°
Ertesi sabah yalnızca yarım saatlik gözümün daldığı uyku sonrası uyanmıştım. Bedenim öyle yorgun ve kırgındı ki gözlerimi zorla aralamış yataktan kalkmıştım.
Banyoda yüzümü yıkadığımda baş ağrısından yüzümü buruşturmak zorunda kaldım.
Güçlükle kendimi toparlayıp halamın odasına ilerledim. Kapısı gece olduğu gibi aralık duruyordu.
Muhtemelen serumun etkisiyle süren uykusundan uyanamamıştı. Kapısından çekilecekken üst kata gelen Sakine hanımla karşılaştım.
-"Günaydın." Çekingen bakışlarını kaçırıp olduğu yerde durdu.
Bana karşı geldiğim günden beri sıcak olan kadın haklı tavrıyla uzaklaşmıştı.
-"Günaydın. Halam uyandığında çıktığımı söylersiniz."
-"Olur söylerim Lavin hanım."
Sessizce odama geri döndüm. Ne diyebilirdim ki? Ben bile bu kadar sarsılmışken onların korkmaması tuhaf olurdu.
Gecenin kat kat fazlalaşarak yüklendiği vücudum neredeyse kendini baygın halde bırakmak üzereydi.
Ama ben bırakmadım. Bir karar vermiştim.
Önce şu bitik halimi toparlamalı ince bir çizgiye yerleşmeliydim.
Aynanın karşısında önce saçlarımı taradım. Ardından ısınan makine ile hızlıca düzleştirip kapattım. Rengi sönmüş gözlerimi makyajla kamufle ederken gözümün önünde Asil'in döndüğü sırtı belirdi.
Kalbim sızım sızım sızlıyordu. Bunun için o tavrı koymuştum. Uzak durmalıydı. Biz asla bir araya gelmemeliydik. Kalbimin yenilmesine izin vermemeliydim.
Sadece çok yorgundum. Bir köşeye çekilmek kendimi kapatmak istiyordum.
Ortalık karışmışken böyle bir lüksüm olmadığını kendime hatırlattım. Solgun yüzüm makyaj yardımıyla profesyonel bir ifadesizliğe erişti. Dolgun dudaklarıma belli belirsiz bir ruj sürüp saçlarımı geriye savurdum.
Dolabıma yönelmeden telefonumu aldım. Saat henüz yedi sularındaydı.
Halil beyin numarasını tıkladım. Gece beni aradığında açmamıştım. Konuşacak canım yoktu. Nedenini biliyordum. Özürler falan dilenecekti gereksizdi.
-"Günaydın Lavin hanım. Gece sizi aradım ama ulaşamadım. Efendim-"
-"Günaydın Halil bey. Önemi yok sizden bir şey rica edeceğim."dedikten sonra balkon kapısını açtım. Soğuk hava beni anında titretmişti.
-"Elbette. Dinliyorum."
Derin bir soluk alıp ciğerlerimi rahatlattım.
-"Musa Türen denen adamın numarasını bulabilir misin? Arayıp holdinge çağır. İki saate orada olacağım."dedim ve gerisini dinlemeden kapattım.
Cesaretimi asla kaybetmemem gerekiyordu. O adama gereken cevabı vermeli olayı bir şekilde halletmeliydim.
Babamın kurduğu krallığın hükmünü o şekilde süremezdim. Hiçbir şekilde hayatıma kötülüğün dahil olmasını istemiyordum.Fakat galiba bir yerde ipleri elime almalıydım.
Dolabımın kapaklarını açtım. Genel olarak koyu renklerden oluşan dolabımda giymediğim elbiselerden birisini aldım.
Dışarıda katiyen bu kadar dekolte giyinmezdim. Dikkat çekmekten son derece korkardım. Hep evimizin içinde giyindiğim elbiselerim vardı.
Ama şuan elimde tuttuğum elbiseyi geri asmadan başka bir çekmece açtım ve siyah bir string aldım.
Hayatımda ilk defa bu cüretkar dekolteyle dışarı çıkacak olmanın heyecanı üstümdeydi.
Son zamanlarda nedensizce kadınsı görünmek bedenimi kullanmak istiyordum.
