İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 13 · 13 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 13

13

°

Kapının tıklatılmasıyla aynı anda birbirimizden uzaklaştık. Hızla ayağa kalkıp derin soluklarla saçlarımı düzelttim.

Başka bir boyuta geçmiş hayata dönmüş gibi bedenim sarsılmıştı.

Aralanan kapıya yüzünü dönen Asil iri bedeniyle önümde set olmuştu. Sayesinde bir kaç saniye bile olsa kazanmış sakinleşmiştim.

-"Kaan bey geldi Asil bey."

-"Çalışma odasına çıksın geliyorum." Sesi titremeden doğal sertliğinde çıkınca az önce kulağıma fısıldayan o değil miydi diye şüpheye düşecektim.

Hanife kapıyı üstüne kapattığında eğilip koltuktan kabanımı aldım ve kollarımdan geçirdim. Acele heyecanlı tavırlarımla titremekten yere düşecektim.

Asil neler söylemişti öyle?

Gerçek miydi? Sahiden söylemiş miydi?

Benden hiç ummadığım şekilde tıpkı ondan etkilendiğim gibi etkileniyordu.

Bunu nasıl hazmedecektim?

-"Ben artık gideyim."diye mırıldandım ve son kez yararsız olsa da kokusunu usulca içime çektim.

Yanından geçecekken daima olduğu gibi parmakları bileğimi kavradı. Teni tenim gibi sıcaktı.

Göğsünde kalan gözlerimi gözlerine çıkarttım. Bileğimden çekmesiyle ona yaklaştım. Bana üstten bakarken bakışlarının göğüslerime düşmesiyle kulaklarım bile ısınmıştı.

-"Bir şey söylemeyecek misin?"diye kısık boğuk bir şekilde sordu.

Az önce kıyısından geçtiğim bayılmanın gerçekleşeceğini söyleyebilirdim.

Kalp atışlarım adeta beynime yerleşmişti. Yoğun bir zonklama hissi belirirken dudaklarımı araladım.

-"Ben...bilmiyorum. Algılayamıyorum. Daha önce hiç...hiç böyle sözler duymadım. Saçmalıyorum değil mi? Özür dilerim." Son cümlemi fısıldamış yüzümü buruşturarak başımı eğmiştim.

Aptallaşmanın sırası mıydı diye bağırdı iç sesim.

Hayatında yabancı erkekle göz göze gelmemiş bir kız için bu aptallık değildi! Ben her şeyi ilk defa hissediyorum.

Bileğimi bırakıp büyük elini yanağıma koydu. Başımı kaldırırken dudağında belli belirsiz belki de hayal ürünüm olan minik bir tebessüm vardı.

Baş parmağını gözümün altında gezdirirken yüzümü nasıl olduysa eline yaslamıştım.

-"Sen gerçek misin?"dedi ve büyüleyici nefesini yüzüme vurdu.

Neden böyle söylemişti?

Gözleri bir başka bakıyordu. Güzel bakıyordu.

Uzaktan uzaktan hiçbir alakası olmayan iki insan olarak bir anda bize ne olmuştu?

-"Halam merak etmiştir."dedim içimdeki karmaşadan sıyrılıp. Geri adım attığımda yanağı elimden uzaklaştı.

Başımı eğip içimi yakan havayı üfledim.

Aklımın almayacağı şeyleri kısacık süre içerisinde yaşamıştım.

Arkamı döndüğüm zaman

-"Lavin."dedi ve sustu.

Yavaşça başımı ona çevirdim.

Ensesine koyduğu elini indirip kısa bir an boşluğa dalmış sonra bana bakmıştı.

-"Saçma şeyler söyledim. Beni yanlış anlamanı istemem."

Sesi olduğu gibi ruhsuz umursamaz çıkmıştı. Hatta biraz sıkıntılı. Streslenmişti.

Belki de endişe.

Onun için sorun olacağımı mı düşünmüştü?

Tenime fısıldadığı saçmalık mıydı? Hiç sanmam. İçini açmıştı.

Ama eğer söylememiş olmayı diliyorsa öyle olduğunu varsayardık.

