İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 9 · 12 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 9

9

°

Bir süre daha geçtiğinde hiçbirimiz yerimizden kıpırdamıyorduk. Niye bu adam yanımda duruyordu? Yada ben neden gidip halamı bulmuyordum.

Yanından ayrılmak hiç içimden gelmezken bunları düşünmek bile utanmama neden oluyordu.

-"Prenses hazretleri de geldi."

Kaan beyin imalı ses tonuyla baktığı yere baktım.

Evin bahçesine adım atan kadın resmen parıldayarak herkesin dikkatini çekmişti. Sapsarı beline kadar uzanan saçlarıyla gerçek anlamda prensesleri andırıyordu.

Beyaz parıltılı taşlarla döşeli mini bir elbise giyinmişti. Gülümseyerek insanlarla konuşuyor etrafına ışıltı saçıyordu.

Çok güzel bir kadındı.

Ve yönünü buraya doğru çevirmiş yavaş yavaş yaklaşıyordu.

Bakışlarımı kadından kaçırıp derin bir nefes aldım. Yanımdaki adam olduğu yerde kıpırdandı ve içkisini dikleyip bitirdi.

Bir iki adım uzağımda şeffaf topukluları gördüm. Usulca gözlerimi yukarı doğru çıkarttım.

-"Merhaba."

Sarışın kadın büyük bir tebessüm ve heyecanla önümdeydi. Ancak ne bana ne de Kaan beye bakıyordu.

Bakışlarının odağı tamamen Asil beydeydi.

-"Hoşgeldin."dedi dilinin ucuyla. Öylesine mecburi söylemişti.

Kadının tebessümü bozulmadan bir adım daha yaklaştı.

-"Bahçe güzel olmuş. Ama sen evine bu kadar yabancının girmesinden rahatsız olmuşsundur."dedi gözlerini gözlerinden ayırmadan.

Onu tanıyan birisi böyle konuşabilirdi.

-"Evet fazlasıyla."diye mırıldandı.

Kadının ona bakarken gözleri ışıldıyordu. Donuk yüzümü başka yöne çevirdim. Kaan beyle göz göze gelince ondan da çekildim.

-"Babamlar seni çağıracaktı. Orada konuşuyorlar."

Asil bey elini sakalında gezdirip ardından pantolonunun cebine soktu.

-"Hiç sohbet havamda değilim kusura bakma."dedi.

-"Olsun önemli değil sonra konuşursunuz."dedikten sonra bakışlarının bana takıldığını fark ettim.

-"Sizi ilk defa görüyorum. Daha önce tanışmış mıydık?"

Kadın hem güzeldi, hem iletişim becerisiyle özgüveni yüksekti.

Kendimi iyice diplerde hissettim. Dilimi ısırmaya son verip çenemi dik tuttum.

-"Tanışmadık."dedim normal olmaya çabalayarak.

Elini uzattı.

-"Ben Vildan Aydın. Babamı tanıyorsundur Turan Aydın milletvekili." diye ekledi.

Ne?

Babasını tanımam mı gerekiyordu?

Onu tekrar tepeden tırnağa süzdüğümde gözüme o kadar da güzel ve alımlı görünmemişti.

-"Tanımıyorum. Lavin bende."dedim soğuk olmama aldırmadan.

Gülümsedi.

-"Lavin. Güzelmiş. Tanışsaydık hatırlardım. Soyadınız neydi?"

Bu insanların soyad ve servetleriyle bir problemi mi vardı?

-"Merhaz."dediğim an yüz ifadesi değişti. Hafifçe kaşlarını çatıp ardından bana küçümser bakışlar attı.

-"Ah hatırladım. Bizim çevremizde kötü haberler tez yayılır. Doğan Merhaz'ın talihsiz kızı sensin demek."

Dişlerimi birbirine bastırıp içtenlikle gülümsedim. Gözlerimden çıkan yangını görmüyorsa kör olmalıydı.

-"Evet tam olarak o oluyorum."dedim dik başımı kıpırdatmadan.

-"Ne saçmalıyorsun Vildan? Boş dedikodu yapmaktan başka bir uğraş bul kendine."

Asil bey belki de konunun ne olduğunu bilmeden olaya karışınca sarışın kadın sinirlenmiş vaziyette yanımızdan uzaklaşmıştı.

