"behram" dedim kısık bir sesle.
"Sakin ol sadece elbisenin fermuarını açacağım." diyerek ellerini sırtıma götürdü. Arkamı dönemiyordum korkudan
"behram kıyafetim yok açma"
"Benimkilerden giyersin"
"Senin kıyafetlerin bana olmaz"
"Oldururum ben"
Behram fermuarımı belime kadar indirmişti ki aceleyle arkamı kapıya döndüm.
"Açma dedim sana değil mi!"
"Bende kıyafet vereceğimi söyledim." diyerek dolabına doğru gitti. Tişörtlerinden birisini alıp yanıma geldi.
"Al, bu sana tam elbise gibi olur zaten. Hemde rahat edersin." diyerek tişörtü uzattı. Almak için uzandığımda geri çekmişti.
"VER ŞUNU!" diyerek bağırdım.
"Gelip alabilirsin"
"Behram salak salak konuşma da uzat şu tişörtü"
Behram tişörtü uzatmayınca elbisenin arkasını tutarak bir kaç adım attım. Ben adım attıkça Behram geri gidiyordu.
"BEHRAM YETER BAK!"
"Ne yeter?"
Behram duvara yaslandığında elinde ki tişörtü kaptım. Behram da beni kapmıştı...
"Bırak beni!"
"Bırakmam!"
"Bırak beni yoksa bir daha uyarmam"
"Ne yapacaksın? Isıracak mısın yoksa?" diyerek güldü
"Emin ol daha beterini yaparım!"
"Yap bakayım nasıl yapıyorsun?'
Sıkı sıkı tuttuğundan kaskatı kesilmiştim. Hareket edemiyordum.
"Yemin ederim imdat diye bağırırım getiririm anneni buraya."
"Bağır"
"ZEYNEP HANIĞ-"
"Bende buna izin mi vericem sandın!?"
"Hıhı" diyerek başımı salladım.
"Senin bugünlerde salaklığın tuttu sanki ha ne dersin?"
Ağzımı eliyle sıkı sıkı kapattığından cevap veremiyordum.
"Şimdiiii eğer bana o morlukları anlatacağına dair söz verirsen seni bırakırım. Yoksa sabaha kadar böyle bekleriz" diye devam etti Behram.
"Iıııı" hayır anlamında kafamı salladım.
"Peki o zaman böyle kalalım"
Öylece dikiliyorduk, başta Behramın şaka yaptığını falan sanmıştım ama hiç bir şekilde kımıldamıyordu.
"Anlatacak mısın?" diye sordu tekrardan Behram.
"Hıhıhı" diyerek başımı salladım.
"Ha şöylee" diyerek elini çekti.
"SENİN KAFANI KIRMAZ MIYIM BEN ŞİMDİ!"
"NE!"
Behramı tartaklamaya başlamıştım. Dengesini kaybedip yatağın üzerine düşerken beni de beraberinde düşürmüştü. Behram altta ben üstte kavgaya tutuşmuştuk.
"Sana inanan aklıma sokayım Meyra!"
"İnanmasaydın!"
"Sen şimdi görürsün!"
Tek hamlede yer değiştirmiştik. Behram iki kolumu birbirine bağlayıp kafamın üstünde birleştirince daha çok öfkelenmiştim.
"Sen bunu çoktan hakettin!"
"Neyi"
Behram bir eliyle kollarımı tutarken diğer eliyle komodinin çekmecesini açmış içini karıştırıyordu.
"İşte bunu" diyerek elinde ki kemerle ellerimi bağladı.
"BEHRAM SAÇMALAMA!" diyerek ayaklarımla Behramı ittirmeye çalıştım. Bir kemer daha çıkarıp ayaklarımı bağladıktan sonra beni yatağın sol tarafına yuvarlamıştı
"Şimdi uyuyabiliriz" diyerek yatağa girdi.
"Behram çöz şunları çok fena yaparım bak!"
"Yerinde olsam bir an önce uyur sabah olmasını beklerdim. Yoksa bütün gece bu şekilde sıkılacaksın"
"Yoo sıkılmam ki. Sabaha kadar konuşur kafanı şişiririm"
"Haklısın... Çenene de bir çözüm bulmak lazım. İki dakika bekleteceğim seni" diyerek banyoya girdi. Geri döndüğünde elinde bornoz ipi varı.
"ŞAKA YAPIYORSUN!"
"Yok ciddiyim" diyerek bornoz ipiyle ağzımı bağladığında artık ciddi manada uyumaktan başka seçenek kalmamıştı. Sinirle nefesimi verip gözlerimi kapattım.
"Aman da aman. Sen ne kadar uslu bir kızsın böyle."
