İçeriğe geç

Mıknatıs

Bölüm 3 · 12 dk okuma

Mıknatıs

Bölüm 3

Kaçmak

Bellatrix kasvetli salonda yürüyordu. Sürekli gözleri dört dönüyor ve yürürken topuklu ayakkabısının çıkardığı ses geniş salonda aksediyordu. Bu onu dahada tedirgin etmişti. Çünkü boşluk ve yalnızlık hissine kapılıp huzursuz oluyordu. Ama o cesur biriydi. Odanın duvarları değişik tablolarla doluydu. Duvarların siyah rengi ışık dahi olsa, atmosferi boğuyordu.

Yerde serili olan bordo rengindeki halı sanki yıllarca oradaymış gibi görünüyordu. Tavanda asılı elmaslarla süslenmis avize ortamı pek banel gösteriyordu. Büyük ama küçük üçgen şekilli camlar, bordo renkli perdelerle örtülüydü. Ortam çok sıradandı, yoksa evi döşeyen mi zevksizdi bilinmez? Yürüdü, yürüdü, yürüdü. Sonunda yolun sonuna varmıştı. Heybetli ve varaklı yeşil siyah renkli kanepede oturanın önünde durdu. Bakışlarını yerlerde gezdirip önündekine selam durdu. Kanepede oturan yabancı elini kaldırıp emredici ses tonuyla:

"Hoşgeldin hizmetkârım. Seni burada görmek beni ziyadesiyle mutlu etti. Anlat bakalım işler yolunda mı?" diye sordu.

Bellatrix başını kaldırıp salladı:

"Gayet güzel. Sizi mahcup etmek benim ne haddime" dedi yeniden başını önüne eğerken.

Memnuniyet tebessümü yerleşmiş olmalıydı karşısındakinin suratına. Zira Bellatrix'e 'güzel' derken bu kelimeyi tonlamıştı. Güveniyordu hizmetkârına vede inanıyordu. Bellatrix şımarmayı ve övgüyü severdi. Bu sözleri duymak onu mutlu etmiști. Karşısındaki ona okulda neler yaşadığını anlatmasını emretmişti ve Bellatrix söylenilene uyarak herşeyi ona anlatmıştı. Fakat Tom'dan hiç söz etmedi. Çünkü buna gerek yoktu. Profesör Dumbledore'u sormuştu efendisi. Yabancı kanepeden kalkıp kendisini gölgeleyen pencerenin yanına gitti Bellatrix'e kafasını çevirmeden:

"Seni neden çağırdımı merak ediyorsundur. Buraya gelmeni istedim çünkü, sana bir görev verdim. Okula gitmenin bir sebebi vardı öyle değil mi?"

Kadın baş sallayarak onay verdi. Devamında ne söyleyeceğini içten içe tahmin etmeye çalışıyordu. Pencerenin dibindeki efendisi başını nihayet kendisine doğru çevirmişti:

"Okulda öldürmek için bana getireceğin biri var. Bu benim için çok önemli."

Bellatrix ayaklarının üstüne kalkıp merakla ellerini ovuşturdu:

"Kim, kim? Söyleyin de biran önce huzurunuza getireyim."

Efendisi ona doğru bir adım atıp kanepenin koluna ellerini bıraktı:

"Benim için bir tehdit unsuru. Ancak onu öldürebilir veya elde edip kafese kapatırsam durdurabilirim. Kendisi de okulda okuyor. Sana adını söylediğim vakit ensesinde ol ve kaptığın gibi bana getir. Adı da.."

Gözlerini kısarak:

"Adı da Tom Riddle. Yani Tom Marvolo Riddle. Kendisi bir melez aileden olma. Annesi Safkan babası ise Bulanık. Ailenin tek çocuğu tek varisi, Maalesef yetim ve öksüz bir çocuk. Böyle olması işimizi kolaylaştırır. Onu kolayca kandırabilir ve tuzağına düşürebilirsin. O zaman dile benden ne dilersen Bellatrix Black" dedi tek nefeste konuşabilmişti.

