İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 11 · 11 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 11

11

Merhabaa❤

Pazar sürprizi gibi zamansız geldim ahsj

Dün gece bir heves yazıp bitirdim ve yine hep olduğu gibi asla kendimi tutamayıp yayınlıyorum.

İyi okumalar ❤

°

Günlerin birbirini kovaladığı dönemde bahar sonlanmış kış mevsimine girmiştik.

Benim için daha iyisinin olacağını umduğum o hayal kaybolmuştu. Çünkü attığım adımlar silinmiş içimde koca bir boşluğa yer bırakmıştı.

Karnıma sancılar vurduran adamdan uzaklaşalı bir ay olmuştu.

Ben bana huzur veren bu çiftlikte nefessiz kalmak nedir onu yaşıyordum. Uzaklaşıp ilmek ilmek örüldüğünü hissettiğim bağı koparmak istemiştim.

Alışkanlık kurmayacak kimsede şefkat aramayacaktım. Kendime bunu inandırmaya çalışırken gözlerimi her kapattığımda aynı yüzü görmekten içim sıkışıyordu.

Her gece başımı yastığa koyduğumda aynı şeyi düşünüyordum.

Ne zaman?

Ben ne zaman böyle tutulmuştum?

İzlediğim dizilerde, filmlerde ve kitaplarda her şey farklıydı. İnsanlar birbirlerini tanır,vakit geçirir ve hislerini açığa çıkarırdı.

Ben...ben sadece uzaktan heyecanlanarak görmeyi umduğum benden yaşça büyük adama ne zaman böyle bağlanmıştım?

Hislerimi bile tam olarak bilmiyordum. Kendimden çok ama çok utanıyordum.

Heves miydi yoksa hayranlık mı?

Hayatımda onun kadar mükemmel bir erkek görmediğim için mi gözümde büyümüştü? Yoksa gerçek anlamda kalbim ilk kez mi birini içeri almıştı?

Düşüncelerimden utanırken sanki dışarıdan birisi anlıyormuş gibi daha çok çekingen içine kapanık olmuştum.

Bugün halamın misafirleri vardı. Kaybettiği eşinin akrabalarından bir kaç kişi gelmişti.

Yalnızca geldiklerinde karşılamış sonrasında odaya çıkmıştım. İnce giydiğim için üşüyerek üstümü değiştirmeye karar verdim.

Bej rengi taytın üstüne açık kahve tonlarında oversize bir sweat giyindim. Saçlarımı dışarı atıp el yordamıyla düzelttikten sonra odadan çıktım.

Sakine hanımın kızı Nisa odaya çıkmadan rica ettiğim kahvemi hazırlamıştı.

Teşekkür ederek kupayı elinden aldım ve bahçeye ilerledim. Dışarı çıkmadan kenarda bıraktığım kısa botları ayağıma geçirdim.

Seraya doğru adımlarken yan bahçeye evin içinden kalabalık bir grup çıktı.

Soluklarım kendiliğinden hızlanırken üşüdüğümü hissettim. Saniyesinde allak bullak olmuştum.

Asil'in...artık içimden bey demeyi bıraktığım adamın yüzünü görmekten aynı yenilgiyle ve utançla kaplanmaktan korkarak seranın kapısını açtım.

Yine istemediğim bir şey oldu.

İsmim seslenildi.

Lanet okumamak için kendimi sıkarak başımı çevirdim. Çitlere yaklamış gülümseyerek bana bakan Kaan beydi.

En son ki karşılaşmamızdan sonra onu bir daha görmemiştim. En son ki de pek iç açıcı bir anı değildi.

-"Merhaba."diye mırıldanırken bedenimi ona döndürmüştüm. Aramızda yaklaşık üç metre kadar mesafe vardı.

Arkasında olan beş kişilik grupta en dikkat çeken parlak sarı saçlarıyla duran Vildan'dı.

Hepsinin üstünde binici kıyafetlerinin olması yaptıkları aktiviteyi belli ediyordu. Ciddi anlamda oraya bakmak istememiştim.

