••
Yüzümde alev hissiyatıyla birlikte göğsümde parçalanma hissediyordum. Zar zor yutkunup tepemde dikilen adama baktım.
Sanki çok düzgünmüşüm gibi iyice tepetaklak olmuştum.
İçime saf bir umut doğuyordu ama o bile bulanıktı.
-"Gidemezsin Lavin."
Uğuldayan kulaklarım boğuk sesiyle netleşti. Yutkunup koyulaşmış gözlerinden gözlerimi ağırdım.
İstiyordu ama istemiyordu da bu nasıl bir ikilem?
Beni düşünüyordu!
Benim onu düşündüğüm gibi o da beni düşünüyordu.
Yüce tanrım bu rüya mı?
-"Sen...yani...ne diyeceğimi bilmiyorum." Soluksuz kaldığım o anlarda utanarak başımı eğdim.
Masadaki elinden birini kaldırıp belime koydu. Sırtım ürperirken karnımı içeri çektim.
Biraz daha eğildi ve burnunu saçlarıma değdirdi. Güçlü soluğu benim soluksuz kalmama neden olmuştu.
-"Gitmek mi istiyorsun?"diye sordu.
Nefesi saç diplerimi ısıtıyordu. Belime koyduğu parmaklarını sıklaştırdı. Gözlerimi kapatmak bu anda kaybolmak istiyordum. Sadece bu anda kalmak gündüz olduğunda her şeyin tekrar değişeceğini unutmak istiyordum.
-"Yoruldum."dedim fısıltıyla.
Yakınlığına daha fazla sabredemedim. Gözlerimi kapatıp alnımı omzuna yasladım. Neredeyse göğsünde kaybolmuştum.
Belimin kıvrımını okşayıp diğer elini sırtıma çıkarttı. Beni kendine bastırdığında güçsüz bir soluk verdim.
Bana sarılıyor
İri eli sırtımda geziniyordu. Heyecandan titriyordum. Sıcaklığını hissetmek şefkatini yaşamak öyle güzeldi ki.
-"Seni bırakamam Lavin. Yanında da olamam.Ne yapacağımı bilmiyorum."
Yaşadığım huzur ışık hızıyla yok oldu gitti. Acıyla kokusunu içime çektim.
Aksini düşünmemiştim.
-"Düşünmene gerek yok."dedim boğazımda oluşan ağrıyla birlikte.
Sıcak göğsünden başımı kaldırdım. Bu inanılmaz zor olmuştu.
-"Yarın burada olmayacağım."dedim mırıltıyla.
Ben kimsenin hayatında yer edinmemiştim. Kendi hayatım bile olmamıştı. Ondan da bunu bekleyemezdim.
Ben böyle göğsüne sığınmayı da hak etmiyordum.
-"Sen hiç olmamışsın gibi mi..?"
Yaşlı gözlerimle başımı aşağı yukarı salladım. İçimde büyüyen acı sanki gözlerine gitmişti. Onda kendimi görmek belki de bir hayal ürünüydü.
Yanağımı tuttu ve baş parmağını gözümün altında yavaşça gezdirdi.
-"Her şeyin üstesinden geleceğimi düşünürdüm. Seni tanıyana dek. Tanımıyorum bile.."
Tanışamazdık da.
Acı sürülmüş gibi sızlayan dudaklarımı araladım.
-"Hayatına dahil olmamı istemiyorsun."dedim.
Belki hayat tecrübem yoktu fakat hislerim kuvvetliydi. Anlıyordum.
Beni sessizliğiyle onayladı.
Çenemi tutup kaldırdığında yüzünü yaklaştırmıştı. Alnını alnıma yaslayıp titrek bir soluk verdi.
-"Küçük bir kızsın. Bunun oluru yok. Hayal kırıklığın olurum.Sana sarılıp yaşlarını silmek isterdim. Ama yapamam. Yanlış zaman...yanlış kişileriz. Sadece bil ki...sende bulduğumu başkasında aramayacağım."
Gözümden damlayan yaş parmağına değdiğinde parmağını bastırdı. Zar zor yutkundum.
Konuşmayacaktım.
Göğsüme bir ağırlık çökmüştü.
Terk edilmeye alışıktım. Ama canım şimdi neden böyle acıyordu ki?
Gitmesini bekledim. İçim sökülüyordu ve ben ayakta duramıyordum. Fakat gitmiyordu.