-"Bakma sen ona. İşi gücü insanları aşağılamak." Kaan bey hafifçe parmaklarını omzuma değdirdiğinde irkilip yana adım attım.

Bu sefer de Asil beye yaklaşınca yutkunarak geri adımladım.

-"Sorun yok. Beni aşağılayacak en son insan bile olamaz." Kelimeler ağzımdan kendiliğinden dökülürken öfkemin neye yada kime olduğunu bilmiyordum.

Kalabalıkta gördüğüm halam yanıma telaşla yaklaşıyordu.

-"Canım! Hadi biz gidelim artık."

Aceleci tavrıyla kaşlarımı çattım.

-"İyi misin hala?"diye sordum.

-"Bir sorun mu oldu?" Asil beyin bile ilgisini çekmişti.

Hızla başını olumsuz anlamda salladı.

-"Yok yok olmadı. Gidelim biz."diyip koluma sarıldı.

Elbette bende bir an önce gitmek istiyordum. Ancak bir şey olmuştu. Bu çok belli oluyordu.

-"Hala. Sorun ne söyler misin?"diye kısık tonda sordum.

Yüzü bembeyaz kesilmişti.

-"Evde konuşuruz. Şimdi gidelim lütfen."

Onu onaylamış başımı kaldırmıştım ki bir adamın kolunda olan kadınla göz göze geldik. Kadın öylesine etrafta gezdirdiği bakışlarıyla çevreyi incelemeyi sürdürüyordu.

Ancak ben...benim dünyam başıma yıkılmıştı.

-"Lavin..."

Ağır çekimdeymiş gibi halama baktım. Dolu gözleriyle gözlerime baktı.

Tanıyordu. Bu yüzden beni uzaklaştırmak istemişti.

Babam öldükten sonra odasında bir kutuda fotoğraflar bulmuştum. Ben doğmadan öncesinden başlayan geçtiğimiz yıllara kadar çekilen fotoğraflar.

Nefret ettiği ama hala fotoğraflarını çektirip takip ettiği kadın şu an tam olarak üç metre uzağımdaydı.

Daha önce yüzünü bile görmediğim kadını ben babam öldükten sonra o fotoğraflarda görmüştüm.

Beni doğurmakla bir halt ettiğini sanan kadın.

Burada.

Bir adamın kolunda.

Etrafa gülümsüyor.

Mutlu.

-"Bana yardım edin lütfen. Onu buradan uzaklaştıralım."

Uğultular kulağımdan dağılıp yok oluyordu. Gözlerimi dahi kırpamıyordum. Bütün bedenim uyuşmuş gibiydi ama o kadar acı çekiyordum ki bu nasıl olabilirdi?

Elini sırtıma koyup destek veren adamın telaşını yakınımda hissediyordum. Fakat hiçbir şey düşünemeyecek kadar dağılmış bitmiştim.

Nasıl adımlar attığımdan habersiz bahçenin kapısından kendi bahçemize geçmiştik.

-"Yavrum kuzum bak bana. Keşke seni zorlamasaydım. Keşke gitmeseydik. Ne olur bir tepki ver."

Karanlık evin içinde koltuğa oturtulmuş halde cansız ellerimi kucağıma düşürdüm.

-"Hale hanım ne gördü?"

Tok ses beni o boğuşmalarımdan sıyırabildi. Başımı eğdim dirseklerimi dizlerime dayayıp yüzümü tuttum.

-"Görmemesi gereken birisini. Ben su getireyim."

Halamın yokluğunda başımda dikilen Asil beye bakarak ayağa kalktım. Belki hiç mecalim yoktu ama bunu burada belli etmeyecektim.

-"Otur niye kalkıyorsun?"

Kolumu tutup koltuğa ittireceği an kolumu elinden çektim.

-"İyiyim ben."

Yanından geçecekken yeniden koca bedeniyle yolumu kesti.

-"Bir belaya mı bulaştın? Hayatında neler dönüyor?"

Erkeksi sesi kısık çıktığında bile kalbime etkileri büyüktü. Göğsüne diktiğim bakışlarımı gözlerine çıkarttım.

Hiç yapmayacağım bir şeyi yapacaktım. Bir yabancı olan adama titreyen göz bebeklerimle içimi açacaktım.

Dolu gözlerimi kırpmadan kurumaya başlamış dudaklarımı araladım.

-"Hayır öyle bir mesele değil."dedim yapamayarak.