Ama varlığımı bilerek sırtı dönük duran adam göğsümü çok acıtmıştı. Başını bile çevirmemişti. Hepsinin merakla bana bakmasına rağmen.

-"Nasılsın? Bayadır görüşemedik."

Boğazıma oturan yumruyla konuşmak çok zor geldi. Bir yandan burnum sızlıyor haftalardır görmediğim yüzü nedeniyle üzüntüden kahroluyordum.

-"İyiyim sen nasılsın?"diye sorarken neredeyse dökeceğimi sandığım kahve kupasına parmaklarımı doladım.

-"Lavin hanım! Lavin hanım gelir misiniz?!"

Avluyla arka bahçenin birleşim kısmında evin duvarını geçip yanıma koşturan Ömer nedeniyle Kaan beye bakmayı kestim.

-"Ne oluyor?"

-"Eve girin. Hemen."Elini sırtıma koyup adeta ittirmeye başladığında ters giden bir şeyler olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Aynı saniyelerde avludan araba sesleri geldi. Lastiklerin çıkarttığı ses buraya kadar gelmişti.

-"Ömer kim geldi?"

Bu telaş ve acelesi bahçedeki insanların da dikkatini çekmişti. Avludan gürültü yükseldiğinde ise iyice beynim durdu.

-"Lavin hanım sadece eve girin biz halledeceğiz!"

Beni ittirmesini engelleyip soluk soluğa ona baktım.

-"Eğer ters giden bir şeyse polise haber verelim. Ben burada kimseye zarar gelsin istemiyorum." derken ne yapacağımı şaşırmış haldeydim.

Başını iki yana salladığı esnada avludan gelen sesler iyice yükselmişti.

Halam ve misafirlerinin duymaması imkânsızdı. Tam bunu düşünürken evin bahçesine çıktılar.

-"Neler oluyor?! Lavin? Kapıya gelen adamlar da kim?"

Tanrım.

Yardım et.

Gözüm bir anlık karşıya kaydı. Asil'in yanında Kaan beyle birlikte başka bir adam evin duvarından ilerliyorlardı.

-"Onlara engel ol gitmesinler! Çabuk Ömer!"

Canının tehlikeye gireceği düşüncesi beynimde uğultu yaratırken Ömer dediğimi yapıp yapmama arasında kalmıştı.

-"Tamam. Tamam bir saniye." Ellerimi saçlarımdan geçirip dehşete girmiş kadınlara baktım.

-"İçeride kalın."dedikten sonra evin duvarından ilerlemeye başladım.

Korkmuyordum.

Şaka gibiydi ama korkmuyordum. Benim dışımdaki herkes için korkuyordum.

-"Lavin hanım! Hayır!!"

Ömer engellemeye çalıştığı adamların yanından bana bağırıyordu.

Onu dinlemedim.

Benim için geldiği belli olan gürültünün kaynağını görmek için duvarı döndüm.

-"Lavin orada kal!"

Ayaklarımı durdurmamı sağlayan tok sese baktım.

-"Çekilsene lan önümden."diye Ömer'e bağırdığı esnada ona dalıp giden gözlerimi çektim.

Avluya attığım adımla gözlerim irileşti. Yakın ve uzak bütün korumalarım buradaydı. Yabancı adamlarla hır gür içinde kavga ediyorlardı.

Eski Lavin olsa şimdi kaçmak için yer arardı. Hatta olduğum yerde bayılabilirdim.

Fakat öyle olmadı. Gözlerim bu tehlikeli karmaşada tek bir yere takıldı. Arabasına yaslanmış uzaktan eğlenerek çıkan dehşeti izleyen bir adam vardı.

Gözleri sanki geldiğimi hissetmiş gibi gözlerime kitlendi. Yüzü bir seri katil gibi donuklaşırken doğrulup omuzlarında duran ceketini yanındaki adama verdi ve yürümeye başladı.

-"Çekilin yeter bu kadar eğlence." Dudaklarının kısa bir kıpırtısıyla adamların hepsi korumalarımın üstünden çekildi.

Kalbim ağzımda atıyordu. Hepsi belinde silahlı adamlardı.

-"Sonunda kuş yuvadan çıkabildi. Merhabalar minik kuş."

