İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 15 · 10 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 15

15

••

Evden ayrılan psikiyatri doktorunun peşinden artık görüşmeleri sonlandırdığımız için mutluydum.

Bana iyi gelmiyordu.

Ve verdiği ilaçları kullanmadığım için de hoşnut değildi. Ben ilaç içip kendimi uyuşturmak istemiyordum. Sadece iyi hissetmeye ihtiyacım vardı.

Bunun artık olmayacağını görmüştüm.

Günler bana azap gibi geliyordu. Ne yaşadığımdan ne yaptığımdan habersiz sadece beni meşgul edecek şeyler arıyordum.

Türlü türlü dil dersleri,işleri kavrayabilmek için ek dersler anlatımlar çalışıp dinliyordum.

Hayır hayatımı yoluna koymamıştım.

Küçücük bir umut ışığım vardı. Tümüyle sönmüştü.

Yeniden dışarı çıkmaya korkar olmuştum. Bu ev bana aynı ağırlıkları yüklemişti. Attığım ne kadar adım varsa yerle bir olmuştum.

Koskoca bir evde tek başıma delirerek ölmeyi bekliyor gibiydim.

Çok yalnızdım.

Çok.

Halamı özlemiştim. Çiftliği özlemiştim.

Luna. Luna'yı bile.

Türkiye'de işler yolundaydı. Bütün yöneticiler üst düzey bir şekilde işlerini iyi yapıyorlardı. Olup olmamam onları etkilemiyordu.

Ben bir bahane bulup gitmekten korkuyordum. Şimdi herkes eski düzenine alışmıştı. Huzurluydular. Benim yüzümden tedirgin değillerdi. Gidemezdim.

Sanki önceden onlar mı vardı? Hayır. Yine böyle yalnızdım.

Sadece babam vardı.

Oturduğum koltukta evin yüksek tavanına doğru baktım. Çok sessizdi. Her gün boş kaldığım anlarda kendimi dinliyordum.

İyi hissetmiyordum ama iyi olmak zorundaydım.

Birazdan Fransızca dersim için tuttuğumuz özel öğretmen gelecekti.

Uyumadan önce kalan saatlerimde de Türk yemeklerini yapmayı öğreniyordum. Mutfaktan sıkıldığım anlarda da bahçeye çıkıyordum. Artık yeşillik görmek eskisi kadar huzur vermiyordu.

Başaracaktım. Gece gündüz ağlayacak olsam bile ertesi gün dimdik ayağa kalkabilmek için kendi kendimi iyileştirecektim.

'

Aradan bir ay daha geçmişti. Holdingden gelen maillere göz atarken bir yandan bir şeyler atıştırıyordum.

Geçen ay açlıktan düşüp bayıldığımda yine kendi başıma yerde uyandığım için kendime gelmiştim. Dışarıda bir sürü adam duruyordu. Ama hepsi maaşlı birer çalışandı. Gelip evin içinde nasıl olduğumla ilgilenmiyorlardı.

Benim kendimden başka kimsem yoktu.

Mart ayı soğuk geçiyordu. En son bir hafta önce yürüyüş için gece çıkmıştım. Çok üşüdüğümden dolayı uzun süre kalamamıştım. Yine evdeydim.

Tableti kenara bırakıp koltuğa uzandım. Günler geçmiyordu.

Gözlerimi kapattığımda unutmak istediğim ne varsa gözümde canlanıyordu. Nasıl geçecekti bu?

Ne yapıyordu acaba diye düşündüm. Yine dışarıda bir şeylerle uğraşıyordur.

Üzülmüş müdür?

Benim özlemekten yandığım gibi o da...ah saçmalama Lavin.

Gözlerimi açıp koltuktan kalktım.

Düşünme

Onu düşünme

Tableti yeniden açıp derin bir nefes aldım. Mutfak masasında kahve eşliğinde holding CEO'su ile kısa bir görüşme gerçekleştirdim.

Telefonumu masaya bıraktığımda göğsümdeki ağrı yine gün yüzüne çıktı.

Kimseyle görüşmedim.

Geçen ay dedem beni bulmak için gelmişti. Fakat evimizin duvarlarından bile içeri girememişti.

Arazinin girişindeki güvenlik ekibi buranın kullanılmadığını söyleyerek onu uzaklaştırmışlardı.

Yavaş yavaş hafızalarından silinmek istiyordum.

Fakat bu...bu inanılmaz zordu.

