•
Günler su gibi akıp geçerken aradan bir hafta geçmişti. Ve ben evde değildim. Bu ay açılışı yapılmış otelimizi ziyaret etme bahanesiyle kaçarak Bodrum'a gelmiştim.
Babama sormadan. Yanıma sadece Ömer'i alarak hayatım için büyük bir adım atmıştım. Onlarca korumayı geride bırakmış daha önce görmediğim bir şehirdeydim.
Aklım kalbimle birlikte geride bıraktığım adamdaydı. Onu görmeyeli tam olarak yedi gün oldu.
Özlem ve sarsıcı bir hasret dışında zorlanmıyordum. Düşünmeye vaktim olmuştu. Daha çok özlemeye ve mantıklı düşünmeye.
Asil bana ulaşmıyordu. Nerede olduğumu bildiğine adım gibi emindim. Fakat yüksek ihtimalle ondan istediğim zamanı bana tanıyordu.
Yalnızca ondan uzak kalmakta çok zorlanıyordum.
Yine kendi kabuğuma çekilmiş tek başıma bir yaşam yaratmıştım. Kısa süreli de olsa.
-"Lavin hanım?"
Yarım saattir baktığım ancak anlamakta zorluk çektiğim dosyayı kapatarak kapıya döndüm. Otelin müdür odasındaydım. Ben gelince her ne kadar itiraz etsem de odasını bana vermiş gerektikçe yanıma geliyordu.
-"Efendim Ömer?"
-"Doğan bey sizinle görüşmek istiyor."
Gözlerimi devirerek sandalyeden kalktım.
-"Meşgul olduğumu söylersin. Akşam yemeği için hazırlanmaya gidiyorum."
Bana söz geçiremeyişi arkamda kalan babam için delirtici olmuştu. Üstelik korumalarım olmadan ve kendi başıma aldığım kararla evden gitmem son noktaydı.
Eğer peşime korumaları gönderirse bu sefer yalnız başıma ondan uzağa gideceğimi söylemiş buna engel olmuştum. Artık kendim yapmak istiyordum. Korkmadan normal bir insan olacaktım.
Buraya geldiğim süre boyunca otelin işleriyle ilgileniyordum. Yemek saatlerinde otelde kalmakta olan ve bana bilgisi gelen önemli iş adamlarına küçük selamlar veriyor insanlarla kaynaşmaya çalışıyordum.
Her şeyim dört dörtlüktü diyebilirim. Eğer kalbim bedenimi yakmıyor olsaydı. Eğer her daldığımda gözlerim yaşlarla dolmuyor olsaydı.
Yanlış yapıp yapmadığımla ilgili çok fazla şüpheye düşsem de Asil hatasını anlasın istiyordum.
Eğer aynı durumda ben olsaydım bu kadar medeni davranışlar sergilemezdi.
Sürekli kendime burada işim var diyerek bahane uyduruyordum. Bu geri dönmemek içindi. Zaten çok zor duruyordum. Çok özlemiştim.
Sesini bile duymamıştım. Her an elim telefona gitse de arayamıyordum. O da aramıyordu. Kırgındım. Belki arasa özlemim hafiflerdi.
Uyuz
Bir kere arasa ölür müydü? Hani bensiz duramazdı?
Kesinlikle duygularımı kontrol altına almayı öğrenmeliydim. Çünkü bu gitgelli hallerim artık beni de yoruyordu.
Günün sıcağında bunalmış bedenimi önce kısa süreli duşa attım. İyice temizlenmiş çıkmıştım. Tatil bölgesine ilk kez geldiğim için bu kalabalık gözümü korkutsa bile korkularımın üstüne gitmekte başarılıydım.
Yalnızca çok dışarıda dolaşmıyordum.
Bu akşam olduğu gibi genelde akşam yemeklerini otelin denize bakan restoranında yiyordum.
Otelimiz yeni açılmış olmasına rağmen neredeyse yüzdeye yakınlık bölümü doluydu. Muhtemelen aynı otel ismiyle diğer şehirlerde iyi bir ünümüz olmasından kaynaklıydı.
Akşam yemeği için sade ama iyi görünecek bir makyaj yaptım. Saçlarımı düzleştirerek banyodan çıktım.