Söylediği tabire uygun kuş gibi çırpınan kalbimle korkumu belli etmemeye çabaladım. Dik çenemle gözlerimi gözlerine kitlemiştim.

Evin kapısında korkudan ismimi sayıklayan halam beni kendime getirtti. Başımı çevirip Serdar'a baktım. Hırsla soluklanan tüm erkekler gözünü kırpmadan beni izliyordu.

Serdar'a başımla halamı işaret ettim. Halam aynı korku çığlıklarıyla eve kapatılırken bir diğer öfkeli ses Asil'e aitti.

Ömer'i geçerek bana doğru gelmeye atıltığında karşımdaki adam ona doğru elini kaldırdı. Anında beş tane koca adam önünde duvar oldu.

-"Kimsin sen?! Ne istiyorsun?!Yapma! Çek şu adamlarını!"diye önümde güç gösterisi yapan yabancıya bağırdım.

Onca adamın zaptetmeye çalışması onun için daha fazla korkmama sebep oluyordu. Zarar görecek diye bütün bedenim titremeye başlamıştı.

-"Bana bağırıyorsun?"Bir adım atarak üstüme yürüdüğünde yüzünden geçen tehlike karşısında boyun eğmedim. Aynı tehlike boyutunda dudağı yukarı kıvrıldı.

-"Cesaretini sevdim. Güzelliğin kadar etkileyici." diye mırıldanıp göz ucuyla beni süzdü.

Otuzlu yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim adam yanağındaki yara izi dışında çirkin ve korkutucu değildi.

Son anda yere savrulan adamın aldığı darbenin Asil'e ait olduğunu görmemle diğer adamlar üstüne çullanmıştı.

Ağzımdan kaçan çığlıkla yanına koştum.

Serdar , Koray ve Ömer sanki Asil'i korumakla görevliymiş gibi o adamlara adeta saldırmışlardı.

Yumrukları havada uçuşurken Asil'e herhangi bir darbe gelecek diye aklım çıkıyordu.

-"Lanet olsun durdur şunları!"diye çığlık atarcasına bağırdım.

-"Hakan duydunuz hanımefendiyi." Alay edercesine seslendiğinde onu parçalamak istiyordum.

Dev gibi adamların arasına çekinmeden girip Asil'e baktım. Yüz yüze geldiğimizde gözleriyle yüzümü tarayıp elini mengene gibi bileğime sardı ve arkasına çekti.

Sırtını dönerek önüme set olmuştu.

-"Kan dökmeye gelmedik ya ne bu tantana? Tanışmaya geldik Lavin hanım. Zor kullanmak istemeyiz."

-"Şerefsiz."dedi Asil yüz kasları seğirirken.

-"Sakin ol ve karışma lütfen."dedim.

Gözleri değişirken kolumdaki elini sıklaştırdı. Bir şey diyecekti ki o adam seslice boğazını temizledi.

-"Anlayış sürem kısalıyor."

Asil'in gözlerine kapılınca soyutlandığım için bir an ortamı unutmuştum.

-"Geride kal. Seni ilgilendirmiyor."demek zorunda kalmıştım. Umursamayıp uzaklaşmasını istiyordum.

-"Lavin!"

Gitmeme izin vermediği için kolumu sertçe çekmem gerekmişti.

Güçsüz adımlarla avlunun ortasına ilerledim. Ellerini arkasında birleştirmiş öylece dikiliyordu. Geldiğimi görünce gözlerindeki o sertlik yumuşadı.

Başını hafifçe eğip kaşını havaya kaldırdı.

-"Karşımda Doğan bey olsa taş taş üstünde bırakmazdım. Ama senin güzel hatrına sakinliğimi korumak istiyorum. Baştan tanışalım ne dersiniz?"

Elini uzattığında dişlerimi sıkarak uzattığı eline baktım.

-"Eşkıya mısınız?"diye sordum nefretle bakıp.

Dişlerini göstererek güldü. Bir bakışıyla etrafımızda etten duvar ördürdü. Sırtı dönük adamların içinde gülmesini sonlandırdı.