Bir kere bir kere görmeye ihtiyacım vardı. Artık soluklarım kesiliyordu. Özlemden uyku uyuyamaz olmuştum.

Halamı merak ediyordum. Onu çok üzdüğümden emindim.

Parmaklarımı alnıma bastırıp ellerimi masaya bıraktım. Uzun uzun düşündüm.

Bulmakta zorluk çekmediğim numarayı aramak için telefonuma uzandım. Dudağıma dişlerimi geçirip hızlı ve düzensiz soluklarla kilidi açtım.

Numaraya basıp telefonu masaya koydum. Arama sesi devamla çalışıyordu.

-"Alo?"

Isırdığım dudağımı serbest bıraktım.

-"Nisa. Halamın yanındaysan belli etme. Uzaklaş."dedim sakince.

Bir kaç hışırtı sonrası yeniden konuştu.

-"Lavin hanım! İnanamıyorum siz misiniz?!"

Sertçe yutkundum.

-"Halam nasıl?"diye sordum.

Burnum sızlıyordu. Uzun zaman sonra orayla bağlantıya geçmek kolay değildi.

-"Siz asıl siz nasılsınız?! Herkes hepimiz çok merak ettik! Başınıza bir şey mi geldi?! Lavin hanım. Hale hanım hiç iyi değil."dediği an ayağa fırladım.

-"Nesi var? Ne oldu?"

-"Siz gittiniz. Çok kötü oldu. Yani belki inanmazsınız ama hasta oldu. Neden gittiniz ki?"

Yanağımı elimin tersiyle silip elimi saçlarıma attım.

-"İyi mi şimdi?" Kalbim acıyla sıkıştı. Pişmanlık içimde kat kat artmıştı.

Ailem yerine koyduğum halamdı o benim.

-"Gittiğiniz günden beri tansiyonu yüzünden pek iyi değildi. Geçen hafta..ilacını almamış. Tansiyonu yükselmiş başı dönmüş. Merdivenden düştü."der demez dizlerimin bağı çözüldü.

Ne?

'

Asil

Luna'nın suyunu döküp arkamı döndüğümde gelenleri görünce içimden sabır çektim. Kimseyi çekecek halde olmadığımı bile bile bunları getiren Kaan'ın hesabını sonra kesecektim.

Dilimin ucuyla selam verip ellerimi yıkadım ve refleks olarak sağ tarafa baktım.

Kendi kendimi onaylamayarak önüme döndüm. Gelmeyeceğini bir türlü kabullenip unutamıyordum.

Hava soğuk olduğu için eve geçenlerin peşinden içeri girdim. Salona girdiklerinde direkt şömineye bir kaç odun attım.

Her an her saniye kokusuyla baş edemediğim kızı düşünmekten deliriyordum. Eve bile sığamıyordum. Yokmuş gibi hissetmiyormuş gibi davranmaya çalıştıkça daha fazla çekildiğimi anlamıştım.

-"Nasılsın?"

İçki dolabının önünde bir bardak doldururken elini koluma saran Vildan'a ters bir bakış attım.

Elini indirince

-"İyiyim."dedim.

-"Bilardo oynayalım mı?"diye atıldı Kaan.

Siktir olup gitseler daha mutlu olacaktım.

Alper ve Sercan onayladı.

-"Siz inin. Benim biraz başım ağrıyor."dedim.

Onlar alt katta yer alan oyun odasına inerken Vildan her zamanki gibi yanımda kaldı.

İtiraz etmiyorum güzel bir kadındı. Ama hiç dönüp bakasım gelmiyordu. Fazla ısrarcıydı. Hoşlanmıyordum.

Koltuğa oturur oturmaz yanıma oturdu. Eli yine bana kaydığında sert bir soluk üfledim.

-"Çek elini."dedim.

Enseme kaydırdığı elini omzuma getirdi.

-"Neden hep kötü davranıyorsun? Hep tersliyorsun. Seni istiyorum görmüyor musun?"

Açık açık söylediği ilk cümleler olması beni şaşırtmadı. Umrumda da olmadı.

-"Vildan. Seni kırmak istemiyorum ama yerini bil."diyip bileğini tutarak ittirdim.

Kendime yeni yeni itiraf ediyorum ki bana dokunan bir tek Lavin olsun istiyorum.

Tanrım

İnanılır gibi değil.

Resmen tutulmuştum.