Fakat Bellatrix'in bunu hazmetmesi zor olmuştu. Duyduğu sözler karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Kalbine zehirli bir hançer saplanmış ve kanatmıştı. Yüzündeki şaşkınlık ve mutsuzluk ifadesi efendisini şüphelendirmişti. Başını yan yatırıp dudağını astı ve kızgın ses tonunda:

"Ne o, bir sorun mu var?" diye sordu.

Bellatrix gözyaşlarını güçlükle geri gönderip omuz silkti ve yapmacık bir kahkaha attı:

"Hiçbir şey. Siz söylediğiniz andan beri, kafamda sorguladım. Acaba ben bu çocuğu okulda gördüm mü diye? Hatta șimdiden bile planlar kurmaya başladım."

Karşısındaki oturan efendisi ayağını ayak üstüne attı:

"Tamam şimdi gidebilirsin. Dediklerimi unutma sakın. Beni yanıltmayacağından eminim."

Bir el hareketi yaparak gitmesini istedi. Bellatrix eteklerinin kenarını tutup selam verdikten sonra üzgün yüz ifadesiyle arkasını döndüğü gibi hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Tom üzerini değiştirmişti ve Slytherin ortak salonda ısınmak için şöminenin karşısına geçerek oturdu. Müdür Dippet ve Dumbledore'a yanlışlıkla ayağının kaydığını göle düşüp ıslandığını söylemişti. Hasta olmaması için Madam Pinn ona iksir yapıp vermişti. Alay edilmişti evet, ama hepsinin tek tek cezasını vermişti.

Islak saçları yüzüne düşmüştü. Bu sebeple saçlarını yana iterek başını geriye attı. Kafasında yine o kadınla ilgili düşünceler geçiyordu. Akşam yemeği için aşağı inmemişti. Ortak salonda kimse yoktu ve etraf sessizdi. Buda Tom'a yeterince huzur veriyordu. Fakat yemek merasimi bitmiş olmalıydı ki, kapı açıldı ve içeri çenesi düşük Jena girmişti. Ellerini arkadan birleştirip imalı imalı bakışlar atarak Tom'un yanına ilerledi. Çocuğun bu durumdan hoşnut olmadığı belliydi ama kimin umrunda? Hemen dizlerini kırıp Tom'un yanına oturuverdi:

"Tom neyin var? Neden akşam yemeğinde aramıza katılmadın?" diye sordu.

Kız tarafından sorguya çekilen Tom sinirli bakışlar atıp:

"Hiçbir şey. Hem sanane bundan canım ne isterse onu yaparım. Sana soracak değilim" dedi esip gürleyerek.

"Aman be, sana da iyilik yaramıyor. Gelmiş burada seni düşündüğüm için hal hatırını soruyorum. Sen de kalkmış bana kızıyorsun. Neyse dediğin gibi olsun."

Tom başını çevirip tekrar şömineye bakarken içeri doluşan çocukları görünce öfkeyle ayaklandı. Kendi kendine söylenerek odasının yolunu tuttu.

Sabah olmuş ve güneş gökyüzünde ışık saçıyordu. Sonbahar yaprakları yerleri süpürürken yağmuru da beraberinde getiriyordu ve yavaş yavaş yerini kış mevsimine bırakacaktı. Braulio başını tutmuş şikayet ediyordu:

"Dün gece gözüme uyku girmedi. Sağolsun oda da biri horluyordu da."

Masadaki çocuklar gülerken, Braulio sütünü içerek devam etti:

"Yani az daha okulu troller bastı zannederek bağıracaktım."

Jena gülmekten gözünden akan yaşları silip:

"Sonra ne oldu?" diye sordu.

"Ne mi oldu?"

Çocuk masada sessiz oturan Tom'un üzerinde bakışlarını gezdirdi:

"Sonra bundan rahatsız olan Tom, çocuğa bir büyü yaptı. Çocuğun adeta sesi kesildi. Ancak öyle uyuyabildik."

Tom adı geçtiği için asık sıfatıyla bakınca, çocuk bakışlarını çekti. Jena üzümlü turtasını yerken Tom'a baktı:

"Hmm, desene kahramanınız sizi kurtarmış. Biz de böyle bir sorun yaşıyoruz acaba bize de mi yardım etsen Tom?" dedi saçma sapan gülümserken.

