İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 35 · 12 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 35

35

•

Evin önüne geldiğimizde sahilde geçirdiğimiz iki saatin yorgunluğu ve hastane maceram birleşince arabada uykulu duruyordum.

-"Lavin."

Korumaların kapıyı açmasını beklerken Asil'e döndüm.

-"Bir kaç gün birlikte buradan uzaklaşalım mı?"diye sordu duraksayıp.

Direksiyonu sıkıp bırakan parmakları onun gerginliğini yansıtıyordu.

Buradan uzaklaşmak?

-"Nereye?"dedim bir yanım kararsızken.

Çıkarttığı sigarayı yakarken kısılan gözleri ve içe çöken yanaklarıyla göğsüm içten içe titredi.

-"Benimle her yere gelmez misin?" O esir alan bakışlarıyla bu soruyu sorunca dilim damağım kurur gibi oldum.

Kuş gibi çırpınan göğsümü sindirip bütün inancımla başımı salladım.

-"Gelirim."

-"Daha ne soruyorsun o zaman kızım?"diyince sessizce güldüm.

Onunla her yere giderdim.

-"Babanla ben konuşurum. Sen kendine küçük bir bavul hazırla. Beş altı gün kalırız."

Çantamı omzuma asarken sırtımı dikleştirdim.

-"Nasıl bir yer? Yani yanıma ne almalıyım?"diye sorarken çoktan heyecandan kalbim hızlanmıştı bile.

-"Sıcak bir yer güzelim."Yaklaştı sigara kokan nefesiyle dudaklarımı usulca öptü.

Daha önce tecrübe etmediğim şeyleri hissediyorum. Kasıklarımın sancılanması gibi.

-"Anladım...şey...ben gideyim artık."

-"Git bakalım."

Uzanıp sakallarının üstüne gelecek şekilde yüzünü öpüp arabadan indim. İçim kıpır kıpır hareketliyken gülümseyerek evin bahçesine girmiştim.

Ertesi sabah uyanmış mutfağa inmiştim. Gördüğüm arkası dönük kadın hiç de evin çalışanı gibi durmuyordu. Kahve makinesinin başında kızıla dönük saçlarını bunalmış gibi geriye atarak makineyi çözmeye çabalıyordu.

-"Merhaba yardımcı olabilir miyim?" Tedirgin halde mutfağın içine adım atarak kahve köşesine adımlamaya başladım.

Sesimi duyunca irkilen kadın bana döner dönmez tebessüm etti.

-"Merhaba günaydın! Çok iyi olur. Biraz farklı geldi çözemedim."

Başımı belli belirsiz salladım.

-"Evet öyle. Günaydın."diye mırıldandım.

Altında siyah dar bir kalem etek ve üstünde zümrüt yeşili saten gömlek vardı. Sivri topukluların üstünde ise kadın kusursuz görünüyordu.

-"Bu arada ben Nalan. Doğan beyin yeni kişisel asistanıyım. Sabah sabah tanışmadan ürküttüysem kusura bakmayın."

Yakın ve samimi tavrı arada her daim duran duvarımı indirmemi sağladı.

Babamın yanında ilk defa böyle bir hayli güzel bir kadın belirmişti. Tuhaf.

-"Önemli değil. Tanıştığımıza memnun oldum bende Lavin."dedim.

-"Doğan bey sizden bahsetmişti."

-"Siz demenize gerek yok. Kahve babama mı?"diye sorduğumda beni onayladı.

Babamın içtiği kahve hazırlanırken çok değişik şekilde Nalan hanımla sohbet ediyorduk. En azından benim için değişik bir aktivite.

-"Lavin?"

Babam mutfağın kapısında durmuş ikimize bakıyordu. Aklıma Asil ile yaptığımız konuşma geldi. Babamın buna sıcak bakacağını ummaktan başka çarem yoktu.

-"Biz tanışıyorduk. Günaydın bu arada kahveniz." Nalan hanım araya girince geride kalarak dolaba yöneldim.

Bir kutu Mısır gevreği ile süt çıkartırken babamın göz hapsindeydim.

-"İyi misin sen?"

Azcık biraz şaşırdım fakat belli etmedim.

-"Evet. Daha iyiyim."dedim ve bir kase alarak yeniden babama döndüm.

-"Bugün şirkete geleceğim."

