İçeriğe geç

Mıknatıs

Bölüm 4 · 17 dk okuma

Mıknatıs

Bölüm 4

Rüya

Tom gözlerini kapayıp derin bir nefes aldı. Arkasını istemeden de olsa döndü. Yüzünde bıkmış bir hal vardı Dudaklarını birbirine bastırdı:

"Nedir?"

Bellatrix böyle birşeyi ortaya atmıştı ama sanırım konuşamayacaktı. Ağzını açıp açıp durdu. Nefes alıp veriyor tam konuşacakken duraksayıp dudak büküyordu. Bu oyundan sıkılan Tom başını göğe kaldırıp ofladı:

"Yaklaşık 20 dakikadır birşeyler geveleyip duruyorsunuz. Eğer söyleyecekleriniz bittiyse ben gidiyorum."

Derken sırtına dokunmuştu kadın:

"Gitme."

Tom dudaklarını dişleyip konuştu:

"Profesör ben artık çok sıkıldım. Gerçekten ne yapmak istediğinizi anlamış değilim."

Bellatrix Tom'a biraz yaklaşıp kısık seste:

"Lütfen bana Bella de" dedi.

Tom sinirini gizlemek için tebessüm etti. Başını sağa sola sallayıp önüne eğdi. Oyalanmak ve kadına bakmamak için elleriyle oynadı. Biraz yürüyüp gölün yakınına gelmişti. Tabii arkasından gelen kadına rağmen. Stresini atmak için yerden eline taş toplayıp göle atmaya başlamıştı. Kadın onun her hareketini izliyordu. Yine yağmur hafif çişelemişti. Güneş bulutların ardına saklanmış ve gökyüzünü grileştirmişti. Bir süreliğine sessizlik hakim olmuştu. Kuşların ötüşü, rüzgarın uğuldayan sesi, yaprakların havalanıp yere düşmesi. Ama bu fazla uzun sürmedi. Bellatrix ağaca belini yasladı:

"Bir hafta okulda yoktum. Yokluğum içini acıttı mı çocuk?"

Tom tebessüm edip omzunu silkti:

"Farketmedim bile."

Konuşmasında ki o alaycı ses tonu kadını sinir etti. Kendisine öldürme görevi verilmişti. Ama o, Tom'a aşık olmuştu, hemde kör kütük. Bunu asla yapamazdı. Yağmur damlaları gölün üstünde âdeta dans ediyorlardı. Şıp şıp ses ediyor ve bir nebze de olsa Tom'un kafasını dağıtıyordu. Yeterince yağmurun altında ıslanan Tom'un orada bekleyeceğini anlayan Bellatrix, şemsiyesini açıp delikanlının yanına yaklaştı. Epey kollarını yükseğe uzatıp Tom'un kafasına şemsiye tuttu. Bir iç çekiş, bu öyle sıradan bir iç çekiş değildi. Artık gerçekten Tom bıkmıştı ve sabrı tükeniyordu. Göle taş atmaktan vazgeçmiş ve ıslanan ellerini cebine koymuştu. Ağzındaki sıcak nefesi soğuk havaya temas ediyordu. Saçlarından dökülen yağmur damlaları biraz da olsa durulmuştu. Başına tutuşturulan şemsiyeden Bellatrix'in yayılmış parfüm kokusu geliyordu. Yasemin kokusunun Tom'da bırakmış olduğu his tam olarak şuydu; sanki dünya daha güzel bir yermiş gibi. Boğazını temizleyip gölü seyre daldı. Bellatrix onun dikkatini çekmek için elini kaldırıp avucunu açtı. Yağmur damlaları teker teker avucunun içinde son buluyordu.

Dediği gibi de oldu. Tom bakışlarını alıp kadının dilediği gibi onun üzerinde topladı, Bellatrix gözlerini açtığı zaman çocuğa bakmadan:

"Kolumu tut" dedi.

Gözlerini kıstı çocuk dediğini anlamamıştı belliki:

"Ne?"

"Kolumu tut, haydi."

Yine tekrar etmişti Bellatrix. Tom anlamayan gözlerle bakmaya devam ederken onu çokta umursamışa benzemiyordu. Kadın öfkelenerek kaşlarını çattı:

"Sana hemen kolumu tut diyorum çocuk."

