İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 3 · 9 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 3

3

°

O gece orada kaldıktan sonra sabahın erken saatinde uyanmıştım. Eşyalarımı açmadan yalnızca üzerimi iki parçayla değiştirerek o evden ayrılırken herkes uyuduğu için rahattım.

Dedemin arabası önde bizimkiler arkada ilerliyorduk. Yol uzundu. Ama güzeldi. Yeşilliklerin arasında sızan güneşle yolu izlemek bana iyi gelmişti.

Anladığım üzere şehirden uzaklaşıyorduk. Artık çevrede evler görünmemeye başlamıştı.

Bir ara uyuya kaldığımda Koray tarafından uyandırılmıştım. Sanırım 1 2 saatlik yol gelmiştik.

Araba asfalt yoldan sağa dönüp hafif eğimli bir yokuş çıkmaya başladığında yüksek beyaz çitlere baktım. İki tane at koşarak dolaşıyorlardı.

Tebessüm ettim. Çok güzel görünüyorlardı.

Yokuşun sonunda büyük bir düzlük vardı. İki yandan yükselen çam ağaçlarıyla geçtiğimiz yol bitmişti.

Avluya giren araba evin önünde durdu. Meraklı bir şekilde indim.

Karşımızda beyaz renkte bir ev duruyordu. Gösterişliydi.Büyük bir yapıydı. Hemen çaprazında bu yakınlıkta başka bir ev olması dikkatimi çekmişti. Kiremit rengi ev beyaz olandan biraz daha eski duruyordu. Fakat neredeyse iki katı büyüklüğündeydi.

Temiz havayı ciğerlerime doldurdum.

Kuş cıvıltılarına ek farklı hayvan sesleri duyuluyordu. Rahatlatıcıydı. Hiç böyle bir ortam görmemiştim.

-"Ah hoşgeldiniz!"

Kapıya çıkan kadın bizi görür görmez bir kaç basamaklı merdivene yöneldi ve indi. Yanıma geldiğinde beklemediğim bir an bana sarılınca dona kaldım.

Tepki veremedim. Buz kesilen vücudum geri çekilmesiyle rahatlarken bende geri adım attım.

-"Lavin...ne kadar güzel bir genç kızsın. İsmin gibi yüzün de çok güzel. Ben Hale. Bana hala diyebilirsin."

Enerjisiyle pozitifliğiyle az önceki anı sildim attım.

Derin soluklarla göğsümü hareket ettirdim.

-"Teşekkür ederim."dedim yalnızca.

Sorgulayıcı bakışları biraz düşer gibi olurken dedeme baktı.

-"Kahvaltı yaptınız mı?"

Dedemle ikisi konuşurken başımı çevirdim. İki evde sessiz sakin görünüyordu. Fakat önünde iki tane lüks araç park edilmiş haldeydi.

-"Hadi kızım gel. Şahane bir kahvaltı hazırlanıyor. Her şey organik çok seveceksin."

Yönlendirmelerle evden içeriye girdiğimizde arka bahçeye doğru geçtik. Burası kış bahçesi gibiydi. Büyük bir l koltuk, sallanan bir sandalye ile camlarla çevrilmiş alan güzeldi.

Koltuğun yanında dört kişilik ahşap bir masa vardı. Üstünde türlü türlü kahvaltılıklar doluydu. En son ne zaman düzgün bir şeyler yediğimi hatırlamıyordum.

Zaten doğru düzgün beslenme alışkanlığım yoktu. İştahım kesik olurdu. Çoğu akşam evimizin devasa masasında tek başıma otururdum. Bu gözüme öyle korkutucu gelirdi ki bir şey yiyemeden kalkıp odama kapanırdım.

Babamla oturduğumuz zamanlar sayılıydı. Onda da hep gergin olur ağzını bıçak açmazdı.

Geçmişten çıkıp şimdiye döndüm. İncelediğim bu yerden adım atarak toprak zemine indim.

Ön taraf ne kadar ıssızsa bu arka taraf bir o kadar cıvıl cıvıldı.

Sol tarafta büyük bir bahçe vardı. Malzeme deposu olduğunu düşündüğüm küçük bir kulübe duruyordu. Hemen arkasındaki kulübeden tavukların sesi gelince içimden güldüm.

Hayatımda hiç canlı canlı tavuk görmemiştim.

Tam karşımda bir oturma bölümü vardı. Sağ tarafta ise iki evin çaprazında kalacak şekilde camdan yapılma sera vardı. Çok güzeldi.

Seranın önünde de ağacın altına koyulmuş masa ve sandalye masal gibi duruyordu.

Yıllar boyunca yaşadığım alandan çıktıktan sonra böylesine renkli bir yaşam alanı içime huzur serpmişti.

-"Burada seninle zaman geçirmeyi çok istiyorum. Ama önce karnımızı doyuralım. Sonra bol bol dolaşırız."

Onları unutup kendimi doğaya kaptırdığımı hissedince biraz utandım. Geri adım atarak içeri geçtim.

Birlikte masaya oturduğumuzda gözüm kapıda duran Koray'a kaydı. Başımı eğip yiyeceklere baktım.