Karnımda başlayıp boğazıma kadar yükselen yangını umursamadan başımı öylesine salladım.

-"Sorun yok."derken buldum kendimi.

Sonra orada daha fazla kalmanın anlamsızlığıyla ağırlaşan bedenimi dışarı çıkardım.

Herkesi düşlememeyi böyle böyle öğrenecektim.

İçim biraz acımıştı.

Ama olsun.

Ben Lavin Merhaz'dım. Her şeyde olduğu gibi yine üstesinden gelmem gereken meselelerim birikiyordu.

Evden içeriye girdiğimde muhtemelen beni bekleyen halamı salonda ayakta buldum. Yüzündeki endişe silinirken yürüyüp ona sarıldım.

-"Nasılsın?"diye sordum.

Uzun saçlarımı okşayıp sıkıca sarılmıştı.

-"Ben iyiyim. Asıl sen nasılsın? Neden Asil beye gittin kuzum?"

Yutkunup geri çekildim ve hafifçe tebessüm etmeye zorlandım.

-"İyiyim hala. Şirkette ortak bir tanıdıkla karşılaştım. Onunla ilgili bir şey sordum. Yemek yedin mi?"

Başını olumsuz anlamda salladı.

-"Seni bekledim canım. Masa hazır."

-"Hemen geliyorum."diyerek merdivenleri çıktım.

Banyoda ellerimi yıkayıp soğuk suyu yüzüme çarptım. Makyajımı temizledikten sonra aynada kırgın bakışlarıma rağmen gülümsedim.

Gözlerim buğulu dudaklarım kıvrıktı.

Hayatın bana gösterdiği acımasız yüzüne yenilmemeyi öğrenmeliydim. Kendimi yıpratmamalıydım.

Kimse değer vermese bile...ben kendime değer verecektim.

Kendimi sevecektim.

Sertçe gözlerimi silip alt kata geri döndüm. Halamla güzel bir akşam yemeği yedikten sonra uyuyacağımı söyleyerek odama çekilmiştim.

Uykusuz bedenim zorlanmadan kendini kapatmıştı.

'

Ertesi gün öğleye doğru uyanmış olmamın verdiği hisle vücudum dinlenmiş kalktım.

Hislerimin berbatlığı bedenimi ele geçirmesin diye mümkün olduğunca düşünmekten kaçınıyordum.

Yok sayıyorum demek daha doğru olur.

Gün içerisinde holdinge gitmek yerine halamın yanında kalmak istemiştim fakat doğru bir karar olmamıştı. O kadar çok kişi arayıp soruyordu ki bunaldıkça bunalmıştım. İnsanlar sadece konuşacak konu arıyordu.

Ve şehirden bu kadar uzaktayken olayın böyle hızlı yayılması şok ediciydi.

Bu hayat alışık olmadığım tarzdaydı.

Ertesi gün dedem ziyarete gelmişti. İki gün boyunca yine kendimi eve hapsetmiştim. Sebebi malumdu.

Gerekmedikçe camın önünden bile geçmiyordum. Hatta dışarıya hiç bakmıyordum.

Sonraki gün halamın eşinin tarafından bir kaç kişi geleceğini öğrendiğimde holdinge gitmek için erkenden çıkmıştım.

Duygularım dağınık hissizdi.

Gözlerimi kapattığım an tenime vuran nefesi aklıma geliyordu.

Dağılıyordum.

Düşünmemek için yine öğrenme çabalarımla bir gün geçirmiştim. Eve döndüğümde saat erkendi ve neredeyse yeni beş olmuştu.

Arabadan indiğim esnada avluya bir taksi girdi. Takip edilsek ancak bu kadar zamanlama tutabilirdi.

Kabanımın iki yakasını tutarak önümden girip üşüten rüzgarı engelledim.

Eve yürüyecektim ki topuk sesleri kulağıma çalındı.

Yavaşça geriye baktım.

Gördüğüm yüz bütün mimiklerimi yok ederken nefesim yavaşlamıştı. Algılayabilmek için gerçekliğine inanmam lazımdı.

Bu gördüğüm kişi gerçek miydi?

-"Lavin kuzum hoşgeldin!"