Bunda Asil'in etkisi var mıydı?
Tanrım!
Yüzüm kızarıyor. Evet. Çok utanmaz bir kıza dönüşüyordum.
Heyecandan terleyen ellerimi önemsemeyerek elbiseyi yatağa bıraktım. Tamamen çıplak hale geldikten sonra önce külodu giyindim. Ardından elbiseyi dikkatle bacaklarımdan geçirip yukarı çekiştirdim ve kollarımı soktum.
Ah tanrı aşkına neden göğüslerim minik değil ki?!
Yanaklarımın ısısı git gide artarken bir yanım bedenimin ne kadar güzel göründüğünü fısıldıyordu.
Kısa elbisenin fermuarını zar zor çekip ilerledim. Aynada gördüğüm yansımam nefesimi tutmama neden oldu.
İddialı dekoltemde sanki göğüslerim dışarı atlayacak gibi gelirken kendime daha fazla bakmayı kestim. Dolaptan uzun siyah çizmelerimi çıkarttım.
Dizlerimin üstüne kadar çıkan streç çizmelerin incecik topukları vardı. En azından bir yerimi kısmen kapatmıştım.
Dolabı tekrar açıp dizlerimin aşağısına uzanan siyah yün kabanı aldım ve üstüme geçirdim.
Çantamı da hazırladığımda oyalanmadan çıktım. Evden başka kimseye rastlamadan avluya çıktığımda bahçeyi saran adamların fazlalığı ile kaşlarımı çattım.
-"Günaydın efendim. Güvenlik tedbiri olarak Halil bey sayımızı çoğalttı." dedi Koray.
Sıkıntılı nefesimi üfleyip çantamın zincir sapını sıktım.
İnsanların evinin bahçesine resmen koruma ordusu dizilmişti.
Ne için? Benim için!
Ayaklarımı yere vura vura ağlamak istiyordum. Herkesi rahatsız ettiğim düşüncesi bütün beynimi kaplamış haldeydi.
Kendimden nefret ediyordum.
-"Gidelim." dedim aklımdakileri kenara bırakıp. Daha mühim bir konu vardı.
Arabaya bindiğimde hepsi birer birer arabalara doluştu. Karşı koltuğumda Serdar ve Ömer otururken onlara bakmadan cam kenarına sığındım.
Evin avlusundan çıkana dek yan evin pencerelerini izlemiş durmuştum.
Yol bitmişti.
Ben bunu kaç dakika sonra fark etmiştim farkında değildim. Arabanın kapısında bekleyen Koray'la kendime gelebilmiş öylece inmiştim.
Holdingin içine dahil olmadan direkt odaya çıksam bile çalışanlar varlığımdan haberdardı. En azından artık bulunduğum katı boşaltmıyorduk ve sekreterler gidip geliyordu.
Odaya çıktığımda Halil bey beni karşıladı.
-"Musa'yı efendim. Hevesli bir şekilde kabul etti. Bu yaptığınızı...bağışlayın ama onaylamadığımı belirtmek istiyorum."
Baş ağrımın çevrelediği gözlerimi kısa bir süre kapatıp geri açtım. Kabanımı deri koltuğun üstüne bıraktıktan sonra büyük siyah masaya kalçamı yaslayıp kollarımı göğsümde birleştirdim.
Odanın kapısında yerlerini alan Koray ve Serdar'a kısa bir bakış attım. Yeniden Halil beye döndüm.
-"Onunla anlaşma yapmak için çağırmadım."dedim. Gece düşünüp verdiğim bir karardı.
Bu söylediğimle şaşıran ifadelerini profesyonel şekilde gizlediler.
Derin bir nefes alıp göğsümü şişirdim.
-"Sadece tekrar önüme çıkmasını istemiyorum. Ben bu tür işlere girmeyi kesinlikle kabul etmiyorum. İçinden nasıl çıkacağız...burası ise size kalıyor çünkü benim hiçbir bilgim yok."
Halil bey önünde tuttuğu ellerini çözüp rahat bir tavır aldı.