Halam da fark etmiş olacak ki boğazını nazikçe temizledi.

-"Canım yanlış anlamazsan...hep seninle mi duracaklar?"diye bana eğilerek fısıldadı.

Kaşım havalanır gibi oldu. Tepkisiz kaldım ve bakışlarımı halama kaydırdım.

-"Evet. Eğer rahatsız olursanız...yani sizi rahatsız etmek istemem-"

Masadan uzanıp elimi tuttu. İster istemez dişlerimi sıktım ve elimi yavaş yavaş elinden çektim.

Bu onu biraz kırmış gibi göründü. Sonra toparladı.

-"Hayır canım ne rahatsızlığı merak ettiğimden sordum. Eğer isterlerse onlara da kahvaltı hazırlattırabilirim."dediğinde başımı iki yana salladım.

Sabahın ilk ışıklarında onu yaptıklarını biliyordum. Onlar benimleyken insani faaliyetlerini yapmazlardı. Sadece ve sadece gözleri üzerimde olurdu.

-"Pekâlâ. Afiyet olsun."diyen dedem sıcak bir gülümsemeyle bana bakmıştı.

Ne kadar oldu bilemem fakat tebessüm etmeye çalıştım.

İştahsızlığım dolayısıyla ağzıma bir kaç lokma zorlukla koyabildim. Oturduğum yer bile rahat gelmiyordu.

Aklım o kadar doluydu ki sık sık dalıp gidiyordum.

-"Beğenmediysen başka bir şey yapalım kızım?"

Bir anlık irkilip başımı kaldırdım. Çay servisi yapan kadın evin çalışanı olmalıydı.

Bana kızım mı demişti?

-"Hayır teşekkürler."dedim sadece.

Masa toplanırken dedem dönmesi gerektiğini söylemişti. Gitmesi bir şeyi değiştirmiyordu. O varken de yabancıydım yokken de öyleydim.

-"Tekrar geleceğim. Sakın çekinme yavrum olur mu? Alışma sürecin bizim evde çok daha zor olacaktı. Burası sana iyi gelecek eminim."

Gözleri şefkatle bakarken başımı belli belirsiz salladım.

-"Görüşmek üzere."diyip nefesimi yavaşca üfledim.

Geniş avluda bindiği arabayla uzaklaşırken yanıma Serdar geldi.

-"Eşyalarınız taşıyalım mı?"diye sordu.

-"Ah tabiki. Hiç aklıma gelmedi. Size yardım etsinler."Halam arkamdan benim yerime cevaplasa bile Serdar benden gelecek olanı bekliyordu.

Usulca onu onayladım.

-"Biz hallederiz efendim."diyerek diğerleriyle birlikte bavullarımız çıkartmaya başladılar.

-"Senin için çatı katını ayırdım. Geniş ve ferah. Güneş tam o odada batıyor bayılacaksın. Hadi gel göstereyim."

Heyecanıylı halleriyle beni de önüne katarak ilerletti. Ahşap merdivenlerden üst kata çıktık.

Koridorun sonunda açtığı kapıdan içeriye adım attım. Aydınlık olması ve güneş yansımalarıyla sevimli gelmişti.

Kendi evimde odam buranın üç katı büyüklüğündeydi. Çoğunlukla uyku problemi çekerek büyümüştüm.

Yalnız uyumayı öğrenmek, korktuğumda kendi kendimi teselli etmeye alışsam bile yine de çoğu zaman zor geliyordu.

Bu oda ise daha girer girmez içime anlamsız bir huzur vermişti.

-"Bu dolap sana yetmez diye düşünüyorum. Bu karşı duvarını da dolapla kaplatırız. Ne dersin?"diye sordu halam.

-"Olur. Ama bir daha zahmet etmeyin. Belki..."diyip devamını getirmekten vazgeçtim.

Anlamıştı. Yaklaştı yüzüme anlamlı bir ifadeyle baktı. Üzgün gibiydi.

-"Hayır geri dönmek yok. Artık biz senin evin olacağız. Biliyor musun hep bir kızım olsun istemiştim." Konuyu değişip gülerek odanın içine adımladı.

Balkon kapısını açarak bana döndü.

-"Evli misiniz?"diye sordum ister istemez.

Yüzü düşer gibi olsa da toparladı.

-"Öncelikle sizli konuşursan çok darılırım.Eşimi evlendikten bir kaç yıl sonra kaybettim. Sonra hiç evlenmedim."diyince tanımasam bile üzüldüğümü hissettim.

-"Üzmek istemedim özür dilerim."diye mırıldandım.

-"İnsan zamanla her şeyin üstesinden gelmeyi öğreniyor. Ne yaşarsak yaşalım bir şekilde geçiyor. Geçmek zorunda yoksa devam edemeyiz ki."

Bazı şeyler değişmiyordu. Ve geçmiyordu.

Sessizliğimi bozmayıp odayı inceledim. Zaten hep düşünürdüm. Düşünmek için her zaman vaktim vardı.

Bavullarımın çokluğu halamı haklı çıkartırken ben balkona çıkmış ormanı izliyordum.