Arkamda açılan evin kapısından halam seslendiğinde gördükleriyle sesi kısılmıştı.

Bir ay önceki Lavin olsa şuan burada yıkılabilirdi.

Ama o eski ben değildim artık.

Her ne kadar hayatımın kararmasına sebep olan kadın şuan karşımda dursa bile başımı eğmedim omuzlarımı düşürmedim.

Sadece yutkunmak ve ciğerlerimin boğulmasına son vermek istedim.

-"Senin burada ne işin var?"

Halam yanımda durduğu an kendime gelip karşımdaki kadını inceledim.

Saçları dağınık,göz altları mor ve yüzü çöküktü. O gece davette etrafına mutluluk dağıtan kadın yoktu.

Ağlamaklı mahcup ifadesi içimde bir alay hissi oluşturdu.

Bu kadının benim hayatımda yeri yoktu ki. Beni sadece ilk gördüğümde yaralamıştı. Onunla sınırlı kalacaktı.

Ben bunu da atlatmıştım.

-"Ben...ben...konuşmak istiyorum."

Sesini duymak üstümde buz gibi bir etki yarattı.

İfadesiz yüzümle ona son kez bakıp arkamı döndüm. Topuklarımın üstünde iki adım atmıştım ki tekrar konuştu.

-"Lütfen! Biliyorum benden nefret ediyorsun. Beni sana nasıl anlattılar biliyorum! Ama lütfen lütfen konuşmama izin ver."

İsmimi bile kim bilir daha yeni duymuş olan bir kadınla annelik sohbeti mi edecektim?

-"Git buradan. Onu üzmene izin vermeyeceğim. Sen onu görmeyi bile hak etmiyorsun!"diye bağırdı halam.

Belki de dünyanın en nahif kadını öfke püskürüyordu. Korunma duygum beni hassaslaştırmıştı.

-"Lütfen Hale. Ben bilmiyordum. Yaşadığını bile bilmiyordum!"

Eve dönük yüzümde acı dolu bir gülüş belirdi. Gülen dudaklarıma eş kaşlarımı kaldırıp halime acıdım.

Ardından geriye döndüm. Karşımda yoldan geçen yabancı bir varmış gibi öylesine baktım.

-"Yaşadığımı merak ettin mi ki?"diye bir soru yönelttim.

Konuşmamı beklemediğinden yüz ifadesi değişti.

-"Ettim."dedi titreyen dudaklarıyla.

-"Ama ulaşamadım. Hiçbir şeye."

Babamın önünde yarattığı duvarları hayal edebiliyordum.

Kendime şuan uzaktan bakma şansım olsaydı ne güçlü duruyorum derdim.

Ama içim öyle titriyor öyle sallanıyordu ki koşup kaçsam diyordum.

-"Giderken de aynı şekilde düşünseydiniz."diyip dudak büktüm sonra omuz silktim.

-"Ama ne var biliyor musunuz? Sizi tanımıyorum. Ve hiç umrumda değilsiniz."

Küçümsemekten hiç hoşlanmazken şimdi bunu yapıyordum.

Bir kaç adım atıp hıçkırdı.

-"Ne olur kendimi anlatmama izin ver. Ben buna mecburdum. Seni bırakmaya mecburdum. Dayanamıyordum. Çok mutsuzdum. Baban katlanılmaz bir adamdı."

Dudaklarım iki yanda kıvrıldığında başımı olumsuz anlamda salladım.

Ruh hastası gibi duruyordum.

-"Doğurduğun bebeğini öyle bir adamın eline mi bıraktın?"diye sordum bu sefer.

Gözleri gittikçe yaşardı.

-"Seni hak etmiyordum."dedi ağlayarak.

-"Çok masumdun. Ben çok kirliydim."

Çantamın sapını gittikçe sıkarken dişlerimi birbirine bastırdım.

İstemesem bile çok olağan bir şekilde nihayet gözlerim dolmuştu.

-"Annesine muhtaç bir bebeği bıraktın kaçtın! Sen ne anlatıyorsun?! Yaşadığımı bile bilmiyordun. Bilmiyordun!"