-"Ne tesadüf. Sevgili erkek arkadaşın da dün akşam,şirkete gelerek benimle konuşacağını belirtti. Yoksa evleniyor musunuz?" Büyük bir alayla ve alay olduğu belli olan gülüşüyle sorunca gözlerimi devirdim.

Bana hayal kırıklığına bakar gibi bakıp kahvesinden yudumladı.

-"Neden hep benimle dalga geçiyorsun? Ayrıca birlikteliğimizi kabullenmiş olman beni mutlu ediyor." Ona onun tavrıyla karşılık vererek gülümsedim.

Önünde durduğu ada tezgaha kahve fincanını sertçe bıraktı.

-"Sana sadece kısa bir zaman veriyorum Lavin. En başından da dediğim gibi sonunda üzülen sen olacaksın."

Tükenen iştahımla mutfağı terk etmeyi düşünürken aramızda olan yabancının çekingen bakışları altında gözlerimi babama diktim.

Sırtını döndü. Çıkıyorken kapıdan geriye doğru baktı.

-"İstersen sevgiline hayatından çıkarmadığı metresi hakkında sorular sorabilirsin. Bu da babandan sana bir iyilik oldu. Çıkalım Nalan hanım."

Metres?

İlk saniyelerde zihnim doğru kelimenin açıklamasını netleştirmekte zorlanmıştı. Ancak ne yazık ki ne anlama geldiğini biliyordum.

Bu gerçek bana nefes aldırmadı. Hatta ayakta tutamadı. Tezgaha tutunarak sandalyeye çöktüm.

Elim ayağım titrerken zar zor kendime su doldurmuş nefes almaya çalışıyordum.

Hayatından çıkarmadığı metres

Metres

Gözlerim sulandığında yüzümü ovalayarak ayağa kalktım. Ellerim buz kesmişti. Fakat içim yanıyordu. İdrak edemiyordum.

Ne babam yalan söylerdi ne de Asil bunu bana yapardı.

Nasıl bir ikileme düşmüştüm?

Odama ulaştığım zaman elimde telefonumla yatağa çökmüş oturuyordum. Henüz saat sabah sekizi gösterirken Asil'in uyandığına emindim.

Bu hissettiğim acı fiziksel değildi. Nasıl bu kadar acıtıyordu.

Elim kalbimde yanağımdan süzülen yaşı sildim. Hayatından kadınların geçtiğini kendi ağzıyla söyleyen bir adamdı.

Genzimi yaka yaka inen bir soluk aldım.

Telefonumu bırakıp ellerimi saçımdan geçirdim.

Evet mantıklı hareket edeceğim. Bir aptal gibi kendi kendime yargı vererek Asil'e haksızlık etmeyecektim. Ona soracak yanlışı yada doğruyu öğreneceğim.

Doğru olmamasını dilerken burnum sızlıyordu.

Bugünü fazlasıyla keyifli geçireceğimi hayal etmişken suyun altında göz yaşı döküyor olmam hiç adil değildi. Silmeye uğraşmadan yüzümden akan sulara göz yaşlarım karışıp gidiyordu.

Babam eğer bana böyle bir cümle kurduysa..çok korkunç ama...bu doğru olabilirdi.

Ağladıkça kendimi kaybedeceğimi bildiğim için derin bir nefes aldım. Suyu kapatıp bornozu çıplak bedenime sardım.

Banyodan çıkmadan yüzüme soğuk suyu defalarca çarpmış biraz olsun rahatlamıştım.

Bütün enerjimin çekilmiş olmasına rağmen ben neler atlattım diyerek dimdik durdum ve aynanın karşısında kendimi izleyerek saçımı kurutmaya başladım.

Saçlarımı dalgalandırarak şekil vermiş daha iyi hissetmek için mutfaktan bir kahve alarak odaya geri dönmüştüm. Yalnızca bir saat içerisinde rengi solmuş yüzümü makyajla renklendirdim.

Bornozumu bırakıp iç çamaşır takımı giyindim. Askıdan takım olan iki parça kıyafet seçerken şirkette onunla karşılaşma ihtimalimi düşünüyordum.

Normal davranacağım.

Evet

Normal

En azından gerçeği öğrenene dek.

Son parçanın düğmesini ilikleyip üstümü düzelttim.

