İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 46 · 12 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 46

46

•

O gece Asil aldığı bir telefonla ailesinin yanına dönmemize engel olmuştu. O an işi çıktığı için mutlu olsam bile odada onu beklediğim gecelerin çoğalacağından habersizdim.

Hayatında ters giden her ne varsa tıpkı tatilimizde olduğu gibi içine kapanmasına neden oldu.

O günün ertesinde anne ve babasını göremeden evden ayrıldıklarını öğrenmiştim. Sanırım Hümeyra hanım ben varken kalmak istememiş ve gitmişti.

Ancak artık onu sorun etmiyordum. İki hafta olmuştu ve ben Asil'in varlığı olmadan hüzne boğuluyordum.

Vardı ama yoktu.

Hanife abladan duyduğum kadarıyla biz tatildeyken bağların etrafında yabancı bir kaç adamı görenler olmuş. Tekin olmayan adamlar o gün Asil'in huzurunu kaçırmıştı. Ve yine benzer kişiler çiftlik yolu üzerinde dikkat çekmişlerdi.

Sebep her ne olursa olsun Asil ile aramıza mesafe girince ben mutsuz birisine dönüşmüştüm.

-"Ne zaman geleceğini söyledi mi?"

Kahvaltı masasını toplayan Hanife ablaya bakarken elimi çenemin altına koydum. Yalnız bir kahvaltı için mutfakta yanlarında olmak istemiştim.

Sabah kalktığımda Asil erkenden şehire gittiğinin bilgisini bırakmıştı.

-"Yok kızım söylemedi. Yemedin ama bir şey olmaz ki öyle."

Geldiğim günden itibaren neşeli sohbetlerimizin gülüşmelerimizin olduğu evin bir anda yine eski sessiz hale bürünmesinde benim de payım vardı. Hissettiklerimi onlara yansıtmak istemesem bile anlayıp bana üzülüyorlardı.

Kim bilir Asil nerdeydi. Eski hayatından kalma birileri olduğunu düşünmek istemiyordum. Tekrar aynı ürkütücü olaylara karışmasını hiç ama hiç istemezdim.

Oldum olası o hayatın içinde büyümüş birisi olarak...bu korkunç olurdu.

-"Doydum sağ ol abla."dedikten sonra masadan kalktım.

-"Ellerinize sağlık."diyerek mutfaktan çıktım.

O günün akşamı Asil karanlık çöktüğünde gelmişti. Yatak odasında okuduğum maillere son verip laptopu komodine bıraktığım esnada banyodan çıkarak odaya girdi.

Örtünün altına uzattığım bacaklarımı karnıma doğru çektim. Loş ışığın altında yorgun görünen yüzünü incelerken içini boğan sıkıntıyı gidermeyi isterdim.

Yalnızca bir boxer giyerek saçlarını öylesine havluyla kuruladı ardından yanıma girdi ve belimden çekerek beni göğsüne iliştirdi. Çıplak soğuk teninden özlemimi giderecek bir soluk aldım.

-"Neler yaptın bugün?" Başımın üstünü öpüp göğsünü şişirdi.

-"Evdeydim işte. Pek bir şey yapmadım seni bekledim."diye mırıldandım sessizce.

Parmakları sırtımda gezintiye çıkmıştı. Boylu boyunca tüy kadar hafif okşayışlarla gözlerimin kapanmasına yol açıyordu.

-"Bugün çok beklettim üzgünüm."derken sesi uykulu bir tınıda çıktı.

-"Çözebildin mi?"diye sordum.

Parmakları bir anlık durunca avucunu belime koymuştu.

-"Çözüm aradığım bir şey değil. Canımı sıkmak isteyen bir şerefsiz var ve bunu ona bulaşmadan bitirmeye çalışıyorum."

Göğsüme aynı hüzün çöktü. Endişe dolu bir hüzün.

-"Neden? Ne istiyorlar senden?"

Sesli bir nefes alıp verdi.

-"Bu ilk değil. Ama sorun da değil. Eski bir kaç arkadaşımla görüştüm. Pisliklerden arınmış olmam hala birilerine batıyor. Kısaca eskiden canını yaktığım birileri. Neyse boşver sen bunları."

