İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 10 · 11 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 10

10

°

Ertesi sabah erkenden holdinge gitme kararıyla kalkmıştım. En iyi yöntem kendimi zorundalıklarla zinde tutmaktı.

Başarıyor muydum sanmıyorum ama en azından deniyordum.

Yine aynı gizlilikte babamın odasına ulaşmış imzalamam gereken dosyalarla birlikte yönetim kurulundakilerin sorunlarını dinlemiştim. Her ne kadar benden bilgili olsalar bile ne yapsalar bana danışmaları gerekiyordu.

Sonraki üç dört günde aynı şekilde geldi.

İşleri öğrenmeye kendimi o kadar kaptırmıştım ki erkenden gidiyor akşam geç saatlere kadar holdingde kalıyordum.

Haliyle eve geldiğim gibi halamla bir kaç kelime konuşarak kendimi uykunun kollarına atıyordum.

Bu meşguliyet çalışmamın asıl nedeni içten içe buradan uzaklaşma isteğimdi. İnkâr etsem bile iç sesim bana bunu bağırıyordu.

Aynaya baktığımda gözlerimde oluşan kırgınlık ve ruhumdaki karmaşa göze batıyordu.

Hafta sonu gelip çattığında hafta başından beri yaptığım kaçma işim sonlanmıştı. Odadan balkona bile çıkmak istemiyordum.

Fakat halam bu hafta boyunca çok yalnızlık çektiğini beni özlediğini söylediği için onunla vakit geçirmeliydim.

Dünden kalan fönlü saçlarımı bir lastik yardımı ile yukarıdan at kuyruğu yaptım.

Geceliklerimi çıkartıp ince triko bir elbise giyindikten sonra ayağıma kısa yünlü botları geçirdim.

Serin bir sabah için uygun olmuştum.

Takılarım arasında dün çıkarttığım saati kutusuna koymak aklıma gelince oraya yöneldim.

Babamın hediyesiydi.

Doğum günü hediyem olarak elime vermemişti ama uyandığımda komodinimde bulmuştum. Bu bile büyük bir önem taşıyordu.

Günün ilk saatlerinde duygusal anlamda çökmememek adına kutuyu kapatıp derin bir nefes aldım.

Alt kata indiğimde Numan bey elinde kasımpatı dolu bir kasayla eve giriyordu.

-"Günaydın." dedim tebessüm ederek.

Bu halime önce hafifçe şaşırdı sonra gülümsedi.

-"Günaydın Lavin kızım."

Artık evin çalışanlarının yalnızca çalışan olmadığını ev halkına dahil birer birey olduğunu burada öğrenmiştim.

-"Ne kadar güzeller."diyip son basamağı indim ve renkli yapraklarını okşadım.

-"Bahçedeki menekşelerin yanına dikeceğim. Yardım edersin istersen."derken bitkilere olan ilgimi bilerek söylemişti.

Başımı salladım.

-"Kahvaltıdan sonra gelirim."dediğimde halam mutfaktan çıkmıştı.

Beni görünce gülümsedi.

-"Günaydın canım. Kış bahçesine kahvaltı hazırladık."dedi.

Birlikte kahvaltı masasına oturduğumuzda bu akşam dedemin bizi çağırdığından söz etti.

-"Üzgünüm ama gitmeyeceğim. İstersen sen teklifini geri çevirme ama ben o eve girmeyeceğim."

Bir ailem olacak hevesiyle çıktığım yolda bulduğum dikenler beni geri adım attırmıştı.

Kimseye kendimi sevdirmek zorunda değildim. Kimse de beni zoraki sevmek zorunda değildi.

Babaannem olacak kadının ağzından çıkanı kulağının duymadığı sözlerini çekecek halim yoktu. Zaten iki gün önce dedem holdingde yanıma gelmişti görüşmüştük. Fazladan başkalarını görmeme lüzum yoktu.

-"İstemiyorsan gitmeyiz."

Başımı sallayıp ağzımdaki lokmayı yuttum.

-"Ben varım diye hep evdesin. Lütfen biraz çık ben evde kalırım hiç sorun değil. Havan değişmiş olur."dedim.

Böyle söyleyince başta itiraz etse de kabul etmişti.

Kahvaltıdan sonra halam omuzlarına aldığı şal ile bahçedeki koltukta otururken bende ince bir ceket giyinmiş Numan beyin yanındaydım.

Önce toprağı biraz kazıyıp minik çukurlar açıyorduk. Yani bu kısmı Numan bey yapıyordu.