Öne doğru adım atıp ona çökmüş bakışlarımı doğrulttum. Sesimin titremesini umursamadan devam ettim.

-"Bu çok acınası. Senin pisliğin önemli değildi. Önemli olan bendim ben! Ben nasıl büyüdüm senin haberin var mı?! Şimdi karşımda bana kendini mi acındırıyorsun?!"

Bir şey diyecekken susturdum. Gözüm dönmüştü. Dilim beni acıtıyordu onu sözlerim öldürsün istedim.

Bağırdıkça bağırdım. Kendimi kaybettim. İlk defa.

-"Ben senin kızın değilim. Benim annem doğduğum gün öldü. Ben babamın kızıyım. Ben Doğan Merhaz'ın kızıyım. Ben senin kızın değilim! Anladın mı değilim?! Değilim! Değilim! Senin değilim!"

Ne olup bittiğini boğazım acıyana kadar bağırırken farkına varamadım.

Yaşadığım hayatımın acısını bağırarak kustuğum kadından beni uzaklaştıran adamlarım sayesinde geçirdiğim kriz sonrası yatağımdaydım.

Şu son yarım saat bilincimde bulanıktı.

Cenin pozisyonunu almış sessiz sessiz sayıklarken halam saçlarımı okşuyordu.

Ben ağlıyordum. Susuyordum. O benim yerime ağlıyordu.

Bir yandan iyiyim diye sayıklarken diğer yandan sicim sicim göz yaşı döküyordum.

-"Ben hep senin yanındayım. Biliyorsun değil mi?"

Gözlerimi silip saçlarımı öptü. Başımı aşağı yukarı salladım.

-"O kadın benim annem değil."diye mırıldandım dudaklarımda hala tuzlu tat varken.

-"Doğurmayla anne olunmaz ki. Sen kendi kendini büyütmüş çok iyi yürekli bir kızsın. Seni kimse üzemez. Ağlama artık. Göz yaşlarını onun için akıtma."

Aslında kendime ağlıyordum.

Ama yinede ağlamamalıydım.

Yalnızca vücudum yorgundu. Üst üste yaşadıklarım ağır gelmişti.

Yattığım yerden kalktığımda ıslak yanaklarımı sildim ve saçlarımı geri ittim.

-"Biraz uyu. Seni yemek için kaldırırım olur mu yavrum?"

Başımla onayladım. Kıyafetlerimi çıkartıp yatağın içine girdiğimde gözlerim kendiliğinden kapandı.

'

Uyandığımda odanın karanlığına gözlerimi kısarak baktım. Başımdaki ağrıyı görmezden gelip yataktan doğruldum ve saç diplerimden parmaklarımı geçirdim.

Kendime geldikten sonra alt kata indiğimde aklımı olanlardan uzak tutmaya çabalıyordum. Yemeğin hazır olmasını bekleyen halam benim uyandığımı görünce aynı hassasiyetle yaklaşmıştı. Fakat benim hiç tadım tuzum yoktu.

-"Üzülüyorum ama."

Tabakta yemeklerle oynadığımı görünce halamın sesiyle daldığım yerden sıyrıldım.

-"Aç hissetmiyorum hala."dedim.

-"En azından bir iki lokma ye. Olmaz böyle."

Zar zor midemi tok tutacak bir şeyler yedikten sonra masadan kalktım. Omuzlarıma aldığım örtüye sarınıp bahçeye çıktım. En son yanımda Asil'le oturduğum ahşap banka otururken gözlerimi kapatıp geriye yaslandım.

İyi kötü hayatı yaşayıp anılar biriktirdiğim bu yeri hiç unutmayacaktım.

Muhakkak bir gün buradan gidecektim ve hep hafızamda olacaktı. Hiç dilemeyecektim.

-"Tatlım?"

İrkilip başımı kapıya döndürdüm.

-"Ben yatıyorum. Sende soğukta çok durma olur mu?"diyince başımla onayladım.

-"İyi geceler hala."dedim.

Gitmesiyle birlikte önüme dönüp dizlerimi karnıma doğru çektim ve örtüyü sardım.