Dudaklarından süzülen nefesi dudaklarıma çarpıyordu.
Dakikalar geçmesine rağmen öyle kaldı.
-"Bana kızmıyorsun bile."dedi boğuk kalın sesiyle.
Konuşmak için bir nefes aldığımda ruhum acımıştı.
-"Bunu ilk kez yaşamıyorum."diye itiraf ettim.
Nefesim dudaklarında sanki farklı bir etki yaratmıştı. Göğsünün hızla inip kalktığını gördüm.
Saçlarımı okşayıp yüzünü çekti. Dudaklarının alnıma değmesiyle ağlamamak için dilimi ısırdım.
Sıcak dudakları alnıma derin bir buse bıraktı. Ardından iki elini sırtıma koyup beni göğsüne bastırdı ve sıkıca sarıldı. Küçük bedenim geniş göğsünde bulduğu hayatla canlanırken ellerimi aramıza sakladım.
Keşke beni bırakmasa
Keşke beni ilk kez seven birisi olsa
-"Kendine güzel bir hayat kur. O kötü işlerden uzak dur. Sana dokunmalarına izin verme. Her şeyin en güzelini hak ediyorsun."
Bu bir veda mıydı?
Saçlarımda kıpırdanan dudaklarını çekti. Öptü tekrar çenesini başıma yasladı.
Söylediklerine değil yaptıklarına odaklıydım. Seviliyor gibiydim. Bu çok güzelmiş.
-"Seni görmeden yapamam. Seni görmeme izin verecek misin?"
Sızlayan burnuma rağmen tebessüm ettim. İkilemde olan halini kendisi anlayabiliyor muydu?
Başımı aşağı yukarı salladım. Olmayacağını söyleyemezdim.
Yangımı harlayıp kendimi bir enkaza dönüştürmezdim. Bu gece bütün her şey tepetaklak olmuştu.
Bu gece çok şey değişmişti. Bilmiyordu.
Beni yok etmişti. Beni bitirmişti.
Ama şuan tam şuan çok mutluydum. Bu geri kalan karanlık için yeter de artardı bile.
-"Sadece buradan mı gitmek istiyorsun? Şehirde mi olacaksın?" Geri çekilip yüzüme baktı.
Uyuşmuş yüz hatlarımı oynatmadan onu tekrar onayladım.
Ellerim hala göğsündeyken bunu fark edip çektim. Başımı eğdim.
Artık gitsin.
Gitmesin
-"Gitsem iyi olacak."diyip saçımı kulağımın gerisine sıkıştırdım.
Okşadığı saçlarım
-"Mutlu ol."dedi kuru bir sesle.
Durmadan aldığım hızlı soluklar kokusunu içime hapsetmek içindi.
-"Hoşçakal."
Yanından sıyrılıp seradan çıktım. O beni durdurmadı. Bende dönüp bakmadım.
'
Sabahın ilk ışıklarında hiç uyumadan yerleştiğim koltukta geçip giden yolları izliyordum.
Aniden geldiğim huzursuz ettiğim hayatlardan aynı sessizlikle ayrılmıştım.
Daha iyi bir vedayı hak ettiğini düşündüğüm ama yapamayacağımı bildiğim halamdan uzaklaşmıştım.
Başucuna minik bir not bırakmıştım. Beni affetmesine dair minik kısa bir not.
Gün açmadan eşyalarımı sessizce toplamış çıkmıştım. Halama onu ziyarete geleceğim yalanını kısa bir cümleyle not etmiştim. Üzülmemesi içindi.
Umarım beklemezdi.
Kırgınlıklarımı toplamış gidiyordum. Gelirken umudumu bulacağımı bilmeden heyecanla yol aldığım bu çiftlikten kalbimde bir kişiyle ayrılıyordum.
-"Halil bey dedenizle sabah konuşacak. Geri kalanımız yarın yola çıkacak. Şimdi Koray ve Ömer sizinle. İyi yolculuklar."
Havaalanında gözlerim daldığı boşluktan sıyrıldı. Başımı belli belirsiz salladım.
-"Al. Çöpe at." Serdar'a telefonumu uzattığımda emin olamayarak aldı.
Geldiğim günden önceki gibi kimse varlığımı bilmiyordu. Yine öyle olacaktı.
Omuzlarım dik,başım ileriye dönük,gözlerimde sızlatan yaşlarla güvenlik kontrolünden geçtim.
