İçeriğe geç

MEYRA

Bölüm 8 · 8 dk okuma

MEYRA

Bölüm 8

8.Bölüm

"ne saçmalıyorsun sen" diyerek durumu idare etmeye çalıştım. Fakat Behram çok ciddiydi.

"Olanları söylüyorum Meyra."

"Alışveriş için girdiğim dükkanda seni konuşuyorlardı, bende kulak misafiri oldum."

"Tabii tabii, başka?"

"Üf sana bir şey kanıtlamak zorunda değilim!"

"Değilsin zaten"

"Eee daha niye beni sorguya çekiyorsun?!" diyerek sinirlendim. Boşu boşuna beni lafa tutuyordu.

"Merak ettiğin başka bir şey varsa bana sorabilirsin diyecektim." dedi Behram.

"Merak ettiğim bir şey yok." dedim konuyu kapatarak.

"Emin misin?"

"Pekâlâ madem bu kadar isteklisin sana soru sormama, sorayım o zaman. Seneler önce neden bir anda burayı terk ettin?" diyerek olduğum yere oturdum.

"Daha basit şeyler sorarsın diye düşünmüştüm" dedi Behram oturuşunu düzelterek.

"Ne gibi?"

"Hangi yemekleri seversin, en sevdiğin renk ne, burcun ne vs.. gibi" diyerek güldü.

"Aman banane onlardan!?"

"Evlendikten sonra sana lazım olacak bilgiler bunlar."

"EVLENMİYORUZ"

"Ev-le-ni-yo-ruz" bastıra bastıra söylemişti.

"Ev-len-mi-yo-ruz"

"Evleniyoruz, kudur" diyerek olduğu yerden kalkıp dışarı çıktı. Bıraktığım poşetlere bir yumruk savurdum. Gürültüyle yere düştü aldığım cezve. İyi olmuştu, zaten işime yaramayacaktı. Evde sinir krizi geçirirken Behram içeri girdi.

"Ha, bu arada yemek hazır. Ben aç değilim ama senin ilaçların var mutlaka yemeğini ye. İlaçlarını da al"

"Yemiycem" dedim sinirli sinirli bakarak.

"Yiyeceksin"

"Yemiycem zorla mı!?"

"Evet zorla! Yiyeceksin dediysem yiyeceksin Meyra"

"BEHRAM!"

"MEYRA!" diyerek içeri girdi. Kolumdan tuttuğu gibi beni mutfağa götürüp yemek masasına oturtmuştu. Kalkmak için uğraşsam da nafile. Behramın kolları çok güçlü bir şekilde sandalyemin önüne siper olmuştu.

"Yiyecek misin?" dedi Behram.

"Yemeyeceğim Behram."

"İyi sen kaşındın o zaman!"

"Ne yapıyorsun!"

"Ali amcanı arayıp haftaya olan düğünü yarına çekiyorum. Sen ancak böyle akıllanırsın!" Telefonunu eline almış rehbere girmişti.

"Behram dur! Yapma. Yiyeceğim"

"Çok geç" diyerek telefonu kulağına götürdü.

"Behram, yapma yiyeceğim diyorum! Hadi ya kapat şu telefonu. Lütfen"

"Alo" Ali amcanın sesi geliyordu. Ne konuştuğunu anlamıyordum. Kalbim yerinden çıkacaktı.

"Fikrimi değiştirdim demek için aramıştım." dedi Behram.

Sessizce başımı önüme eğmiştim. Kalkıp telefonunu da alamıyordum ki duvara fırlatıp paramparça edeyim!

"Fikrimi değiştirdim nişan Kejan konağında yapılmayacak. Konak çok küçük bizimkiler sığmaz. Karaların konağını uygun gördüm. Onu haber verecektim" dedi Behram pis pis sırıtarak.

Oyuna getirmişti beni! Buna aldandığıma inanamıyorum. Eğilerek Behramın kolunu ısırdım. Bir yandan telefonla konuşuyor diğer yandan avel avel bana bakıyordu. Isırıyorum işte tepki versene be adam. Telefonu uzaklaştırarak fısıldadı.

"Ne yapıyorsun?"

"Kolunu ısırıyorum!"

"Acımıyor biliyorsun değil mi?" diyerek güldü.