Bu defa yanından geçtim. Kapıda duran halam bana baktı. Neden beklemiş gelmemişti bilmiyorum.

-"İyiyim ben endişelenme."dedikten sonra merdivenlere yöneldim.

Ne bastığım yerden ne de aldığım nefesten haberim vardı.

Ama kendime

-"İyiyim...iyiyim." diye fısıldamayı bırakmadım.

Arkamda bir anda toparlanmış olmamla şaşırttığım iki kişiyi bırakarak odama çıktığımda kapıyı kilitleyerek duvarın dibine yığıldım.

'

Bunca zaman babamdan duyduğum,yaşadığım bütün çıkılmaz olacağına inandığım olayları atlatmıştım. Artık her şey bana inanılır geliyordu.

Fakat ben o gece gördüğüm kadından sonra toparlanamıyordum. Delirecek gibi oluyordum.

Düşündükçe içinden çıkamıyor nefes alamıyordum.

Mutluydu. Nasıl mutlu olabilirdi?

Doğurup bıraktığı kızını hiç mi merak etmemişti? En azından yaşıyor muyum diye bile düşünmemiş miydi?

Öylece kendine yeni bir hayat mı kurmuştu?

Evli miydi? Çocukları var mıydı?

Bana bakmayıp başka çocuk sahibi olmuş muydu? Onları seviyor muydu?

Elimi saçlarımdan geçirip hıçkırdım.

Aldığım soluk ciğerlerimi dağlarken o kadın nasıl öyle mutluydu benim aklım almıyor.

Hiç hiç değerim yoksa...onca ay karnında taşıdığı bir parçasıydım ben. Onun da mı hatrı yoktu?

Diğer bütün insanlar benim kim olduğumu konuşurken o da duymamış mıydı?

Dayanamıyordum. Dayanacak gibi değildim.

Yokluğuna alışmış ruhum onu tekrar yok sayabilmek için biraz güce ihtiyaç duyuyordu. Ama benim o gücüm yoktu.

-"Canım...gelebilir miyim?"

Tıklanan kapının açılma sesiyle yüzümü sildim ve dizlerimi karnıma doğru çektim.

Dün gece yalnızca ayakkabılarımı çıkartmış yatağa oturmuştum.

Saatlerdir oturuyordum. Gece sessizliği çökmüş. Gün aydınlanmaya başlamış. Aradan saatler geçmiş sabah olmuştu.

Ben hep düşünmüştüm.

-"Üzerini bile değiştirmemişsin. Gel elini yüzünü yıkayalım."

Saçlarımı okşayan halam eli titrerken hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu.

Hıçkırıklarımı tutamayınca kendimi onun omzunda ağlarken buldum. İlk defa birisinin yanında ağlıyordum.

Canım öyle yanıyordu ki. O kadar acı içindeydim ki ağlamamı duyan elimin kolumun koptuğunu zannederdi.

Fakat benim içim parçalanmıştı.

-"Senin hiçbir suçun yok. Ağla ama kendine kızma. Asıl suçlu onlardı. Sen dünyanın en masum çocuğusun. Onlar senin hayatını çaldılar. Ama biz sana çok güzel bir hayat kuracağız bir tanem. Sen yeter ki üzülme her şey çok güzel olacak."

Olmayacağını biliyordum.

Gözlerimi silerek başımı kaldırdım. Gözlerinin yaşlı olduğunu görünce elimi uzatıp bir damla yaş olan yanağını sildim.

-"Benim için üzülme. Ben iyiyim. Geçti gitti. Onu düşünmüyorum."diyip gülümsemeye çalıştım.

Bu perişan halimde ne kadar becerebilirsem o kadar oluyordu.

Kimse bana üzülsün istemiyordum. Özellikle bu insan yüreği temiz bir kadınsa.

-"O kadın.."

Elimi kaldırıp yataktan çıktım.

-"Hayır bir şey anlatma hala."

Odadan ayrıldıktan sonra uzun bir süreyi banyoda geçirdim. Ağırlaşmış vücudum suyun altında yerde pelte halindeydi.

Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Mücadele etmek istemiyordum.

Kafamın içini açmak beynimi oradan almak ve düşünmemek istiyordum.

Üşüdüğümü hissettiğimde mecburen suyun altından çıkmıştım. Bornoza sarılıp döndüğüm oda boştu.