-"Musa Türen. Hanımefendiler nezaketen el sıkışmaz mı?"

Hala havada tuttuğu eline göz ucuyla baktım.

-"Nezaketten haberiniz var mıydı sizin?"

Uzandığı an zorla elimi tutmuştu. Çekmeye çalışsam da acıtacak derecede sağlam tutuyordu.

-"Sizi görünce öğrenesim geldi."dedi kısık sesiyle.

Zorla tuttuğu elimi öptüğünde midem çalkalanmıştı. Dudaklarının değdiği yeri kimyasalla temizleme isteğim kabarırken zorla elimi kurtardım ve geri adım attım. Sırtımın çarptığı adam çekilip uzaklaşmama müsaade etti.

-"Seninki gidiyor. Korktu herhalde." Gözleriyle gülerek gösterdiği yere baktım.

Asil yanında Kaan beyle arkasını dönmüş bahçeye geri gidiyordu. Adımlarından akan öfkeyi nedensizce iliklerime kadar hissediyordum.

-"Ne istiyorsun?"diye bıkkınca sordum.

Benim açtığım arayı kapatıp elini yüzüme doğru kaldırmıştı ki araya Koray girip elini ittirdi.

Anında sinirlendiğini fark ettim ama neyse ki bir şey yapmamıştı.

-"Sizde bana ait bir şey var küçük hanım. Zamanında bana ait olan ama babanın el koyduğu mekanımı geri istiyorum. Çekil şuradan lan? Alın şunu." Göz göze gelmemizi engelleyen Koray'ı zorbalıkla kenara aldırdığında aramıza bir adım mesafe bırakarak durdu.

-"Ne diyordum? Haberin var mı bilmem ama bana geri vereceksin."

Karşısında mafya mı durduğunu sanıyor bu adam?

Hiçbir bilgim yoktu. Bu yüzden adamlar tarafından tutulan yakınımda olan Koray'a baktım.

-"İtalya'daki kumarhane'den bahsediyor."diye açıkladı.

-"Hepsinin kapatılmasını söylemiştim." dedikten sonra önümdeki adama baktım.

-"Haberim var. Küçük bir kızın kumarhane işleteceğini sanmıyorum."

-"Ne istiyorsan al. İnsan gibi konuşmak için gelseydin de aynı cevabı alırdın."dedim sinirle.

-"Biz heyecan severiz güzelim." diyince ona bakmayı kestim.

Kendini ne sanıyordu acaba?

-"Lavin hanım. Bu iyi bir fikir değil."diyen Koray'a ben heyecan sevmem yanıtını verecektim ki saçma olacağı için sustum.

-"Sen sus lan. Lavin hanım ne derse o."

İstediği olduğu için gevşemiş gülüşüyle karşımda keyiflenen adama tiksintiyle baktım.

-"Aferin küçük kız. Yarın holdingde kahveni içmek için geleceğim. Verdiğimiz kısa süreli rahatsızlık için özür dileriz." Elini kaldırıp selam verdi ve arkasını döndü.

Adamları arabalarına doluşup giderken ben olduğum yerde hala bir filmin içinde miyim diye düşünüyordum.

Şaka mı?

Gerçekten az önce yaşananlar şaka mıydı?

-"Lavin hanım. Doğan bey orası için çok mücadele et-"

-"Aynı şeyi tekrar yaşamak istemiyorum. Anlıyorsunuz değil mi?"derken onlara karşı ilk kez bu üslupta konuşuyordum.

Havada duran kaşımla karşımda duran adamların hepsine tek tek baktım.

-"Anlıyoruz efendim."

Gözlerimi kısa bir an kapattım. Tanrım beni neyle sınıyorsun?

Aklım yan evdeydi. Kim bilir neler düşünüyorlardı?

Fakat yapmam gerekeni yaparak evden içeri girdim ve salona yöneldim. Üzüntü ve kederle çökmüştüm.

Halam neredeyse baygınlık geçirmiş koltukta uzanıyordu. Hem misafirleri hem de evin halkı başındaydı. Ellerine kolonya dökerek ovalayan Sakine hanım beni görünce bakışlarını kaçırdı.