-"Herkes varlığınızı yeni yeni öğreniyor. Ben bağlantıları kopardığınızı duyuruyorum fakat yine de Musa gibi bazı can sıkıcı durumlar olabilir. Buna da engel olacağımıza emin olabilirsin. Herkesin derdi Doğan beyleydi. Sizinle uğraşmak isteyen az bir kesim olacaktır."
Aradan çok geçmemişti ki odaya destursuz dalan Musa nedeniyle yaslandığım masadan uzaklaşıp dikleştim.
Tepeden tırnağa iyi niyetli olmayarak bedenimi süzen bakışlarına karşılık ifadesiz kaldım.
-"Güne böyle bir güzellikle başlamak ne büyük şans."
Gevşek gülmesinin yarıda kesileceğini bildiğimden keyifleniyordum.
Yeni eklenen adamlardan ikisiyle birlikte Serdar ve Koray arkamda konumlanırken Musa'nın arkasını da başkaları sarmıştı. Kapana sıkılmış halde sadece iki adamıyla gelmiş olan Musa'nın yüzü gerilmişti.
-"Keyfinizi bölüyorum ama kısa tutacağım Musa bey." diyip terleyen avuçlarımı sıktım.
Boynunu çıtlatıp bana doğru bir adım attı. Benim kıpırdamama gerek kalmadan Serdar ve Koray ona doğru adımlamıştı.
-"Ne bu gerginlik böyle? Endişelenme. Senin gibi bir afete istesem de zarar veremem."
Pislik.
-"İstediğiniz yer. Vermekten vazgeçtim. Canım artık vermek istemiyor." diyip omuz silktim.
Yüzünün aldığı o şekil beni biraz korkuttu.
-"Senin canını bir sıkarım bir daha kafasına göre hareket edemez. Karşında çocuk mu var lan?!"
Öne atılmasıyla titreyerek geri adım attım.
Odayı saran korumalar hem onu hem iki adamını tutmuşlardı.
-"Burayı başına yıkarım. Duydun mu beni? O küçük aklınla bana oyun mu oynuyorsun lan sen orospu?!"
Zorla uzak tutabildiğim korkum beni tümüyle sararken boğuşmalarla tehditlerle oda boşaltıldı.
Kavga gürültü koridorda devam ediyordu. Güvenliğin ve Halil beyin çağırdığı adamlarla çalışanlar zarar görmeden binadan çıkarılmışlardı.
İflas ettiğini hissettiğim bedenimi uzun süre yerinden kaldıramadım.
Odada bütün gün yalnızdım. Hiçbir şey yapmadan sadece kendimi dinlemeye ihtiyaç duymuştum. Koltuğa oturmuş başımı yaslamış öylece akşam etmiştim.
Eksikliğim çaresizliğim büyüyüp bir dağ oluyordu. Gittikçe bataklığa battığımı biliyordum. Tek başıma en fazla ne yapabilirdim?
En kötüsü de bunu yapmıştım. Ama ya o pislik adam tekrar çiftliğe gelirse? Ya halama zarar verirse? Ben o zaman ne yapardım?
Cam kapının tıklanmasıyla duruşumla birlikte yukarı kayan elbisemi düzelttim.
İçeriye Halil bey girmişti.
-"Mesai saati bitti Lavin hanım."
Ellerimle koltuktan destek alarak bedenimi kaldırdım. Masadan telefonumu alıp çantama koydum. Gün içinde halamı iki üç kere aramış iyi olduğunu öğrenmiştim.
Kabanımı giyinerek istemeye istemeye odadan çıktım. Çiftliğe gitmek istemiyordum.
Kafamın içini işgal eden adamı oradan çıkartamıyordum. Bu beni hem tüketiyor hem utandırıyordu.
Asansörle otoparka indim. Yine bir sürü adam vardı.
Arabaya ilerlemeden arkamdan gelen Halil beye döndüm.
-"Bu kadar adamı istemiyorum. Çiftlikte rahatsız edici oluyor."dedim.
-"Efendim güvenlik amaçlı."
Başımı olumsuz anlamda salladım.
-"Çiftliğe yakın yol üstünde başka bir yerde kalsınlar."