Uçağa yerleştiğimde ayaklarım geri dönmek istiyordu. Çoktan pişman olmuştum.
Sonra düşündüm.
Daha fazla acı çekecektim. Ona dayanabilir miydim? Sanmıyorum.
Böylesi daha iyiydi. Gözden uzak.
Gözlerimi kapattım.
Umarım eski evim bana iyi gelirdi.
Asil Baykan
-"Ne oluyor?"
Merdivenlerden indiğimde Hanife'nin bahçeye koşturduğunu görünce seslendim.
Arkasından çıkan Meryem sesimle durmuştu.
-"Şey beyim...Hale hanım biraz fenalaşmış ona bakacaktık."
Gömleğimin son düğmesinden elimi çekip kaşlarımı çattım.
-"Ne olmuş? Sizi ne ilgilendiriyor?"diye sordum.
Zaten geceden uykusuzdum hiçbir şey çekecek halde değildim.
Başını eğip ellerini önünde bağladı.
-"Lavin hanım gitmiş galiba. Habersiz gitmiş. Hiç tozunu bile bırakmamış. Hale hanım da perişan olmuş dedi Sakine abla."
Ensemden beynime doğru yabancı bir ağrı girdiğinde zor yutkunabildim. Daha üstüme kokusu sindi diye gece üstümü çıkartamadığım kız bir anda nereye kaybolmuştu?
-"Nereye gitmiş?"diye sorarken kalbimin çevresinde sıkışma hissettim.
Omuz silkti.
-"Bilmem ki beyim. Gidip öğrenirim."
Başımı belli belirsiz sallayıp dışarı çıkmasını izledim. Ardından arkasından bende çıktım.
Ayaklarıma dolanan Luna'dan sıyrıldıktan sonra bahçe çitlerine ilerledim. Her seferinde aynı kareler bir bir gözümde canlanmasa olmazdı sanki.
Ağacın altında masada oturmuş ağlayan Hale hanımı gördüm. Yanına çalışanlar toplanmış onunla konuşuyorlardı.
Derin bir nefes alarak içime yayılmış acıyı umursamamaya çalıştım. Hep olduğum adam olmak zorundayım.
Kapıdan geçip yanına ilerledim. Gözlerinden indirdiği mendilin ardından beni gördü ve dudağını büktü.
-"Sizde görmediniz mi?"diye sorduğunda dişlerimi birbirine bastırdım.
Gerçekten yapmış olabilir miydi?
Öylece iz bırakmadan gitti mi?
Elimi sıkıp üstümde olan bakışlara ters ters baktım. Dört kadın bir şeyler mırıldanıp yanımızdan ayrıldılar.
Masada duran su bardağına uzanıp Hale hanıma verdim ve içmesini bekledim.
Su içerken bile ağlıyordu.
Elim kolum uyuşmuştu. Beynim karıncalanıyordu.
Bana böyle kontrolümü kaybettiren kimse olmamıştı.
-"Kimsesi yok ki. Nere gider ne yapar? Yavrumun yuvası bile yoktu. Çok üzüldü. Küçücük yüreği neler yaşadı."
Burnumun ucuna gelen kokusuyla iyice dağıldım.
Doğru düzgün tanımadığım bir kızın gözlerinde kaybolmam ne denli doğruydu?
Öyle bir bakıyordu ki etkisine alamayacağı tek bir insan yoktu. Çok güzeldi. En önemlisi bunun farkında değildi.
Hiç bildiklerim gibi değildi.
Kafamda dönüp duran belirsizliğe söverek sandalyeye çöktüm. Bahçede dolaşan güzelliğine öyle alışmıştım ki. Gitmesine müsaade etmenin zorluğu anlatılmazdı.
Ama olmazdık işte.
Olurunu bile aklımda canlandırmıyordum. Öyle yabancıydık.
İlk günler ilgimi çekmemişti. Sonra bir baktım ki gözüm hep onu arar olmuştu.
-"Gideceğini bilmiyor muydunuz?"diye sorarken sesimin güçsüzlüğüne şaşırmadan edemedim.
Koşarak gitmek onu bulmak aramak istiyordum. İçim istekle yanıyordu.
Yapmayacaktım.
Düzenimi küçük bir kız için bozamazdım. Gitmişti görmeyecektim. Olup bitecekti böylece.
Başını sallayıp yanaklarını sildi.