Tom başını kaldırıp sırıttı:

"Evet yalnızca oraya seni öldürmek için gelirim. Çünkü tepemin tasını attırıyorsun."

Öldürücü bakışlarla son noktayı koyarak kahvaltısına devam etti.

Öğrenciler Büyü teorisi dersini işlemek üzere sınıfa girdiler. Dersin bitiminde herkes dışarı çıkıp temiz hava molası vermişti. Tom yanındaki tayfayla takılıyordu. Biraz uzağında ise Korbin Jovan ve Ethen vardı. Aralarında fısır fısır konuşuyorlardı. Tom durumdan yararlanarak onlara doğru yanaştı. Korbin bakarken Unique ve yanında yarı dev ve yarı insan bir çocuk vardı. Tom başını sallayarak ağzını şaklattı:

"Heyhat, bana sorarsan ikisinin arasında bir şey var."

"Bunu da nerden çıkardın?" diye sordu kızgın gözlerle bakan Korbin.

"Anlamak için sadece görmek yetmez. Bazen de hissetmelisin" dedi Tom sinsice bakarken.

Korbin hışımla orayı terk ederken arkadaşları da peşinden gitmişti. Tom şeytani gülümseyip karşıdakilere bakarak 'aptallar' dedi.

Öğrenciler sorunsuzca bütün derslerine yeni yeni bilgiler öğrenerek girmişti. Tom koridorda ağır adımlarla yürüyordu içinden isyan ediyordu ama boş. KSKS dersi birazdan başlayacaktı ve derse girmek zorundaydı. Zaten bu hayatta okula ve derslerine önem verirdi. Sınıfa neredeyse bütün öğrenciler girmişti. Aralarına en son Tom katıldı. Bakışları soğuk ve isteksizdi. Sırasına geçip oturdu. Çocuklar gereksiz bir muhabbete başlamışlardı. Bir süre geçtikten sonra kapı açıldı ve içeri çocukların şaşkın bakışları altında profesör Dumbledore girdi. Ak sakallı büyücü birbiriyle bakışan çocuklara gülümsedi:

"Biliyorum, KSKS dersine benim değil bayan Black'in girmesi gerekirdi. Fakat kendisi derse giremeyecektir."

Çocukların ağzından şaşkınlık nidaları yükselirken, Dumbledore konuşmaya devam etti:

"Bizden bir haftalık izin istedi. O yüzden kısa bir süre size ben yardımcı olacağım çocuklar."

Kafasında ürettiği kurgular ona bir sürü sorular soruyordu. Dersi Dumbledore'la işlemek mi? Ah, çılgın profesörü daha şimdiden özlemeye başlamıştı. Çünkü Dumbledore onun her hareketine dikkat ediyor ve bir kusur arıyordu. Kravatını gevşetip sakin kalmaya çalıştı.

Tom okulda rahat geziniyor ve kimse tarafından rahatsız edilmiyordu. Zira bugün üçüncü gün oluyordu. KSKS dersleri Bellatrix olmadan işleniyordu. Dumbledore tahtadaki yazıları not eden öğrencileri gezinip kontrol ediyordu. Tom'un yanından geçerken, çocuk başını kaldırıp:

"Profesör Dumbledore, eğer sakıncası yoksa birşey sorabilir miyim?" dedi.

Dumbledore gözlerini kısarak ellerini arkadan kavuşturdu:

"Tabii Tom."

"Profesör Bellatrix'in sizden izin alma sebebi nedir?"

Dumbledore kaşlarını kaldırıp indirdi:

"Kendini pek iyi hissetmediğini söyledi."

"Nasıl?" diyerek yutkundu Tom.

Dumbledore'un giderek kızdığını gören Tom, bașını önüne eğdi. Dumbledore çocuğun omuzuna dokundu:

"Bunun senin için bir ehemmiyeti olduğunu sanmıyorum. Kendisi konu hakkında bize bir mühimmat vermedi. Yoksa benim bu dersi vermemden şikayetçi misin?"