-"Tamam halledeceğim."diyince önüme döndüm.
Soğuk hava kabanımın içine giriyor bedenimi titretiyordu. Arabaya binecektim ki otoparkı araba sesleri doldurdu.
Süratle otoparkın rampasından inen iki araba sesli şekilde yakınımızda durdular.
Hemen etrafım sarılırken beni arabaya soktular.
-"Olay çıkarmaya gelmedik. Lavin hanımı görmek istiyoruz."
Yan dönüp siyah filmli camdan dışarıya baktım. Saçları kırlaşmış yaşlı ama dinç bir adam duruyordu. Biraz gerisinde ise Musa vardı.
Ne alakaydı?
-"Gerçekten sadece konuşmak istiyorum. Oğlum Musa'nın söyleyecekleri var."
İkinci şok dalgası gelmişti.
Korumaların bir kaçı kaldırdığı silahlarını indirirken yavaşça arabadan çıktım.
Yaşlı adamla göz göze geldik. Geriye bakıp Musa'nın kolundan tuttu ve öne doğru itekledi.
-"Sizin huzurunuzu bozmuş. Hatta evinizi basmış!"dedi dişlerini sıka sıka.
Musa hem sinirli hem kendini tutar halde başı eğik duruyordu.
-"Özür mü dileyecek?"diyen Halil beydi. Alay ediyordu.
Yaşlı adam başını salladı.
-"Hem özür dileyecek. Hem de bir daha size üç metre bile yaklaşmama sözü verecek. Bağışlayın Lavin hanım."
Neler oluyor böyle? Sabah asarım keserim havalarındaki adam şimdi nasıl böyle süt dökmüş kediye dönmüştü?
-"Değişen ne?"diye sesimi çıkardım.
-"Özür dile lan puşt!"dedi yaşlı adam beni cevaplamadan.
Musa başını kaldırdı. Yüz kasları gerilmişti.
-"Özür dilerim."derken boynu kızarmıştı.
Ondan hala bir nebze ürküyordum. Babasının onu bırakmasıyla gerisin geri bir arabaya binerek tozu dumana kattı ve gitti.
Yaşlı adam kalmıştı.
-"Sorunuzu cevaplayayım. Olaya şahit olan...hatta aynı huzursuzluğu yaşamak zorunda kalan eski bir dostum diyelim oradaymış. Hatrı sayılır bir eski dost. Bana bu tatsızlıktan bahsetti. Mahcup oldum. Telafi etmek istiyorum. Sizi bir daha aynı şekilde rahatsız etmeyecek."
Vücudumu saran ürperti eşliğinde kaşlarımı çattım.
Eski bir dost?
-"Kim olduğunu söyler misiniz?"diye sordum.
Aklımda dönen kişi olmamasını umuyordum.
-"Asil bey. Asil Baykan."
Karnıma oturan ağırlık kısa süreli bir şoka girmeme neden oldu. Adam yanımızdan ayrılıp gittiğinde bile olduğum yerdeydim.
Ben anlayamıyordum.
Bu dünyaya dahil bir adam mıydı?
-"Efendim iyi misiniz?"
Kendimi toparlayıp derin düşüncelerle arabaya bindim.
Çiftliğe ulaştığımızda çantamı Ömer'e verdim.
-"Halama geleceğimi söyle."
Emin adımlarla kiremit rengi eve yürürken kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Rüzgarla savrulan kabanımın yakasını tutup kapının tokmağını iki kere vurdum.
Ahşap kapının ardında Hanife hanım vardı. Beni görmeyi beklemediği için şaşırdı.
-"Buyrun Lavin hanım?"dedi tedirgin şekilde.
Boğazım cayır cayır yanarken nefesimi usulca üfledim.
-"Asil beyle görüşebilir miyim?"
Evet dedim.
Başını hızla aşağı yukarı salladı.
-"İçeri buyrun. Ben kendisine haber vereyim."
Büyülendiğim eve adım atar atmaz yeniden içinde kaybolma hissiyle karşılaştım.
Duvarların bir kaç yerinde eski tip aydınlatmalar yanıyordu. Eve genel bir karanlık hakimdi. Fakat huzur veren bir karanlık.