Otel odalarımız çok ferahtı. Ahşap ve bej birleşimli konseptte tül cibinlikli kocaman yatak vardı.
Küçük oturma alanı ve televizyonun olduğu tarafta ise ayrı bir cam kapı vardı. Otelin ayrı ayrı bölümleri vardı. Büyük bir arazi üstüne kurulmuş otelden bağımsız tek katlı yerleşim odaları vardı. Bende zemin katlı bu yerleşimlerin birinde kalıyordum.
Kapısı yeşillik alanına yapılmış ufak masası olan bir yere açılıyordu. Huzur vericiydi. Eğer huzurum olsaydı. Yada yalnız olmasaydım.
Hasret dolu bir iç çekerek giysi dolapların olduğu dar kısma geçtim. Önce ten rengi bir string alıp giyindim. Ardından askıdan yeşil renkte saten elbiseye uzandım.
Onu da giyindikten sonra ten rengi kısa topuklu bağcıklı bir sandalet seçtim.
Bir kaç takı takarak saçlarımı son kez düzelttim. Dışarıdan iyi görünüyordum. Ancak birisi nasıl olduğumu sorarsa hıçkırarak ağlayacak haldeydim.
Odadan çıktıktan sonra peşimden gelen Ömer'le lobiye ilerledim. Çalışanlara ufak selamlarla ahşap yolda yürürken akşamın sıcak esintisi tenimde tatlı bir his bırakıyordu.
-"Lavin hanım? Burada olduğunuzu bilmiyordum."
Yanından geçtiğim beden bir anda önümde durunca irkildim. Kerim bey. Bu otel sorumluluk alanında değildi bunu biliyordum.
-"Yeni geldim."diye yanıtladım.
-"Bende açılışa katılamadım. Fırsat bulunca gelip görmek istedim. Yarına Antalya'ya geri döneceğim."
-"Hızlı bir açılış oldu evet."diye mırıldanırken olduğum yerde kıpırdanıyordum.
Rahatsız oluyordum çünkü sanki Asil beni izliyor gibi hissediyordum.
-"Siz Doğan beyle mi geldiniz?"
Başımı iki yana salladım. Aslında iyi birisiydi. Kötü niyeti olsa kesinlikle hissederdim.
-"Yalnızım. Siz?"diye sordum adamı zorla konuşuyormuş gibi hissettirmemek için.
-"Ben bir arkadaşımla gelmiştim ama biraz rahatsızlanıp odasına geçti yalnız kaldım. Yemekte bana eşlik etmez misiniz?"diye gülümseyerek sordu ve ensesini kaşıdı.
Ömer yanımda tuhaf homurdanışlar yapınca ona kaş çatmaktan son anda vazgeçtim.
-"Şey...yani..aslında-"
-"İstemezseniz sorun yok." Mahcup tebessümü karşısında nezaketen kabul ettim.
Zaten akşam yemeğinde Ömer'in benimle oturmasını istiyordum. Ek olarak Kerim beyin eklenmesini yarım saat idare edebilirdim.
-"Buyrun Lavin hanım. Masanız bu tarafta." Görevli garsona bir servis daha açmasını söylerken insanların gürültülü fakat kahkahalar dolu sohbeti arasında etrafı inceliyordum.
Tavanda hasır dekorlar arasında gidip gelen loş tel ışık dışında bitkilerin içine yerleşmiş lambalar etrafı yeterince aydınlatıyordu. Henüz yemek servisi başlamamıştı. Cılız bir müzik sesi vardı.
-"Siz oturun geliyorum."
Otelin genel müdürü yaklaşırken gülümsedi.
-"Selami bey sizinle tanışmak istedi. Eski bir bakan. Doğan beyle de dostluğu var. Bütün yazı otelimizde ailecek geçirecekler."
Başımı belli belirsiz sallayıp saçlarımı omuzlarımdan geriye attım. Genel müdürümüz Adem beyin yanında bahsettiği adamın masasına yürürken üstümde bir hayli göz hissediyordum fakat kimseyi doğrudan incelemiyordum.
Geldiğimiz masada Selami bey,karısı ve kızlarıyla mesafeli bir tanışma gerçekleştirmiş hoşgeldiniz tarzı cümlelerle oradan ayrılmıştım.