Ona bakmak için geri çekildikten sonra elimi yanağına yerleştirdim ve hafifçe parmağımı bastırdım. Karanlıkta gözlerime değen gözlerine bakarken burnumun ucunu öptü.

-"Başka bir yolla çözsen olmaz mı? Polis yada her ne çözüm yolu varsa?"

Pek de keyifli olmayan bir gülüş sundu.

-"Benim kadar etkili olacak herhangi birisi yok güzelim. Sen endişelenme. Şimdi uyu hadi."

-"Asil.." Endişeyle dolu sesimi susturma yöntemi olan dudakları dudaklarımdan uzaklaşırken sessiz kaldım.

Aşacağımızı düşündüğüm bir sıkıntı olduğuna karar kıldım. Ya da öyle olmasını umdum.

Gözlerimi kapatırken hala göğsümde var olan boğuk histen kurtulamamıştım.

'

Üstünden kaç gün geçmişti bilmiyordum fakat Asil aynı diken üstünde oluşundan sıyrılmamıştı. Gergin bir bekleyişteydi.

Daha sık içip daha az konuşur olmuştu.

Buna katlanamaz haldeydim.

Oturma odasında tek başıma oturmaktan sıkılmış halde üst kata çıkıyordum. Çalışma odasının açık kapısına geldiğimde bir kaç saattir Asil'in yanında olan Kaan ayaktaydı.

Beni görünce tebessüm etti.

-"Geç oldu bende gidiyordum."

Kapının pervazına yan şekilde yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım.

-"Kalsaydın?"

Başını salladı.

-"Erkenden bir müvekkilimle görüşmem var."

Tam dudaklarımı aralamış konuşacaktım ki merdivenlerden gelen aceleci ve hızlı adım sesleri üstüne başımı döndürdüm.

Yaklaşık iki saat önce müştemilata gitmiş olanlardan Dilşah abla kan ter içinde merdivenleri çıkıyordu.

-"Beyim! Beyim nerede?!"

Yüz ifadesinin dehşeti ve koşarak koridora ulaşmasıyla vücudumda bilmediğim bir adrenalin patladı.

Çalışma masasında oturmakta olan Asil hangi ara bilmeden kalkmış belimden hafifçe ittirerek kapıdan çıkmıştı.

-"Bağlar..bağlarda yangın çıkmış! Yetişin!"

'

Kötü bir olayın başlangıcı olan fırtınanın sessizliğini göremediğimiz için şimdi çok başka yerlere dağılmıştık.

Asil dağılmıştı. Ben onun için buruk bir zaman yaşıyordum. Keza çiftlikteki herkes öyleydi.

Herkes çok üzgündü. Asil dışında.

Bağların büyük bir kısmı olmasa bile yinede çok sayılacak bir bölümü ne yazık ki tabiri caizse heba olmuştu. Neyse ki canla başla söndürmeye çalıştıkları yangına erken müdahale edip yayılmasına engel olmuşlardı.

Gece yarısını çoktan geçtiği için ve şansa Dilşah ablalar uyumadığı için bunu öğrenmiştik.

Çiftlik sanki sonsuz bir buhrana bürünmüştü.

Asil o gece yaşadığı hayal kırıklığını öfkeye yada hüzne döndürmemişti,sessizdi. İçten içe ne yaşadığını bilemiyordum öğrenmeme müsaade de etmiyordu.

Üzülüyordum. Hatta daha çok kahroluyordum.

Tırnaklarıyla yıllardır kazıyarak emek verdiği bir başarısı neredeyse tamamen kül olacaktı.

Onu anlıyorum diyemem çünkü bunu anlayamazdım.

Aradan geçen bir aylık zaman diliminde her gün bir önceki günün aynısıydı. Bağlar onarılmış o kül görüntüsünden temizlenmişti. Yeniden ekim yapılacağını duymuştum.

-"Günaydın."

Salondan içeriye adım attığımda ne zaman geldiklerinden habersiz olduğum ailesi ile birlikte oturan Asil'e göz attım.

