İçeriğe geç

MEYRA

Bölüm 12 · 6 dk okuma

MEYRA

Bölüm 12

12.Bölüm

"Anlamadım?" diyerek yere çömeldim. Duyduklarım beni darmaduman etmişti bile. Behrama baktım, bana mantıklı bir şeyler söylemesini umuyordum.

"Baban seni bana emanet etti dedim Meyra"

Mantıksızdı, böyle bir şey mümkün değil. Behram da babamın yaşadığı dönemde küçük bir çocuktu.

"Sen de o zaman küçüktün! Nasıl emanet etmiş olabilir sana? Benimle dalga mı geçiyorsun Behram"

"Evet bende küçüktüm, ama senin kadar velet değildim"

"Benimle dalga geçmeyi bırak!"

"Senin baban yani Ziya amca, benim babamın çok yakın dostuymuş uzun yıllar beraber çalışıp para kazanmışlar" dedi Behram doğrularak.

"Sen bunları nerden biliyorsun? Hem doğru olduğunu kim söyledi?"

"Annem anlattı."

"Zeynep hanım da biliyor yani bütün bunları."

"Evet beni buraya getiren oydu"

"İNANMIYORUM! NEYİN İÇİNE DÜŞTÜM BEN" diyerek ayağa kalktım. Bir yukarı bir aşağı volta atıyordum odada

"Babam seni bana istermiş hep ama baban pek yanaşmazmış. İlk göz ağrısısın nihayetinde"

"İlk ve son oldum" dedim sessizce. Ailemi kaybetmiş olmak hiç bu kadar canımı yakmamıştı.

"İşler ters gidip Ziya amca ve babamın şirketi batmaya başlayınca babam kendi hisselerini satıp yurt dışına göçmüş. Ben tabi hayal meyal hatırlıyorum buradan gidişimizi. Uzun bir süre Urfa'da konuşulmuş bizim gitmemiz. Hatta diğer aşiret ağaları gitmemize hiç sıcak bakmamış. Urfa'nın en büyük aşiretinin burayı terk etmesi kimse tarafından kabul görmemiş."

"Eee yani o kadar malı mülkü bir anda bırakıp gitmek... Akıl işi değil hemde bu kadar nüfuzlu bir aileyken" dedim düşünceler içinde.

"Babam şirketinin batmasını kendine yedirememiş. Dostun düşmanın ağzına sakız olmaktansa uzun bir süre uzaklaşmış buradan."

"Eee sadete gel. Ben ne alaka?"

"Senin baban da kendi hisselerini Kejanlarla birleştirip yoluna devam etmek istemiş. O esnada neler oldu bilmiyorum ama belli ki mühim şeyler olmuş ve Ziya amca babama bir mektup göndermiş." Behram ceketinin iç cebinden bir zarf çıkardı.

"Bu mu?" Neden yanında taşır ki bir insan bunu.

"Evet, mektupta sıkıntılı bir dönemden geçtiğini hayati tehlikesinin olduğunu ve başına bir şey gelmesi durumunda senin babama, yani Abdullah Karaya emanet etmiş." diyerek mektubu uzattı.

"İyide sana değil BABANA emanet etmiş" diyerek mektubu aldım.

"Oku mektubu" dedi Behram.

Zarfı açıp oldukça yıpranmış olan kağıt parçasını çıkardım. Satırları sesli bir şekilde okumaya başladım.

*Can dostum Abdullah Beye,

Ciddi bir durum var bunu mektupta anlatamam. Bir gün yüz yüze gelme şansımız olursa uzun uzadıya her şeyi anlatacağım ama ondan önce senden tek bir şey istiyorum. Bana bir şey olursa Meyra'm önce sana sonra Behrama emanet. Sen yaşadığın müddetçe Meyra senin de kızındır ola ki Allah gecinden versin eğer sana bir şey olursa Meyra'm Behramın gelinidir. Kızımı yanlız bırakmayan. Ziya*

Kafamı kaldırıp Behrama baktım. Demek bu kadar tantana babamın vasiyetini yerine getirmek içinmiş.

