? Oflayarak iç sesini susturmuștu. Başını çevirip etrafında olup bitenleri bir süre izlemeye koyuldu. Hayat sıradandı ve insanlar hep bir yere yetişme çabasındaydı. Bir durgunluk söz konusu bile değildi. Yağmur kaldırım taşında zıplayıp coşarken dünyayı da yıkıyor gibiydi. Tom delirmek üzereyken kendisine seslenildiğini duydu. Belki de beyni ona oyun oynuyordu, kim bilir? Arkasını döndü ama kimse yoktu. Sağına ve soluna baktıktan sonra umutsuzluk içinde başını önüne düşürdü. Yine adını söyleyen sesi duyar duymaz başını çevirdi. BELLATRİX, evet o. Uzaktan ona bakıyordu. Tamam öfkeliydi Tom, fakat bu kadın onun gidiş biletiydi. Ayakkabılarını ıslak eden yağmura aldırış etmeden kadına doğru yürüdü. Yaşıyordu, yaşıyordu yaşama sebebi. Hafif genzini yakan ve gözlerini bulandıran bir yağmur daha yağıyordu yanağından aşağı doğru. Ama bunu Tom'a nasıl izah edebilirdi ki? Zaten çocuğun suratından belli oluyordu. Kızgın, güvenini yitirmiş ve kırgın. Kadını aşağılayan gözlerle süzerek tebessüm etti:
"Hah, gözyaşları mı? Hadi ama profesör siz kimi kandırıyorsunuz? Bu dökülen gözyaşları sizi kurtarmaz. Az kalsın sizin yüzünüzden ölüyordum. Peki siz neredeydiniz o vakit? Bunu kasten yaptığınızı düşünüyorum. biliyor musunuz?"
Etraftaki kalabalık insanlar onlara çarpmadan yürümeye devam ediyorlardı.Gayet normal birşeymiş gibi.
Bellatrix'in o deli dolu hali yerini mahçup ve suçlu bir kadının yerine bırakmıştı. Ağzını aralayıp konuşmak istiyor ama yapamıyordu. Tamam ilk başlarda bu çocuğu boğazlamak istıyordu. Fakat aşık olmuştu, böyle bir görevi olacağını nerden bilebilirdi ki? Bu bütün yaşananlar onun hatası değildi, belki birazcık olabilir. Tom sinirden küçük bir kahkaha atarak alt dudağının üzerinde dilini gezdirip konuştu:
"Anlaşıldı siz konuşmamakta kararlısınız."
Bellatrix'in kolunu tutarak bakışlarını onun gözlerine sabitledi:
"O halde hemen beni buradan götürün."
Kadın bir koluna bir de çocuğa baktı. Evet onu buradan götürmesi gerekiyordu. Zira her an onu kaybedebilirdi. Dudaklarını birbirine kenetleyerek hüzünlü bakışının ardından, çocukla beraber Hogwarts'a buharlaştı. Yolculuk bittiği zaman Tom hızlı adımlarla ilerlerken duyduğu sesle bir kez daha gitmemiş ve kalmıştı. Arkasını dönerek kadına boş gözlerle baktı. Hafif kurumuş dudaklarını diliyle ıslattıktan sonra konuşabildi:
"Sana asla zarar gelmesini istemedim, istemem de. Lütfen hakkımda kötü düşünme çünkü ben."
Sesindeki ufak titreme onu boğuyordu. Bu yüzden derin bir nefes alıp devam etti:
"Çünkü ben seni seviyorum."
Kırgın bir gülümseme sergilemişti. O çılgın ve amazon suratına. Tom başı eğik bir şekilde kadını dinlemişti. Sadece 'hımlayarak' konuyu kapatmak istediğini vurgulamıştı. Okulun aşağısında ki ormana ışınlanmış olmaları çocuğu rahatlatırken bir yandan da korkutuyordu. Zira kendisini öldürmek isteyen biri vardı ve hayatı tehlikedeydi. Kadının o hırçın, bebek şımarık halinden eser yoktu. Buda durumun ne kadar vahim olduğunu gösterirdi. Siyahlara bürünmüş olması nedeniyle beyaz pürüzsüz teni onun kusursuz oluşunu gözler önüne seriyordu. Kadına doğru bir iki adım atarak baş parmağını yüzüne doğru sallayıp fısıldadı. Sesi aşırı tehditkâr çıkıvermişti:
"Sakın bir daha sizi yakınım da görmeyeyim. Aksi takdirde sizin hakkınız da gördüklerimi ve bildiklerimi anlatırım. Sizi Azkaban'a yollatırım. Bu konuda çok ciddiyim profesör."