Yine köşesine çekilmiş elindeki içki dolu bardağı döndürüyordu.

-"Günaydın Lavin." Her şeye rağmen tebessüm eden Niyazi beye hafifçe gülümsedim.

-"Hoşgeldiniz."demeyi ihmal etmedim.

Strese kapılıp elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırarak öylece koltuğun arka kısmında ayakta kaldım.

-"Hoş bulduk canım. Son durumları merak ettik uğrayalım dedik."diyince başımı anladım dercesine salladım.

Hümeyra hanım her zaman ki gibi taviz vermeyen ifadesiyle oturuyordu.

Asil yanımdan ne zaman kalkmıştı duymamıştım. Ki gece kaçta gelip yattığını da bilmiyordum.

Bu durum beni artık hem üzüyor hem yıpratıyordu. Kendimi kötü hissediyordum.

-"Kahvaltı hazır buyrun oturabilirsiniz."

Asil gözlerini gözlerime bile değdirmemişti. Yine dalgın düşünceliydi.

O böyle olunca göğsüm sanki boğuluyordu. Belki de fazla duygusal davranıyordum fakat gözlerimi bile dolduran bir boşluğa düşmüştüm.

Sanırım ona haksızlık ediyordum. Bencilce kendimi düşünüyordum. Yalnızca bunu bilerek yapmıyordum.

-"Hadi bakalım kahvaltıya." Niyazi bey Asil'in elinden aldığı bardağı sertçe sehpaya bıraktı.

Asil bunu çok da umursamayarak ayağa kalkınca yavaş yavaş soluğumu tutmuştum. Geniş gövdesi aynı heybetini korusa bile yorgun görünüyordu.

Oturma odasından çıkan karı kocanın peşine bende çıktım. Hemen yan kapıdan içeriye girmişlerdi. Durup arkaya döndüm.

Asil ona olan bakışlarıma karşılık eğilip elini yanağıma yerleştirdi ve yalnızca şakağıma dudaklarını bastırdı.

-"Gece gelmedin."derken yüzüm neredeyse ağlamaklıydı.

Muhtemelen uykusuzluktan kızarmış gözlerine baktım.

-"Geldim. Uyuyordun."

-"Uyandırabilirdin. En azından içim rahat ederdi."diye sessizce kızdım.

-"Ben geldim diyerek mi uyandıracaktım Lavin? Evdeyim işte." Uzatma dercesine bir tınıda söyleyince nefesimi tutarak dudaklarımı birbirine bastırdım.

Geriye doğru bir adım attım. Ailesine saygısızlık olmaması için mecburen yemek odasına girdim.

Her zaman oturduğum yerin karşısında Hümeyra hanım bana olan asabi bakışlarıyla oturuyordu. Buna takılmadan sandalyeye oturdum.

Hanife abla bir kaç gündür renksiz olduğumla ilgili bir şeyler söylediği için tadını yeni öğrendiğim pekmezi tabağımın yanına yakın bıraktı. Ardından çay servisi sonrası çekilmişti.

Hiç ama hiç iştahım yoktu. Ki günlerdir böyleydi. Normal olarak.

-"Duyduğuma göre Doğan beyle de görüşmüyormuşsun Lavin? Yoksa istemediği bir şey mi yaptın?"

Boş boş tabağıma bakarken duyduğum ses üstüne başımı kaldırdım.

-"Anlamadım..?"dedim sorarcasına.

-"Anne. Saçma sapan şeyler konuşmayı bırakır mısın?"

Araya giren Asil çatık kaşlarla masayı izlerken derin bir soluk alıp verdim.

-"Önemli değil." Fazlasıyla ifadesiz çıkan sesime karşın Asil de dönüp bakma isteği duymuş olmalıydı.

-"Siz de yanlış duymuş olmalısınız."dediğimde dışımda buz kesilen görünüşümün aksine içim çok güçsüzce titriyordu.

Babam uzun zamandır benimle konuşmuyordu. Şirkete gitsem dahi sanki geleceğimi biliyor gibi şirketten gidiyordu. Telefonlarımı da açmıyordu.