Kimi kandırıyorum ki? Aylardır ölmekten beter olmuştum. Başka ne diye böyle olacaktım?

-"Yerimi senin yanın yapmak istiyorum Asil."

İç geçirip umursamaz bakışlarımı ona diktim.

-"Bana mı aşık oldun?"diye alay edercesine sordum.

Hayvanları sevmiyordu. Topraktan doğadan hiç hoşlanmıyordu. Sırf bana yaranabilmek için zorla binicilik dersleri aldığını görüyordum.

Sorum üstüne şaşırdı sonra kaşlarını çattı.

-"Yani...elbette hayır ama sen mükemmel bir adamsın ve...ister istemez etkileniyorum."dedikten sonra sinirle yanımdan kalktı.

-"Ayrıca insanlara seni sevmeleri için ufak bir şans bile vermiyorsun ki! Her erkek beni arzuluyor! Sen gözünün ucuyla bana bakmıyorsun! Aksi çekilmez bir adamsın!"

Gözlerimi devirip bardağı dikledim ve indirdim.

-"Ama mükemmelim değil mi?"dedim alayla.

Onunla dalga geçtiğimi gördüğünde iyice sinirden kızarmıştı. Saçlarını savurup yüzünü buruşturdu.

-"Bu eski püskü evin içinde yaşlanıp öleceksin. Bunu sana birinin söylemesi gerekiyordu. Kendinden başka kimseyi düşünmüyorsun! Ailenin bile sana zorla katlandığına eminim. Ne halin varsa gör!"

Kapıyı çarpıp gittikten sonra yeni bir bardak doldurdum. Dudağıma değdirdiğim zaman içmeden indirdim.

Lavin

Lavin'e de aynı şeyleri hissettirmiş olabilir miydim?

Hayır.

O farklıydı. O çok özeldi. Başka kadınlarla karşılaştırılamazdı. Onun düşünceleri dahi özeldi.

Ben nasıl gitmesine izin vermiştim?

Elimden kaymış gitmişti.

Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektiğim o anları hatırladım. Ben ömrümde böyle huzur bulmamıştım.

Şimdi ne yapıyordu?

Ben içimden geçirmeye alışkanlık haline getirdiğim özlemimi o da hisseder miydi?

Yardıma ihtiyacı var mıydı? Ya başına bir şey geldiyse?

Haftalardır aylardır düşünmekten kaçındıklarım sanki bir saniyede beynime dolmuştu.

Başıma saplanan ağrıyla alnımı ovaladım ve masaya tutundum.

-"Asil? İyi misin kardeşim? Vildan nerede?"

Göğsüme saplanan ağrıyla gözlerimi aralayıp elimi indirdim.

-"Siktir et onu. Gidiyorum ben." Elimden düşmekte olan bardağı yere olduğu gibi atıp adımlarımı üst kata yönlendirdim.

Odama girdiğimde arkamdan seslenerek gelen Kaan'ı hiç umursamadan telefonumu aldım.

Yıllar öncesinde bıraktığım bağlantılarıma ulaşmak benim için zor olmuyordu. Oradan oraya kim varsa sordum soruşturdum. Bu esnada Kaan'ı kovalamış işime odaklanmıştım.

Kalbim sancılanıyordu. İlk defa heyecanlıydım.

İstediğime ulaştığımda çiftlikten sadece kendi ahmaklığımla ayrıldım. Bunca zaman nasıl durmuştum?

'

Lavin

Halama ulaşmak onu görmek isteğiyle gitmek için odama koşmuştum.

Sonra olmadı.

Cesaret edemedim.

Odamda belki de saatlerce ağladım. Giderdim. Gitmeye giderdim ama sonra nasıl dönerdim? Tekrar nasıl o adamdan uzaklaşabilirdim?

Hıçkırıklarım ruhumu delip geçti. Sanırım güçlenmek için zorladığım bedenim iflas ediyordu.

Ama yine kendimi bırakamıyordum. Saatler sonra yerden kalkmış banyoya suyun altına girmiştim. Duş kabininde yere çökmüş güçsüz bedenim oradan kalkamadı.

Yorgunlukla mermere dayalı halde gözlerimi açtığımda buz gibiydim. Tenime vuran sular birer iğne etkisi yaratıyordu.

Kollarımı kendime sararken zorla hareket ettiriyordum. Güç bela suyu kapatmıştım. O yerden kalkmam o kadar zor oldu ki vücudumda kemiklerim kırılsa daha az acı çekerdim.