Şemsiyesini çocuğun kafasına vurdu. Tom ufak bir inlemeden sonra elini acıyan kafasına götürüp yüzünü ekşitti. 'Ahh.'

Bellatrix sözünü tekrar edince Tom ürkekçe kadının koluna dokundu. İşte o an hiç bilmediği şeyler hissetti. Başı dönüyor ve midesi bulanıyor gibiydi. Ayakları yerden kesiliyor, vücudu karıncalanıyordu. Bu fazla uzun sürmedi lâkin Tom için uzun geçmiş gibiydi. Sonunda yolculuk sona erdiğinde okuldan uzakta başka bir yerde olduğunu gördü. Burası Hogwarts değildi burası...

Tom etrafı hallice inceledikten sonra Bellatrix'e döndü:

"Nereye getirdiniz beni?"

Sesinden de anlaşıldığı üzere endişeye kapılmıştı. Kaçık profesörün tarafından kaçırılmış mydı yoksa? Bellatrix kollarını iki yana açtı:

"Evime hoşgeldin Tom. Seni korumak için bir süre burada misafir edeceğim."

Tom hahlayarak yarım ağız güldü:

"Latife ediyor olmalısınız. Müdür Dippet yokluğumu farkettiği zaman ne olacak peki?"

Kadın sinsice kaşlarını kaldırdı:

"Farkedeceklerini kim söyledi?"

Tom'un yüzünü şaşkınlık sarmalamışken kekeleyerek karşı çıktı:

Be-ni bur-da zor-la tu-ta-maz-sı-nız profesör. Geri dönmeliyiz. Ayrıca beni kimden koruyacaksınız ki? Buna ihtiyacım olduğunu sanmıyorum. Çünkü olsa bile sizden yardım isteyeceğimi düşünmeniz büyük bir saçmalık."

Kadın başını olumsuzca salladı:

"Üzgünüm Tom. Artık geri dönmek yok okulu unutman gerek. Çünkü seni burada tutacağım buna mecburum."

Tom nede olsa bir yolunu bulup buradan kaçacaktı. Bellatrix önde ilerleyip yürüdü. İçeri girmeden önce konuştu:

"Birşey daha, burada yaptığın hiçbir büyü gerçekleşemez. Çünkü kalkan büyüleri ve senin büyülerini engelleyen sihirler yapıldı. Çok yetenekli ve güçlü olduğunu biliyorum ve buna defalarca şahit olmuştum. O yüzden çabalarının sonuç vermeyeceğini bilmeni isterim."

Tom dişlerini sıkarak:

"Kahretsin" diye bağırdı.

Bellatrix onun daha sonra içeri geleceğini umarak kapıyı açık bıraktı. Tom ellerini başına götürüp saçlarını çekti. Dışarda beklerken her türlü büyüyü denemişti ama faydasını görememişti. Beynini zorladı ve bu onu bayağı yormuştu. Yere çömelip ayaklarını bağdaş şeklinde büküp oturdu. Şuan ne yapacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Daha doğrusu tükenmişti. Acaba şimdi okulda ne oluyordu ve profesör Dumbledore kendisinin yokluğunu farkedecek miydi? Neyse ki sonradan kalkıp eve girmeye karar vermişti. Temkinli adımlarla içeri girdi. Gayet şık ve hoş bir salonla karşılaşmıştı. Tavandaki asılı avizeden tut yerdeki halıya kadar ev çok zevkli döşenmişti. Böylesine kaçık ve gotik bir kadının böyle bir evde yaşadığına anlam verememişti. O, daha çok karamsar ve boğuk bir ev bekliyordu. Ama önyargısı onu yanıltmıştı. Tekli koltuğa dokunup salona göz gezdirdi. Resimler ilişti gözüne. Dil çıkaran küçük bir kız çocuğu, ki bunun Bellatrix olduğunu anlamak hiçte zor değildi. Sonra küçük çocuğun yanında da sarışın güzel bir kız çocuğu vardı. Bellatrix salona geldiği zaman gözleri parlamıştı ve fısıldayarak:

"Ah, Tom gelmişsin" deyip karşısında dikilmişti.