Parmağını da indirdikten sonra topuğunun üstünde dönerek okula doğru ilerledi.
Bellatrix onu kaybetme korkusuna kapıldı. Düşüncesi dahi onu ürkütmüşken buna asla izin veremezdi. Bu yüzden evet karar vermişti, yapacaktı. Çocuk yanından geçip giderken asasını savurdu:
"Obliviate."
Bir insan sevdiği için neleri göze alabilirdi? Yada neler yapabilir ve neleri uğrunda harcayabilirdi? Doğru mu yapmıştı, yoksa tam tersi mi? Kendini toparlayarak akşam yemeğine doğru yardım çığlıkları atarak rol yaptı. Sesini duyan kofti ve birkaç profesör koştur koştur kadının yanına gelmişlerdi. Tom'u alıp hemen hastane kanadına götürdüler. Olayı duyan müdür Dippet ve çokta inanmışa benzemeyen Dumbledore orada hazır bulunmuştular. Revire giderlerken müdürü azarladı:
"Böyle birşey nasıl olabilir? Bir öğrencinizin eksik olduğunu bile farketmemişsiniz. Tanrıya şükür ki, bende tesadüfen okula geliyordum ve bay Riddle'ı gördüm."
Müdür başını sallayarak ellerini önünde kenetleyip kadına dil döküyordu:
"Haklısınız bayan Black. Fakat bundan sonra çok dikkatli olacağımızdan emin olabilirsiniz."
Yatakta yatan çocuğa bakarak gözlerini kıstırdı:.
"Sahi, olay tam olarak nedir?" diye sorunca Bellatrix gözlerini başka yerlere odaklayarak hemen birşeyler bulmaya çalışmıştı. Odada ki herkes cevabı bekliyordu. Sonunda bulmuş olmanın vermiş olduğu mutlulukla gözleri parıldarken çocuksu sesiyle ciyaklamıştı:
"Ah, şey onu ormanda baygın bir şekilde buldum. Ne olduğunun hakkında pek bir bilgim yok. Ama eğer isterseniz uyanınca bu soruyu bizzat kendisine sorarak cevabını öğrenebilirsiniz."
Herkesin merakını giderdiğini düşünerek topuğunun üstünde döndü:
"Neyse yüksek müsaadenizle ben gidiyorum. Daha sonra bay Riddle'ın ziyaretine gelirim."
Sözlerini bitirdikten sonra revirden ayrıldı. Akşam yemeğinde bütün çocukların konusu Tom olmuştu. Gözlerini hafif açıyordu. Başına doğru eğilmiş olan yüzü net bir şekilde göremediğinden birkaç kez kırpmıştı. Müdür Dippet'in deniz mavisi gözlerinde endişenin kapladığı fırtınayı görmemek mümkün değildi. Duyduğu sesler kulağında yankılanırken etrafa göz gezdirdi. Hafızası silinirken kendini boşlukta hissedip en bilinen soruyu sormuştu, kafasında toplananlara:
"Bana ne oldu?"
Profesör Slughorn gülümseyen gözlerle bakarak, Bellatrix'i bir baş hareketiyle işaret etti:
"Bayan Black sizi ormanda yarı baygın bir halde bularak revire getirdi. Ah, Merlinin cepleri adına çok şanslıymışsın çocuğum" diyerek samimice arkada duran kadına çevirdi kafasını.
Kollarını göğsünde bağlayarak bekleyen kadın sahte bir gülümsemeyle adama karşıık vermişti.
-Bellatrix Black-
Bu isim onda bir şok etkisi yaratmıştı. Fakat bulanık hayaller görüyordu ve hala bu konuda şansı yoktu. Bu kadın hafızasını hatırlaması için onun kilit noktasıydı. Gözleri direk kadının olduğu yere kaydı. Bu bakışma ikilinin arasında uzun sürmüş ve bayağı dilkkat çekmişti. Kimse duymuyordu ama gözler pek çok şey konuşmuştu. Profesör Dumbledore yarım ay gözlüğünü düzelterek o babacan ve yumuşak sesiyle fısıldamasaydı, Tom orada bulunanları hatırlayamayacaktı. Ses bir kez daha duyulmuştu:
"Bay Riddle iyi misiniz?"