Tom hemen masum ve efendi çocuk rolüne bürünerek, karşısındaki adama karşı sesinin tonunu gayet yumuşak kullandı:

"Hayır profesör, aksine çok sevindim . Sadece öğrenim hayatımı olumsuz şekilde etkiler mi? bunu merak ettiğimden sordum. Biliyorsunuz ki benim için çok önemli."

"Anladım" dedi elini çekip yürümeye başlayınca konuştu:

"Unutmayın çocuklar, profesör Bellatrix sadece bir haftalığına aramızda olmayacak. Sonrasında yine bizlerle beraber olacak."

Dedikten sonra ellerini arkasına alarak dolandı. Tom'un arkasında oturan Jena, onun belini dürtükleyerek fısıldadı:

"Pişt, hey Tom."

Dumbledore farketmesin diye başını eğip etrafa göz gezdirdi. Arkasında sırtına dokunmaktan vazgeçmeyen bir kız vardı ve bu onu deli ediyordu. Dişlerini sıkarak arkasına döndü:

"Ne var be, ne var? Profesör Dumbledore görürse senin yüzünden ceza alacağım. AYRICA SAKIN BiR DAHA İZNİM OLMADAN BANA DOKUNMA. GERÇİ ZATEN BUNA ASLA MÜSADE ETMEM."

Jena gözlerini devirip fısıldadı:

"Kaçık profesörün yokluğu neden seni bu kadar ilgilendiriyor ki?"

Tom burun kemerini tutup kızgın gözlerle baktı:

"Bundan bir anlam çıkarma. Asıl sen neden beni sorguya tutuyorsun? Bak seni kaç defadır uyarıyorum. SAKIN BİR DAHA YALNIŞ YAPAYIM DEME."

Gözlerini kısarak önünü döndü ve kafasını yan tarafa çevirip kıza bakmadan:

"Bu aralar gözüme çok batıyorsun. Hareketlerine çeki düzen vermelisin" dedikten sonra yazmaya devam etti.

Tom akşam yemeğini yerken başını kaldırıp öğretmenler masasına baktı. Bellatrix'in yeri boştu. Kadın onun aklını bulandırdıktan sonra neden gözden kaybolmuştu? Onun için merak konusu olmuştu. Yoksa kendisiyle ilgili planları mı vardı? En son tuhaf tuhaf konuşup gitmişti. Derin düșünceler eşliğinde yemeğine devam etti. Günün aydınlanmasıyla beraber yeni bir gün başlıyordu. Öğrenciler Hayalet dersini görüyorlardı. İsminden de anlaşıldığı üzere, Hogwarts'ın hayaletleri hakkında bilgiler öğrenmekteydiler. Sorunsuz bir ders daha. Tabii geveze Jena ders boyunca Tom'a fısıldayıp durmuştu. Bugün dördüncü gün oluyordu. Ama bugün KSKS dersi yoktu ve Tom Dumbledore'un gözetimi altında ter dökmekten kurtulmuştu. Bu bir kurtuluş muydu, yoksa tam tersi miydi? cevabı yoktu.

Beșinci gün. Profesör Slughorn sınıfa girdi:

"Merhaba çocuklar bugün nasılsınız bakalım? Evet, evet hepiniz iyi görünüyorsunuz. Benimle beraber hakikat serumu yapmaya ne dersiniz?"

Sözlerini bitirdikten sonra masasına geçip oturdu:

"Peki ne işe yaradığını söylemek isteyen var mı?" dedi elini çenesine dokundurup.

Tom parmak kaldırdı. Birkaç öğrenci de ona katılmıştı. Profesör Slughorn hiç eksilmeyen tebessümle Tom'u işaret etti:

"Bay Riddle.'"

Parmağını indiren Tom kendinden emin şekilde cevapladı:

"İnsanı gerçeği söylemeye zorluyor profesör."

"Evet doğru cevap. Peki içinde geçen tek bir malzeme adı istesem?" diye sordu gözleri parıldarken.

Tom kollarını göğsünde bağladı. Başını sallayarak yanıtladı.

"Pirşakır tüyleri."

"Oh, harika bay Riddle. Merlin aşkına beni kendinize hayran braktınız, Anlaşılan hiç ara vermeden ders çalısıyorsunuz, yanılıyor muyum?"