Her şey üst üste geldikçe ben hissizleşiyordum. Yerimde başkası olsa akıl sağlığını yitirebilirdi.

Üzülüp kendimi bıraksam tekrar toparlanamazdım. Ama yaşadıklarımı yok saydıkça da içim yıpranıyordu bitiriyordum.

Ben çok küçüktüm.

Bu hayatta kimsesiz kalmayı hak etmeyecek kadar küçük.

Yorulmuştum. En önemlisi buydu. Evime sığınmak dinlenmek isterdim. Ama yuvam yoktu ki.

Ağlamayı bile kendime hak göremeyecek kadar sorumluluk sahibiydim. Burada yaşayan çalışan herkesi hayatlarından endişe ettirmiştim. Belki de ilk kez bir kaosa tanık olmuşlardı. Belki de buraya geldiğim güne lanet etmişlerdi.

Bende ediyordum.

En çok da içimi yakıp kavuran o adamı tanıdığım için. Bu kısım tartışılabilir.

Eğer gelmeseydim onun gibi bir adamın var olduğundan habersiz olacaktım. Bu iyi mi kötü mü olurdu emin değilim.

En açık şekilde buradan gitmek istiyordum.

Ama halamı ne denli büyük üzeceğimi de biliyordum.

Zaten diğer herkes gittiğim için rahatlardı.

İnsanların hayatından zararsız sıyrılmalıydım. Kimseyi kırmamalı incitmemeliydim.

Sadece...üzülüyordum işte.

Şu göğsüme ferahlık sağlayan bir çift gözü arkamda bırakmak...ağır geliyordu. Ama böyle olmalıydı. Hayali bile saçmaydı. Ben kimdim ki onu hayal ediyordum?

Omuzlarımı düşürüp buruk bir tebessümle ıslanmış gözlerimi sildim.

İyi ki tanıdım.

İçimden geçen buydu.

Ayağa kalktığımda örtüye ellerimi sardım. Evin duvarından dolaşıp avluya geçtiğimde akşamın karanlığını araba farları aydınlatmıştı. Bahçeye giren arabanın ona ait olması kalbimi sıkıştırırken gözlerimi çektim.

-"Lavin hanım? Bir şey mi istediniz efendim?"

Önüme gelen Koray'a bakarken aklım tamamen ondaydı.

-"Evet şey...şey isteyecektim."

Aldığım derin soluk sanki onun sıcak teninden gelir gibi içime bir ağrı sokuşturdu.

-"Holdinge yakın kalacak bir yer ayarlayın. Yarın buradan gidelim." Zorlukla dönen dilim istemeye istemeye bu cümleyi kurmuştu.

-"Nasıl isterseniz efendim."diyerek geri çekildi.

Arkamı dönmeden yan evin kapısına bakmak için tutuşan gözlerimi kapatıp açtım.

Onu içime kazımakla gömmek arasında gidiyordum. O beni elinin tersiyle atmış olsa bile ona suç bulmuyordum.

Ufak adımlarla yürüdüğüm bahçede ayaklarım beni seraya götürdü. İçeri girip ahşap masada bulunan ufak mumu yaktım ve sandalyeye oturdum.

Bir yanım İtalya'ya geri dönmemi söylüyordu.

Orada artık yaşayabilir miydim?

O kadar çaresiz o kadar karanlık bir yol üstündeyim ki elimden hiçbir şey gelmiyordu. Hayatımı bırakasım geliyordu.

Gözümün altını silip dudağımı ısırdım.

Güçlü olmalıyım. Tek bildiğim buydu.

Annemden bile darbe yemişken kendime güçlü olmayı fısıldıyordum.

Dudağımı ıslatan yaşımı silmeden başımı iki yana sallayıp hıçkırdım. Neresinden tutsam hayatım elimde kalıyordu.

İşittiğim kıpırtıyla korkudan irkildim ve başımı kaldırıp dikleştim.

Kapıda gördüğüm beden yüzünden daha fazla kalbim hızlandı. Hızlıca yanaklarımı sildim ve nefesimi tutarak ayağa kalktım.

-"Gelebilir miyim?"

Gitmemi isteyen adam yine kendini benim yanımda mı bulmuştu?