Ben ilk defa kimsesiz kalmıyorum diyordum kendi kendime. Geceleri dökülen damlalarım gündüz yüzüme ayrı bir maske oluşturuyor beni güçlendiriyordu.

-"Hümeyra kendisini ilgilendirmeyen konuları konuşmayı pek bir sever Lavin'cim. Kahvaltımıza başlayalım değil mi hayatım?"

Kucağımda titremekte olan elimi yumruk haline getirip bir kaç saniye sıkıp açmadım.

Boğazımda oluşan yumru olmasaydı bile iştahsızdım. Fakat ağzıma bir lokma atmama dahi engel olmuştu.

Yinede o masadan kalkmadım. Ara sıra çaydan yudumlayarak sessiz odayı inceledim.

-"Çay?"

Hanife abla ikinci sefer geldiğinde başımı salladım.

-"Teşekkür ederim. Devam etmeyeceğim. Size afiyet olsun."diyerek zaten bitmekte olan masayı terk ettim.

İçimden evden de uzaklaşmak geliyordu. Halama gidebilirdim. Hatta kendimi oraya kapatabilirdim ancak yapmadım. Kendi sorunlarımla onun güzel kalbini hüzünlendiremezdim.

Bu yüzden sızlayan burnum yüzünden dudaklarımı ısırarak merdivenleri ağır ağır adımladım. Banyoya girerek ilk olarak elimi yüzümü yıkamıştım.

Kışın ilk ayı burada daha ilk günlerden soğuğunu hissediyordu. Dolayısıyla buz gibi su beni bir nebze kendime getirtmişti.

Banyodan çıktıktan sonra odaya girdim ve kapıyı kapattım. Mecburen dolaba yönelmiştim. Biraz hava almaya ihtiyacım vardı. Triko elbisemin üstüne ince bir kumaşa sahip ceket alarak giyindim.

Ahşap şifonyerin çekmecesinden ufak boyutlarda olan çantamı alırken gözüme çarpan ilaç kutusunu geriye doğru ittirdim.

Geçen ay hastanede bir doktorla görüşerek başladığım doğum kontrol haplarına uzun günlerdir ihtiyaç duymuyordum. Ki daima ilaç kullanmayı süreklilik haline getiremeyecek kadar unutkan birisiydim.

Fakat asıl sebebi Asil'in artık o ruh haliyle bana eskisi kadar yaklaşmıyor oluşuydu.

Söylediğim gibi içten içe kendi tarafımdan büyüttüğümü düşünüyordum. Sonuçta burası onun hayatıydı ve çok önemliydi.

Kendi kendime daha fazla anlayışlı olmamı söylerken çantama telefonumu koydum ve kapıya yöneldim. Aynı anda kapıyı açtığım adamı gördüğüm gibi kısa bir an korktum.

-"Kaan'la biraz işim var. Üzerimi değiştirip çıkacağım."dedi odaya girerken.

-"Olur..şey bende holdinge gidiyorum. Katılmam gereken bir toplantı vardı."diye mırıldandım. İçten içe sanki çok mu merak ediyor diye söylendim.

-"Tamam seni bırakırım."

Görmese bile başımı öylesine salladım.

-"Dışarıda bekliyorum."

Evden sessiz olmaya özen göstererek çıktığımda yürüyüp arabanın yanına ulaştım. Arabaya yaslandığımda hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı.

-"Bir yere mi gidiyorsunuz Lavin hanım?"

Yanımda beliren Ömer'e göz ucuyla baktım.

-"Holdinge gidiyorum. Asil bırakacak."dedikten sonra dönüp evin açık kapısına baktım. Tekrar Ömer'e döndüm.

-"Biraz bekleyip beni almaya gelirsin."

Holdinge falan gitmek istemiyordum.Tek isteğim biraz uzaklaşmaktı.

-"Tabi efendim."dedi ve yanımdan çekildi.

Asil siyahlara bürünmüş görüntüsüyle evden duraksamadan çıktı kapıyı kapattı. Arabanın kilidini açınca sağ koltuğa geçmiş oturmuştum.