-"Restorana talep yoğun oluyor. Kısıtlı bir alanımız olduğu için girişteki sütunlara kadar genişletmeyi düşünüyoruz."derken masaların bitiminde ayakta durmuştuk. Geniş alana bakıyordum ama öylesine bir göz gezdirmekti.
-"Burada kalan insanların restorana gelmesi olağan bir durum değil mi?"diye sordum bilmediğim için.
-"Bir kısım için evet ama tatil bölgesinde genelde farklı yerler ve lezzetler tatmak için insanlar her akşamı başka bir lokasyonu tercih etmeye çalışır. Bizim restoranımız beklediğimizden fazla ilgi gördü. Bu iyi bir şey tabi."dedi bana dönerek. Geldiğimden beri bir arada kalarak benzer sohbetleri sıkça ediyorduk.
Yeni insanlar tanımayı sevmiştim. Babamın bana aşıladığı kadar korkutucu ve öldürücü değildi.
Adem bey otuzlu yaşlarında evli bir adamdı. Hatta yeni evlendiği eşiyle de tanışmıştım. O da burada tatil yapıyordu.
-"Yemek başlıyor. Sizi tutmayayım. Afiyet olsun."dedi gülümseyerek.
-"Teşekkür ederim size de."dedim minik bir tebessüm ederek.
Ömer ile birlikte masaya oturmuş beni bekleyen Kerim beyin yanına ilerlerken masaların arasından geçiyordum. Boş masaya yeni yerleşen birilerinden dolayı oradan geçmekten vazgeçtiğim o an başımı kaldırınca beynimden vurulmuşa döndüm.
Ki o kişi de aynı anda gözlerime baktı.
Üç kişilik bu grup masalarının önünde kalakalan bedenime baktığında benim gözlerim tek bir bedendeydi.
Göğsümde bir alev canlandı. Yavaş yavaş bedenimi esir almaya başlamıştı. Titrek soluklarla özlemekten sökülen kalbimin rahatlayışına şahit oldum.
-"Lavin? Bu ne tesadüf?!" Kaan'ın alay dolu gülerek söylediği cümleye dönemedim.
Tesadüf olmadığını bende anladım.
Uzun boyuyla ve geniş cüssesiyle dikilen adam yüreğimi avuçlarına almıştı. Üstünde ekru bir keten pantolon ve yarı transparan beyaz bir gömlek vardı.
Öyle baş döndürücü ki.
Asil
Cehennemde yanacağıma bizzat emindim. Fakat dünya üstünde bir kadın tarafından cayır cayır yanacağımı hiç sanmazdım.
Benim en büyük imtihanım meğer yeni başlıyormuş. Tıpkı şuan büyük bir sabır göstermem gerektiği gibi.
Ki günlerdir bunu başarıyordum. Aklımı yitirme pahasına ona gitmemek benim için bir mucize olmuştu. Tabi bu günlerin nasıl geçtiğini bir de bana sormalıydı. Pek ayık olduğumu söyleyemezdim.
Zaten ayık kafayla Lavin'siz nefes almak hiç çekilmezdi.
-"Ee? Yani bölmek istemem de biraz dikkat çeker oldunuz."
Onu gördüğüm saniyeden beri nefes almadığımı yeni fark ediyordum. Bana çok günah işletecek bir güzellikle karşıma çıkınca insan yutkunamıyordu bile.
İnsaf be kızım insaf
Güzel gözlerini gözlerimden çekerek zevzek arkadaşıma baktı. Utanmıştı. Şaşırmıştı ve biraz yabancı gibiydi.
Okkalı bir acı oturdu göğsüme.
Onu ilk tanıdığım günlere gittim. Tıpkı böyle bakıyordu. Bakıyor ama görmüyordu. Kat kat duvarlar örülüydü. Birer birer yıktığım duvarlar şimdi belirginleşir olmuştu.
Ona verdiğim zaman bana canımı kaybettirirse bu hayat bana çok borçlanacaktı.
-"Hoşgeldiniz."
Sertçe yutkunup dişlerimi sıktım. Beni sesine hasret bırakmıştı ve bunun hesabını ona soramıyordum. Ne vasıfla soracaktım ki? Yapabileceğim en büyük rezil davranışı yapmıştım.