-"Onu olmayan çocuğumun yerine koymuştum. Canımdan parça olmuştu. Bir kızım olsa ancak o kadar severdim. Onu bırakmayacağımı bildiğinden böyle çekti gitti. Önder de bilmiyor. Telefonu da kapalı. Holdingi aradık oradan da kimse bilmiyor. Her yolu kapatmış."
Karşımda dağılmış ağlayan yaşlı kadından çok kendi kalbimde hissettiğim hisler bana kendimi yabancılaştırdı.
Gitmiş
Sıcak tenini hatırlamasam dün geceyi rüya sanardım. Avucumdaydı. Yok olmasına göz yummuştum.
Sertçe yutkunup alnımı sıvazladım. Hayır böyle böyle yok olamaz.
Varlığını unuttuğum sol tarafıma işlendikten sonra kendini böyle unutturamaz.
-"Gideceği bir yer yok mu? İllaki olmalı."
-"Yok kimsesi yok."diyince içime bir acı saplandı.
Dün Hanife annesinin geldiğini söylemişti.
-"Annesi?"diye sordum.
Hıçkırıp yaşlı gözlerini sildi.
-"Onu en çok yıkan yer. Ölse gitmez."
Onu sarıp sarmalamam için göğsüme yaslandığı an gözümde belirdi. Gözlerinden geçen acı içime dolmuştu.
Neredeydi?
Benim yüzümden mi gitmişti?
Kim bilir bende yıkmıştım.
Onu hiç tanımıyordum. Hem çok yıkılmış hem çok güçlüydü.
Tek bildiğim kendimi her an yanında bulmak istediğimdi. Yaşımdan başımdan utanıyordum. Benden kaç yaş küçük ufak bir kıza karşı nasıl böyle şeyler düşünebilirdim?
-"Belki...biraz yalnız kalmak istemiştir."dedim bir umut.
Yeni bir mendil alıp ellerini dizlerine bıraktı.
-"Gelmez Asil bey gelmez. Her şeyini almış. Sanki hiç evime girmemiş gibi izi kalmamış. Zaten kendine yer edinemiyordu anlıyordum. Benimsesin diye hep uğraştım. Ama bir kere sıcak bir yuvası olmamış nasıl rahat etsin?"
Çöktükçe çöküyordum.
Ben ne bok yemiştim?
Beynimi aklımı sikeyim.
Kaç yaşında adam oldum. Doğru düzgün ne istediğime karar veremedim. Bir kere kalbim sıkıştı ona bile sahip çıkamadım.
Geçici olduğundan emindim.
Elbette öyleydi. 22 yaşında bir kıza bağlanacak halim yoktu.
Sadece biraz tuhaf olmuştum o kadar.
-"Mutlaka dönecektir. Üzmeyin kendinizi."
Ayağa kalktığımda benimle birlikte kalkıp yüzüme baktı.
-"Asil bey. Siz..siz bulamaz mısınız?"
Gözlerimi kaçırıp içimde sıkışıp kalan soluğumu üfledim.
İstesem yapardım. Ama istemiyordum.
-"Sanmıyorum üzgünüm."dedikten sonra yanından ayrıldım ve evime geçtim.
'
İKİ AY SONRA
Kar bahçeyi beyaza bürüdüğü anlarda camın önüne ilerledim. Masadaki kristal şişeyi alıp boşalmış bardağı doldurdum.
Şöminenin çıtırtısına ayak sesi eklendi. Yanımda duran Kaan'a bakma gereği duymadan gözlerimi dışarıda gezdirdim.
Günümün belki de neredeyse tamamını geçirdiğim bahçem,evim bana zindan olmuştu.
Ne yaparsam yapayım aklımı toparlayamıyordum.
Aynı zamanda cesaretimi de öyle.
Keşke o gece onu son kez göreceğimi bilseydim.
Durdurur muydum? Şuanki aklım olsa evet.
Gözlerini görmeden her yerin zifir karanlık olacağını nerden bilecektim? Ne gecem ne gündüzüm kalmıştı.
Belki bir adım atsam elimi uzatacağım kadar yakınına gidebilirdim. Hala gurur yapıyordum. Hala kendime güvenim yoktu.
Bir yanım ona deli gibi kavuşmak isterken diğer yanım kendine gel diyordu. Küçük bir kız.
Unutamadım işte. Hani geçerdi?
-"Dostum...sencede anlatman gereken bir şeyler yok mu?"
İç çekip küçük ama sert bir yudum aldım.