Biranda aklına gelmişti böyle bir plan yapmak. Nede olsa yabancı kendisinin okulda olduğunu biliyordu. Böylelikle Tom'u ondan kayırıp kurtarabilecekti. Çocuğun yüzünde hiçbir mimik oynamıyordu. Zaten halinden de anlaşıldığı gibi bulunduğu ortamdan pek haz duymuyordu. Tom hafif eğilip merakla fısıldadı:

"Beni kimden koruyorsunuz? Yoksa bana söylemek istediğiniz şey bu muydu?"

Bellatrix başını 'evet' anlamında salladı. Bu gergin ortamı ne yazıkki bölen tek birşey oluyordu. O da saat.

Tom'un sinirden bir çığlık atacağını falan sanmıştı kadın. Fakat Tom donuk bakışlarla ona bakmaya devam ederken kadın konuşmaya başlamıştı:

"Vakti gelince bunu öğreneceksin çocuk. Ama lütfen şimdi bu anın tadını çıkarmaya bak ve keyfimizi bozma."

Tom hiddetle dudağını emdi ve hayretle irileşen gözlerine aldırmadan:

"Ne yani beni bunun için mi buraya getirdiniz? Boşuna mı burada sizinle beraberim. Tanrım, okuldakiler bunu duyarsa hakkımda ne düşünürler?" dedi ve dertlenip salonda volta atmaya başladı.

Oturduğu koltuktan kalkarak Tom'un yanına yaklaştı. Yine o koku, yasemin kokusu. Tom ciğerlerinin dolduğu kokuyu algılamak istemeyerek kendine hakim olmaya çalıştı. Bellatrix sıcak ve küçük ellerini Tom'un güzel yüzüne bulayarak fısıldadı:

"Boşuna olmadığını göreceksin."

Çocuk başını arkaya atarak bakışlarını kadından yana blokladı. Bellatrix ellerini kaldırıp Tom'un gözlerine doğru sürdü:

"Ikozvino ho robala kohě."

Tom daha ne yaptığını kavrayamadan ağır bir uyku bastırıvermişti. Sonunda yenik düşüp göz kapakları kapandı. Başı Bellatrix'in göğsüne düşmüştü. Kadının neredeyse kalbi duracaktı. Çocuğun başına çenesini dayayıp sırtını sıvazladı. Yağmurdan dolayı ıslak olan saçlar şimdi azda olsa kurumuştu. Kokusunu içine çeke çeke sarhoş olmuştu. O odunsu koku çocuğa olan ilgisini de üst seviyeye kadar çıkarmıştı. Çekici erkeklerin hep tercih ettikleri kokuydu. Hiçbir şey şu an ki kadar Bellatrix'e mutuluk veremezdi.

Tom hiç daha önceden hissedemediği bir hisle karşı karşıyaydı. Tuhaf hissediyordu ve midesinde sanki kelebekler uçuşuyordu. Bunun böyle olacağını nerden bilebilirdi ki? Galiba aşk yavaş yavaş onun etrafında örüyordu ağlarını. Çiçek dolu bahçelerde gezinip gökkuşağı renklerinde ki çiçeklere dokunuyordu. Hava sıcak ve güneşliydi. Etrafta lavanta ve orkide kokusu geziniyordu. Gözlerini kapamış ruhunu dinlendiriyordu. Bu ormanda biraz daha yürümek isteyecekti galiba. Sonra yürümeye devam ederken önüne bir kapı çıktı. Siyah renkteki kapıya yanaşıp etrafına bakındı. Koskoca ormanda bu kapının ne işi vardı? Cesurdu Riddle hemen vakit kaybetmeden elini kapının koluna atarak açtı. Kapının çıkardığı ses kulakları rahatsız eden cinstendi. Tom gelen bu sese, tepki olarak yüzünü buruşturmuştu. İçeriyi gördükten sonra yüzünün şekli değişmişti ve yerini şaşırmaya bırakmıştı. Kafasını sürekli çeviriyor ve gözlerini kırpıyordu, burası ihtiyaç odasıydı ve karşısında bir ayna duruyordu. Şüpheli bakışlarla odayı taradı ve:

"Merhaba" diyerek seslendi.

Ama ambiyanstan da anlaşıldığı üzere burada kimse yoktu. Birkez daha soruyu yöneltirken aynaya da yaklaşıvermişti.

Titreyen elini aynaya doğru uzattı. Üstündeki yazı dikkatini çekmişti. Hemen çatal sesiyle okumaya başladı:

"kelid stra ehru oyt ube cafru oyt on woshi."