Seçtiğim çantaya eşyalarımı attıktan sonra siyah timsah derisi tek bant topuklu giyindim.

Alt kata indiğimde ev her zamanki sessizliğindeydi. Dışım ne kadar eve benzer sessizliğinde görünse de içimde fırtınalar kopuyordu.

-"Günaydın efendim."

Başımı salladım.

-"Günaydın. Şirkete gidelim."diyerek açılan kapıdan arabaya oturdum. İki araba halinde yolda giderken eskisi kadar tedirgin ve tetikte değildim.

Otoparkta arabadan indiğim sırada başka bir araba girmişti. Asansöre ilerlemeden önce arkamdan gelen adamlara döndüm.

-"Gelmenize gerek yok burada bekleyebilirsiniz."dediğimde hepsi birbirine baktı.

-"Emin misiniz efendim?"

Başımla onayladım. Artık şirket beni bende onları tanıyordum.

-"Günaydın. Nasılsınız?"

Asansörün önünde yanımda beliren adama başımı çevirdim. İtalya'da kaldığım süre telefon görüşmeleriyle konuştuğum insanlardan bir tanesiydi.

Ege'de sahip olduğumuz tatil köyünün genel müdürü olduğunu hatırlıyordum.

-"Günaydın teşekkürler. Siz?"derken asansöre önce benim girmem için elini uzattı.

-"İyiyim teşekkürler. Türkiye'ye döndüğünüzü bilmiyordum."

-"Çok olmadı."diye mırıldanırken tırnaklarımı inceliyordum.

Sürekli tatil yapar gibi çalışan birisi olduğundan bir hayli esmer ve çekici görünen birisiydi. Ancak hiçbir şekilde farklı bakmadığı için rahatsız hissetmiyordum.

-"Doğan beyle toplantımız var. Siz de katılacak mısınız?"

Sorusunu yine başımla onayladım.

-"Muhtemelen evet."

En üst katta nihayet duran asansörün kapısı geri açıldı. Önden çıkarak boş koridora girdim. Topuk sesim yankılanırken yanımda bana eşlik eden adama göz ucuyla baktım.

-"Toplantıdan sonra size kahve içme önerisinde bulunsam bana kızar mısınız?" Küçük çekingen bir gülümsemeyle kaşını kaldırarak sormuştu.

Haliyle nezaketen tebessüm ettim.

-"Üzgünüm belki başka bir zaman." Mesela hiçbir zaman.

Neden tanımadığım bir insanla kahve içeyim ki?

-"Pekala ısrar yok."diyip dudaklarını birbirine bastırdı.

-"Lavin hanım? Hoşgeldiniz."

Önümde birden beliren Nalan hanımla duraksadım.

-"Babam odasında mı?"

Aklım o kadar karışıktı ki bir an önce ferahlamak istiyordum.

-"Evet. Ama biraz işi var birazdan seninle görüşür olur mu?"diyince onayladım.

-"Öyleyse bende biraz bekleyeceğim. Toplantımıza yarım saat var."diyen Kerim beye Nalan hanım gülümsedi.

-"Kerim beydi değil mi? Buyrun size bir şeyler ikram edelim."

-"Olur tabi."

-"Terasa geçelim şöyle." Kerim bey önden ilerleyerek sekreterin yönlendirmesiyle cam kapıdan terasa çıkmıştı.

-"Bizde içelim mi? Yani istersen tabi." Cevabımı beklerken gerginleşmesini ifadesiz yüzüme bağlıyordum.

-"Aslında bir şeyler atıştırsam iyi olacak."derken birlikte koridordan görünen terasa çıktık. Teras tarafı koridorun cephesinden tamamen camdı. Şuanlık kimse yoktu.

Hasır rahat takıma ceketini çıkararak oturan Kerim bey bizi görünce tebessüm etti.

Yanına yürürken çekingen tavrımı belli etmeden tekli koltuğa çöktüm. Şort eteğimden dolayı rahatça bacak bacak üstüne atıp çantamı kolumdan çıkarttım.

Gerilmekten mideme ağrılar girmişti.

Üstü açık terastan güneş tenime vurdukça gevşemeye çalışıyordum. Sabahın bu saatinde yaşayabileceğim en gergin anları yaşıyordum.

-"Bende Doğan beyin yeni asistanıyım. İş ortaklarımızla yeni yeni tanışıyorum." Nalan hanım konuşarak Kerim beyin yanına oturmuştu.