-"Hoş bulduk yenge." Gevşek gevşek sırıtan Kaan,benim henüz kokusunu içime çekemediğim bedene sarılınca başımı sağa doğru çevirdim.
Bütün kaslarım çekiliyordu. Elim kolum uyuşmuştu çünkü Kaan'ın ağzını yüzünü kana bulamak istiyordum.
-"Aylar sonra sevgili olma şerefine eriştiğim kadın,sizi tanıştırayım. Zeynep. Bu da Lavin biliyorsun."
Konuşulanlar kulağımda uğultu halindeydi. Yok sayılıyordum. Canım çok sıkılıyordu. Dayanamayıp gelmiştim. Biraz daha ondan uzak kalsaydım değil şehri ülkeyi ateşe vermeme az kalmıştı. İçimdeki ateşte kendi başıma yanmak dayanılmaz olmuştu.
Kıyamayarak kokladığım öptüğünü saçlarını minik eliyle düzeltip Zeynep'e tebessüm etti.
O öyle gülünce ben karnıma yumruk yemiş gibi oluyordum.
Buraya gelmeye karar verdiğimde sanki eğlenmeye geliyormuşum gibi Kaan peşime takılmıştı. Sikik.
Bir de sevgilisini katmıştı. Çünkü tek derdimiz tatil yapmak.
Elbette Lavin'i görme bilinciyle buradaydım. Sadece bir anda karşıma böyle peri gibi çıkınca afallamamak elde değildi. Üstelik kalbine tenine sahipken ona elimi uzatamayınca vücudumdan ölüm ağırlığı geçmişti. Görünce kıpırdayamamıştım.
Ben hiç böyle hissedeceğimi bilmezdim. Çaresizlikten ne yapacağımı bile bilmiyordum. Daha da batırmaktan korkar haldeydim.
-"Afiyet olsun. Sonra görüşürüz."
Sen sabır ver
Beni ciddi anlamda yok saydı. Ben gözlerimi ondan ayırmazken o bir kere bile bakmadan çekti gitti.
-"Siktir." Ağzımdan fırlayan küfürle ileri doğru adım atmıştım ki Kaan koluma yapıştı.
-"Ne yapıyorsun abi deli misin? Otur şuraya."
Benim..
Benim,bana ait bir kadının sandalyesini çeken puşt bir de karşısına geçip ona gülümsedi.
-"Kim lan bu? Sikerim onun gülmesini ne iş bu? Bıraksana şu kolumu Kaan. Çarpacağım sana da şimdi!"
Beni zorla sandalyeye oturturken insanlar dönüp dönüp bakıyordu.
Beynim karıncalanıyordu. Öfke damarlarımdan süzülen kan gibi her zerreme ulaşırken az sonra o gülümseyen suratını yerde ezecektim.
Her şey bir yana Lavin değişiyordu.
Şuan yanındaki kıl kuyruğu öldürmek istiyor olsam da Lavin'in insanların içine karışacak kadar iyileşmesi beni mutlu etmişti. Güzel bir hayatı hak ediyordu.
Benim bok gibi davranıp onu ağlattığım bir hayatı değil.
-"Asil. İş arkadaşı falandır sakin ol. Alt tarafı yemek yiyorlar."
Bir milim bile başımı oynatmadan gözlerimi o yöne değdirmeden bedenimi kasmış oturuyordum. Eğer bakarsam kendimi tutamayacaktım. Beni görmezden gelmesini umursamayıp kolundan tutarak onu götürecektim.
Ama bu yine büyük bir hata olurdu. Onu artık üzmeyecektim.
Sandalyemi geri ittirdiğim an Kaan yine bana yapışınca elini ittim.
-"Tamam bir şey yapmayacağım."dedim bağırmamaya çalışarak.
Deliriyordum. İlk gördüğümde sarılmayı onu içime hapsetmeyi hayal ederken gözlerine bile değememek beni delirtiyordu. Hatta çileden çıkartıyordu.
-"Nereye?"