İçim yatağa girmek bir daha çıkmamayı isterken ben öyle yapmadım.

Dolabın kapağını açıp rahat takımlarımdan birini seçtim ve giyindim.

Ardından saçlarımı tarayıp ıslak bıraktım ve havluyu banyoya geri götürdüm.

Koridorda halamla karşılaştım. Elinde tepsiyle daimi gülümseyen yüzüyle bana baktı.

-"Aşağı inmek istemezsin diye buraya getirdim."

Ona nasıl hayır diyip kırabilirdim ki?

-"Teşekkür ederim."diye mırıldandım.

Balkonda getirdiği tepsideki kahvaltılıkları zoraki yerken beni yalnız bırakmıştı.

Akşam yemeğini de aynı yerde atıştırdım. Ara sıra yatağa dönmüş yeniden balkonda oyalanmıştım.

Havaların iyiden iyiye soğumasıyla yüzüme vuran serin rüzgar taze yaşları gözümde kurutuyor akmalarına izin vermiyordu.

Kendimi bana layık olmayan bir kadın için harcamamaya karar vermem yaklaşık beş dakikamı aldı.

Geçen saatler benim sindirmem içindi. Ben babamın kızıydım. Onun değil. Hava çoktan karardığında oradan tutulmuş bedenimle kalkmıştım.

Sertçe yutkunup odadan çıktım. Halama bahçede olduğumu söyleyerek seraya ilerledim.

Refleks olarak yan bahçeye gözlerim kaydı. Serin havaya rağmen bahçe masası kalabalıktı. Neşeli kahkahalar atarak oturuyorlardı.

Parıldayan sarı saçlar dün geceyi hatırlatırken bir diğer kişiye baktım. Yanında oturuyordu.

Luna çitlere dayanıp havlamasaydı beni görmeyeceklerdi.

Onu öylece görmezden gelmek istemedim. Seranın kapısından uzaklaşıp çitlere yaklaşırken bahçeye hiç bakmıyordum.

Bedenini kaldırmış çitlere dayadığı patileriyle beni izleyen Luna'nın başını okşadım. Bir kaç saniye onu sevdikten sonra üzerimde olan gözlerden rahatsızlık duymuştum. Tepkisiz donuk yüzümü bozmadan çitlerden uzaklaştım.

Luna tekrar havlamıştı ama tekrar dönmedim. Seranın loş ışığını açarak içeri girdim ve cam kapıyı kapattım.

Bir saat önce çiseleyen yağmur seranın camlarına tutunmuş eşsiz bir huzur veriyordu.

Geçen gün toprağını değiştirdiğim bitkileri kontrol ederken biraz kafamı dağıtmayı ummuştum. Öyle olmamıştı.

Saksısına küçük gelen sukulenti başka bir saksıya geçirirken gözümün önünde durmadan aynı sahne canlanıyordu.

Kendi kendime öfkeleniyordum.

Elimin tersiyle ıslanmış yanağımı silip işime devam ettim.

Neyse ki bitkilerden içerisi görünmüyordu. Bu yüzden rahattım.

Beton saksıyı kenara ittirip ahşap tezgaha tutundum.

Bildiğim ne varsa silip atmama neden olan dün gece bana hayatımın kazığını atmıştı.

Babam olsaydı ne yapacağını bilirdi. Beni nasıl teselli edeceğini nasıl soğutacağını iyi bilirdi yönetirdi. Hatta görmeme tamamen engel olurdu.

O kadın vardı. Yaşıyordu.

Varlığı inkâr edilemeyecek bir gerçekti.

Ben kendi varlığıma isyan ediyordum. Onlara değil.

Göğsümdeki ağrıyı yok edemedikçe gözlerimin buğusu da silinmiyordu.

Kırmızı kalın eldivenleri çıkartıp kenara koyduktan sonra bambu sandalyenin tüylü minderine oturdum.

Ayaklarımı kaldırmış dizlerimi göğsüme yaslamıştım. Kendi halimde hafif bir sallanmayla gözlerimi bir noktaya dikmiş aynı düşüncelerde boğuluyordum.

Ta ki yarım saat içinde gelen halama kadar.

-"Hava iyice soğudu üşüyeceksin. Hem saat geç oldu yat uyu artık."dedi.

Gözlerimi yerden kaldırmadan

-"Uykum yok."dedim.

-"Peki kızım iyi geceler."