Bende çiçekleri saksısından çıkartıp açtığı çukura koyuyordum.

Bahçenin belirli bölgelerinde olan çiçek topluluklarını böylece renklendiriyorduk.

Çok geçmeden tanıdık havlama sesini özlediğimi hissettim. Günlerdir bahçeye çıkmamayı sürdürdüğüm için bu koca bebeği de görmemiştim. Fakat belli ki o beni fark etmiş.

Ayağa kalkıp yere koyduğum dizlerimi temizlemeden önce eldivenleri çıkarttım. Sonra çitlere yürüyüp kapıyı açarken asla ve asla o tarafa bakmıyordum.

Bakmak istemiyordum. İstemsiz bir hüzün yüreğimi burkuyordu.

-"Nasılsın Luna?"

Eğilmemle patilerini göğsüme koyunca o koca gövdesi yüzünden popom yere yapıştı. Gülerek yüzünü öptüm. Çıplak bacaklarımın arasına yerleşip kucağıma doğru sokuldu.

-"Bende seni özledim."diye mırıldandım tüylerini okşarken.

Halam ikimize uzaktan gülmüş okuduğu kitaba geri dönmüştü.

-"Ah merhaba! Nasılsınız?"

Bahçeye çıkan kadın bu yöne dönmüş yürüyerek çitlere kadar gelmişti.

Ben yakında olduğum için daha çok göze batıyordum. Bu yüzden rahatsız olmuştum. Neyse ki halam da duymuş kalkarak gelmişti.

-"Gittiğinizi sanıyordum."dedi bir yandan şalına sarınıp.

-"Bir hafta sonra Ece'nin doğumu olacak. Mecburen tekrar geleceğiz. O yüzden git gel yapmayalım diye kalmaya karar verdik."

O yöne bakmasam da konuştuklarını haliyle dinliyordum.

-"Tabii yalnız bırakmak olmaz. İyi yapmışsınız iki sefer yol çekilmezdi."dedi halam.

-"Bugün Saliha hanımlar çaya gelecekler. Uzun zamandır bir araya gelmemiştik. Sizde buyrun gelin. Lavin de bize katılmaz mı?"

İsmimin geçmesiyle başımı yavaşça kaldırıp baktım.

Oturduğum pozisyonun uygunsuzluğu yüzünden utanmak yeni aklıma gelirken yerden kalkarak elbisemi temizledim.

-"Davetiniz için teşekkür ederim ama rahatsızlık vermek istemem." Açık açık oğlunuzu göresim yok ve onun sınırlarına dahil olmak istemiyorum diyemedim.

-"Aksine katılırsan mutlu olurum. Ama ısrar etmiyorum sen bilirsin canım."dedi gülerek.

Gitmek istemediğim için ek olarak bir şeyler söylemedim sessiz kaldım.

Halam katılacağını söyleyerek sohbetini ayak üstü sürdürüyordu.

Gözlerimi etrafta gezdirme isteğiyle dolup taşarken ilerideki hareketliliğe baktım.

İki bahçenin bittiği yerden sonra bağlıklara giden yolda ağaçlar vardı.

Ağaçların altında devasa gövdesiyle uğraş sergileyen adamı görünce güçsüz soluğum dudaklarımdan firar etti.

Bakmak istemedikçe kalbim deli gibi çırpınıyor onu izlemek istiyordum.

Gelen sesler doğrultusunda halam ve Hümeyra hanım da benim gibi o yöne bakıp konuşmalarına geri döndüler.

Onların dikkatini çekmeyen olağan bir durummuş gibi yaşanan bu saniye bende çok farklı etkiler yarattı.

Tanrım.

Odun mu kırıyor o?!

Eğer bu yaptığı işin duygusal anlamda hiçbir açıklaması yoksa benim içimde şaha kalkan duyguların nedeni neydi?

Dizlerim mi titriyor benim? Yok canım daha neler!

Ah

Dilim damağım kurumuştu. Gözlerimi kırparak başımı eğdim. Serin hava birden sanki elli derece olmuştu.

Omuzlarına oturmuş taba rengi fitilli gömleği neredeyse karnına kadar açıktı ve lanet olası mükemmel teni gözler önündeydi.

Bu mesafeden göremesem bile eminim ki o vücudu şekilli kaslardan ibarettir. Ve bunu asla gözümde canlandırmayacaktım.

Asla asla

-"Numan sana sesleniyor kızım duymuyor musun?"

İrkilip halama baktım. Nasıl aklım gittiyse duymamıştım.

-"Şey pardon dalmışım. İyi günler size."dedim Hümeyra hanıma.