"Öyle miii? O ZAMAN BU ACITIR!" Behramın bacak arasına sert bir şekilde tekme attım.

"AH!" diyerek sandalyeden kalktı. Telefonu da kapatmıştı

"DELİ MİSİN KIZIM SEN!?"

"EVET DELİYİM! SİZ DELİRTTİNİZ!"

"Bunun cezasını çok ağır çekeceksin Meyra!"

"Neyin?" diyerek durdum.

"Sabır diliyorum ve gidiyorum."

"Aman çokta fifi! Mümkünse Urfadan git!"

"Aynen, AYNEN MEYRA"

Behram çıktıktan sonra odama çekildim. Uzun bir süre uyumaya çalıştım fakat nafile uyuyamıyordum. Aç karnına yattığım için olabilir mi acaba? diyerek kendi kendime düşündüm. Muhtemelen aç olduğum için uyuyamıyordum. Behramın zehir zıkkım çorbasına kalmıştım yine! Yataktan çıkıp çorbayı ısıtmak için mutfağa gittim. Çorba ısınırken kase ve kaşık çıkarıp masaya koydum. Ardından kaynamış olan çorbayı kaseme koyarak bir parça ekmek alıp geldim. Kaşığımı kaseye daldırınca içime bir ürperti gelmişti. Kesin bok gibi olmuştur şimdi bu. Of Allah'ım! Sen kimseyi açlıkla sınama. Beni sınadın başka kimseyi sınama lütfen. İlk kaşığı aldığımda tadının bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim. Çorba çok güzel olmuştu, üstelik hazır falan da değildi. Domateslerle yapmış olduğu çorbada ki bir iki domates çekirdeğinden belliydi. Bir kase iki kase derken dört kase çorba içmiştim. Çorbanın bittiğini bile farketmediğim için beşinci kaseyi almaya gittiğimde bende kendime inanmadım. O kadar çorbayı nasıl içmiştim bilmiyorum.

Elimde ki kaseyi lavaboya bırakıp ilaçlarmı aldım. Bulaşığı yarın hallederdim. Sıcak çorba beni mayıştırmıştı. Uykulu gözlerle yatağa tekrar girdim.

~

Gün yine sıradan başlamıştı. Çok şükür ki bugün Behram yoktu. Oh olsun! Yediği o tekmeyle afalladı hödük canıma değsin. Üzerimi değiştirip bahçeye oradan da Alpere uğrayacaktım. Bahçe kapısını açar açmaz yan tarafa Alperi gördüm.

"Günaydın Alper"

"Günaydın Meyra. Nasılsın?"

"Eh işte idare eder sen nasılsın?"

"Bende aynı. Sesin bir garip geliyor. Hasta mı oldun?"

"Evet ya iki gündür yatak döşek yatıyorum. Şimdi daha iyiyim ama"

"Yardıma ihtiyacın varsa çekinme bak."

"Behram buradaydı. Anlayacağın pek yardıma ihtiyacım olmadı. Yine de çok teşekkür ederim."

"Anlaşılan iki gününü tımarhanede geçirdin" diyerek güldü. Haksız da sayılmazdı.

"Bencede"

"Ee o zaman bugün seni dışarıya çıkarayım ne dersin?"

"Uygun olmaz"

"Olur niye olmasın. Diğer öğretmen arkadaşlarım da gelecek hem. Tanışırsın onlarla hatta belki sana öncülük ederler okula bile başlayabilirsin" dedi Alper.

Okula başlamak, kulağa çok süslü geliyordu. Bir zamanlar hayalimdi, küçük Meyra'nın hayali. Ne çok istemiştim okula gitmeyi. Ali amcam izin vermediği için gidememiştim. Ceylin gidiyordu sadece, bende saatlerce avluda Ceylinin dönmesini bekliyor Ceylin geldikten sonra da okulda neler yaptıklarını dinliyordum. Bir kere hevesimi alayım diye Murat abim Ceylinin önlüğünü giydirmişti bana. Ah nasıl güzel olmuştum saatlerce öyle dolaşıp durdum sonra da uyuyup kaldım. Okumayı hiç dile getirmemiştim çünkü Ceylin de ortaokuldan sonra gitmemiş bütün hayatını benim gibi konağa hapsetmişti. Düşüncelerimi dağıtıp Alpere döndüm;

"Biliyor musun.... Neden olmasın. Okumayı hep çok istemişimdir. Yardımcı olurlar değil mi?" diyerek gülümsedim. Bu sefer kendim için bir şeyler yapacaktım.