Sesimden yüz ifademden ne çıkarttı bilmiyorum ama ikinci ısrarda bulunmadı. Sessizce çıkıp kapıyı kapatmıştı.

Kaç saattir uyanık olduğum hakkında bir fikrim yoktu. Gözlerim sızlıyor baş ağrım artıyordu. Benim uyuyacak kadar bile huzurum yoktu.

Cam kapıdan gelen tıkırtıyla başımı kaldırdım.

Luna.

Kaşlarımı çatarak ayağa kalktım ve kapıyı açtım. Hemen içeri girmiş kuyruğunu sallayarak bacaklarıma dolanmıştı.

Bu saatte çit kapıyı kim açardı ki? Açılmadığı sürece Luna bu tarafa geçemezdi.

-"Ne işin var senin burada?"diye mırıldanıp eğildim ve tüylerini okşadım.

Keyifle yürüyüp sandalyenin dibine oturdu. Resmen yanımda durmak istediğini gösteriyordu.

Yorgun tebessümümle ona baktım ve yürüyerek kalktığım yere geri oturdum.

Terliklerimi çıkartıp yeniden bacaklarımı kaldırdım. Çenemi dizlerime yasladığımda vücudumun ağrısı kendini belli etmişti.

-"Her şey...herkes için bu kadar zor mu Luna?"diye fısıldayarak konuştum.

Boşluğa dalmış göz pınarlarım nemlenmişti.

-"Yoksa ben mi çok güçsüzüm?"

Güçlü olmayı öğrenmemiştim. Güç benim babamdı. Gücüm oydu. O olmayınca hafif bir esintide yıkılıyordum.

Bitkin gözlerim hafifçe kapanmıştı ki hala açık duran seranın kapısı tıklatıldı. Hızla açtığım gözlerimle birlikte bacaklarımı da indirdim.

Neredeyse kapının boyutunu küçük gösterecek büyüklükte olan adam dimdik karşımdaydı.

-"Luna'yı bulamayınca yanındadır diye..."Gözlerim gözleriyle ufak bir temas kurmuştu sözleri yarım kaldı.

Hafifçe boğazını temizleyip kemikli çenesini sıktı.

Herhangi bir şey söylemedim. Ellerimi bacaklarımın yanında sandalyeye sabitleyip sıktım.

Gözlerimi çoktan gözlerinden kaçırmıştım. Zaten ters ışıkta kalmasından dolayı yüzümü net görmediğinden emindim.

Gözleri bir girdap gibiydi. Baktıkça kendimi geri çekememekten korkuyordum.

-"Dün gece.."

-"Dün geceyle ilgili bir şey duymak istemiyorum. Sizi de...rahatsız ettim kusura bakmayın davranışım için. Bir anlık boşluktu."diye tek nefeste açıkladım.

Bir adım atıp yaklaşınca ister istemez yüzüne baktım. Geniş göğsü sabırsız doyumsuz hareketlerle inip kalkıyor düzensiz soluklarını belli ediyordu.

-"Hayır. Ben seni rahatsız eden konuyu soracaktım." dedi teklemeden.

Sesinde en ufak duygu kırıntısı yokken bu yaklaşımı nedendi?

-"Bir şey sormayın lütfen."

İstemsizce sesim titremişti. Bundan nefret ediyordum ama elimde değildi ki! En hassas olduğum en en kötü hissettiğim zamandaydım. Kendimi tutamıyordum.

Aldığı sesli soluk sonrası bir adım daha atmıştı. Bacaklarına dayanan Luna sebebiyle yere eğildi ve köpeğini okşadı.

-"Sen söyleyene kadar sormam."

Zorlandığımı hissettiği için gözlerini benden çekmiş Luna'ya bakıyordu. Sanki konuşmamız normalmiş gibi davranması tuhaf değil miydi?

O kimdi ben kimdim?

-"Ne duyduysanız o. Fazlası yok."diyip nefesimi üfledim.

İç çekerek yerden doğruldu. Yan sandalyeye çöktüğünde gerçek mi değil mi diye bakmam gerekmişti.

Hafif bir eğimle dirseklerini dizlerine dayandığında sırt kasları ekru gömleğinden görünür olmuştu.

-"Kimseye sormadım. Kalkıp seni araştıracak halim de vaktim de yok. Sana soruyorum." dedi keskin sesiyle.

Bir dakika.