"Bütün bu çaban... Vasiyet için miydi?" diyerek mektubu Behrama geri uzattım.

"Aslında hayır. İlk başta bundan haberim yoktu, annemle beraber burada ne var ne yok satıp tekrar yurt dışına dönmek için geldiğimiz gün seni ağlarken gördüğümde içim bir garip olmuştu. Yanına gelmiştim hatırlıyorsun"

"Evet"

"Daha sonra annem burada bana emanet edilen bir kız olduğunu onunla evlenmemin vasiyet edildiğini söyledi. seni bir kere de olsa uzaktan görmek istedim nerede yaşadığını öğrenip Kejan konağına gidip seni sormuştum o gün. Apar topar gittiğini söylediklerinde seni ararken orda buldum işte. Amacım seni görmekti, gelinimi görmekti... Yıllardır beklediğim karımı görmekti Meyra. Seni orada ağlarken görmek beni zıvanadan çıkarmıştı zaten."

Donuk bir yüz ifadesiyle Behrama bakıyordum. Kalbim ağrıyordu. Bütün bunları kaldıracak gücüm yoktu.

"Sen beni istemeyince yanından ayrıldım. Zorlamak gibi bir niyetim de yoktu. Eve döndüm ama bu mektubu ne olursa olsun sana ulaştırmak istedim. Benim emanetim olduğunu bil istedim. Seni ağlatan her neyse çözebileceğimi bilmeliydin. Senin evine gelene kadar bütün niyetim bu koca dünyada yanlız olmadığını sana göstermekti. Evine gelince işler değişti tabi."

"O yüzden benimle evlenmek için direndin" dedim sessizce. Behram gülümsüyordu.

"Kimse sana silah doğrultamaz. Kimse senin canını yakamaz! Eğer Ali amca dediğin o kansız seni öldürmüş olsaydı ben yetişemeseydim onun bütün sülalesini Türkiye Cumhuriyetinden kazırdım."

"Peki neden her şeyi orada anlatmadın ha!?"

"Babanın adını duyduklarında benimle rahat rahat iletişime geçmezlerdi. Ve bende istediğim bilgilere ulaşamazdım. Gerçi hâlâ tam anlamıyla ulaşmış değilim"

"Ne bilgisi?"

"Babanı neden öldürdükleri... Vasiyetinde açık bir şekilde bize emanet edilmene rağmen babama teslim edilmemenin bilgisi hâlâ mevcut değil"

"Ne işine yarayacak ki bunları öğrenmek?"

"Benim değil senin işine yarayacak güzelim. Tıpkı Kejanların konağının tapusunun aslında senin üzerine olması gibi" diyerek ayağa kalktı Behram.

"NE?"

"Basbaya karıcım, Kejan konağı senin şahsi malın"

"Nasıl? Nerden öğrendin bunu? Ne demek senin?"

"Tapuda küçük bir araştırma yaptım senin adına ne var ne yok diye. Birde baktım Kejan konağı seninmiş. Ne kadar komik değil mi?" diyerek güldü.

"Ama benim bundan haberim yoktu nasıl olur bu?!"

"Sinirden gülüyorum Meyra. Bunu senden nasıl gizlerler! Bende o Ali denen adama ders olsun diye sanki konağı satın alıp sana mehir olarak vermişim gibi yaptım."

"Şimdi ne olacak?" diyerek başımı dizlerimin üzerine yasladım. Kafamın içinde panayır vardı resmen.

"Bilmiyorum ama sana hiç bir şey olmasına izin vermem artık." diyerek yanıma çöküp saçlarımı öptü.

"Behram... Teşekkür ederim" diyerek Behramın göğsüne yasladım başımı.

"Teşekkür etmene gerek yok. Senin için buradayım. Her şeyi öğrenene kadar da durmayacağız. Çünkü her ne olduysa babamla da ilgisi var."

"Nasıl?"

"Ailenin öldüğü gün babam yurt dışında kayıplara karıştı. Aylarca aradık bulamadık fakat sonra..."

"Sonra ne?" diyerek kafamı kaldırdım.