Gözlerini kısarak kısaca 'evet' der gibi açıp kapattı. Müdür Dippet bu sefer yüzüne doğru eğilip birşeyler hatırlayıp hatırlamadığını sormuştu. Ama Tom'dan olumsuz bir yanıt almış ve üzüntüyle dudak büzmüştü. Arkada tuttuğu nefesi huzurla dışarı veren kadından bir haberdiler. Tom yataktan doğrulup sırtını dikleştirdi:
"Kendimi iyi hissediyorum efendim. Binama geri dönebilir miyim?"
Müdür Dippet madam Pinn'le bakışıp olumlu şekilde başını salladı. Herkes yavaş adımlarla odayı terkederken profesör Dumbledore Tom'a şöyle göz ucuyla baktı:
"Bay Riddle, siz ormandayken de kıyafetiniz bu şekil miydi acaba? Çünkü çok garip duruyor."
Tom profesörün elini sakalına götürüp sıvazladığını seyrettikten sonra kendini tepeden tırnağa süzdü ve olaya hakim olamadığından dolayı dudak astı:
"Belki birileri bana şaka yapmıştır?" diye cevapladı.
Profesör başını sallayarak oradan uzaklaştı. Güneşin doğuşuyla beraber tabiat yeni bir güne uyanıyordu, tıpkı insanlar gibi. Bütün sınıf kahvaltı için büyük salona inmişti zaten. Kendi aralarında konuşan çocuklar biranda kapıdan içeri girenlere kafalarını çevirmişti. Bunlar Tom, Jena, Braulio Abdiel ve Ollford'tu. Özgüvenini kaybetmemiş olan Tom, arkadaşları eşliğinde Slytherin masasına ilerleyip oturdu. Karşı masadan bunu gören Bellatrix'in dudağının kenarı yukarı doğru hafif kayarken, kalp atışı da hızlanmıştı. Özlemek, ah sanırım bu duygu çok başka birşeydi. Ölmek gibi birşey fakat en beteri. Doyamadan sevmek ve bıkamamak özlemek uçurum dibinde oturup düşmeye rağmen bulutları seyretmek gibi birşeydi. Bunu da iliklerine kadar yaşayan bir kadın vardı ve Tom'u sonsuz uçurumlar kadar seviyordu. Zira karşılığının olmaması ve umut beklenilmesi de cabasıydı. Kusursuzluk beklentisi hayalkırıklığına gebedir. İşte tam da yaşadığı şey buydu. Masada oturan çocuklar sessizce fısıldaşmaya devam ederken Slytherin öğrencileri biraz daha yüksek bir tonda konuşuyor ve diğer çocukları sinir etmeye çalışıyordu. Jovan elini çenesinin altına yerleștirerek göz kırptı:
"Anlat bakalım, bizden önce bu olaya kim davranmış olabilir ha Tom?" diyerek bakışları üzerinde toplamıştı.
Korbin ve Ethen ağızlarını kapatarak gülerken Tom çilek reçelini ekmeğini sürdü. Susmuş ve herkesi şaşırmıştı. Çünkü buna verecek cevabı vardı. Fakat olayın gizli kahramanını bilmiyordu. Daha doğrusu hatırlamıyordu bile. Şimdilik savaşı Jovan kazanmış gibi gözüküyordu ama bunun böyle olmadığı apaçık belliydi. Gryffindor, Ravenclaw ve Hufflepuf öğrencileri o bakışmanın ardından artık susmuş ve normal sohbet etmeye devam etmişti. Kendisine pişkin pişkin gülen Jovan'a da sıra gelince, Tom'un onu aklının bir köşesine yazdığını bilseydi keşke. Bu sefer ki intikamı da çok acı olacaktı.