-"Ne gibi?"
-"Tamam normalde de şen şakrak konuşkan bir adam değilsin ama bu da değilsin. Yolunda gitmeyen ne varsa söyle halledelim. Sürekli dalgınsın. Yakında içmekten ayyaşlara döneceksin." Elimden almaya çalıştığı bardağı bırakıp elimi enseme attım ve derin bir soluk aldım.
-"Bir şey yok. Geçen ki meseleye aklım takıldı."diye geçiştirdim.
-"Ya abi bana yalan atma. Saçma sapan bir iş meselesi senin takılacağın en son olay. Söyle işte ne oldu? Sen resmen mutsuzsun. Doğru kelime bu mutsuz! Sen nasıl mutsuz olabilirsin lan?! Tanımasam inanırım da dünyayı umursamazsın ki."diye durmadan bir şeyler konuşuyordu.
Ensemi sıvazlayıp kendimi koltuğa attım. Başımı yasladım gözlerimi yumdum.
Gözleri değil kokusu hafızamdan siliniyordu. Ve delirmeme az kalmıştı.
Koskoca iki ay geçmişti. Yoktu. Var oluşu hayal gibiydi. Eğer tam bu oturduğum yerde ona sarılmamış olsam uydurduğumu düşünebilirdim.
Çok masumdu. Dokunmaya kıyılamayacak kadar. Kaldı ki...kaldı ki sahip olmak. Ben öyle bir adam değildim. Bir kadına özellikle küçük bir kıza mutluluk verecek kadar boş bir adam değildim. Kimseye de değer vermezdim. Boş yere vakit geçirmezdim. Hayatıma farklı yönler vermiştim. Bu yönler arasında kalbimi hissetmek yer almıyordu.
Ben şimdi niye böyle bok gibi hissediyorum?
Madem kalbim yok niye böyle dağıldım?
Peki niye kalkıp peşinden gidemiyorum? Nerede nasıl iyi mi kötü mü diye düşünmekten kafayı yemişken peşinden gidemeyecek kadar boktan bir adam mıyım?
-"Dışarı çıkalım mı biraz? Dolaşırız hava alırız."
Başımı kaldırmadan gözlerimi araladım. Bütün gün saçma sapan işler yapmaktan vücudum yorgun düşmüştü.
-"Yatacağım."dedim sadece.
-"İyice yaşlandın sende."diyince tepki vermedim.
Yine kokusu burnumda tüttü. Onu tuttuğumda ellerimde kaybolan bedenini hatırladım. Hayatına tanık olmamıştım. Sadece çok yara aldığını biliyordum. O güzel gözleri başka türlü öyle kırgın bakamazdı ki.
-"Kalıyorsan kal." Ayağa kalkıp masadan şişeyi aldım ve salondan çıktım. Merdivenleri çıkarken bir kaç kez tökezledim. Üst kata varmadan merdiven arasındaki camdan yan eve gözüm kaydı.
Hep o balkonda olurdu. Ne zaman uyumaya çıksam minik bedenini orada görürdüm. Bazen sessiz sessiz ağlardı bazen gözleri dalgın bakar oradan kalkmazdı.
Omuzlarına çöken yükü hafifletmeyi istemiştim. Sonra bana mı düştü diye kendimi hep vazgeçirdim. Her seferinde ona gitmek isterken kendimi arkamı dönmüş halde buldum.
Şimdiyse gezindiği iz bıraktığı yerlere bakamaz olmuştum.Kalbini kırarken,giderken durdurmazken artık bunları düşünmem boşunaydı.
Yalnızca onu aklımdan da içimden de silemeyeceğime uzun zaman önce ikna olmuştum.
••
İyi geceler 🎈
Umarım iyisinizdir. Bölümü tamamlayınca yayınlamak istedim.
Sizce kavuşmak yakın mıdır? Yoksa zor mu görünüyor?
Lavin bu ayrılıkta ne yapıyor?
Fazla dram dram ilerliyoruz farkındayım. Bölümleri yazarken dinlediğim şarkıların listesini versem sizde okurken ağlarsınız hasjjd
Galiba artık enerjik hareketli bir şeyler dinleyip bölümleri öyle yazmalıyım olmuyor bu şekil
Yazım hataları varsa kusura bakmayın lütfen kontrol etmeden hızlıca yayınlıyorum. Dikkatinizi çeken olursa uyarın düzeltirim ❤️