Başarmam uzun sürse de üstüme bir elbise geçirebilmiştim. Yatağıma yığılıp kaldığımda her yerim ağrı içindeydi.

Yatakta duran telefonumu alarak dışarıdakilerden birisini aradım ve dil dersini iptal etmelerini söyledim.

Titreye titreye örtünün altına girdiğimde uyuya kalmam uzun sürmedi.

'

Asil

-"Sizin burada ne işiniz var?"

Bir kaç gündür sarfettiğim çaba sonucu geldiğim yeri incelerken kapıdan çıkan tanıdık yüz doğru yere geldiğimi gösteriyordu.

Yaslandığım arabanın kaputundan kalkarken sigaramı söndürüp bir soluk aldım.

İsmini bilmesem de çiftlikte sık sık gördüğüm adam buradaysa Lavin de buradaydı.

-"Lavin burada mı?"diye sorduğumda ismini uzun zaman üstüne seslendirmek değişik gelmişti.

Demir kapı kapanırken etrafa bakındım. Evi buradan görüyordum ama uzak kalıyordu. Muhtemelen araziyle birlikte evin çevresi bu duvarla çevrelenmişti.

-"Hayır. Sizde burada olmamalısınız." İndiği arabaya geri binmeden kapıyı üstüne çarpıp ona baktım.

Artık tahammülüm kalmamıştı. Önüme çıkan her şeyi yakıp yıkacak haldeydim.

-"Burada olduğunu biliyorum. Beni uğraştırma aç şu kapıyı."

Gözlerini kaçırıp başını eğdi. Eğer ona rastlamamış olsaydım gerçekten burada kimsenin yaşamadığına ikna olabilirdim.

Şehir merkezinden uzakta ıssız bir yerdi. Neredeyse kuş bile uçmuyordu.

Lavin burada ne yapıyordu?

-"Burada değil. Lütfen zorluk çıkartmayın."dediği esnada telefonu çaldı.

Ekrana baktığımı fark ettiğinde ter dökmeye başlamıştı. Uzaklaşacakken kolunu tuttum ve açmasını işaret ettim.

-"Buyrun efendim?"

Gözlerimi telefona dikip dişlerimi sıktım. Nefes almak bu kadar zor olmamalıydı.

-"Dil dersini ertele."

Sesini duyduğum an gözlerimi kapatıp arkamı döndüm.

Siktir

Ellerimi enseme koyup uzun ve derin soluklar alarak bir kaç adım attım.

-"Siz iyi misiniz efendim?"

Sesinin boğukluğu benim de dikkatimi çekmişti. Sıkıntıyla önüme döndüm.

-"İyiyim."

Kapanan telefonun arkasından yakasına yapıştığım adamı kapıya sürükledim. İtiraz etmemişti ama bunu gören diğerleri yaklaşmıştı.

Sorun yaratmadan çözme gibi yeteneklerim olduğu için hiçbiri önüme çıkamadı. Geldiğim arabaya geri binip duvarın arkasına geçtim. Kısa dönmeli yolu hızlıca geçtikten sonra evin önünde durdum.

Hiçbir hayat belirtisi olmayan evin kapısına gittiğimde belki de ilk kez ellerim titriyordu. Arkamdan gelen bir adam önümde durunca kaşlarımı çattım.

-"Lavin hanıma haber vermemiz gerekiyor."dedi.

Sabır denen illet bedenimde tükenmek üzereydi.

Yinede sakin kaldım. Aradı tekrar aradı. Açılmayan telefonla bende gerildim. Sesi de iyi gelmiyordu.

-"Aç şunu."

Tedirgin şekilde evin kapısını anahtarla açtı geri çekildi. İçeri adım attığım an göğsüme bir sıkışma geldi.

Yutkunup içeriye adımladım. Direkt girişten görünen salon boştu. Diğer yerlerden de ses gelmiyordu.

Hızlı bir şekilde merdivenlere yöneldim. Sanki iki dakika daha görmesem ölecek gibiydim. Aylardır ayrı kalan ben değilmişim gibi.

-"Lavin?"diye seslendim.

İçimde anlamlandıramadığım bir his vardı. Rüyada olabilir miydim? Gerçekten bir anda kalkıp ülke değiştirmiş olamam.

Ses gelmiyordu. Sırayla önüme çıkan kapıları kontrol ettim.

En son girdiğim odada hemen karşımda onu gördüm. Büyük bir yatağın içinde uyuyordu.