Quidditch maçları yaklaşıyordu yavaş yavaş. Öğrencilerin heyecanı arada sohbet ederken kendini kaybederek tezahürat yaparken anlaşılıyordu. Ama Tom bu konuya tamamen Fransız kalmıştı. Zira kendisi takımda değildi. Sene sonu olacak olan balo meselesi ise kızlar tarafından konuşuluyordu. Tom derslerin özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Çok enerjik doluydu sanki okulu ve dersleri arasında birgün ayrı kalmış gibiydi. İlk ders sihir dersiydi, Profesör Slughorn tebessümüyle ışık saçarak sınıfa girmişti. Tom'u sınıfta görür görmez sevinip:
"Oh, bay Riddle. Sizi gördüğüme sevindim. Umarım bir daha böyle tatsız olaylar yaşamayız. Sizler de artık kendinize dikkat etmelisiniz. Özellikle okul dışında ve hafta sonları. Neyse tekrardan hoşgeldiniz. Tamam başlayalım; Haftanın ilk iksiri; Barış Yudumu, Ne işe yarar bu iksir? hemen açığa kavuşturayım. Endişeyi azaltmak ve heyecanı yatıştırmak için kullanılan bir iksirdir. Yapması oldukça çok zordur. Malzemeler kesin bir sırayla katılmalı, mutlak bir zaman boyunca karıştırmalı ve en son malzeme katılmadan önce iksirin kaynatıldığı ateşin ısısı belirli bir seviyeye düşürülmelidir. Bu detaylara çok dikkat etmelisiniz çocuklar" dedi.
'Başlayın' komutuyla beraber çocuklar dolaplara koşuşturup içinden malzemeler çıkararak masalarına geçtiler. Tom her zamanki gibi, işine konsantre olmuş durumdaydı. Profesör teker teker iksirleri kontrol ederken bütün sınıfla gurur duyduğunu ve hepsine puan verdiğini söyleyerek onları tebrik etmişti. Ders bitmiş ve zil çalmıştı. Koridorlar öğrencilerle doluydu. Hava soğuk olduğu için pek dışarı çıkmayı tercih etmiyorlardı. Tom kucaklamış olduğu kitaplarla beraber kütüphaneden çıkıyordu. Koridordaki kalabalığı yararak boş bir yere geçmeye çalıştı. Onu gören Jena elini havaya kaldırıp Tom'a seslendi:
"Tom, hey Tom burdayım."
Tom duraksayarak kitapları kolunun altına yerleştirip onun yanına doğru yürüdü. İsteksizce selamlamıştı bu geveze kızı. Yamuk olmuş kravat, Jena'nın gözüne çarpınca hemen düzelterek konuştu:
"Bugün Kurbağa Korosu var biliyorsun öyle değil mi?"
Tom gözlerini kapayarak sırtını duvara yasladı:
"Ah, hayır. Bunu tamamen unutmuştum. Peki nasıl sıyrılabiliriz ki?"
Jena'da Tom'a uyarak ellerini arkaya dayayıp duvara yaslandı. Bilmediğini ifade eden baş sallamasıyla ofladı:
"Pek bir şansımızın olduğunu sanmıyorum. Ama eğer maç için antrenman olsaydı, belki küçük bir ihtimal olabilirdi?"
Tom başını kaldırıp yutkundu. Bu sırada ders için yanlarından Bellatrix geçmekte idi. Jena Tom'un yanında mydı? Tom'un yanındaki Jena mıydı? Ah, hadi ama onu delirtmek için mi yapıyordu? Topuk sesiyle başını indirip bakan Tom, kadını görmüş ve yine o soğuk bakışlarla bakmıştı. Jena sırıtarak bir kadına birde Tom'a çeviriyordu kafasını. Bellatrix kabarık siyah tül eteğinin kenarını elinde tutup sıkarak durmuştu önlerinde. Sessiz ve sakin ses tonuyla:
"Siz ikiniz, koridorda ne arıyorsunuz Dersiniz yok mu?" diye sormuş ve gözlerini sinsilikle kısmıştı.
Tom bunu saçma bulduğundan başını önüne eğerek gülmüştü. Jena Tom'u yoklayıp kadına cevap veriyordu:
"Biz burda ne arıyoruz acaba? Ya Tom, doğrusunu söylemek gerekirse bende bilmiyorum. Tam olarak biz burda ne yapıyoruz? Hazine arayışında olabilir miyiz?"