Hızlı adımlarla Numan beyin yanına geri gittim. Son kalan saksıyı dikmemi istiyordu.

Bir süre de serada oyalanmaya karar verdiğimde saatler geçmişti. Halam karşı eve gitmişti.

Saatler öğleyi geçerken ben yine kendimi eve kapatmıştım.

Cumartesi günü akşam yemeğini hazırlayan evin çalışanlarını erkenden göndermiştim. Sırf bir yemek masası kurmak için beklemelerine gerek yoktu. Her pazar evlerine gidiyorlardı.

Halama haber vererek çiftlikten ayrıldıkları zaman halam da eve gelmişti.

-"Galiba birileri yalnız kalmak istiyor."diye söylendi.

Gülümseyip kahve bardağını sehpaya bıraktım.

-"İyi gelecek."dedim.

-"O zaman ben erkenden gideyim. Biraz Aynur'la atışır kendime gelirim."diyince küçük bir keyif kahkahası attım.

Sanki günler önce en büyük yenilgimi almamışım gibi gülebiliyordum. Artık hayat bana acı yüzüne alışmayı öğretiyordu.

-"Canını sıkmasına izin verme."

Yaklaşıp başımın üstünü öptü. İç çekip gülümsedim.

-"Endişelenme kuzum. Sen keyfine bak. Ben çıkıp üzerimi değiştireyim."

Oturma odasından çıktıktan sonra kara bulutlarla çevrilmiş dışarısını görmek için camlara baktım. Salonda neredeyse beş ayrı cam olduğu için bahçe kolaylıkla görünüyordu.

Yeni bir kahve için ayağa kalktım. Mutfakta makinenin önünde beklerken bir kaç adım atıp mutfağın balkon gibi olan bölümüne ilerledim. Eşiğe tutunup rüzgarla hareket eden ağaç dallarına baktım.

Evin içi şimdiden sıcaktı. Kış geldiğinde buhar olacağız diye düşünüyorum. Halam üşüdüğü için kış gelmeden sıcakla buluşmuştuk.

Kahvemi almış içeriye geçmiştim. Çok geçmeden halam giyinmiş halde aşağı geldi.

Evin bir başka çalışanı olarak burada duran şoförü onu kapıda bekliyordu. Halamla vedalaşıp kapıyı kapatmıştım.

Nihayet tanıdık yalnızlığa erişmiştim.

Dakikalar birbirini kovalarken ne soğumuş kahvem umrumdaydı ne de oturmaktan uyuşmuş bedenim.

Hiç farkına varmadan adeta nefes almadan dalıp kaybolduğum boşlukta kendime yer arıyordum.

Sanki ilk kez soluklanıyormuş gibi derin bir nefes alıp koltuktan kalktım. Karanlık çökmüştü. Ev karanlıktı.

Bahçenin ışıklarını da yakmamıştım. Yalnızca kendiliğinden yanan bir kaç lamba ile aydınlanıyordu.

Koltuğa bıraktığım ceketi omuzlarıma alıp adımlarımı cam kapıya yönlendirdim. Akşamın en sevdiğim saati gelmişti. Narin seslerle yere çarpan yağmur toprağı ıslatıyordu.

Kapıyı kapatıp evin duvarının hizasında bulunan ahşap oturma bölümüne oturdum ve sırtımı duvara yasladım.

Esinti gitmişti. Özgürce düşen damlalar bana ulaşmıyordu. Bahçenin ıssız huzuruyla kollarımı iki yanımda öylece bıraktım.

Burasının bana iyi geldiğini düşünüyordum. En azından ilk başlarda öyleydi. Benim kaderime mıhlanmış uğursuzluk hiç yok olmayacaktı. Bu sıcacık insanların arasına dahil olamayacağım gibi.

Neden gelip böyle insanların varlığını öğrenmiştim?

Kendime daha fazla acı çektirmek için mi?

Güçsüz omuzlarım düşerken başımı eğdim.

Hep iyi bir çocuk olmak isterdim. Babamın sinirli ama kötü bir baba olmadığını kendime her gün tekrarlardım. Çok küçüktüm ama bazı şeylerin bilincindeydim.

Zaten kaç tane çocuk görmüştüm ki?

Bütün babalar böyledir diye düşünürdüm.

Belki de tek tesellim annem gibi beni terk etmeyişiydi. Sevgi göstermiyordu ama aynı çatının altında kudretini hissederdim.

Beni korurdu. Havada ki mikroptan bile sakınırdı.