O an..o an her şey değişti.

Onu kaybettiğim gün ki pişmanlığım büyüdü. Yüzünü tenini nasıl özlediğimi hissettim.

Gerçekti.

Yanındaydım.

Ağırlaşan ayaklarımı güçlükle hareket ettirdim. İlerledim yanına yaklaştım. Yanakları pembeleşmiş alnında ter damlacıkları vardı.

Kaşlarım çatılırken endişe içinde eğildim. Çenesine kadar çektiği yorganı indirip elimi yumuşak yanağına değdirdim.

Sadece çok az dokunmuş bile olsam bu tanıdık his çok güzeldi.

-"Lavin?"

Elimi yanağından şakaklarına doğru kaydırdım. Yavaşça alnını tuttuğumda ateşinin yüksekliği beni korkutmaya yetmişti.

Yorganı beline kadar indirdim. Bir şeyler mırıldanıp kaşlarını çatınca bu haline rağmen hafifçe gülümsedim.

Çok güzeldi. Güzelliği hiç değişmemişti. Kokusu da öyle.

Güzelliği karşısında aklımı toplamam zaman aldı. Hemen dışarı çıktım. Dışarıdakilerden bir doktor çağırmasını istedikten sonra yeniden Lavin'in yanına dönmüştüm.

Üstünü tamamen açtığımda giydiği elbise yukarıya sıyrılmıştı. Başımı çevirip yatağın ucunda duran ince örtüyle üstünü örttüm.

Geri kalan saat diliminde gelen doktor verdiği ilaçlar ve taktığı serum sonrası dışarı çıkmıştı. Bittiğinde tekrar kontrol edeceğini söylerken benim dikkatim Lavin'deydi.

Islak saçlarından üşüttüğü belli olurken ateşi hala çok yüksekti. Durmadan bir şeyler sayıklıyordum.

Ben ya gelmemiş olsaydım? Kim bakardı ona? Kim hastalığını görürdü?

Bunları düşündükçe kafayı yiyordum. Böylesine derin yalnızlığını göremediğim için..üstüne onu yeniden yalnızlığa gönderdiğim için kendime kızgındım.

-"Asil?"

Dudaklarından fısıltıyla çıkan ismimi duyduğum gibi yatağın kenarına oturup elini tuttum.

-"Buradayım,yanındayım."

Elimi uzatıp yanağına koydum ve hafifçe okşadım. Olağanüstü şekilde büyüleyici olan gözlerini yavaş yavaş araladı. Yüzü bitkin rengi solgundu.

Gözlerime baktı. Gözlerini yumdu.

Pembe tatlı dudaklarında dilini gezdirdi ve yan döndü. Elini tuttuğumu fark etmiş gibi sıkıca kavrayarak elimi göğsüne bastırıyordu.

-"Seni hiç rüyamda görmüyordum."

Gülümsemeden edemedim. Aksine ben neredeyse her gece onu düşlerimde görmüştüm.

Alnına düşen saçları geri itip şakağını okşadım.

-"Rüya görmüyorsun. Bak ben yanındayım."diye mırıldandım.

Bunu duyduğu saniyede gözleri yeniden aralandı. Bilincinin doğru düzgün yerinde olmadığının farkındaydım. Ama benim ona geldiğimi anlamasını istiyordum. Bir an önce kendine gelsin güzel gözleriyle bana baksın istiyordum.

-"Asil..?"Başını usulca bana döndürdü. Kısık gözleri arasında yüzümü incelerken elimi yüzünden çekip tuttuğum elini okşadım.

İsmimi daha önce onun kadar güzel söyleyen olmamıştı.

-"Buradayım. Her şey gerçek."

Kaşları çatıldı. Sesli sesli yutkundu.

-"Gerçekten burada mısın?"diye boğuk sesiyle sordu.

Eğildim. Yüzüne yaklaştım. Sıcak alnına dudaklarımı uzun uzun bastırdım. Kokusu ve yumuşak teni birleşince içimde bir yerler sallanıyordu. Bunu ilk kez hissediyordum.

-"Geldim. Bir daha seni hiç bırakmayacağım."

•••

İyi geceler ❤️

Yine uzun ayrılığa dayanamadım. Henüz tam olarak birleşmiş de sayılmazlar ama en azından kavuştular diyelim.

Bölümü nasıl buldunuz?

Bölüm sonu

2 yorum