İkisinin yemeğe devam etmesini söyleyerek dışarı çıktım. Sessiz sokakta ileri geri yürüyüp nefesimi düzenlemeye çalışıyordum. Ard arda yaktığım sigaralar dahi beni sakinleştiremezken kendimi bile duvara çarpma ihtimali daha güzel geliyordu.
Tuttuğum odaya geçmeden barın başında duran çocuktan bir şişe viski aldım. Odam Lavin'in kaldığı odanın yan tarafıydı. Özellikle burayı istemiştim. Biraz zorla olmuştu ama yapmıştım. Lavin'e yakın kalmak isteyişimden şüphelenip isteğimi yapmakta zorlayan resepsiyon görevlisine bir takım tehditler savurmuş olabilirdim.
Işıkları açmadan koltuğa çöktüm.
Acele etmeyeceğim.
Onu kırmadan dökmeden toplamam gerekiyordu.
Ağrıyan başımı ovalayarak koltukta biraz daha aşağı kaydım. Günlerdir uyku nedir bilmez bir durumda yaşıyordum.
Şuan için planım yeni bir zilzurna sarhoş hale dahil olmak. Lavin'in yanına gidip kaba bir adam olmamak.
Evet tam olarak böyle.
Kapı Kaan tarafından çalınmaya başladığında umursamadan şişeden içkimi yudumluyordum.
-"Asil lobiye gidip odanı açmalarını söylememi istemiyorsan aç şu kapıyı."
-"Siktir git."dedim duymasa bile.
Sevdiğim kadın bana gözlerini değdirmedi. Bana başka bir şey koyar mı?
-"Açmazsan Lavin'in elden gittiğini de öğrenemezsin."
Soluğu kapıda Kaan'ın yakasına yapışmış şekilde aldığımda gülmeye başlayınca onu duvara ittirdim.
-"Dalga mı geçiyorsun bir de? Sana anlatıp seni peşine takan da hatta şerefsiz."
İçeri girip kapıyı kapatacakken araya sıvıştı.
-"Ya birader gerçeklerden kaçmak için mi geldin buraya? Git konuşsana kızla. İlişkiniz bitti de benim mi haberim yok? Hadi o sana kırgın sen ne? Hatalı sensin. Sen adım atacaksın. Hadi kardeşim. Yine ayyaşlara bağlamadan al yengemin gönlünü."
Bir süredir lafla harekete geçer olmuştum. Çünkü eskisi kadar zeki olmadığımı düşünüyordum. Lavin'den uzak kalınca ben ben olmaktan çıkmıştım.
Kaan'ın yönlendirmesiyle yeniden odadan çıktım.
-"Şu tarafta bistro varmış. Sen oraya geç az olması kaydıyla içini soğutacak bir şeyler iç. Ben Lavin'i kapıp yanına geleceğim."
-"Ben gidip konuşurum."desem de itiraz ederek sırtımdan ittirdi.
Oflayarak geniş ara yoldan denize doğru ilerledim. Sola döndüğümde karşıma çıkan bölüme yürürken yerdeki kum tanelerine sinirlenecek kadar gergindim.
Boş olan bir yere oturup sigara paketini ve telefonumu masaya bıraktım. Geriye yaslanmış alnımı sıvazlarken yanımdaki hareketliliğe baktım.
-"İyi akşamlar. Bir şey içmek ister misiniz?" Üstündekini üniformadan çalışan olduğu belli olan kadına uzun süre bakmadan önüme döndüm.
Başımı iki yana sallayınca gereğinden uzun süre oyalanıp uzaklaştı. Aradan neredeyse yirmi dakika geçtiğinde koltukta geriye yaslanmış dalgın bakışlarla sigara içiyordum.
Gittikçe kalabalıklaşacan kumsala göz gezdirdim. Nihayet aradığım yüz bir ışık gibi içime doğdu. Rahat bir soluk aldım.
Hala bana bakmamakta inat eden baş döndürücü sevgilim yanıma oturunca oturduğum yerde dikleştim.
Küçük çocuk gibi heyecanlanmam ciddi anlamda komikti. Onu gördüğümde aklımı yerimden aldığı için saçma bir tutukluk yaşamıştım.
Aynı aptallığı yapmayacaktım.
O hala benim güzel küçüğüm.