-"Hala özür dilerim çok özür dilerim. Bunu yaşamanı istemezdim."

Yanına yaklaştığımda doğrulup yanına oturmamı sağladı ve sıkıca sarıldı. Sarılırken sinirlerinin bozukluğuyla bir yandan ağlıyordu.

-"Kim bu insanlar kızım? Ne istiyordu senden? Allah'ım ya sana bir şey yapsalardı? Ben ne yapardım nereye giderim?"

Ağlaması şiddetlendiğinde gözlerinden korku akan kadınlar gitmek için hazırlanıyordu.

-"İyiyim bak iyiyim ben bir şey olmadı. Hallettim geçti. Özür dilerim. Sen iyi misin?"

-"Tansiyonu yükseldi. İlacını getirdim ama doktora haber vereceğim."diyen Numan bey gözlerini kaçırarak uzaklaştı.

Herkesi korkutuyordum.

Halama sarılmış sakinleşmesini beklerken içeriye Hanife hanımla birlikte başka bir kadın daha girdi. Telaşla halama koşmuşlardı.

Ayağa kalkıp onlara izin verdim. Hepsi olaya şahit olmuştu. Ve tamamen korku içindeydiler.

Kalbimde hissettiğim derin sızıların büyüklüğüyle karşımdaki kadınları izledim. Birbirlerine verdikleri destek karşısında gittikçe mahcup hale gelmiştim.

-"Ben.."Nazikçe boğazımı temizlediğimde bana baktılar.

-"Hepinizden tekrar özür dilerim."diye mırıldandım.

-"Senin bir suçun yok yavrum. Bende iyiyim üzülme."dedi halam.

Hala beni düşünüyordu.

İki evi de birbirine katmıştım. Yenilgiyle düşen omuzlarım eşliğinde sarsak adımlarla salondan çıktım. Duvara tutuna tutuna kış bahçesine çıkmış koltuğun kenarına çökmüştüm.

Ne yaşadığımı yeni yeni hazmediyordum.

Akşam karanlığı çöktüğünde ben henüz kendimi düşünmeye vakit bulamamıştım. Aile doktoru gelip halamla ilgilenmişti. Ona sakinleştirici bir serum bağlamış odasında istirahat etmesini söylemişti.

Ev rahatsız edici sessizliğe gömüldüğünde uyuya kalan halamın odasından ayrılmış yorgun adımlarla merdivenleri iniyordum.

Tek kelimeyle yıkılmıştım. Bu huzur dolu yuvayı,içindeki insanları ruhen incitmiş olmak omuzlarıma öyle ağırlık vermişti ki kendime üzülemiyordum.

Evin kapısını zar zor açıp derin soluklarla dışarı çıktım. Soğuk havayla birleşen bedenim titrerken mahcup gözler bana çevrilmişti.

Dalgın halde yürümeyi sürdürdüm.

Gidecek yerim yoktu ama gidiyordum.

Avlunun ortasını geçmiş kapıya doğru gidiyordum ki yan evin kapısı açıldı. Konuşma seslerini tanıyordum.

Dönüp bakmadım. Kulaklarımda uğultu vardı.

Kapının olduğu kısa duvardan destek alıp bir iki saniye güçlenmek istedim.

-"Lavin hanım. Efendim...yağmur başladı. Şemsiye-"

Arkamda konuşan Koray'a bakmadan sadece elimi havaya kaldırdım. Susmuştu.

-"Beni yalnız bırak."diye kısık sesle konuştum. Sadece ihtiyacım olan nefes almaktı.

Yanımdan yavaşça geçip evin avlusundan ayrılan arabada göz ucuyla gördüğüm Kaan beydi. Araba karanlık orman yolunu aydınlatarak uzaklaştı.

Yan evin kapısı hala kapanmamıştı. Orada duran bedenin kime ait olduğunu biliyordum. Sırtımda gözlerini hissediyordum.

Bahçe kapısından çıkıp ilerlemeye devam ettim. Kenarda çimenlere basarak ahşap çitlerin yanından yavaşça yürüyordum.