Tom ağzını kapatarak gülmeye devam ediyor ve arada başını kaldırıp Jena'ya bakıyordu. Jena çocuğa yaklaşıyor ve kulağına birşeyler fısıldıyordu. İkisinin bu kadar yakın durmaları kadını çileden çıkarmaya yeterdi. Kızın kolu çocuğun koluna değiyor ve kız kıkırdıyordu. Önüne düşen bir tutam kıvırcık saçını elinin tersiyle iterken, sakince ama ardından yüksek oktavlara çıkan sesiyle haykırarak gözlerini kocaman açmıştı:
"Sen haddini aşarak küstahlık mı yapıyorsun? Aklınca benimle alay mı ediyorsun? Al bakalım" der demez asasını sallayarak kızı fareye çevirmişti.
Tom şaşkınlık içerisinde olanlara seyirci kalmışken, kadın çocuğa bir adım atarak onu duvara sıkıştırmış oldu. Çocuğun omuzlarını kavrayıp sarsmış ve ikaz etmişti:
"Seni bir daha bu sürtüğün yanında görmek istemiyorum anladın mı beni çocuk anladın mı?" derken sertçe sarsmaya devam ediyordu.
Çocuk bu baskı altında sıkılmış ve emir almayı sevmediğinden bir hareketle kadının elinden kurtulmuştu:
"Buna siz karar veremezsiniz. Bu benim hayatım ve benim kararlarım. Kendi hayatım hakkında karar alırken size danışmak gibi hiçbir zorunluluğum yok. Ayrıca ben sizin ne sevgiliniz nede oğlunuzum. Bu yüzden artık beni boğmaktan vazgeçin. Sıkılıyorum ve sizi pek sevdiğim söylenemez. Rica ediyorum artık mesafenizi iyi ayarlayın."
Kadın tek nefeste bunları söyleyen Tom'a yüzünü buruşturup dilini dışarı çıkarmıştı. Asasını cebinden çıkaran Tom Jena' yı eski haline getirdi. Yerdeki kız sinirli bakışlarla kadına bakarken,Tom kalkması için elini ona doğru uzatmıştı. Bellatrix'in bakışları her ne kadar tutmaması gerektiğini belirtse de kız elini Tom'a vererek ayağa kalktı. İkisi yan yana bir sonraki ders için oradan uzaklaşmıştılar. Kadın içindeki nefret ve intikam duygusuyla onların gidişini izlemişti.
Sınıfa Slytherin ve Hufflepuff öğrencileri erkenden girmiştiler bile. Ses karmaşası Tom'un moodunu şimdiden düşürmüştü. Jena'yla birlikte önlerden boş bir sıraya oturmuştular. Kitaplarını çantalarından çıkararak masanın üzerinde hazır bulundurdular. Tom sırtını sıraya yaslayıp ofladı. Jena kitabını açmış ve birşeyler okuyordu. Son satırı okuyup bitirirken, Tom'a dönmüştü:
"Tom o kadın senden ne istiyor?" diye sordu merak içinde.
AInını ovan Tom yine oflayarak dudak büktü:
"Bilmiyorum Jena. Bunu kendisine sormaya ne dersin?"
Kız alayla gülümsedi:
"Sanki seninle bir derdi varmış gibi. Bana sorarsan ormanda bulunmanda o kadının parmağı vardır."
Devrik cümleler ve belirsiz özneler. Bir türlü ipin ucu bir araya gelmiyordu. Tom ağrıyan başını ellerinin arasına alıp önüne eğerek yerine oturmayan parçaların onda yaratmış olduğu yıkıma dayanamıyordu. Profesör McGonagall herkesi yerine oturturarak derse başlayacağını söylüyordu. Büyüyü yapabilmek için Tom ve Jena masanın üstünden asalarını alırken ikisinin parmakları birbirine temas ediyordu. Her defasında birbirine yapmacık gülümsemeyle bakıp olayı idare etmeye çalışmaları binlerce kez kendileri tarafından tekrarlanıp durmuştu. Tom normal birşey yaşamış gibi derse konsantre olurken, kız bir daha olması için asasını Tom'un asasına daha da yaklaştırıyordu.