Kolumu kapıya yaslayıp alnımı avucuma koydum. Arabayı süren Asil gözlerine yansıyan bir karmaşayla dalgın görünüyordu. Bende konuşmamayı tercih ediyordum.

-"Geç mi gelirsin?"diye sordum dayanamayınca.

Yakmasıyla bitirmesi bir sayılan sigarayı camdan fırlatıp kapattı.

-"Haber veririm."

Daha fazla bir şey sormadım. Bütün yol sessizlikle geçti. Ruhum sıkılıyordu fakat elimden bir şey gelmiyordu.

Düşündükçe her gün usanmadan ağlıyordum. Gözlerimin dolması artık olağan geliyordu. Camdan dışarıya bakmaya özen gösterdiğim sıralarda da yine görüş açım bulanıklaşmıştı.

Holdingin önüne geldiğimizde boğazımda oluşan yumruyu yutkunarak geçirmeye çalıştım.

-"Kendine dikkat et."demeyi ihmal etmeden arabadan indim.

Günün geri kalanını geçirdiğim yer ise ıssız bir sahil kenarı olmuştu. Hatta üstüme yağmur yağmış yine de o soğuk banktan kalkamamıştım.

Ömer'in ikazları üstüne ona kesin bir dilde beni yalnız bırakmasını tembihlemiştim.

Göğsüm acıyordu işte. Bir yanım üzülürken diğer yandan kendime kızıp duruyordum. Bu halim de yıpratıcı oluyordu.

En son karanlık çökünce vücudumu esir alan titremeyle ayağa kalktım. Denizin soğuk esintisiyle saatlerdir oturmaktan uyuşmuş hatta biraz buz kesmiştim.

Ömer çoktandır ısıttığı arabaya oturmamı bekledikten sonra öne geçip arabayı çalıştırdı.

-"Sıcak bir şeyler içer misiniz? Yada bir yere götürebilirim. Acıkmış olmalısınız."

Soğuktan bembeyaz olmuş parmaklarımı ince ceketle örterek kucağıma bıraktım.

-"Hayır teşekkür ederim."dedim kısık tonda.

Verdiği nefesi duysam da dönüp bakmadım. İstemsizce titrediğimi fark ettiğimde ise pek bir halsiz hissediyordum. Başımı koysam uyutacak gibiydim. Ancak yinede kendimi bırakmadım.

Asil hiç aramamıştı. Neredeydi iyi miydi bilmiyordum.

Neden beni kendinden uzaklaştırıyordu? Sadece iyi günümüzde mi birlikte olacaktık?

Ona yaklaşmama izin dahi vermiyordu. Ne yapacağımı hiç ama hiç bilmiyorum. Ve bu belirsizlik beni günden güne tüketiyor.

Çiftliğe geldiğimiz an etrafa yoğun bir yağış hakimdi. Uzun süredir yağıyor olmalıydı çünkü yollar çamur içindeydi.

Arabadan inerken diz kapaklarımda dahi ağrılar hissediyordum. Ağır ağır eve adımladım. Islanmaktan çekinmeyerek kapının açılmasını bekledim.

-"Ayy aman çok mu beklettim kuzum? Nasıl ıslanmışsın!" Hanife abla kolumdan tutarak içeri aldığında kenara çekilip botlarımı çıkarttım ve terlik giyindim.

-"Akşam yemeğine gelmedin. Aradım ama açmadın da aç mısın?"

Merdivenleri çıkarken arkamdan konuşmayı sürdürüyordu.

-"Duş alacağım. Aç değilim sağ ol abla." Sesim bir hayli güçsüz çıkmıştı.

Daha üst kata ulaşmadan büyük ihtimalle içi rahat etmemiş Hanife abla arkamdan gelmişti.

-"Dur bir bakıyım sana. Vallahi yüzünün rengi kaçmış. Saçların da sırılsıklam. Hemen sıcak bir duş al çabuk."diyip beni banyoya doğru ittirdi.

Üstümden ceketimi alıp dışarı çıkmıştı. Uzun sayılacak bir sürede duş aldım. Sıcacık suyun altında bile titriyordum. Bu yüzden daha fazla durmadan çıkmıştım.