Cam fanusta büyüyen bir çiçek olduğumu hayal ederdim. Git gide kuruyacağımı o zamanlar bilmiyordum.

Dünya elimin altındayken benim elimi kaldırmaya isteğim yoktu.

İnsanın kabuğu kırılınca özgürleşir miydi bilmiyorum. Ama ben aksine yok olmaya yüz tutmuştum.

-"Gelebilir miyim?"

Tok ses karşısında irkilip başımı kaldırdım. Nefesim bir anlık korkudan kesilmişti.

Nasıl olmuştu da yaklaştığını görmemiştim? Hem de böylesine devasa iken.

Bocaladığım o anlarda gözlerimi yere indirip yutkundum ve belli belirsiz başımı salladım.

Bank ikimizin sığacağı kadar geniş ama bir o kadar onun bedeni için küçüktü.

İki uzun adımla gelip yan tarafımdaki boşluğa otururken bankın en ucuna kaydım ve ellerimi kucağıma bıraktım.

Duygusal anlamda hep en açık olduğum zamanlar birbirimizi bulmamız tesadüf müydü?

Ayrıca bu adam neden yanıma gelmişti?

İnce yağmur damlaları üstündeki gri gömleği hafifçe ıslatmıştı. Ama hiç etkilenmişe benzemiyordu.

Gözlerimi geri çekip ona bakmayı kestim.

-"Daha önce konuşmak istedim ama...pek göremedim seni."

Konuşmakta zorluk çekercesine bıkkın halde nefesini üfledi.

Kalbim hiç olmadığı kadar hızlanırken göğsümü sabit tutmaya çabalıyordum. Terleyen avuç içlerim ve sıkışan soluklarımla hiç iyi halde değildim.

Benimle konuşmak istiyor.

-"Bir sorun mu var?"Sesim cılız güçsüz çıkmıştı. Karşısında daha kolay konuşabilmemin yolu yok gibiydi.

Omuzlarının genişliği yüzünden ona değme korkusu çekiyordum. Fakat ne olursa olsun çok yakınımdaydı.

Bedeninden yayılan erkeksi güç ve sıcaklık beynimi bulandırıyordu.

-"Geçen gece ki tavrımdan dolayı özür dileyecektim. Bazen düşünmeden konuşuyorum. Çok fazla insanların içine karışmadığım için...aklımdan geçeni direkt söyleme alışkanlığım var. Seni kırmak istemedim."

Bütün sert görüntüsüne rağmen içindeki hassasiyet kavramına hayran kalmıştım. Ancak bu kırgınlığımı silemezdi.

Yine de umursamayabilirdi. Kalkıp yanıma gelmesi,benimle konuşmak için beni görmeyi beklemesi...ne diyebilirdim ki?

Tek bildiğim bu yaptıklarına içimde yer vermemem gerektiğiydi.

Hayır.

Gördüğüm her şefkate sığınmamalıyım.

-"Kırmadınız. Unutmuştum bile."dedim gerçekçi olmaya çalışarak.

-"İyi öyleyse." dedi eski sert tavrına dönüp.

Dik bakışlarıyla ileriye bakıyordu. Ben ise ona.

Elbette ona baktığımı biliyordu. Bakmamalıydım. Kendimi alamıyordum. Sakalları uzamış kesilme zamanları gelmiş gibiydi. Onu her gördüğümde bir tık daha kısa dururdular.

-"İyi."diye mırıldandım.

Başını öylesine salladı.

Halimizin saçmalığı sanırım ikimizin de ilgisini çekmiyordu. Bir tek yanımda oturmaya devam etsin diye diliyordum.

-"Kimse yok mu?"diye sordu bir kaç dakika sonra.

-"Yok." Hem konuşsun istiyordum hem de gidip dünyanın en kısa cevaplarını veriyorum. Deli mi neyim?!

Zaten heyecan ve stresten midem bulanmaya başlamıştı.

-"Halam dedemlere gitti."diye ekledim sonra karnım sancılanırken.

-"Sen niye gitmedin?" İlgilenmiyormuş halde sorarken bile benimle konuşma çabası içime çocuksu bir heyecan salıyordu.

Benden nefret eden babaannem yemeğime zehir katabilir diyecektim.

-"Yorgun hissediyordum."dedim ve dilimi dudağımda gezdirdim.

Koca bedeninde sırtını dikleştirip geriye duvara yaslanınca gözlerim irileşti.

Ben mi çok çelimsizdim yoksa o mu çok devdi bilmiyorum.

-"Luna bütün hafta ona gelirsin diye kapıda bekledi. Benden çok seni araması gururumu incitiyor."