Öğle yemeği çocukların maçla ilgili konuşmaları Tom'u sıkmıştı. Bu yüzden elindeki kaşığı bir ileri bir geri oynatıp mevzudan kaçıyordu. Takım kaptanı Korbin arkadaşlarını motive etmek için onlara fikirlerini beyan ediyordu. Jena ellerini masanın üzerinde birleştirip konuya dahil olmuş ve Gryffindor'u yenmek için hırçınca savaşmayı daha uygun bulduğunu söylüyordu. Erkeklerin kahkaha sesi salonda yükselivermişti. Tom kendisine bakıldığını hissediyordu. Yemeğini bitirip herkesten önce salondan çıktı. Koridorda dolanıp dururken Bellatrix'in merdivenlerden indiğini gördü. Ellerini korkuluğa sürterek ağır adımlarla basamak basamak iniyordu. Tom ellerini cebinden çıkarıp serbest bırakmıştı. Kadın sinirli görünüyordu fakat yüzüne bakınca bunu anlamak pekte kolay gibi gözükmüyordu. Bir basamak inerken fısıldamıştı:
"Bana inat yapıyorsun biliyorum çocuk."
Bir adım daha atmıştı. Gözleri etrafta dolanırken, mayhoş sesiyle yine fısıldadı:
"Benimle gel, seninle konuşmak istiyorum."
Tom yanağını ısırıp merdivenin diğer tarafına geçti. Kadının aşağı inmesi için sadece iki tane basamağı kalmıştı. Soruyu yineledi ama çocuk başını çevirmeden cevaplamıştı:
"Ama ben istemiyorum profesör. Şimdi izninizle" diyerek merdivenleri üçer beşer çıkarak kaçmıştı.
Slytherin binasının önüne gelmiști. Elini göğsüne koyup hızlanan kalp atışının durulmasını bekledi. Dayanacak gücü kalmamıştı, çünkü aşk onun yüreğinde yeşeremeyen bir çiçek gibiydi. Ne kadar sulanmış olsa da sararıp soluyordu. Kendini toparlayarak ortak salona girdi. İçeride bir kaç öğrenciden başka kimse yoktu. Kendini tekli koltuğun üstüne atarak gözlerini kapadı. Daha sonra içeri Jena ve Braulio girdi. Jena masanın üzerine oturup, bacaklarını boşlukta sallayarak gözlerini Tom'a dikti:
"Sanırım birilerinin uykusu var?"
Bunu duyan Tom gözlerini aralayıp oturmasını düzeltti. Kollarını başının arkasında bağlayarak kaşlarını kaldırdı:
"Hayır. Sadece biraz kafa dinlemek için buraya gelmiştim. Ama görüyorum ki sizden kurtulmanın başka bir yolu yok."
Orada bulunanlar gülmeye başlamıştı. Jena Tom'u gıcık etmeye bayılıyordu. Kızın kahkahası odanın ambiyansını değiştirirken, çocuk ona baktığında biran Bellatrix'i görür gibi oldu. Hiç dinmeyen deli gibi kahkahası, çılgınca serenatları, tuhaf hareketleri. Sonra gerçek yavaş yavaş kendini göstermişti. Tom kravatını gevşetip ayağa fırladı:
"Her neyse zevzekliği bırakın, dersi kaçıracağız yürüyün."
Çocuklar emre uyarak Tom eşliğinde binadan çıkmıştılar.
Gün boyu bütün dersler iyi geçmişti. Kurbağa korosu da öyle. Büyük salon epey sessizdi bugün. Çocuklar aralıksız derslere girmiş ve yorgun düşmüştüler. Müdür Dippet boğazını temizledikten sonra konuştu:
"Değerli çocuklar, biliyorsunuz ki sene sonu yaklaşıyor. Bununla beraber Quidditch maçı, yılbaşı eğlencesi için düzenlenmiş olan balo ve onun yanında önemli sınavlar da tabii. Bu sebeple biraz daha özen göstererek derslerinize asılmalısınız. Ayrıca bu gece hepiniz çok durgunsunuz. Umarım sebebi pek mühim değildir. Zira sağlığınız ve güvenliğiniz bizim için herşeyden önemli."
Yüzüne sıcak gülümsemesi yerleşirken ekledi.
"İyi geceler çocuklar."