Ne anlama geldiğini anlamak için bin defa okumuştu. Kaşlarını çatarak düşünmeye başladı ve çözmeye. Sonra yazıyı elleriyle takip ederek birde tersten okumaya çalıştı:

"Ben senin suratını değil, kalbindeki tutkuları gösteririm."

Böyle okuyunca cümlenin gizemi onu bayağı meraklandırmıştı. Ne kadar da anlam ifade ettiren bir cümleydi bu. Aynanın karşısına geçerek kendini izledi. Bir süre sonra bir şeyler daha belirmeye başladı. Gözlerini kıstı iyice bakarken gördüğü görüntüde netleşmişti, Kendisini görmüştü en kusursuz haliyle. Elleriyle yüzüne dokunmaya başladı. Aynada ki Tom durmuş sadece gülümsüyordu. Bu öyle bir gülimseme değildi. Mutluluktan olduğu bas bayağı belliydi. Dudak astı, kafa karışıklığı içinde kaybolurken. Bir müddet sonra yanına bir kadın gelmişti. Tom aynaya iyice bakınca kadının Bellatrix olduğunu gördü. Kadın ondan biraz daha yaşlı görünüyordu ama kendisi genç haliyle duruyordu. Arkadan sarılıyor ve ikisi kahkahalara boğuluyorlardı. Aynada ki Tom gayet halinden memnun gibi gözüküyordu. Ama aynanın dışında kalmış Tom için aynısını söylemek olanaksızdı. Geriye doğru adım atıp yürüdü;

"Ne demek bu şimdi?"

Sesi odada yankılanıp gezinirken, arkadan birșeye takılıp sanki sonsuz bir çukurun içine düşmüş gibi ve sanki yüksek bir yerden düşmüş gibi yol aldı. Ne kadar bağırsa da sesini duyan kimse yoktu. Sonunda yere çakılmıştı ama bu ona acı vermemişti. Başını kaldırıp ellerinden destek alarak kalkmaya çalıştı. Karanlık bir ormandaydı. Etrafı gölgeleyen sis bulutları bulunduğu ortamı daha da ürkütücü bir hale sokuyordu. Baykuş sesi ve uluyan kurt sesi bu ormanın tehlikeli olduğunun kanıtıydı. Başını çevirerek kendi ekseninde dönüp etrafına bakındı. Biraz uzağında tașları görünce mezarlıkta olduğunu anladı. Koşarak uzaklaşmaya çalıştığında ise aynı yere varıyordu. Sonunda bitap bir hale gelince, dizlerinin üstüne düştü. Nefes nefese kalmış ve sesi bu nedenle boğuklaşmıştı. Öksürük krizi tutmuştu. Taşta yazılan ismi görünce bu krizin alevlenmesi onu daha da zora soktu. Ne kadar mezar varsa hepsinin üstünde kendisinin adı yazıyordu:

-Tom Marvolo Riddle-

O ölmüştü hemde defalarca ama nasıl? Kimdi ve neden öldürmüştü? Yerde oturur pozisyonda ilerleyerek bu kâbus dolu illet mekânından uzaklaşmak istedi. Süründü süründü ve birine değerek durmuştu. Başını çevirip arkasına bakmak istedi, fakat bu serüven dolu rüyasından ter içinde uyanabilmişti sonunda. Nerede olduğunu unutmuş ve kendine bin kere nerede olduğunu sayıklamıştı. Burası bir evdi ve şöminesi yanıyordu. Sıcak ve güven veren bir yerdi, terden alnına yapışmış saçlarını yana itip derin bir nefes aldı. Bir müddet sonra içeri elinde çay ve çilekli turtayla Bellatrix girdi. Yüzünde kocaman gülümsemeyle konuştu:

"Nasıl hissediyorsun? Şimdi acıkmaya başlamışsındır diye sana birşeyler hazırladım. Tabii biraz büyüden de yardım aldım."