Arkamdan adım sesleri geldiği için korkutucu karanlık o kadar da ürkütmüyordu.

Kapı kapanma sesi sessiz arazide net şekilde duyuldu.

Bitkin çökmüş bedenim yağmur damlaları altında ıslanırken dayanamayıp çitlere ellerimi yasladım ve başımı eğdim.

Hıçkırıklarım birer birer firar ediyor ağlamam artıyordu. Sarsıla sarsıla ağlarken içimde büyüyen ağrı da kendini daha fazla hissettiriyordu.

Karanlığın içinde ayakta duramayarak yere çöktüm. Sırtımı yasladığım çitin dibinde ağlarken küçülüyordum.

Dakikalar boyunca orada ağlamıştım.

Bir kaç adım ötemde yağmurdan etkilenmeden dimdik bekleyen Koray vardı.

Yine kendime üzülemedim. Benim içim ıslanıyor diye ona bile ağlarken kendimi acımasız bir kötü hissediyordum.

-"Gider misin lütfen?"dedim hıçkırıklarım arasında.

-"Gidemem efendim."

-"Islanıyorsun."diye ağlayarak söyledim.

-"Siz de ıslanıyorsunuz. Eve dönmelisiniz."

Nefesimi üfleyip ellerimi çimenlere bastırdım. Üstüm başım çamur içinde kalmıştı. Kıyafetlerim ıslanmış bedenime yapışık haldeydi. Tam anlamıyla berbattım.

Yerden kalkıp ellerimi üstüme sildim. Elimin tersiyle ıslak yüzümü sildiğimde gözlerim yerlerini boş bırakmayıp aynı yaşlardan akıtıyordu.

Durumlarla baş etme yolum ağlamaktan geçmezdi. Ama ben hiçbir şeyle başa çıkamaz olmuştum.

Yaşlarla ıslanmış dudağımı ısırıp eve geri yürüdüm. Çamura bulanmış botlarımı kenarda çıkartarak içeri girdim. Sessizce kapıyı kapattım.

Merdivenleri çıkarken saçlarımdan sular süzülüyordu.

Önce banyoya girdim. Temizlenip üzerimi giyindim ve halamın aralık kapısına yaklaştım. Eşiğe yaslanıp ona baktım.

Derin bir uykudaydı. Sarsılmıştı.

Misafirleri şehire döner dönmez bu olayı etrafta duyurmuşlardı. Hem kendi derdimizle uğraşmış hem de gelen telefonlarla ilgilenmiştik. Özellikle dedem çıldırmıştı. Gelmemesi gerektiğine zar zor ikna etmiştim.

Kimseyi çekecek halde değildim.

Kapısından çekilip odama girdim. Adımlarım beni balkona yönlendirmişti.

Tenimi sızlatan soğuk çıplak kollarıma çarparken gözlerim sadece yan eve kilitliydi.

Bir ay üstüne soluğunu yüzümde hissedecek kadar yanına ulaşabildiğim adamı endişelendirmiştim.

Benim için korkmuştu. Ben onun için korkmuş onu kendimden uzaklaşırtırmıştım.

Belki de yerimde kim olsa aynı endişeyi yaşardı. Ben büyütüyordum. Ne diye anlam çıkarmaya çalışıyordum ki?

Dertlerimin arasına bir de kalbimi eklememeliydim.

O gece gözüme hiç uyku girmedi. Yatağıma uzanmış boş duvarı izleyerek düşünmüştüm.

Kendime teselli cümleleri aramıyordum. Kırbaç gibi sırtımda yer edinen kimsesizliğimin ne kadar iyi olduğunu düşünmüştüm. Birisine değer verince korkuların büyüyordu.

Aklımda yer edinen kararı dilimin ucuna getirebilmem zor olacaktı.

°

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

Asil gerçekten kendini çekip tamamen sırtını dönecek mi dersiniz?

Lavin'in yaşadığı o karmaşayı size tam anlamıyla aktarabildim mi bilmiyorum ama hissettiği endişe ve korkuyu anlamanızı diliyorum

Lavin şimdi ne yapacak okuyup göreceğiz ❤

Bölüm sonu

3 yorum