"Sonra cansız bedenini teslim ettiler"

Behramın sesi çok kötü geliyordu. Bu durumun onu içten içe yaraladığı belliydi.

"Behram, ben buradayım. Bak üzülme tamam mı? Benim burada olmam senin için bir işe yaramaz belki ama burada olduğumu unutma." diyerek yanağını okşadım.

"Dizine yatabilir miyim?"

Nasıl hayır denir ki şu durumda? Benim için yaptıklarından sonra hayır diyemezdim. En azından buna izin vermek boynumun borcuydu.

"Tabiki yatabilirsin" diyerek kucağımı açtım.

"Teşekkür ederim" dedi sessizce kafasını dizlerime koyarak. Saçlarına dokundum, ben yatarken saçlarımla oynanması çok hoşuma giderdi. Behramın da hoşuna gider belki. Bir iki dakika sonra konuştu Behram;

"Meyra, sen bu dünyada benim karşıma çıkmış en güzel en merhametli şeysin"

"Nerden çıktı bu?"

"Sana zorla el koymama rağmen beni dizlerinde uyutuyorsun" diyerek yüzünü bana doğru döndü. Diyecek bir şey bulamıyordum. Haklıydı çünkü, zorla dayatmıştı bana her şeyi. İçimden kızma gelmiyordu nedense. Normalde fırtınalar koparır her şeyi alt üst ederdim ama Behrama karşı kılımı kıpırdatamıyordum. Belki de babam gibi olduğu içindir. Tıpkı babam gibi beni koruyor... Onun gibi gözü kara. Konu ben olunca her şey sınırsız kalıyordu Behram için. Ya bütün bunları gerçekten vasiyet yüzünden yapıyordu ya da... Yadası falan yok Meyra! Vasiyet yüzünden.

"Ne oldu daldın öyle?" diyerek beni kafamdaki soruların içinden çekip çıkardı Behram.

"Hiç öyle dalmışım."

Dışardan takır tukur sesler geldiğinde ikimizde apar topar kalmıştık. Behram önde ben arkada kapıya doğru ilerledik. Dışarda Ali,Murat ve adamları vardı. Behram onları görünce beni arkasına aldı.

"Neler oluyor burda?" dedi Behram kapıyı açarak.

"Meyrayla konuşmaya geldik." dedi Ali.

"Meyrayla muhatap olmuyosunuz benimle konuşun"

"Konağı geri vermesini isteyeceğiz kendisinden. Parasıyla satsın bize. Para konusunda hiç sorun yok ne kadar isterse o kadar veririz."

Behram bir kahkaha atmıştı. Zaten sinirliydi bu hiç iyi olmadı. Behram konuştu;

"Ne satması ne parası ya? O KONAK MEYRA'NIN MEHİRİ. SATILAMAZ" diyerek kükredi.

"BEHRAM!" dedi Murat.

"Bana sesini yükseltme hiç sevmem sonra kötü şeyler yapıyorum." dedi Behram.

"Evimiz orası bizim. Satmak zorunda" dedi Ali.

"Zorunda bide?" Behram iyice deliriyordu.

"Behram lütfen" dedim titrek sesimle.

"Tamam Meyra'm. Tamam" dedi Behram.

"Konağı satmıyorum. Kocamın bana mehiridir orası" dedim ikisine de bakarak.

"Pekala Meyra" diyerek yanında ki adamlara işaret verdi Ali. Ellerinde bidonlarla bahçeye koştular. Benzin bidonlarıydı bunlar. Evimi yakacaktılar. Anne ve babamdan kalan son hatıramı da yakacaktılar!

"NE YAPIYORSUNUZ! BURASI BENİM EVİM!"

Behram telefonunu çıkarıp birisini aradı. Adamlar hala deli gibi benzin döküyordu evin duvarlarına.

"BEHRAM! BİR ŞEYLER YAP LÜTFEN!"

"Korkma" diyerek yanıma geldi.

Ali elinde ki çakmağı çaktı. Öfke ve nefretle bakıyordu

Bölüm sonu

21 yorum