Kadının yanına yaklaştığını ve masaya tepsiyi bıraktığını izledikten sonra, üstündeki battaniyeyi azıcık sıyırdı. Kadın sonra tekar salondan başka bir yere geçmişti. Masanın üstünde duran siyah renkte ki gramafon plağını döndürüyordu. Çalışan şarkı bulunduğu ortama uyum sağlamıştı. Alışık değildi ve kendini yabani hissetti biran. Buraya ait miydi? hayır. Peki neden hala buradaydı? Bu ev KSKS profesörünün eviydi. Kendisi de ondan yaşça küçük ve öğrencisiydi. Soğuk bakışlarla odayı buzdan bir şatoya çevirmek istercesine etrafta gezindirdi. Kulağa hoş gelen şarkı çalmaktaydı hala.

-Zaman. zaman gerek. Aşkımı geri kazanmak için orada olacağım, orada olacağım. Aşk sadece aşk sevgini bir gün geri getirebilir. Orada olacağım, orada olacağım.

Plakta çalınan şarkı; 'Scorpions Still Loving You'

Bellatrix içeri girerken çocuğun gözlerini gramafondan alamamış oluşuna kahkaha attı. Çocuk onun gelişiyle beraber gözlerini sakınıp başka tarafa odaklandı. Kadın çocuğun önüne sandalyesini sürükleyip üstüne ters bir șekilde oturdu. Çocuk tiksinti dolu gözlerle omuz silkti.

Masada duran çay ve çilekli turtaya dokunulmamıştı. Bellatrix gözleriyle onları işaret ederek kaşlarını kaldırdı:

"Yememişsin."

"Aç değilim" diyerek geçiştirdi çocuk.

Önüne düşen bir tutam saçlarını üfledi. Ardından naif ve bebeksi sesiyle şarkıya eşlik etti.

-lf we'd go again Allthe way from the start would try to change The things that killed our love Your pride has built a wall, so strong That I can't get through Is there realy no chance To start once again I'm loving you.

Delikanlının gözlerine kilitlemişti yüreğini. Orada hapis kalmasını umut edercesine.

-Eğer tekrar gitseydik baştan itibaren tüm yolu değiştirmeye çalışırdım. Aşkımızı öldüren şeyleri gururun bir duvar ördü. Çok güçlü içinden geçemediğim gerçekten hiç şans yok mu? Bir kez daha başlamak için. Seni seviyorum.

Biran susmuş o kor gibi alevlenen dudağını emdi ve kısık seste fısıldadı:

"Tom benimle dans et."

İşte bu fazlaydı artık. Çocuk bir kahkaha koparıp suratını astı:

"Asla."

Ne vardı yani şu kadınla kol kola dans etseydi. Ölür müydü sanki? Bellatrix duygularını bir sandığa koyup kilitleyen çocuğa dik dik bakarak tehdit etti:

"Bir büyü yaparsam hiç durmak bilmeden sonsuza kadar dans edersin. Şimdi kalk ve benimle dans et çocuk."

Ağzından bir çığlık kopuvermişti. Öfkelendiği yetmemiş gibi birde ayaklanmıştı. Tom dans etmeyeceğini tekrarladığı andan itbaren kadın onun karşısına dikilip asasını doğrulttu:

"Buna pişman olacaksın Mr. Riddle. Sana son kez söylüyorum. Bir daha söylemeyeceğim."

Çocuğun ifadesinde bir değişiklik olmadığında, asasını salladı. Asadan çıkan büyü çocuğu teğet geçip aynayı hedef alınca, ayna küçük parçalara bölünerek kırılmıştı. Tom kocaman açık kalan gözleriyle kadına baktı. Bu sefer gerçekten gözünün yaşına bakmadan kendisine zarar verebilirdi. Ağzını aralayıp bir iki büyü fısıldadı ama hiçbir şey gerçekleşmedi. İçinden lanetler savururken bir yandan da buradan çıkacağını umut ederek bu kadının istediğini yapması gerektiğini düşündü, iyi rol oynayan ve herkesi kandırabilen bir yeteneğe sahipti. Bunu fırsata dönüştürebilirdi. Bu yüzden cazibesini kullanıp bir şekilde kurtulabilirdi. İstemeye istemeye hevessizce ayaklanıp durdu. Bellatrix çocuklar gibi eğlenip el çırptı:

"Ah, sonunda benimle dans etmeyi kabul ettin."