Vücudu oldukça güzel bir kadındı. Yüzü de çok güzeldi ancak muhtemelen otuzlarında olmalıydı. Daha genç ve tecrübesiz birisiyle babamın çalışmayacağını biliyordum.

-"Ben buralara çok uğramıyorum. Ama sizleri dinlenmek isterseniz benim oraya beklerim." Kerim beyin şakacı tavrına Nalan hanım büyükçe gülümsedi.

-"Doğan beye bu teklifi sunacağımdan şüpheniz olmasın. Siz...yani sen tatil planı yaptın mı?" Kendini düzelterek bana soru yöneltti Nalan hanım.

Tatil planı mı? Ne zaman yapmıştım ki?

Başımı iki yana salladım. Sabahki olaya şahit olduğu aklıma geldi. Kim bilir ne düşünmüştü?

-"Henüz yapmadım."dedim içimden geçen düşüncelerin aksine.

Terasta karnımı doyuracak atıştırmalar eşliğinde kahve içerken normal bir sohbete dahil olmuştum. Yine ilklerimi yaşıyordum ama aklım hiç dağılmıyordu.

Dudaklarımı ısırarak Asil'in ne yapıyorsun içerikli mesajına yanıt verirken karnımda tuhaf şeyler oluyordu.

Gözlerimin dolmasına izin vermedim. Sadece...sadece üzülmekten çok yorulmuştum. Kayıplarla büyümek yeterince yıpratıcı olmuşken en güvendiğim yerden vurulmak istemiyordum.

-"Lavin?"

İrkilerek başımı kaldırdım. Kerim beyle Nalan hanım ayaktaydı.

-"Toplantı saati geldi."

Gözlerimi direkt onlara doğrultmadan geleceğime dair bir kaç cümle mırıldandım. Yalnız kalınca kendi kendine süzülen bir damla yaşı silmiştim.

Hayır Lavin kötü düşünme

Muhakkak ki bir yanlış anlaşılma vardı.

-"Lavin hanım?"

Artık bir kişi daha şu gizemli ses tonuyla bana seslenirse kendimi eve kilitleyeceğim.

Babamın sağ kolu olan Halil bey elinde bir zarfla yanıma geldi. Güneşe rağmen üşümüş bedenimi dikleştirip uzattığı zarfı aldım.

-"Doğan bey gönderdi. Görmek isteyebilirmişsiniz."dedi ve oyalanmadan beni boş terasta yalnız bıraktı.

İçimi saran kötü hisse rağmen uzatmadan zarfı araladığım gibi içindekileri çıkarttım.

Fotoğraflar mı?

Arkası dönük fotoğrafların önünü çevirdiğim an dünyam başıma yıkıldı. Hatta yıkılsa altında kalsam diye dua ettim.

Göğsümden titrek bir soluk çıkarken dudaklarıma yenilginin verdiği acı gülüş peydah oldu.

Yanlış anlaşılma mı demiştim ben?

İlk fotoğrafta Asil arabaya yaslanmış önünde bacaklarının neredeyse arasına girecek kadar yakın duran bir kadın vardı. Birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı. Fotoğraf uzaktan çekilmiş dahi olsa kadının parıldayan gözleri belliydi.

İkinci fotoğrafa bakarken içim yanarak nefes aldım. Kadın Asil'in koluna girmiş ikisinin de yüzünde tebessümle yürüyorlardı.

O geceye o davete aitti. Üstünde kadın kokusu var dediğimde kızdığı gece.

Ağlamadım.

Ama görmemi engelleyen fotoğraflar elimdeyken kendi kendime kahkahalar attım. Güldükçe gözlerimden oluk oluk yaşlar aktı.

Gülmemi bastırırken duyulan hıçkırığım terasta yankılandı.

Diğer fotoğrafı çevirdim.

Asil kadına bakarak dudağının kenarıyla gülüyordu. Annesinin yanındaydılar. Kadın da ağız dolusu kahkaha atmış elini Asil'in koluna sarmıştı.

Ne kusursuz bir tablo.

Başımı iki yana sallayarak fotoğrafları zarfa geri koydum. Çantamı da alarak ayağa kalktım. Bir yanım gürültülü şekilde yıkılmıştı. Kaybetmeden önce son bir şey gerekiyordu.