"Evet tabiki yardımcı olurlar hemde seve seve"

"Ee hadi o zaman gidelim."

"Telefonumu ve cüzdanımı alıp geleyim." diyerek içeriye girdi Alper. Dönünce yola koyulup güzel bir çay bahçesine gittik. Diğerleri çoktan gelmiş bizi bekliyordu. İki kız iki erkek vardı. Bizi görünce ayağa kalktılar.

"Merhabalar, nerede kaldınız beklemeten ağaç olduk!" dedi içlerinden birisi.

"Kusura bakmayın lütfen." dedi Alper sandalyemi çekerek.

"Mehtap, Kutay, Aslı ve Tarık" dedi Alper arkadaşlarını tanıştırarak. Hepsiyle selamlaştım.

"Memnun oldum Meyra bende" dedim gülümseyerek.

"Şu okul dönüşü düşen çocuğu kaldıran Meyra mı?" dedi Mehtap. Anlaşılan daha önce olanlardan bahsetmişti Alper.

"Evet" diyerek yanıt verdi Alper.

"Eee ne içiyoruz, ben bir çay alayım" dedi Tarık.

"Ben bir şey almayacağım. Pek vaktim yok zaten" dedim.

"Peki o zaman Meyra dışında herkese çay alalım"

Garson çayları getirmek için gittiğinde Alper konuya girmişti. Okumak istediğimi ve arkadaşlarının yardımcı olup olamayacağını sordu. Hepsi de çok heyecanlanıp yardımcı olmayı kabul etmişti. Uzun uzadıya bu konuyu konuşup. Açık öğretime kayıt yaptırmaya karar verdik. Ben evden ortaokul ve liseyi bitirirken Alper ve arkadaşları yardımcı olacak. Ardından üniversite sınavı için kolları sıvayacaktık. Henüz hangi mesleği yapmak istediğime karar vermemiştim ama önemli olan şimdilik ortaokul ve liseyi bitirmemdi. Sonrasında mesleğe karar verir çalışmaya başlardım. Biz böyle fikir alışverişinde bulunurken telefonum çalmaya başlamıştı.

Numara kayıtlı olmadığı için Behram olduğunu anlamış açmamak için telefonu sessize almıştım. Uzun uzun çaldı telefonum. Arama susunca bir mesaj bildirimi geldi

"O eteğini indiriyor musun yoksa masadakileri mi indireyim Meyra?"

Mesajı okuduktan sonra kafamı kaldırıp etrafa baktım. Behramı arıyordu gözlerim. Dehşet içinde kalmıştım, apar topar kalkıp tuvalet girdim. Behrama mesaj attım;

"Nerdesin?" Blöf yaptığını düşünüyordum.

"Blöf yapmıyorum Meyra. O tuvaletten eteğini indirmeden çıkma."

"Eteğimde bir problem yok Behram. Sen gözlerini indir"

"Meyra, şansını zorlama"

Sinirle eteğime baktım. Eteğin bel kısmında ki lastik nedeniyle etek yukarıya doğru toplanmıştı. Olduğundan daha kısa gözüküyordu. Giydiğim hali böyle değildi. Böyle bir etek de giymem zaten! Eteğimin belini düzeltip tuvaletten çıktım. Masaya doğru ilerlerken herkesin yakalandığını gördüm.

"Nereye böyle? Otursaydık biraz daha" diyerek yanlarına gittim. Her şey yolunda gibiydi.

"Ee yarın okul var. Erkenden yatmak lazım Meyra" dedi Alper gülümseyerek.

"Anladımm kusura bakmayın tamamen unutmuşum."

"Sorun değil. Hesabı alıp kalkalım." dedi Tarık.

Garsondan hesabı getirmesini rica etti Alper. Garson beş dakika sonra geri dönmüştü ama elinde hesap yoktu.

"Efendim sizin masanın hesabı ödenmiş zaten." diyerek boş bardakları alıp gitti garson.

"İyi de kim ödedi?" dedi Aslı.

"Bilmiyorum ki" diyerek cevap verdi Mehtap

Behramın işiydi! Nasıl açıklayacağım şimdi bunu of. Ben ödedim diyip konuyu kaptayım bari.