Merdivenlerin dibinde ayakta beklerken üst kattan gelen adım sesleri yaklaştıkça dilim damağım kurumuştu.
Önce Hanife hanım indi.
-"Şöyle salona buyrun. Asil beyim geliyor." Mutfak tarafında koridordan bakan iki tane daha yüz vardı. Onları da ara sıra görüyordum.
Hanife hanımı takip edip yemek odasının yanındaki kapıyı araladı. Oda iki lambader ve şömine ışıklarıyla aydınlanmıştı.
-"Size ne ikram edelim?"
Odanın duvarlarını kaplayan kitap dolu raflardan gözlerimi alamadım.
-"Çok kalmayacağım. Teşekkürler." diye mırıldanırken beni yalnız bırakmıştı.
Şöminenin önünde ayakta durdum. Öyle yorgundum ki bu yüksek çizmelerin üstünde durmaya birazcık daha halim kalmamıştı. Şöminenin mayıştıran ısısıyla koltuğun kenarında uyuyasım gelmişti.
Komik evet. Elbette hayalden öte.
Yalnızca yaşadıklarımın etkisiyle beynim bulanmıştı.
Tenim iyiden iyiye ısındığında arkamda beliren bedenin varlığını hissettim.
-"Beni görmek istemişsin."
Genzinden yükselen erkeksi ses tonu bacaklarımı titretti. Savunma mekanizmam yerle bir olmuştu.
Sen nasıl unutulursun?
Şömineye dönük olan yüzümden aşağı boynuma ve göğüs oluğuma dek sıcaklık indi.
Dilimi ısırarak ona doğru döndüm.
Loş odada iyice kararmış gözleri bir kaç saniye boynumda ve göğüslerimde gezindi. Boynunda olan hareketlenme ince bir dikkat istiyordu.
Yutkunmuştu.
-"Dinliyorum."Sesi boğuk çıkınca gözlerimi ondan kaçırdım. O da rahatsız olmuşcasına boğazını temizlemişti.
Ne için geldiğimi unutacak vaziyetteydim.
Tam dudaklarımı aralamıştım ki elini kaldırdı. Sustum.
-"Kapıyı kapat Hanife!"
Gür sesiyle aynı anda bir hışırtı çıktı. Kapının yakınında kızarmış yanaklarıyla görünen Hanife hanım hızlıca iki kanatlı kapıyı üstüne çekmiş kapatmıştı.
Oda sanki daha bir sıcak olmuştu.
Heyecandan kuruyan dudaklarımı dilimin ucuyla ıslattım.
-"Ben...şey..." Ah tanrım! Karnımdan aşağı kasıklarıma doğru ılık bir sıcaklık iniyordu.Kalbim boğucu bir yavaşlığa dönmüştü. Hızlı nefes alıp vermemden dolayı göğüslerim sürekli dikkat çekerek alçalıp yükseliyordu.
Bedenimde daha önce hiç hissetmediğim duygulardı.
Tüm bu etkilerinden sıyrılmam için gözlerine bakmam yeterli olmuştu.
Buz gibi bir ifadeyle dimdik duran bedeni karşımda yıkılmaz bir duvarı andırıyordu.
Omuzlarım o an kırgınlıkla düştü.
Kendi içimde yarattığım bu hislerin yanlışlığı karşımdaki adamın yüzünden anlaşılıyordu.
-"Bence benim sizi dinlemem gerekiyor. Neden benim için...böyle bir şey yaptınız?"diye sorarken kendimi hızla toplamış ifadesiz şekilde sormuştum.
Şimdi yeni yeni görüyordum. Uçları hafifçe ıslak saçları ve buram buram gelen kokusuyla yeni banyo yapmıştı.
Hayır
Hayır
Kesinlikle kapılmıyorsun!
-"Ben yapmam gerekeni yaptım. Yoksa kendini mafya bozuntusu sanan takıntılı bir herifle uğraşmak mı istiyordun?"
İki adımla üstüme doğru gelmiş nefesi yüzüme vuracak kadar yaklaşmıştı.
Nefesini tenimde hissetmek bir an başımı döndürdü.