Aralanan dudaklarımı kapattım. Nefesimi usulca verdiğimde omuzlarım düşmüştü.

Benimle oyun mu oynuyordu?

Başımı iki yana salladım. Nemli gözlerimle çıkmak için ilerlediğim noktada takılı kaldım. Kapının önünde koca bedeniyle dururken onu nasıl geçebilirdim ki?

-"Çekilir misin?"dedim titrek sesimle.

-"Bende hep çekilmek istiyorum ama her seferinde sana çekiliyorum."

Ne dedi o öyle?

Aklım zaten karışıktı daha da karıştırıyordu.

-"Daha sonra konuşalım."dedim söylediğini duymazdan gelerek.

Geçmek için yaptığım hamleyi bedeniyle engelleyip elleriyle yüzümü kavradı. Mum ışığının cılız aydınlığı sayesinde muazzam yüz hatlarına baktım.

-"İyi misin diye sormayacağım. Sadece yanında olmak istedim. Olanları duydum."

Titreyen gözlerim kırgınlık yaşlarıyla dolarken yüzümü ısıtan ellerini bileklerini tutarak indirdim.

-"Yanımda olmana ihtiyacım yok."dedikten sonra çıkamayacağımı anladığım için ona sırtımı döndüm.

Yanağımdan süzülen yaşı silip saçlarımı geri attım.

-"O yüzden mi buraya saklanmış ağlıyorsun?"

Umursamaz şekilde kurduğu cümleye sinirlenerek ona döndüm.

-"Beni mi takip ediyorsun? Ayrıca bu seni ilgilendirmez. Gözüne görünmem de rahatsız mı ediyor?!" Bir yandan hiddetle sorarken diğer yandan burnum sızlıyordu.

Duygularıma birebir temas etme özelliği bulunan bu adamın karşısında ruhsuz olamıyorum. Her duyguyu dibine kadar yaşamak gibi kötü bir özelliğe yakalanmıştım.

Çenesini sıkıp kaşlarını çatar gibi oldu. Ardından başını salladı.

-"Senden rahatsız olmuyorum. Bana kızdığını biliyorum ama şuan sorun bu değil. Ne yaşadığına dair hiçbir fikrim olmasa bile...iyi olmanı istiyorum."

Ona kendimi bırakma isteğim bitmişti. Çünkü istemediğini belirtmişti. Artık o bir geçmişti.

-"Gayet iyiyim."derken bile gözlerim buğulu bakıyordum.

İnanıp inanmaması önemli değildi. Ben artık içimi ona açmazdım.

Gözlerimin içine bakarken gözlerinde beliren duyguları gizlemiyordu. Bu yüzden daha çok acı çekiyordum. Derdi neydi? Hem istemiyordu hem buradaydı.

-"Gözlerin öyle demiyor."derken bir adım yaklaştı. Uzaklaşmadım.

-"Git...Asil." İsmini telaffuz etmemle göğsünün titrediğine şahit oldum.

Aynı şekilde içimde bir yerler yükselip yıkıldı. Dev bir sarsıntı hissettim. Göğsümde bir şeyler hoplamıştı.

Bir adım daha geldi. Elini kaldırdı. Yanağıma temas etmeden öylece durdu.

Kirpiklerim titredi. Gözlerim kapanır gibi olurken başını eğmiş yaklaşmıştı. Yüzünü yüzüme denk getirdi. Sıcak nefesi tam olarak dudaklarıma çarparken eli o anda yanağımdan saç diplerime doğru kaydı.

-"Gitmek istiyorum. Gidemiyorum."diye fısıldadı boğuk ses tonuyla.

Gözlerimi araladım. Aklıma bir bir ezberletmek istediğim sıcak bakışlarına baktım.

Kurumuş dudaklarımda dilimi gezdirdim.

-"Sen kal. Ben gideceğim."dedim güçsüz sesimle.

Nefesi o anlarda kayboldu. Eli tekrar yanağımı buldu. Başımı biraz daha kaldırdı ve geri çekildi. Bakışları bu defa sertleşmişti.