Sonra o kötü cadıları anımsatan kahkahasıyla gülüp çocuğu küçümseyen gözlerle baktı. Tom bunu yaptığına inanamıyordu. Kendinden kısa olan kadına yani öğretmenine burun ucundan bakarak ofladı. İkisi şimdi salonun ortasına geçerek dans etme pozisyonunu aldılar. Kadın arzuyla kollarını Tom'un boynuna doladı. Aralarında ki yakınlaşma çocuğu bitiriyordu. Kadının sıcacık Frambuaz kokulu nefesi çocuğun yüzüne vuruyordu. Gözlerini devirerek içinden küfürler savuruyordu. Ellerini kadının ince beline dolayıp ona soğuk bir ifadeyle baktı. İkisi dansın keyif veren ritmiyle kendi ekseninde sallanıyorlardı. Bellatrix yarım ağız gülümseyip Tom'un kulağına yaklaştırdı dudaklarını. Sıcacık nefesi çocuğun tenine temas edince içini gıdıklayan hisse karşı koyamadı. Biraz titremişti ama kulağa gelen fısıltı dikkatini dağıtmıştı:

-Still loving you I need your love Still loving you need your love still loving you. I need your love I need your love.

-Seni hala seviyorum aşkına ihtiyacım var. Seni hala seviyorum aşkına ihtiyacım var. Seni hala seviyorum aşkına ihtiyacım var aşkına ihtiyacım var.

Kendisine hitap eden mısrayı kadın ona bizzat ithafen fısıldamıştı. Bu alışık olmadığı cümleler ve yabancı olduğu hisler onu kapana kıstırıyordu. Bakışlar durgun görünür olabilirdi fakat içindeki depremler en şiddetli derecede sarsıyordu aklını ve kalbini. Biran önce bitmesi dileğiyle güçlü durmaya çalışıyordu. Tabii karşısındaki yaramazlık seven bir kadına karşı pek şansı yoktu. Bellatrix ellerini çocuğun ensesine dokundurup tuttu. Bu ince, zarif bazen de hırçın dokunuşlar çocuğu içten içe ürpertiyor ve zora sokuyordu. Ama yenilmeyecek ve pes etmeyecekti, tellerle örmüş kalbini kimse gün yüzüne çıkaramazdı. Kendisine bakan bir çift gözden sakınmak imkânsızdı. Gözler, Bellatrix'in gözleri. Derin uçurum kadar uçsuz bucaksız. Deniz kadar sonsuz ve cehennem ateşi kadar can yakıcı. Çocuk bu gözlerden kurtulmak için başını bir o yana bir bu yana çeviriyordu. O çevirdikçe Bellatrix'te onun gibi yapıyor ve onu köşeye sıkıştırıyordu. Dışarda güneş çoktan batmış ve yağmur başlamıştı. Cama vuran yağmur iyice ses çıkmasına neden oluyordu. Tom kadına bakarak kollarını indirip ondan uzaklaştı. Bellatrix bu duruma bozularak kaşlarını çattı. Tom kızgın görünüyordu hemde fazlasıyla:

"Bu kadar yeter sanırım. Bir saattir anlamsızca sallanıp duruyoruz. Cidden yoruldum ve sıkıldım artık gidebilir miyiz?" diyerek çıkıştı.

Kadın dudak büzüp çocuklar gibi trip attı. Yağmur sesi biten şarkının ardından șiddetlendi. İkisinin sesini rehin almış gibiydi, zira konuşurken bağırmak durumunda kalacaklardı. Tom oflayarak alnını tuttu. Salonda bir oraya bir buraya giderken sessizce söylendi:

"Tanrım çıldırmak üzereyim. Bu çılgın kadınla ne yapıyorum ben? Eğer biran evvel okula dönmezsem kafayı sıyırıp tıpkı ona benzeyeceğim."

Sonra derin derin nefesler alıp dışarı aktardı. Sakin kalmaya çalıştığı verdiği uğraştan belli oluyordu. Yağmur hızını arttırınca elektriklerin kesilmesine neden olmuştu. Salon karanlığa gömülür iken hafif ateşin üstünde tüten şömine salonu az da olsa aydınlatıyordu. Ama görmek için bu kadarı yetmezdi. Tom arkası dönük eli çenesindeyken önünü dönerek alışık olduğu birşey yapmıştı. Dalgınca 'lumos' derken kanepeye ilerleyip sakince oturdu.