Belki de ciddi ciddi başım dönüyordu. Üstüne bu adamın etkisi beni fena bitirmişti.
Uykusuz yorgun bedenime sıcak vurduğunda içimde bir şeyler hareketlendi. Ayakta kalmayı sürdürmeye çalışıyordum ama olmuyordu. Gözümün kararmasıyla öne doğru sendeledim.
Düşmeyeceğimi biliyordum. En azından tutacağını biliyordum.
-"Lavin! Lavin ne oldu?"
Belime sarılan koluyla göğsüne yaslandım. Diğer elini enseme koyup başımı tuttu.
Gözlerimi aralayıp kaşlarımı çattım. Bir an bilincimi yitirir gibiydim.
Elimi alnıma götürürken diğer elimle istemsizce koluna tutundum.
-"İyiyim."dedim mırıltıyla.
-"İyi falan değilsin. Otur şuraya. Ateşin mi var senin?"
Koltuğa oturmamı sağlarken ensemdeki elini yanağıma kaydırmıştı. Sert pütürlü eli soğuk yanağıma tutunduğunda kalbim ağzımda atıyordu.
-"Hanife'ye sesleneyim-"
Bileğini tuttuğumda üzerime eğik halde durmuştu.
-"Hayır lütfen."diyebildim.
Sehpada duran sürahiden bardağa su doldurup dudaklarıma dayadı. Büyük bir yudum aldıktan sonra yaslandığım koltukta dikleşip alnımı ovuşturdum.
-"Bana bakar mısın? Neredeyse bayılıyordun." Çenemi kavrayıp yüzüme baktı. Gözlerimi açık tutmak şu anlar çok zordu.
-"Sadece...yorgunum. Hiç uyumadım ve..." Aklıma dank etmişti.
-"Galiba hiçbir şey yemedim."Son cümlem dudaklarımdan fısıltıyla çıkmıştı.
Sert yüzü kasıldı. Kaşlarını çatıp bir kaç saniye sessiz kaldı.
Ne için gelmiştim ne haldeydim?
-"Öyle olmadığını biliyorum. Ama yine de...neden çocuk gibi davranıyorsun? Amacın kendine zarar vermek mi?"diye sesini yükselterek kızmıştı.
Herkese çok saçma gelebilirdi. Benim ise şuan içim çok farklı mutluluklarla dolmuştu.
Birisi ilk defa beni düşünüyordu.
Çeneme yer edinen parmağını zorlukla ittirdim. Ona alışmamalıydım. Gerekirse bunu günde yüz kere tekrarlayacaktım. Kalbimdeki ağrının sebebi bu adam olmamalıydı.
Başımı iki yana salladım.
-"Hayır..biliyorsun."dedim dünü kastederek.
Sesli bir nefes almıştı.
-"Sana zarar vermesini istemedim. Her ne kadar beni ilgilendirmediğini söylesen de."
Pişmanlıkla başımı kaldırıp ona baktım. Yanıma oturduğu için yüzlerimiz yakındı.
-"Git diye söyledim. Seni kırmak değil korumak istemiştim."derken gözlerim yaşlarla parlıyordu.
Aynı ışıltıları gözlerinde gördüm. Küçük bir andı.
-"Senin korunman gerekiyordu. Sen bu işlerle uğraşmamalısın. Bunun için çok küçüksün. Senin için tehlikeli bir dünya Lavin." Sesi ruhumu okşuyordu.
Onunla konuşmanın bu kadar sonsuz bir huzur vereceğini tahmin etmezdim.
Şöminenin çıtırtıları eşliğinde başımı yere eğdim. Ne güzel bir yuvaydı değil mi?
-"Herkes için tehlikeli öyle değil mi?"diye sorduğumda gözlerim boşluğa takılmıştı.
-"Bunlarla ilgilenme. Bulaşma."
İçimi olduğu gibi Asil'e dökmek sonra omzuna yaslanmak isterdim. Bütün gücü gücüm olsun rahat bir nefes alayım isterdim.
-"Gidip halama bakmalıyım." Bu cümlem aslında kendimdeydi.
Kalk ve git Lavin uyarısıydı.