Sigarayı sol elime alıp sağ elimi belinden karnına doğru sararak kendime çektim. Bedeninden geçen irkilmeyi hissederken içten içe gülümsedim.
Tenine duyduğum özlem ve arzuyu bir bilse tepeden tırnağa onu titretebilirdim.
Şu günler onun istediği gibi ondan uzak durmuştum. Onunla iletişime geçmeyerek kendi halinde toparlanmasını beklerken Ömer'le her saat başı konuşmuştum. Ne yaptığını ne içtiğini hatta kaçta uyuduğunu bile öğreniyordum.
Görmediğim günlerde sanki daha da yakıcı bir kadına dönüşmüştü.
-"Bütün yazı burada mı geçireceksin?" Karşı koltuğa oturan ikiliden Zeynep,elimin altında rahatsızca kıpırdanan ufaklığa bu soruyu sorunca başımı kaldırıp yüzüne baktım.
-"Sanmıyorum. Ama bir kaç hafta daha kalabilirim."dedi doğrudan Zeynep'e bakarken.
Aynı anda karnında hareket ettirdiğim elime elini koyup tırnaklarını geçirince acısıyla inleyişimi gülerek gizledim.
Kaan karşımdan göz kırpınca hafifçe öksürüp başımı bir şey yok anlamında salladım.
Dokundukça elimi teninin her yerinde gezdirmek beni affedene kadar milim milim onu öpmek istiyordum. Saçlarından yükselen koku derin derin soluklar almama sebep olurken kasıklarımda oluşan hareketlenmeyle içimden küfürler savurdum.
Evet ona doyamadık ama şimdi sırası mı hiç?!
-"Bizde seninle bir kaç hafta kalırız artık."dedi Kaan gülerek.
-"Tabi ne demek. Memnuniyetle." O gülümseyen ağzını öpmek vardı da işte.
Kaan'a bakarken tam gitmeleri için işaret edecektim ki az önceki garson kız tekrar geldi. İçecek siparişleri verilirken günlerdir yeterince içtiğimden dolayı bugünlük daha fazla tüketmeyecektim.
Parmaklarımı hafifçe bastırarak yumuşak kumaşlı elbisesinin üstünden düz karnını okşuyordum. O kadar çok özledim ki.
Uzaklaştırmaya çalışmadığı için de kalbim bir nebze hafiflemişti. İster istemez bana aşılmaz bir mesafe koymasından korkuyordum. Benden yaşça gençti. Düşünceleri istekleri her şeyi anlık bir hızla değişebilirdi. Çünkü Lavin bütün hisleriyle ruhuyla yeni yeni şekillenen bir kadındı.
Kalbi bana atmamak isterse ne yapardım?
-"Değil mi abi?"
Daldığım noktadan gözlerimi çekip Kaan'a baktım.
-"Yarın diyorum birlikte kahvaltı yapalım."
Belli belirsiz baş sallayışıyla geçiştirdim. Tek istediğim sadece bir an önce sevdiğim kadının kalbine ulaşmaktı.
-"Yani şey...söz veremiyorum. Bir kaç değişiklik için işlerimiz var. Katılamazsam telafi ederim."derken güzel gözleri Zeynep ve Kaan'daydı.
İçkisini yavaş yavaş zıkkımlanan Kaan'a direkt bakarken bana bakacağı anı bekliyordum. Ama o alık alık Zeynep'e dalmış gitmişti.
En sonunda nerdeyse yarım saat geçince dayanamadım ve çakmağımı ona fırlattım. Yaptığıma karşılık bana dönen iki kadına küçük bir bakış attım.
-"Ne yapıyorsun lan?"diyip alnına çarpan çakmağı bana geri attı.
-"Zeynep'le biraz deniz kenarında romantik romantik yürüyün isterseniz."dediğimde Zeynep başını eğerek gülmesini gizledi. Niyetimi bu kadar çabuk anlaması şaşırtıcıydı.
-"Oturuyoruz işte ya yol yorgunuyuz ne yürümesi?"dedi beyinsiz arkadaşım.
Zeynep bacağını dürterek gözleriyle ona işaret vermesiyle ayağa fırladı. Puşt. Nasıl da sözünü dinliyor.