Gözlerimi açıp sinirli sinirli baktım.
"Konuşabiliyor olsaydın muhtemelen küfür ederdin değil mi?" diyerek güldü Behram.
Küfür ne ki!? Önce küfür eder sonra da beynini patlatırdım. Dua et elim kolum bağlı.
"Düşündüm de hep böyle mi kalsan? Çok daha uyumlu duruyorsun"
Sabır Allah'ım! Gerçekten sabır! Gözlerimi kapattım. En azından görüntü kirliliğimi ortadan kaldırmış olurdum. Uykuya daldım...
Gözlerimi açtığımda elimde kolumda bağlı değildi. Behram yoktu muhtemelen kendi erken uyandığı için beni çözüp gitmişti. İyi de nasıl çıktı ki? Kafamı kapıya doğru çevirdim açıktı. Demek sabah erkenden Zeynep kapıyı açmıştı. Ayağa kalktım elbise üzerimden sıyrılıp yere düşmüştü. Fermuarın açık olduğunu unutmuştum tamamen. Aceleyle elbiseyi tekrar üzerime geçirdim. Bu şekilde de çıkamayacağım için Behramın dün gece giymem için uzattığı tişörte baktım. Başka seçeneğim var mıydı... Yoktu Behramın tişörtünü giyindim. Avluya indim. Behram beni görür görmez gülmeye başlamıştı.
"BEHRAM SAKIN! SAKIN GÜLEYİM DEME ÇOK KÖTÜ OLUR!" diyerek bağırdım.
"Ne münasebet karıcım! Çok yakışmış"
Hizmetliler Behrama bakarak gülüyordu.
"Sizde birazdan kapının önünde gülmeye devam edeceksiniz" dedi hizmetlilere Behram.
"Estağfurullah ağam" diyerek içeriye girdiler.
Masaya doğru ilerledim. Zeynep ortalıkta gözükmüyordu
"Zeynep hanım nerde?" dedim Behrama.
"Pazara gitmiş"
"O işleri genelde hizmetliler yapmıyor mu?"
"Evet normalde hizmetliler yapar ama benim annem pazara çıkmayı çok sever. O yüzden kendisi yapıyor alışverişi" diyerek masaya oturdu Behram.
Bende sandalyeyi çekip masaya oturdum. Ardından çaylarımız gelmişti. Çayıma şeker atıp Behrama döndüm
"Pazara gitmeden önce kapıyı açtı o zaman Zeynep hanım" diyerek karıştırdım çayı.
"Yok ben kendim çıktım"
"Ee kapı kırılmamış ki" dedim şaşkınlıkla.
"Kırmadım ki" diyerek güldü.
"Nasıl çıktın?"
"Yedek anahtar vardı"
Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Yedek anahtar vardı ve söylemedi! Bütün gece bana eziyet etti ve kapıyı açmadı!
"NE DEDİN SEN?!" diyerek ayağa kalktım.
"Yedek anahtar vardı dedim aşkım"
"Bilerek beni orada mahsur bıraktın öyle mi!?"
"Bilerek demeyelim de... Seninle aynı odada bulunmak benim için şerefti diyelim"
"BEHRAM!"
"Sakin ol karıcım"
"Bir"
"Ne bir?" dedi Behram ciddiyetle.
"Üçe kadar ortalıktan kaybolmuş olmazsan ölümün benim elimden olacak! İki"
"O zaman ben kaçarotti!"
"ÜÇ!" Diyerek sandalyeden fırladım. Behram hızlı adımlarla dışarıya çıkmıştı.
Yalı kazığı uzun olduğundan benim iki adımım onun bir adımı ediyordu. Yetişememiştim, üstüne üstlük beni eve götürecekti şimdi hiç gidemeyecektim. Avluya döndüm, hizmetliler sofranın başında beni bekliyordu.
"Toparlayalım mı efendim sofrayı?"
"Yok buyrun beraber yiyelim" diyerek elimle sofrayı işaret ettim. Zaten olan olmuştu bari aç kalmayalım hemde bu konağın içinde neler dönüyor onu öğrenmek için çok iyi bir fırsattı. Hizmetliler şaşkınlıkla bakıyordu
"Efendim olur mu hiç öyle şey?"
"Olur! Bal gibi olur hemde"
Sofraya oturduk hiç birinden ses çıkmıyordu. Bir lokma alıp konuştum;
"Neden geldiniz gurbetten?"
"Ağamız öyle istedi" dedi aralarından birisi.
"Neden öyle istemiş?"
"Şimdi şöyle gelin hanım, çok başka mevzular var ama bunu bizden değil de kocanızdan dinlemeniz daha münasip olur" dedi aralarından en büyükleri.