"Şey arkadaşlar ben lavaboya kalkınca ödedim."

"Yaa ne gerek vardı Meyra. Çok mahçup olduk şimdi sana" dedi Aslı.

Ne mahcubiyeti... Bende şimdi Behrama mahçup ve sinirliydim. Eve gidince sağlam bir tekme daha yiyecekti.

"Yok canım ne mahcubiyeti lafı bile olmaz"

"Bir daha ki sefere de biz öderiz artık." dedi Tarık.

Hep beraber oradan ayrıldık. Dışarıya çıktığımda Behramın arabası beni bekliyordu. Çok şükür ki herkes gitmiş sadece ben ve Alper kalmıştı. Behram arabanın camını indirdi. Sinirli gözüküyordu, konuşmadı bile. Gözleriyle arabaya binmem için işaret etti. Alpere baktım. Başını onaylar işarette salladı. Behram Alpere bakıp başını salladı. Ne bu aferin doğru kararı verdin falan mı demeye çalışıyorsun Alpere? AYI!

Arabaya binince kavga başlamıştı. Bağıra çağıra tartışıyorduk. Behram ultra mega sinirliydi.

"Bana söylemeden nereye gidiyorsun sen!? Ya başına bir şey gelseydi" diyerek hızlandırdı arabayı.

"Sen benim hiç bir şeyimsin Behram. Sana haber vermek zorunda değilim"

"Zorundasın Meyra. Benden habersiz bir şey yapma"

"Yapıcam Behram! Sen istiyorsun diye hayatımı felç edemem! Arkadaşlarım var benimde"

"Ben arkadaşlarına bir şey demiyorum ki güzelim. Ben Alper ve o yanında ki zibidileri istemiyorum!"

"Sen istemiyorsan muhatap olmazsın Behram."

"Sende olmayacaksın"

"BEHRAM YETER ARTIK BAK!"

"YETMİYOR MEYRA! NE YAPARSAM YAPIYIM İNSAN GİBİ YAKLAŞMIYORSUN BANA!"

Behram arabayı daha da hızlandırmıştı. Korkuyordum ama dur falan da demeyecektim. Bunu bekliyordu, Behrama döndüm;

"DAHA DA HIZLANDIR! BU ARABA YAVAŞLAMAYACAK AMINAKOYAYIM!" diyerek torpidoya geçirdim yumruğu.

Zank diye el frenini çekti. Çakılıp kalmıştık, Behram gülüyordu. Hayır bana deli diyor kendisi çok akıllı sanki!

"Ne biçim kızsın sen?" dedi gülerek.

"Muhteşemim O biçim" dedim camı açarak. Hava almam gerekiyordu. Fazla hız nedeniyle midem bulamaç olmuştu. Derin bir nefes aldım.

"Eve gidiyoruz. Tek bir kelime daha edeyim deme camdan aşağı atarım seni Meyra." dedi arabayı çalıştırarak. Hala gülüyordu zevzek adam.

"OK!"

"Görüldü!" dedi Behram.

Eve dönene kadar hiç konuşmamıştık. Alper bizden önce gelmişti ki arabası kapının önünde duruyordu. Sessizce içeriye girip kapıyı kapattık. Behram salona geçip oturdu.

"Gel buraya." diyerek seslendi.

"Ne var yine?"

"Niye dışarı çıktın o dallamayla?"

"Arkadaşlarıyla tanışmak için"

"Sebep?" Geriye doğru yaslandı.

"Okumak istiyorum! Onlar da bana yardımcı olacak. Sende sesini kesecek ve bu konu hakkında canımı sıkacak tek kelime dahi etmeyeceksin Behram"

Hiç bir şey söylemeden salondan çıkıp gitti. Dengesizlik diz boyu anasını satayım! Hem beni konuşturuyo hemde konuşmanın ortasında defolup gidiyor ruh hastası!

Sinirle üzerimi değiştirip yatağa girdim. Behramın müdahaleleri beni artık zıvanadan çıkarıyordu. Hele o hesabı kapatması... Ben bunun kavgasını etmeyi nasıl unuttum acaba! İyice üste çıkar kovardım evden. Kendisi çıkıp gidince içime sinmedi.

Bölüm sonu

20 yorum