-"Biz yürüyelim biraz sonra odamıza geçeriz. Yarına görüşürüz."
-"Görüşürüz." Dudaklarındaki tebessümle ayağa kalkmaya çalışan Lavin'i onunla kalkarak durdurdum.
-"Sen nereye?"
Önüne geçtiğim zaman sonunda bana bakabilmişti. Gözlerinden geçen duyguları birer birer içimde hissettiğimde neden kaçtığını anlıyordum.
Onu üzmekten gerçekten nefret ediyorum.
-"İzin verirsen odama gideceğim."dedi bir miktar iğneleyici tavrıyla.
-"Veremiyorum çünkü...sensiz geçirecek bir saniyem bile kalmadı."diyerek ona iyice yaklaştım ve ince beline sarıldım.
İttirmediği müddetçe kokusunu doya doya soluyarak kollarımı ona doladım. Ufak bedeni yine göğsümde kayboluyordu. Onu tam olarak göğsümde saklamak istiyordum. Her şeyden hatta kendimden bile.
-"Asil.."
İsmimi telaffuz edişini bile özlemiş olmam?
Güçsüz parmakları göğsüme baskı uygularken onu sıkmamak adına kollarımı çözdüm. Özlediğini biliyordum. Sadece beni affetmekte zorlanıyordu. Haklı olarak.
-"Daha sakin bir yerde konuşalım."dedikten sonra sıcak elini elimin içine alarak kumsaldan ahşap yola çıktım.
Birlikte odaların olduğu yollardan geçerken sessizce beni takip ediyordu. Elimi bıraktığında ona yan kapının benim odam olduğunu söylemekten vazgeçtim. Kartı göstererek açtığı kapıdan içeri odasına girdik.
Tenine has çiçeksi koku odaya hakimdi. En son koynunda uyuyabildiğim gece bu kokusu yatağımdan gitmesin onun uyuduğu tarafa dokunamamıştım.
Şimdi yine günler sonra burnuma dolan koku ciğerlerime gerçek anlamda bayram yaşatıyordu.
Kapının önünde dikildiğimi fark ederek bir adım attım. Kapıyı kapatıp ışığın seviyesini loş olacak kadar yükselttim. Lavin o sırada sanki ben yokmuşum gibi yatağın karşısında olan aynanın önünde durmuş küpelerini çıkartıyordu.
Gözlerim onu görmeye hasret olduğundan hala gerçekliğine inanamıyordum.
Her şeyi boşvererek ona doğru yürüdüm. Sırtı göğsüme değecek yakınlığa geldiğimde beline sarılmıştım. Saç diplerini doymak istercesine onlarca kez öptüm.
-"Çok özledim. Sen özlemedin mi?"
Yüzümü saçlarından kaldırıp aynadaki yansımasına baktım. Başını sola doğru eğmiş elleri karnında duran ellerimin üstünde öylece duruyordu.
Öyle bana ait öyle tamamlayıcı bir kadın ki...tanrım bu bir hafta en büyük cezam olmalı.
Yer açılan boynuna dudaklarımı bastırmadan saçlarını yüzümle kenara ittirdim. Gittikçe ısınan tenine dudaklarımı usulca değdirdim.
-"Zamanın doldu sevgilim. Eğer biraz daha acı çekmemi istiyorsan bunu başka yollarla dene. Ama tekrar senden uzak durmamı isteme. Aksi halde aklımı yitireceğim."diye mırıldandım boynundan uzaklaşmadan.
Karnında duran elim benden bağımsız göğsüne doğru çıkarken son anda kendime engel oldum.
İç güdüleri unut oğlum unut
Ona daha çok var
-"Amacım sana acı çektirmek değildi." Kısık tatlı sesine karşılık dudağımın kenarı kıvrıldı.
-"Sen yüzüme bakmayınca ben acı içinde kalıyorum. Haberin var mı küçüğüm?"
Derin bir solukla ona doymak isterken fazla sıktığımı anlayarak ellerimi gevşettim. Tekrar tekrar öptüğünü boynundan uzaklaşıp omzuna dudaklarımı değdirdim.
-"Hak etmeseydin."
Bak sen.