Çocuklar masada kaybolan yemeklerin ardından salonu teker teker terk ediyorlardı. Güneş çekilmiş yerini aya bırakmıştı. Hava bulutluydu, yağmur dinmiş gökyüzünü sis kaplamıştı. Kar heran yağabilirdi. Ödevini tamamlamak için bazı öğrenciler kütüphaneye gitmişti. Slytherin ortak salonunda Korbin ve Jovan satranç oynuyordu. Tom șöminenin yanında oturmuştu. Ateşten çıkan cıtırtıları dinlemek onu rahatlatıyor ve ruhu dinleniyordu. Saat 00.00 ye geliyordu. Salona en son giren çocuk yatakhanesine giderken uykusuzluğun vermiş olduğu sersemlikle zor bela yürüyordu. Odaya girip ışığı kapattıktan sonra kendini yatağına attı. Tom'u uyku tutmamıştı ve tavana dikmişti bitik gözlerini. Başını çevirip çocukları kontrol etti. Braulio yatağında iyice gömülmüştü. Horlayan tombul çocuk ise yorganı üzerine çekmiş horulduyordu. Tom yatakhaneden çıkarak kimseye görünmeden gölün yakınında bulunan ağacın altına oturdu. Hava durgundu ama soğuk insanın yüzünü kesiyordu. Alnına düşen bukleleri rüzgâr eşliğinde hafif dalgalanıyordu. Bir ayak sesi duyup kafasını arkasına doğru çevirmişti. Karanlıkta yüzünü pek seçemezse de kahkahayı duyup sinirle güldü:
"Burada da rahat bırakmayacaksınız beni anlaşılan."
Üzerine aldığı siyah uzun kabana iyice sarılmış olarak Tom'un yanına yaklaşarak ağacın altına oturdu. Kadınla arasına mesafe koyan çocuk soğukta sulanmış gözlerini kapayarak iç çekti. Kadın eldivenli elini kaldırıp çocuğun başına götürdü. Okşamak istiyor ve dokunmak istiyordu. Bunu hisseden çocuk başını ondan uzaklaştırıp onun yollarına köprüler kuruyordu. Kadın sinirle ciyakladı:
"Bunu yapma çocuk. Çünkü canımı crucio lanetinden daha çok yakar."
Tom ürperen bedeniyle sarsılarak sanki ismi söylenirken lanetin insana nasıl acı verdiğini o anda hisetmişti:
"Beni ormanda nasıl buldunuz?"
Kadın gerilmiş olduğunu çocuktan saklamaya çalışıyordu:
"Dediğim gibi ben okula dönüyordum ve seni yerde yarı baygın halde buldum. Ama hiçbir şey hatırlayamadığını söyleyip durdun. Hayatını kahramanca kurtarmış olan bir kadına neden bir öpücük vermiyorsun? Hem daha bana teșekkür bile etmedin."
Omuzunu silkeleyip çocukça dudak astı. Tom soğukta kızarmış burnunu bağladığı kollarına gömerek ısıtmaya çalışıyordu:
"Daha hiçbir şeyi hatırlayamayan ben, sizin beni kurtardığınıza nasıl inanabilirim ki? Belki de başıma büyük belalar açtınız ve daha sonra okula beni geri getirdiniz olamaz mı?"
İmalı bakışları kadını sorgularken, kadın tek kaşını kaldırıp:
"Olamaz" diye bağırmıştı.
Çocuğun kocaman açılan gözlerine rağmen sesini yükselterek konuşmaya devam etmişti:
"Seni sevmeyi durduramıyorum. Anlıyor musun çocuk? Kalbim sana itaat ederken beynim beni nasıl dinlesin? Sana nasıl zarar verebilirim. Bunu yapmam için aklımı kaçırmış olmalıyım. Sen neye inanmak istiyorsan inan, ama sonuç hiç değişmeyecek."
Tom alnındaki bukleyi kenara atarak kadına alayla baktı. Kadın sonra hiçbir şey demeden oradan uzaklaştı. Kollarını bacağına dolayarak başını boşluğa doğru yatırdı. Gecenin karanlığında yolunu kaybetmiş bir yavru ceylan gibi çaresiz ve yalnızdı. Artık yüreğine ilkbahar uğrayacak mıydı? Yada aklındaki sorulara bir yanıt bulabilecek miydi bilmiyordu? Ama bugün birşey hatırlamıştı; Crucio lanetinin insana nasıl acı verdiğini belkide böylece ne olduğunu çözebilirdi.