O akşam kadın uyuyan çocuğu hiç ara vermeden hayranlıkla seyretmişti. Günün ilk ışığıyla Bellatrix evden çıkmıştı. Yine efendisi onu huzuruna çağırmıştı. O evden çıkarken Tom hala derin bir uykudaydı.. Yine o korkunç ve nefesini boğan eve gelmişti. Yeşil ve siyah rengiyle döşenmiş ara holden geçti. Emin adımlarla ayakta kendisini bekleyen efendisini görür görmez yüzünün rengini değiştirdi. Efendisi kollarını iki yana açarak onu karşıladı:

"Hoşgeldin Bellatrix Black hoşgeldin. Seni uzun zamandan sonra görmeyi umut ediyordum. Bakıyorum da okuldaki yarım kalan görevine bugün başlamışsın. Yoksa yanılıyor muyum? Yada daha doğrusu evine kapanıp bugün de gitmeyi düşünmüyordun öyle değil mi?"

Bellatrix izlendiğini düşünerekten istifini hiç bozmadan dinliyordu. Çünkü artık korkmuyordu:

"Ve sana verilen görevi önemsediğini düşünüyorum. Bu konuda hem fikir miyiz bayan Black?" diyerek ufaktan bir ikazda bulunmuştu.

Sesindeki tonu farketmişti Bellatrix. Başını eğip gülümsedi:

"Hazırlanıyorum diyelim. Bugün okula gideceğim. Bana verilen görev eksiksiz tamamlanacak. Benden şüphe duyuyorsanız eğer."

Başını kaldırıp devam etti:

"Bunu yüzüme doğrudan söyleyebilirsiniz efendim."

Efendisi yerine oturdu. Başını sallayarak ellerini dizine bıraktı:

"O çocuğu bana getireceksin. O çocuk ya ölü yada diri elimde olacak. Sonrasında ben icabına bakacağım. Ne kadar tehlikeli olduğunu bilmek yeterince beni çıldırtıyor zaten. Onun geçmișini ve geleceğini gördüm. Okulda ki Salazar Slytherin'in inşa ettiği sırlar odasını bulup, yaratığı serbest bırakıyor. Sonra ölümsüz olmanın yollarını ararken nihayet bir yolunu buluyor. Fakat küre bunu bana göstermedi. Eğer görebilseydim çocuk kılığında okula girerek ve senin yardımınla emelime ulaşacaktım."

Kadının onu hala dikkatle dinlediğini görünce kapıyı işaret ederek gitmesini söyledi. Son bir selamın ardından kadın arkasına döndü. Ağzını yamuk yumuk yaparak dilini dışarı doğru çıkardı ve kendi kendine söylendi:

"Börtü böcek."

Tom esneyerek uyandı. Çok rahat ve pürüzsüz bir şekilde uykuya dalmıştı hayret! Gözlerini ovuşturup etrafına bakındı. Profesörün adını bas bas bağırıp evde olup olmadığını sorguladı. Sessizlik yüzüne tokat gibi vurunca da biraz rahatladı. Oysa korkmaması gerekirdi çünkü sevgiden yana kendisine öyle büyük bir kötülük uğrayacak gibi birşey söz konusu bile değildi.