En yakın lavaboya girdiğim gibi bozulmuş makyajımı düzelttim. Parmaklarım titriyor kalp ritmim bozuluyordu. Ama sakin duracaktım.

Koridorda yürüyerek zarfı ikiye katladım ve o sırada çantama yerleştirdim. Toplantı odasına girdiğimde buz gibi bakışlarımla boş sandalyeye oturdum. Önüme koyulan dosyanın kapağını açtığım esnada üstümde babamın gözlerini hissediyordum.

Ona teşekkür etmeliydim.

Bir saat süren toplantının sonrasında yoğun bir baş ağrısı çekiyordum. Herkes dağılmış ben hala toplantı masasında oturuyordum.

-"Bir şey söylemeyecek misin?" Sakalını sıvazlayarak karşımda oturan babama baktım.

-"Seni mutlu edecek bir şey mi?"diye sorarken göğsüme ağrı çöktü.

Elini masaya indirdi.

-"Senin üzülmen beni mutlu etmeyecek. Ama haklı olduğumu kabul etmen edecek."

Omuzlarım düştü. Tanıdık sızı burnuma düştüğünde dilimi sertçe ısırdım. Çantama elimi atıp ayağa kalktım.

Dudaklarımı aralamıştım ki odanın kapısı tıklatıldı. Nalan hanım başını uzattı.

-"Asil bey geldi. Buraya gelsin mi?"der demez babamın yüzü keyifli bir hal aldı.

Ben ise mahvoldum.

-"Tabi gelsin."

Odanın kapısında gölge oluşturan heybetine gözlerimi bilerek değdirmedim. Ayakta duruyordum ama nasıl duruyordum bilmiyorum.

Hissiz bakışlarım babamdaydı.

-"Biz konuşurken dışarıda bekler misin kızım?Yoksa bize eşlik eder misin?"

Sorusunun peşinden odaya dolan kokuyla baş etmeye çalışıyordum.

Yarattığı enkazı zevkle izleyen babama daha fazla bakmadım. Yüzüme yansıtmamayı başararak içime yangın düşüren adama baktım.

Keskin bakışları bedenimdeydi. Yüzüme takıldı.

-"Beklerim."dedim.

Gözümden geçen o kadının dokunduğu fotoğraflardı. Kokusunu alacak kokusunu sindirecek kadar ona dokunduğu fotoğraflar.

Tüylerimi ürpertecek bir acı çekiyordum.

Konuşsam pes ederdim. Gözüne baksam ağlardım.

Ona hiç değmeden odayı terk ettim. Kalbimde başlayan yangın tüm ruhuma erişmişti. Çantamın askısını sıkarak nereye gideceğimi düşündüm. Öyle yersiz öyle evsiz hissettim ki hiçbir yere sığamayacak halde koridorda kalakaldım.

Ağlamak yok ağlamak yok

Bitmedi

Henüz değil

-"İyi misin? Bir şey mi oldu?" Koluma değen parmaklarla iç çekip gözlerimi kapattım geri açtım.

-"İyiyim teşekkür ederim."

Nalan hanımın endişeli yüzüne zar zor tebessüm ettim ve kolumda duran elini hafifçe sıkıp terasa çıktım.

İleri geri yürürken güçlü olmam gerektiğini kendime hatırlatıyordum.

Ve asla aralarında geçen ilişkiyi düşünmüyordum. Hayal gücümü kapatmış beynimi ağrıtana kadar bedenimi zorluyordum.

Kendimi terkedilmiş bir ev gibi hissetmem tuhaf mıydı?

Yutkunsam boğazımdan aşağı geçmiyor yutkunmasam nefes alamıyorum.

Dakikalarca orada kalacağımı düşünürken Nalan hanımın beni çağırması ile kendimi toplantı odasının önünde buldum. İçeriden sesleri yükselen iki erkeğin yanına girmek benim için çok zor bir eylem oldu.

Odaya adım attığımda sustular. Kapıyı kapatarak başımı kaldırdım.

-"Lavin baban sana ne anlattı bilmiyorum. Daha doğrusu ne saçmaladı-"

Babamın kahkahasıyla Asil'in sözleri kesildi.

-"Gittikçe batıyorsunuz Asil bey. Bari göz göre göre yalan söyleme."dedi babam.