Sessizce gülümseyip başımı eğdim.

-"Kıskanıyor musunuz yoksa?"derken bu soruyu sorduğum için yanaklarımı sıcak basmıştı.

Bana yan gözle öyle bir baktı ki kalbim göğsümden fırladı sandım.

-"Hayır. Onunla ilgilenmenden mutlu oluyor."

Dudaklarımı birbirine bastırıp sakin kalmak için bir kaç düzenli soluk alıp verdim.

-"Daha önce hayvanlarla vakit geçirme fırsatım olmadı. Ama Luna'yı çok sevdim."diyip sessizliğe gömüldüm.

Oturmasına rağmen bana üstten bakabiliyordu. Beni izliyordu.

Evet şuan!

-"Ailen mi izin vermiyordu?"

Sorusu üstüne kısa bir an soluksuz tepkisiz kaldım.

Yüzümde mimik oynamazken dişlerimi birbirine bastırmış hiç oynatmıyordum.

Sonra bu adamın hiçbir şey bilmediğini kendime hatırlattım. Sorabilirdi. Normaldi.

-"Evcil bir hayvanın sorumluluğunu alabileceğim ortamda değildim."diye en net şekilde açıkladım.

Sonuçta ben kendime bile bakamıyordum. Aklıma bir hayvan sahiplenmek gelmedi.

-"Yurtdışında hayvan yasağı mı başlamış?"

O alay eden umursamaz tavrına gülecektim ki kendi kendime ne yapıyorsun diye kızdım.

Hiçbir insana, bu insan karşımda nefesimi kesen adam bile olsa alışmayacak bağlanmayacaktım.

Sesinin beni huzura erdirmesine izin vermeyecektim.

İnsanlar güvenilmezdir.

Evet babam daima böyle söylerdi.

Ellerimi yumruk haline getirip tırnaklarımı avucuma batırdım. Göğsümde o bilindik ağrı ne zaman gitmişti bilmezken şimdi yine yerini almıştı.

-"Sizinle sohbet etmenin uygun olduğunu sanmıyorum."

Bu adam kim Lavin?

Sen ne zamandan beri tanımadığın bir adamın gözlerinde kaybolmak istiyorsun?!

Hızlanmış yağmur damlaları sanki içime vuruyordu. Oturduğum yerden titreyerek kalktığımda benimle birlikte kalkmıştı.

-"Ne oldu şimdi? Bilmeden yanlış bir şey mi söyledim?"diyerek önümde dağ oldu.

Başımı olumsuz anlamda salladım. Ne diyeceğimi bulamıyordum. Belirli bir sebep sunabilir miydim? Sanmam.

-"Olması gerekeni yapıyorum. Sizi tanımıyorum ve...niye benimle konuştuğunuzu anlamıyorum." Aceleci tavırla hemen sol taraftaki kapıyı açıp içeri adım attım.

Arkamdan gireceğini hiç ama hiç tahmin etmemiştim.

Giriş yeri kış bahçesiydi. Eve giremeden bileğimi tutup durdurdu.

Soluk soluğa kendimi fazlasıyla yakınında buldum. Göğüslerim neredeyse göğsüne değecek kadar bir yakınlık.

Sert çehresi biraz daha ifadesizleşip geri adım attı. O hiddeti saniyeler içinde yerini hissizliğe bıraktı. Bileğimi saran sıcak parmakları usulca yok oldu.

Elini koyu kahve saçlarından geçirip kaşlarını çattı.

-"Ben saçmalamadım. Haklısın."Eli havada kalırken indirip nefesini üfledi.

-"Bir daha gelmem."

Kendi kafa karışıklığını gözlerine yansıtıyordu. Siyah dipsiz bir kuyuya dönüşen kahvelerini benden çekti. Hırsla arkasını dönüp kapıyı kapatarak uzaklaştı.

Doğruyu yaptığıma inanmak istiyordum.

°

Merhabalaar ❤

Bu çiftimiz tahmin ettiğiniz üzere biraz zor birleşecek. Bu yüzden hemen her şeyin olmasını beklememeliyiz 🐥

Diğer bölümü yazmaya da başladım. Henüz nasıl bir yol ilerlesem bilemiyorum ama yeterince derin derin düşünerek yazıyorum ❤

Bölüm sonu

2 yorum

  • Aynen çok doğru yaptın aynn amk ağüağağa adamın hiçbirşey bilmemesine deliriyorum ve kız neden birden bire uygun değiliz dediği çok saçma ğağağağ sinir oldum salalağ