Odaya girer girmez uzun kollu bir pijama takımı giyindim. Yatağın ucuna oturmuş bacaklarıma sarılmıştım ki kapı çaldı.

Ses çıkarmadım. Ağır kapı gıcırdayarak açılmıştı.

-"Müsait misin? Giriyorum."

Dilşah abla içeri girdiği gibi yatağa attığım havluyu eline aldı.

-"Saçlarını da kurutmamışsın. Dışarıda mıydın sen?"

Başımı sallarken gösterilen şefkat ister istemez beni etkiliyordu. Ona belli etmeden gözlerimi silip bir soluk aldım.

Önümde durdu ve elini alnıma koydu. Ne yaptığını anlamayınca başımı kaldırmıştım.

Anında gözleri irileşti ve elini çekti.

-"Ay ateşin var ya kız senin! Dışarıda durursan tabi hasta olacaktın ne olacaktı başka? Dur bir çorap giydireyim sana önce."

Dolaptan aldığı çorapla geri gelince elini tutup elinden aldım.

-"Ben giyerim zahmet etme."dedim. İlk başta tekrar etse bile hızlıca ayaklarıma geçirmiştim.

-"Saçlarını kurutayım bekle."diyerek odadan çıktı.

Yatağın Asil'in uyuduğu tarafına yan şekilde yatıp dizlerimi karnıma çektim. Hasta değildim. Sadece biraz üşüyordum. Biraz da uykum vardı.

Ama tek istediğim sevdiğim adamdı.

Odaya sırayla Dilşah abla ve Hanife abla girdi. Komodinin prizine fön makinesini takarak saçlarımı nazikçe kurutmaya başlayan Dilşah abla sayesinde gözlerim kapanmıştı.

O sırada Hanife abla ise üstüme ince bir örtü örtmüştü.

Sanırım bütün kemiklerim ağrıyordu.

Aynı saniyelerde uyuya kalacağımı düşünürken Dilşah ablanın arkasında kalan kapı aralandı. İçeriye girmesini dilediğim adam adeta dualarım kabul olmuş gibi giriverdi.

Fön makinesi kapatıldı. Sıcaklığıyla mayışmış bedenimi hafifçe kıpırdattım.

-"Hoşgeldiniz beyim."

-"Ne oluyor? Lavin..?"

Soru içeren ses tonuna bakmak isterken gözlerime çöken ağırlıkla göz kapaklarım kapandı.

-"Dışarıdan ıslak geldi. Ateşi var bir doktor mu çağırsanız acaba?"

Kuruyan dudağımda dilimi gezdirdim ve gözlerimi araladım.

-"İyiyim ben."dedim çatallanan sesimle.

Soğuk elini şakağımda,yanağımda hissettim. Öyle güzel bir his ki.

Elinin pütürlü yüzünü alnıma çıkarttı. Hafif hafif bastırdı kaldırdı. Elinin yerinde dudaklarını hissetmiştim.

-"Nerede hasta oldun böyle?"dedi daha çok kendi kendine.

Yanağımın altına sıkıştırdığım elimi oynattım.

-"İyiyim."diye fısıldadım tekrar.

-"Hastaneye-"

-"İstemiyorum."dedim sözünü keserek. Hala gözlerim kapalıydı. Ardından ona olan haksız kırgınlığımla diğer yanıma döndüm.

-"Biz şey çıkalım. Bir şey isterseniz seslenirsiniz beyim."

Kendime olan haklı ve haksız yargılamalarım içinde bir karmaşaya dahil olmuşken tepemde dikilen adamla ne yapacağım ise bir meçhule doğru gidiyordu.

İlk defa yanımdayken kötü hissediyordum. Bu çok acı vericiydi.

•••

Merhaba ❤️

Yine çoook uzun bir aradan sonra geldim.

Bölümü kontrol etmeden yayınlıyorum eğer bir hata kusur varsa şimdiden özür diliyorum.

Sizi seviyorum ve düşüncelerinizi bekliyorum 🌸

Gecikmemeyi umarak bir sonraki bölümde görüşürüz ❤️❤️

Bölüm sonu

2 yorum