Asi tavrı gözüme fazlaca baştan çıkarıcı gelirken günler üstüne keyifle gülümsüyordum. Belinden çekerek yüzünü kendime çevirdim.
-"Bir köpek gibi pişman olduğumu anlamanız için ne yapmalıyım küçük hanım?"diye sorarak çenesine parmağımı dokundurdum. Dudaklarını öpmemek beni çileden çıkartıyordu.
Soluksuz izlediğim güzel yüzüne dalıp gitmişken bir adım geri çekilerek kollarını göğsünde bağladı. Bu hamlesiyle elbisesinden taşan dolgun göğüsleri dilimi ısırmama neden olurken bütün bedenim gerilmişti.
-"Mesela günlerdir neden hiç benimle iletişim kurmadığını anlatmakla başlayabilirsin."Kaşını kaldırmış ciddiyet içeren yüz ifadesiyle benim ifademi alıyordu.
Bu da kabulüm güzelim.
-"Buraya kaçtığın ilk iki gün boyunca dakika başı aradığımı ve açmadığını varsayarsak kafanı dinlemek istediğin düşüncesine vardım. Bu yüzden yanında koruma diye gezdirdiğin herifle gece gündüz samimi sohbetler içerisine girdim bebeğim. Başka sorun var mı?"
Geriye döndüm,yatağın uç kısmına oturup ellerimi yanımda yatağa bıraktım.
Allak bullak olan yüzüyle iyice keyiflenirken sinirle dizini sallamasını izliyordum.
-"Bu geçerli bir neden değil. Demek ki benden uzak durabiliyormuşsun. Hiç gelmeseydin? Seni bekleyen yoktu."dedikten sonra aşağı eğilip ayakkabılarının bağcıklarını çözerek çıkarttı.
Gözlerini tanımasam diliyle beni kandıracağını sanıyordu.
-"Ben senden gayet haber alarak sabrediyordum. Benden habersiz yaşayabilen senmişsin güzelim."diye karşı hamle yaptım.
Kaşlarını çatarak kollarını çözdü.
-"Senin yüzünden. Beni sen buna mecbur bıraktın."
Saçlarını savurup banyoya gitmişti. Gelmesini beklerken gömleğimin bir kaç düğmesini açtım.
Geldiğinde saçları toplanmış yüzündeki makyajı temizlenmişti.
-"Bir daha seni bana kaybettirecek bir şey yaparsam...beni vurdurmana bile razıyım. Özür dilerim.Düşünmeden saçma sapan bir hata yaptım. Hayatımda ilk defa canım kadar değerli bir kadın var. Senden yaşça büyük olabilirim ama benimde eksik olduğum tecrübesiz olduğum ve ne yapacağımı bilmediğim bir ilişki yaşıyorum. Her şeyi seninle öğreniyorum. Sevmeyi,sevilmeyi,sadakati her şeyi sende tecrübe ediyorum."
Yüzünü yere eğince kalkıp yanına gittim ve saçlarının arasını öperek ona sıkıca sarıldım. Hayatımda belki ilk olacak ama şükredeceğim bir an yaşadım. İnce kollarını kaldırıp belime koymuşmuştu.
Huzurla gözlerimi kapattım. Aşık olduğum kokusu üstüme sinmeye başlamıştı. Yeniden dudaklarımı araladım.
-"Kalbini kırdığım ve seni defalarca kez ağlattığım için çok üzgünüm. Şu sensiz geçirdiğim günler beni belkide yıllarca yaşlandırdı. Bunu anlatacak yüzlerce cümle kurabilirim ama hissettiklerimi asla anlayamazsın. Gözlerimi kapatsam seni kaybetme korkusuyla yüzleştim. Bugüne kadar nasıl dayandım inan bilmiyorum. Bize bir şans daha var..beni affet Lavin."
••••
Merhabaaa ❤️❤️
Kendi kendime hikayemizin altıncı ayına girişini kutlamak istiyorum.
Daha doğrusu bir gün dolmadan bölümü yayınlamak için bahane aradığım doğrudur hajskd
Bu sıralar boş vaktim var ve yazıyorum çünkü ilerlediğimiz günlerde hiç vaktim olmayacak. Yani umarım olur diye diliyorum ama olmazsa da sizi çok bekletmemeye çalışacağım.