"EIbette profesör. Çalışkan olmak için bunu her zaman yaparım" dedi övgüler arasında şımarırken.

Profesör Slughorn ona gülümseyip öğrencilere kazanı işaret etti:

"İksiri yapmaya başlayabilirsiniz. Çok dikkatli olursanız hatasız bir şekilde iksiri yapacağınıza inanıyorum."

Öğrenciler hasetlik içinde kazanlarının altını yaktı. Tom kitabı bir elinde tutup dikkatle malzemeleri ve yapılışını okurken, bir yandan da kazanını karıştırmaya devam ediyordu. Ravenclaw öğrencisinden bir oğlan gülerek:

"Dikkat et, geçen sefer ki gibi olmasın" dedi.

Tom çatık kaşıyla durgun durgun baktı ve:

"Sanırım senin de kazanını kontrol etmen gerekiyor" dedi kızgınlıkla.

Çocuk anlamayan bir ifadeyle baktıktan sonra başını eğip kazanına baktı. Kazan fokur fokur kaynayıp etkisi azda olsa patladı. Herkes gülüşüp dururken Tom çocuğa sinsi sinsi bakıyordu. Profesör Slughorn farkedip yanlarına uğradı. Kazanın ve çocuğun halini görünce sakin ses tonunda:

"Bay Xurty, hemen hastane kanadına gitmeniz gerek. Daha sonrasında iksiri yeniden deneyebilirsiniz. Ancak yapamadığınız takdirde Ravenclaw'dan puan kesmek durumunda kalacağım üzgünüm" dedi.

Çocuk Tom'a bakıp profesör Slughorn'a döndü ve başını sallayarak: "Peki profesör" dedi.

Sınıftan çıkan çocuğun ardından sırıtan Tom Slughorn'a seslendi:

"Efendim, benim iksirim tamamlandı isterseniz gelip kontrol edebilirsiniz."

Slughorn iksirin başarıyla sonuçlandığını söyleyip Tom'u tebrik etti. Sanırım 50 defa tekrarlamıştı bunu. Onun ardından zeki bir Ravenclaw daha profesöre seslenmişti. Profesör öğrencinin yanına giderken iksiri kontrol ederek memnun oldu:

"Sizi tebrik ederim bayan Dofelw. Hiçbir hata ve eksik yok. Şahane bir şekilde uygulamışsınız tarife bire bir uyuyor. Hem böylelikle az önceki arkadaşının yanlışını kapatmış oldun, Slytherin ve Ravenclaw'a 50 puan" dedi.

Ders alkışlarla bitmişti. Öğrenciler sınıftan çıkarlarken Slughorn Tom'a seslendi. Tom arkasını dönerek başını hafif eğdi. Elini küçük cebine koyan adam, diğer elini de Tom'un başına götürüp okşadı. Babacan bir yaklaşımla fısıldadı:

"Bir şeye ihtiyacın olursa yada aklın birşeye takılırsa hiç çekinme yanıma gel. Ben sana her türlü yardımcı olurum. Saat kaç olursa olsun beni rahatsız edebilirsin. Anlaşıldı mı oğlum?" dedi Tom'un yüzüne doğru yaklaşarak.

Tom adama tebessüm ederek kabul etti. Çantası omuzunda koridorda yürüyordu. Yanından geçen dev görünümlü çocuk ona çarptı. Çarpmanın etkisiyle hafif sarsılan Tom yüzünü buruşturdu:

"Seni sersem önüne bakmadan mı yürüyorsun?"

Dev çocuk sadece 'affedersin' diyebildi. Tom onu süzerek dudağını astı. Yine nefret dolu ve yine kindar olacaktı:

"Tabii bu yosun görünümlü saçlarla önünü dahi zor görüyorken beni farketmemen büyük bir tesadüf öyle değil mi?" derken karşısındakinin krılmış kalbinden bir haberdi.

Dev çocuk kırgın kırgn başını eğerek sustu:

"Hagrid."