Yapamıyordum ki!
-"Hayır gidip dinlenmelisin."
Dinlecek bir yerim yok.
-"Dün çok korktu. İyi değil."Gözümden ister istemez bir damla süzülünce utanmadan çekinmeden elimin tersiyle sildim.
Karman çorman hislerimden uzakta onun güveniyle gücüyle huzura ermiştim. Bu yüzden gidesim gelmiyordu.
-"Senin suçun değildi."dedi. Objektif düşünmüyordu.
Her şey benim suçumdu.
-"Ben burada olmasaydım?"dedim sorarcasına.
Başımı çevirip ona baktım. Siyaha çalan gözleri gözlerimde sabit kaldı. Hafif bir eğimle yüzüme yaklaştı. Koltuğun arkasına dirseğini yaslamış elini yanağıma koymuştu.
Kirpiklerime dek ürperdim. Baş parmağı şakağımı okşarken diğer parmakları saç diplerimdeydi.
Gözlerim kapanmak istiyordu. Huzurunu sonuna kadar tatmak hiç bırakmamak istiyordum.
-"Sen suçlu olmayacak kadar masumsun küçük kız." Gözlerim kendiliğinden kapanırken sıcak nefesi içime işliyordu. Yaklaştı. Akıl almaz bir durumdu. Ruhum neler oluyor diye çığlık çığlığa bağırıyordu.
Burnunu elini kaldırdığı şakağıma yasladı.
-"Çok küçüksün...çok."
Neden kendine konuşur gibi bir haldeydi?
Kalbim atmayı bırakacaktı. Kesinlikle bende burada can verecektim.
Tenimden soluk alıyordu.
Kaskatı kesilmiş bedenim bir santim bile oynamıyordu. Boynundan yükselen eşsiz iç yakan kokusuyla baş başaydım.
İçimden geçen...utandırıcı istek burnumu boynuna bastırmak ve ciğerlerimi onunla doldurmaktı.
Ne yaptığımı bilmeden elimi kaldırdım. Kaplumbağa yavaşlığında elimi sert kolundan omzuna doğru çıkartırken elimin altında koca bedeniyle titrediğini hissetmiştim.
Elimi yavaş yavaş omzundan ensesiyle sırtı arasına koydum. Ona karşı büyülenmiş ruhumu hisseder miydi?
Bana yaklaşmıştı. Ben benden nefret ettiğini düşünürken şimdi dip dibe duruyorduk.
Usulca saçlarımı okşayan parmakları bedenimi uyuşturmuştu. Hiç kıpırdamıyordu. Öylece yüzünü yüzüme yaslamış sessizliği dinliyordu.
İkimizde ne yapıyoruz diye sorgulamıyorduk. Ben kendi içimi biliyordum. Peki ya o? Neydi bu?
Aramızda boşta olan elini kaldırdı. Elbisemin ince kumaşının sardığı belime elini doladı. Güç göstermeden çekmesiyle göğüslerim geniş göğsüne yapıştı.
Dudaklarımdan zorla duyulacak kısık bir inleme çıktı. Ah bedenimi hissetmiyorum.
Burnunu şakağıma sürterek saçlarımın arasına kadar getirdi. Aldığı soluk genzimi yaktı. Öyle ki ciğerleri patlayacak gibi solumuştu.
Başımı refleks olarak hafifçe geriye attım. Dudaklarını kulağımın altına getirdi. Belki bir milim vardı yoktu. Değdirmiyordu. Göğsünün titreyerek indiğini işittim.
-"Gitmelisin. Kokunu almamış gibi devam etmeliyim. Sıcak tenini düşlememeliyim.Sende kaybolmamalıyım. Git küçüğüm...beni yakma."
°
Merhabalar efendim 🔥
Söze nasıl başlayayım size ne sorayım karar veremedim jaskkd çünkü siz gereken her şeyi buraya döktüreceksiniz.
Hiç hayal etmeden tamamen gelişi güzel yazdım. Aslında hiç böyle bir yakınlaşma aklımda yoktu.
İyi mi ettim kötü mü bilemedim ama artık geçti jakd
Bölümü beğendiniz mi?