O beni merak mı ediyordu?

Sahi.

Öyle görünüyor.

Omuzlarımı düşürüp gözlerimi yerde yatan Luna'ya diktim.

-"Kendimi anlatmayı bilmiyorum."dedim buğulanan gözlerimi kırparak.

Ben benim karşımda olan insanlara dimdik duruyordum.

Ama bu adam sanki parmak uçlarıyla kalbime dokunuyordu. Karşısında kendimi savunmasız yeni doğmuş bir bebek kadar şefkate ilgiye aç buluyordum.

Bu halde çok mu aptal görünüyordum bilmiyorum. Ancak ben buydum işte. O bilmese de gerçek Lavin buydu. Şefkat görmemiş ilgi görmemiş hala büyümemiş bir çocuk.

-"Neden burada kalıyorsun?"Sesinin gücü hiç sarsılmaz hali beni korkutuyordu.

Omuz silktim.

-"Kimsem yok."derken nasıl kötü göründüğümden habersizdim.

Hatta bu adamın kalbini bile sızlattığımdan bihaberdim.

Kimsem yok dediğimde haberdar olduğu dedem ve diğerlerini ailem saymadığımı anlayacak kadar zeki bir adamdı. Sormamıştı.

-"Evin de yok mu?"diye farklı bir soru sordu.

Titrek bir soluk alıp bacaklarımın arasına giren Luna'yı okşamaya başladım.

-"Çok var. İstemediğim kadar her şeye sahibim."dedim acıyla tebessüm edip.

Yabancıyla sohbet ederken onu yabancı gibi hissetmemek değişikti.

-"Daha derdin ne? Rahat mı battı?"

Tavrı ve üslubu karşısında dudaklarım yukarı kıvrıldı.

İnsanın göğsü bu kadar ağırırken onu yok etmek için gülmek istese ağrısı artıyordu.

Ne tuhaf.

-"Oradan öyle mi görünüyor?"diye mırıldanarak sordum ve elimi Luna'dan çekip dikleştim.

Gözlerimi kaplayan yaşlar akmadığı için kendimi şanslı sayıyordum.

-"22 yaşında bir çocuğun avucunda servet varken...farklı bir neden göremiyorum."

Boğazımdan geçmeyen soluğumun ardından zar zor yutkunup gözlerimi gözlerine çevirdim.

Geldiğinden beri başımı kaldırmayıp yüzüme bakmasına engel olduğum için şimdi daha net görmüştü.

Yüzüme yerleşen saatlerin yorgunluğunun yansıması gözlerinde bir kaç kıpırtıya neden oldu. Ama yüzünde mimik oynamamıştı.

-"Haklısınız."dedim sadece.

Kurumuş dudaklarımı dilimin ucuyla ıslatıp göğsümü havayla doldurdum ve başımı eğdim.

Bir yanım kalkıp gitmek daha fazla onunla kalmamam gerektiğini söylüyordu. Çünkü kalbimde iyi şeyler olmuyordu. Hissediyordum.

Bütün ruhumla yanında kalmak öylece varlığını hissetmek istiyordum.

Bu bir tür bağlılıktı. Hiç kimsesiz yaşamış bir kız olarak bu adamın gözlerinde ısınma isteğim çok yanlıştı. Hata yapıyordum.

-"Dün gece ne gördün?"

Yalnızca bir rahat batması olmadığını anlamış olmalıydı ki merakını yineledi.

Galiba en çok kız çocukları üzülürdü. Aklımı gelir gelmez dağıtan göğsümdeki ağrıyı unutmama neden olan adam beni üzmüştü.

Kırgınlıklarım birer birer kanattığı ruhuma hiç çıkmamak üzere saplanmıştı.

Omuzlarıma çöken ağırlıkla sandalyeden kalktım ve dudaklarıma zehir gibi acı veren tebessümü yerleştirdim.

-"Sizin için önemli olduğunu sanmıyorum. Vaktinizi harcamayın. İyi geceler." diyerek seradan çıktım.

°°

Uyumayanlara iyi geceler diliyorum ❤

Bölümü bitirmeden uyusam içim rahat etmeyecekti. Bir de bitirdiğim halde yayınlamasam hiç uyuyamazdım jajsk

Yorumlarınızı çook merak ediyorum.

Sabah uyandığımda buradayım 🐥

Bölüm sonu

4 yorum