Tutunacak dalım kalmamıştı. Hiç etkilenmemiş gibi dik durmak ise belki de benim için bir zaferdi.

-"Bizi yalnız bırakır mısın?"dedim babama bakarak.

Kaşlarını çatmış bir şeyler söylemişti ama en sonunda odadan çıkmıştı.

Boğulduğumu hissettiğim o anlarda hayat bulduğum kokusu işkence gibi geliyordu. Almamak için nefes almıyordum.

-"Güzelim sorun ne? Suratın bembeyaz olmuş iyi misin sen?" Yaklaşıp yüzümü avuçladı. İtmemek için dişlerimi sıktım.

Nerden başlamam gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ne diyecektim ki? Metresin varmış tebrik ederim mi?

Bir bana bir ona mı gidiyordun?

Yada şey seni o kadın kadar tatmin edebildim mi?

Yüce Tanrım.

-"Açıklamanı isteyecektim."dedim öncelikle. Ellerimi kollarına koyarak yüzümden dokunuşunu çektim. Bir kaç adım geri gittim.

-"Lüzumu olmadığına karar verdim. Bir şey söyleme."

Sesimin titrememesi için dua ederek çantamı açtım. İçinden çıkarttığım zarfı ona uzattım. Gözlerimiz buluştuğunda ona haykırmak istediklerimi göğüs kafesime sıkıştırdım.

-"Ne...ne diyorsun Lavin? Ne demek tüm bunlar?"

Kaşlarını çatarak zarfı açtı.

İnsan nasıl dayanır ki buna?

Neyin ne olduğunu duymak istemiyordum. Hiçbiri yalan değildi. Babam emin olmadığı hiçbir şeyi ağzında dolaştırmazdı.

Arkamı döndüğüm esnada göğsüm içeri çöktü. Nasıl geçer?

-"Lavin."

Sesi boğuklaşırken derin bir nefes aldım.

-"Lavin yemin ederim göründüğü gibi değil."

Kolumu tuttuğu gibi önüme geçti. Fotoğrafları yere atmış diğer elimi tutmuştu.

-"Önemi yok."diye fısıldadım.

Asil benim hiç şüphe duymadığım tarafımdı.

-"Bak...lanet olsun! Açıklayacağım! Ama lütfen bana güven. Gerçekten hiçbir şey göründüğü gibi değil. Ne kadarını biliyorsun bilmiyorum ama benden dinle. O benim hem eski bir arkadaşım hemde..."

Doğru kelimeyi aradığında ona yardımcı oldum.

-"Hemde seviştiğin kadın." Ben kendimi hiç böyle gözümü karartıp yakmamıştım.

Yüzünden geçen binbir türlü duygu vardı. Onu ilk defa böyle görüyordum. Eli ayağı birbirine girmişti.

-"Şerefim üstüne yemin ederim ki seni tanıdığımdan beri kimseye dokunmadım. Sana bunu yapmadım yemin ederim Lavin. Bana inan.Her şey senden önceydi."

Ruhuma keskin bıçak darbeleri iniyordu. Kimsesizliğimi bile iyileştirmiş olan ben,buna çaresiz kaldım. Çünkü ben ilk kez gerçek anlamda kimsesiz kaldım.

-"Üstüne kokusu sindiğinde de uzaklaşmak için aynı çabayı gösterseydin. Şimdi hiç inandırıcı olmuyorsun. Eskiden onunla sevişmen...bir gün önce ona gülmenden değerli değil." Ellerimi ellerinden sertçe çekerek kurtardım. Gözlerimde biriken yaşlara inat gülümseyerek yerden fotoğrafları aldım ve göğsüne bastırdım.

-"Doğru olmadığına çok inanmıştım. Yine inandığım yerden yanıldım."

Arkamı dönerek onun dalgınlığından çıkma fırsatı bulamadığı esnada babamın odasına yöneldim. Kapıdaki koruması kapıyı açtı.Babam benim girmemle dışarı çıktı.

Dışarıda çıkarttığı yaygaraya sağır oldum. Odaya girebilmek için verdiği savaşta ben kendi içimdeki kırıkları toplama derdindeydim.

•••

Merhaba iyi geceler ❤️

Bölümü nasıl buldunuz?

Düşüncelerinizi merak ediyorum.

Bölüm sonu

2 yorum