Tom gelen sese doğru başını çevirdi. Unique onlara doğru yaklaşıyordu. Tom'u görür görmez kızmış görünerek Hagrid'e yaklaştı. Dev çocuğun koluna dokunup nazikçe fısıldadı:

"İyi misin?" diye sordu.

Dev çocuk sadece mırıldandı. Aynı zamanda başını da 'evet' anlamında sallamıştı. Tom onlara yüzünü ekşitip iğrenerek bakıyordu. Ağzını yüzünü yamultarak, son derece acımasızca:

"Gerçekten midemi bulandırıyorsunuz, Siz iki Gryffindor öğrencisi keyfimi kaçırdınız" dedi.

Unique Tom'a nefret dolu bakarak;

"Gel Hagrid, gidelim" diyerek dev çocukla beraber oradan uzaklaştı.

Uzaklaşmalarından sonra çocuk gözlerini devirdi.

Hafta sonu gelip çatmıştı. Öğrenciler bunun vermiş olduğu rahatlıkla geç uyuyacaklardı. Daha şimdiden Gryffindor ortak salonunda çocuklar, şöminenin önünde sohbet etmek için oturmuşlardı bile. Ne güzel ama...

Bugün Cumartesi, mevsim sonbahar olsada hava çok güzeldi. Herkes kahvaltıdan sonra dışarı çıkıp gezmek için müdür Dippet'tan izin isteyecekti. Okul sessizliğe bürünmüştü. Tom'da kafasını dağıtmak için kendini dışarıya attı. Temiz hava insanın içini açıyordu. Kuşlar ötüyor ve yağmur hafif çişeliyordu. Gözlerini kapayarak sessizliği dinliyordu.

Pazar günü, güvenli ormanda yürüyüş beynini dinlendiriyordu. Etrafta kimse yoktu. Yerlerin ıslak oluşuna, birde dalından koparak düşen yapraklar ekleniyordu. Ağaçlara birer birer veda ediyorlardı. Tom her adım atışında yapraklar ayaklarının altında parçalanıyor ve gıcırdıyordu. Bugün onun kurtuluş ve düşüncelerden arınmasının son günüydü. Yine yarın beyni alak bullak olacaktı. Artık geç olduğunu farkedince gitmek için hareket etti. Fakat bir ses duyarak durdu. Cebinden asasını çıkarıp doğrulttu. Başını eğip ağır adımlarla yürürken temkinli bakışlarla etrafı yokladı. Yürüdü, yürüdü bir el sırtına dokunmuştu. Biraz ürkerek arkasını döndüğünde gözlerini kıstı:

"Profesör Bellatrix, sizin burda ne işiniz var?" diye sordu.

Kafasındaki siyah tüllü şapka, perçem gibi önüne düşmüştü. Siyah eldivenleri, siyah şemsiyesi ve giyinişiyle bir cadıya benziyordu. Her zaman olduğu gibi yine kaprisli ve çocuksu davranacaktı. Karşısında duran çocuğun yüzüne hasret kalmıştı. Hatta şu an elinde olsa boynuna atlardı. Mutsuzluğunu ve matemini yüzündeki maskesiyle çok iyi örtbas etmişti. Tom'a gülümsedi, ama bu kırıcı bir gülümsemeydi:

"Bu ne biçim bir soru böyle? Okula dönme vaktim geldi çocuk."

Elini kaldırıp Tom'un tuttuğu asayı yavaşça aşağı indirtti. Eline temas eden sıcaklık çocuğu rahatsız etmişti. Hemen elini çekti. Başını sallayarak 'iyi' diyebilmişti. Kendisine hayran dolu bakan iki çift gözden sıyrılabilmek için arkasını döndü:

"Tamam o zaman. Bende zaten okula dönüyordum. Yarın görüşürüz profesör" dedi.

Bellatrix dudağını kıpırdatıp:

"Bekle" diyerek Tom'un arkasından seslendi.

Çocuk durmuştu ve gözlerini kapayarak biran önce bitmesini diliyordu. Kadının arkadan yaklaştığı yerdeki yaprakların çıkardığı sesler belli ettiriyordu. Bellatrix söyleyeceklerini kafasında kurguladıktan sonra fısıldadı:

"Sana söylemek istediğim bir takım şeyler var."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.