Kalkıp şöminenin yanına yaklaşarak ellerini ateşe doğru tutarak ısıttı. Yağmur durmuş ve güneş kendini göstermişti. Sonbahar havası hakim olabilirdi doğaya, fakat gökyüzü hala güneşe aitti. Evi biraz incelemeye almış, ilgisini çeken birşey bulamayınca vazgeçmişti. Son bir kez daha emin olmak için -ki cidden inanamıyordu- büyü yaptı ama hâlâ aynıydı. Koltuğa çömelip başını ellerinin arasına aldı. Uzun bir süre öylece düşünmüştü. Gördüğü rüyayla bir bağlantısı olabileceğini aklında ölçüp tartıyor. Yine de işin içinden çıkamıyordu. Bugün pazartesi günüydü ve okulda dersler başlamıştı. Şimdi orada olmalıydı, burada değil. Belki de müdür Dippet ve profesör Dumbledore onun yokluğunu farketmemiștir ha? yada tam tersi. Bu sorular onun beynini kemirirken duyduğu bir sesle ani refeks olarak başını kaldırıp ayaklandı. Ses uzaktan gelirken biraz yaklaşmış gibiydi. Asası da yoktu gerçi olsaydı da, büyü kullanamazdı ya. Şu an kendini Muggle doğumlular gibi hissediyordu. Merlin aşkına bu olamaz, Muggle mı? Kendini koruması gerektiğini düşünerek kapının arkasına saklanıp eline mavi çizgilerle boyanmış beyaz renginde bir vazo kaptı. Adım sesleri yerleri dövüyordu âdeta. Gelenler önemli birşey için gelmiş olmalılardı. İki erkek sesi duymuştu Tom, ERKEK! Göğsü inip kalkıyor kalbi yerinden fırlayacak gibi hissettiriyordu. Adrenalin salgılıyordu vücudu. Buda heyecan ve korkuyu beraberinde getiriyordu. İki adamında birşey aradıkları etrafı hırsız gibi karıştırmalarından belli oluyordu. Son olarak salona doğru gelmekteydiler. Tom dişlerini sıkıp hazırlandı. Kapı yavaşça açıldı ve içeri giren ilk kişi siyah pelerinliydi. Biraz ilerledikten sonra ikinci kişi de salona daldı. Tanınmak istemedikleri için böyle giyinmişlerdi, Tom'u önce görmediler ama ya daha sonra? Birinci adam masada duran soğumuş çaya ve yumuşamış tatlıya bakıp yanındakine döndü:

"Tahmin edildiği gibi. Çocuk dün gece buraya getirilmiş. Bu yüzden evde koruma büyüsü yapılmıştı."

Yanındaki adam kanepede dağınık kalan battaniyeyi eline alarak hırladı:

"Hmm bu bir ihanet veya suikast mi dersin ha dostum?"

Adam pişkinlikle güldü:

"Muhakkak. Zaten ben o cadının başından beri işe yaramaz olduğunu savunup durmuşumdur. Ne var ki haksız da çıkmadım. Böylesine asil bir görev kendisine bahşedilince engel olmak istedim. Keza sizde bana destek çıktınız ama buna kimseyi inandıramadık."

Adam gözlerini kısarak burun kıvırdı:

"Söylesenize azizim, bu kadın neden çocuğu koruyor olabilir?"

Adamın cevap vermek için düşündüğünü sessiz kalışından anladı Tom. Arkasını dönüp aynanın olduğu tarafa yöneldi. Kırılmış olduğu dikkatini çekmişti. Kapıyı da kontrol etmeyi düşünürken korkutucu sesiyle yanıtladı.

"Belki de hala buradadır?" dedi.

Kapıyı eliyle açınca Tom çeviklikle vazoyu adamın kafasına geçirdi. Kafasında kırılan vazonun vermiş olduğu sarsıntıyla adam tökezleyip düşünce, öbür adam hiç vakit kaybetmeden asasını cebinden çıkardı. Burun delikleri genişlemişti, öfkeyle gürledi:

"Seni küçük sıçan. Elimizden kurtulacağını mı sandın?"

İlk büyüden kaçarak kurtulmuştu Tom. Lâkin, ikinci onu alt etti. Kendisine isabet eden 'crucio' lanetiyle ilk defa bir acı hissetti. Bu öyle benzer türden bir acı değildi. Bu çok korkunç ve güçlü bir lanetti. Ama Tom acıdan bağırmamakta ısrarlıydı. Daha fazla dayanacağını zannetmiyordu. O kadar direnmişti ki, işkenceye karşı. Dudağını vahşice ısırmış ve kanatmıştı. Artık son raddeye gelmişken katlanamadan bağırdı. Yerde kıvrılıyordu ve nasıl acı çektiğini görmek, kim bilir Bellatrix'i ne kadar üzecekti?

Yerdeki adam ayaklanır ayaklanmaz kendisinin öcünü alan arkadaşına teşekkürlerini iletti. Belki de Bellatrix kendisini suçlayacaktı. Zira evde Tom'un büyüsünün geçersiz olduğunu söyleyen ve evine sürükleyen ta kendisiydi. Evin duvarlarını yalayan bu çığlık sesi, kısılacak mıydı? yada daha kötüsü Tom'un ölümüne şahitlik mi yapacaktı? İstenmeyen şekilde gözünden yaş akmıştı. Belki şu an anlatamazdı acısını. Ama gözyaşı tarif etmeye yetmişti sancısını.

Bölüm sonu

1 yorum