"Neden?"
"Nedeni yok. Ağamız dururken bize laf düşmez"
"Pekala.... Azra? Onun Behramla ne işi var"
"Küçüklüğünden beri Behram ağaya yanık"
"O belli oluyor zaten de Behram neden onu istemedi? O kadar aşıkmış kız. Heba etmiş onun duygularını"
"Bu konuda kocanızla konuşmanız gereken bir konu çünkü bağlantılılar"
"Allah Allah"
Muhabbeti bitirip sofradan kalktım. Ne sorarsam sorayım işin ucu Behramda bitiyordu. Ciddi şeylerin olduğu belliydi. Telefonumu çıkarıp Behramı aradım;
"Buyrun hanımım" diyerek açtı telefonu.
"Sıkmadı mı artık bu muhabbet?"
"Yok"
"Eve götürecektin beni"
"Götüreyim. Ne zaman?"
"Şimdi"
"Tamam beş dakikaya oradayım"
Telefonu kapatıp çantamı aldım. Avluda beklemeye koyuldum. Beş dakika dolmadan Behram gelmişti. Kapıda bekleyen arabaya bindim.
"Meyra hanımlar nasıl bugün?" diyerek güldü.
"Bu durumda olmam hoşuna gidiyor demi!"
"Hemde çok"
"Nefret ediyorum senden Behram!"
"Geçer"
"Geçmez"
"Geçecek"
"Geçmeyecek"
"Öyle mi!" diyerek Behrama döndüm.
"Öyle"
"Ruh hastası mısın sen? Hayal dünyanda ne var tam olarak."
"Sanane benim hayal dünyamdan"
"Ne demek banane!?"
"Basbaya"
"O zaman benden de sanane"
"O yok işte."
"Var"
"Olmaz, her şeyden haberim olacak"
Evin önüne gelmiştik. Behrama cevap verdim;
"İn arabadan konuşucaz"
"Ne konuşucaz?" diyerek kapıyı açtı.
"İçeriye girelim önce."
"Beni eve mi atıyorsun yoksaaa" diyerek durdu.
"Aynen işim gücüm yok seni eve atıyorum."
"Edepsiz teklif haaa? Olur karıcım"
"Tövbe tövbe! Ne edepsiz teklifi ya"
"Bütün vücuduma sahip olabilirsin aşkım!"
"BEHRAM" diyerek durdum. Yan tarafa kilitlenmiş olan Behrama baktım. Alpere nispet yapıyordu.
"Alper... Kusura bakma ne dediğini bilmiyor" diyerek Behramı kolundan tutup eve itekledim.
"AAA DUR ELLEŞME! EVLENMEDEN OLMAZ" diye bağırıyordu kapının önünde.
"BELA MISIN SEN YA!"
"NE FENA MI OLDUN? MEYRA NELER DİYOSUN BENDE SENİ HANIM HANIMCIK SANIYORDUM"
Behramı zor bela içeriye soktum. Kapı kapanır kapanmaz gülerek kendini koltuğa bıraktı.
"Kabul et çok güzel oynadım" dedi bana bakarak.
"İğrençtin!''
"Fena mı oldu işte. Hem Alper de artık sana başka gözle bakamaz" diyerek doğruldu.
"Bakmıyordu zaten!"
"Nerden biliyorsun?"
Bilmiyordum, içini bilemem ya sonuçta. Her neyse konu bu değildi. Konuşacağımız çok başka bir şey vardı.
"Behram, şimdi bana neden yurt dışından seneler sonra geldiğinizi gelir gelmez benimle neden evlendiğini anlatacaksın."
"Sonra konuşuruz bunları Meyra" diyerek geçiştirmeye çalıştı. Ama kararım kesindi.
"Hayır ya şimdi konuşacağız ya da ben seni terk edip gideceğim Behram"
"Beni terk edemezsin"
"Neden?"
"Nerede olursan ol seni bulurum"
"Bulamazsın!"
"İstersen dene" dedi rahat bir şekilde.
"Ölünce de bulabilir misin?"
"Bulamam. Çünkü sen öldüğün gün bende seninle ölürüm" diyerek ciddileşti.
"Behram bak bunalıyorum ben artık! Sana neden ben diye sordum. Azra varken neden ben!?"
"Azra mı? Delirdin mi sen! Azra benim kardeşim"
"Beni ilgilendirmez. Beni neden bırakmıyorsun onu anlatacaksın."
"Meyra"
"Behram. Bir daha sormam duydun mu beni"
"Seni bırakamam çünkü babanın bana emanetisin"