-"Ne gitmesi?"dedi çatık kaşlarıyla.

Sıkışan kalbimle içime dolan kokusu birleşince bedenimde hiç iyi şeyler yaşanmıyordu.

-"Buraya ait değilim."diyebildim sadece.

Keşke ait olabilseydim.

-"Gidemezsin...sen...yani olmaz. Hem tehlikeli olabilir."

Eli yüzümden çekilirken bocaladığı o anlarda yüzünü sıvazlayıp başını olumsuz anlamda iki yana salladı.

Yaşayamıyorum ben böyle.

-"Bahaneleri kullanma." Gerçekçi olmak lazımdı.

-"Söylediğinin arkasında dur. Seni yanlış anlamıyorum ama sende böyle devam ettirme."

Başımı eğip ellerimi şıktım. Ona uzanmak istiyorlardı. Gözümden damlayan yaşlar yere düştü.

-"Git. Bende gideceğim. Herkes eski hayatına dönmeli."diye mırıldanırken nasıl döneceğimi düşünüyordum.

Ama bu daha da uzamamalıydı.

-"Gidemezsin Lavin."

Önümde heybetiyle dikilip bileklerimi tuttu.

-"Neden?"diye sordum direkt.

Gözlerine bakamıyorum. Bakarsam hıçkırıklarımı tutamazsın.

Düzensiz soluklarıyla sıkıntılı halini hissediyordum.

-"Çünkü...gidemezsin işte...gitmemelisin."dedi sadece.

Kalmak için bir sebep miydi? Söyleyemiyordu.

-"Hangisi gerçek sensin?"Başımı kaldırıp sordum.

Gözlerime bakınca gözlerini kaçırdı.

-"Kafam karışık."diye fısıldadı. Kendi kendine söyler gibi.

-"Olmaması gereken birisin. Çok küçüksün. Çok iki ayrı insanlarız. Ama seni aklımdan silip atamıyorum. O gözlerinin içinde öyle bir büyü var ki artık vücudumun ihtiyacı gibi geliyor. Anlıyor musun? Ve ben birine muhtaç olmak istemiyorum."

Duyduklarım karşısında yüzüm dondu. Bir adım geri çekilip başını kaldırdı ve nefesini üfleyip sağ tarafa çevirdi.

-"Öyle imkânsız...öyle uzaksın ki nasıl oldu da aklıma yer edindin kendime inanamıyorum. Bu yüzden buna engel olmalıyım. Ama olmuyor!" Dişlerini sıkarak elini saçlarından geçirdi. Bir anda kendine büyük bir öfke duymaya başlamıştı. Yoksa bana mıydı?

-"Beni sen dağıttın. Ben böyle değildim."diyip üstüme geldi. Arkamdaki masaya kalçam değdiğinde elleriyle iki yanıma tutundu.

-"Ben hiçbir kadını solumak istemem! Ama sana aklım gidiyor içim gidiyor. Anladın mı?! Kendime engel olamıyorum. Olmalıyım!" Masaya sertçe vurmasıyla sıçrayıp nefesimi tuttum.

Gözlerimde yaş içimde oluk oluk umutla kuş gibi titriyordum.

-"Arkanı dönüp geldiğin gibi gitmen işime gelirdi. Ama şimdi o gittiğin yolları yakarsam diye korkuyorum. Söyle sen nasıl gideceksin?"

•••

Merhaba ❤️

Uzun bir aradan sonra gelebildiğim için mutluydum. Umuyorum ki beklentinizi karşılayabilmişimdir.

İçimden gelerek böyle yazdım. Devamı nasıl olur hiç bilmiyorum. Eğer şöyle olsun böyle olsun diye fikirleriniz varsa bana öneride destekte bulunabilirsiniz 🌸

Bölümü nasıl buldunuz?

Asil'in kendi içinde kendisiyle çeliştiğini görüyorsunuz. Tamamen açılabilir mi bilemiyoruz 🤷‍♀️

Bir sonraki bölümü elimden geldiğince hızlı yazmak isterim ama kesin bir şey söyleyemiyorum.

Sizi seviyorum görüşmek üzere ❤️

Bölüm sonu

2 yorum