Bulunduğumuz konum arka bahçeye bakıyordu. Yan evin bahçesi de görünüyordu.

Fakat o arsa ağaçlardan arındırılmıştı. Daha farklı görünüyordu.

-"Orada ne yapıyorlar?" diye sorarken buldum kendimi.

Evin çevresinde yalnızca bir masa takımı ve bahçe koltukları vardı. Fakat geriye doğru arazi büyüdükçe çalışmalar yapıldığı görünüyordu.

-"Onlar üzüm bağlığı. Yan komşumuz görüyorsun bir hayli yakınız. Eskiden dedelerimiz arkadaşmış. Buradan arazi alıp yapmışlar. Bizde hatıralarına saygı göstermek için evlerin konumunu bozmadık. Aramızda çok bir yakınlık yok fakat rastlaştıkça sohbet ediyoruz. Sahibi şarap üreticisi. O bağlardan şaraplar yapılıyor."

Kaşlarımı kaldırıp bağlarda göz gezdirdim. Bir kaç kişi oralarda dolaşıyordu.

-"Burada yaşıyorlar yani?"

Başıyla onayladı.

-"Sadece Asil bey yaşıyor. Ailesi şehirde. Galiba yanılmıyorsam buraya beş yıl önce taşındı. Önce bu bağlık işine girdi. Çok iyi becerdi. Severek yapıyor. Sonra iki tane at aldı. Görsen nasıl güzeller."

-"Gelirken yolda vardı."diye araya girdim.

Yeniden başıyla onayladı.

-"Tanıdıklar tarafından ilgi gördü. Evlerimizden beş on metre aşağıda başka bir bina daha vardı. Oraya tavla diyoruz. Zamanla başka atlar alıp yetiştirdi. Küçük bir at çiftliğine dönüştü. Sık sık ziyaret edip atları seviyorum bir gün birlikte gideriz. Orayı gelirken görmemişsindir yolun diğer tarafına kalıyor. Ama buradan da yürüyerek on dakikada ulaşıyoruz."

Dışarıdaki hayata nasıl dahil olurdum emin değilim. Bu yüzden istekli olamıyordum.

-"Olur."dedim yine de.

-"Hale hanım? Nerelerdesiniz?"

Aşağıdan bahçeden bir kadının seslenmesiyle hafifçe eğildim. Beni görünce gülen yüzü solar gibi olmuştu.

-"Pardon misafiriniz mi vardı?"

-"Yok canım misafir değil. İnelim tanıştırırım sizi. Sen kahvelerimizi yap geliyorum."dedi halam sıcak bir samimiyetle.

Kadın yan eve girdiğinde gözlerimi oradan çektim.

-"Yan tarafta çalışıyor. Hanife çok iyi birisi. Burada yalnız yaşayınca herkesle bol bol sohbet ediyorsun. Hadi gel inelim sizi tanıştırayım. Hatta evdekiler de seni çok merak ediyor."dediğinde dudağımı ıslatıp yanağımın içini ısırdım.

-"Ben...biraz dinlensem olur mu?"dedim çekinerek.

Daha fazla insan istemiyordum. Böyle samimiyetlere alışık değildim.

-"Haklısın. Saat de çok erken. Telaşıma aldırış etme sen dinlen. Daha çok vaktimiz var. Eşyalarını yerleştirmeleri için aşağıdan Özlem'i gönderirim."

Birlikte balkondan odaya geri girdiğimizde Ömer kapıda bekliyordu.

-"Ben yapabilirim."dedim emin olmamakla beraber.

Halam dönüp elini dirseğime koydu.

-"Lütfen çekinme. Buradaki herkese güvenebilirsin. Kimseden endişen olmasın. Ne yaşadığını bilmiyorum ama gözlerindeki endişeyi görebiliyorum. Burası yeni bir hayat gibi düşün. Kötülüklere yer vermeyeceğiz."dedi ve güven verircesine gülümsedi.

Teşekkür eder gibi bakıp gözlerimi kaçırdım.

Odadan çıkarken ayakta durmak yerine yatağın ucundaki pufa oturdum.

İfadesiz bakışlarımla bulunduğum durumu düşündüm. Nasıl da her şey tepetaklak olmuştu değil mi?

-"Merhaba. Eğer yatıp dinlenecekseniz sonra yapayım?"

Odanın girişinde Ömer'in çekilmesiyle içeri giren kadına baktım.

-"Yok yapabilirsiniz."dedim ve ayağa kalktım.

Tekrar balkona çıktığımda gözüm yan bahçeye kaydı. Cam seranın biraz ötesinde iki adam ayakta duruyordu. Kahve kupası diye tahmin ettiğim bardaklarla birlikte sigara içiyorlardı.

Yabancı insanların daima tehlikeli olacağını söyleyen babamın sesi kulağımda yankılandı.

Derin bir solukla içeri geri girdim. Eşyalarıma tanımadığım birisinin dokunması hoş gelmiyordu.

Evde benim için çalışan bir kadın vardı. Neredeyse on yıl boyunca çalışmıştı. Ancak buraya geleceğimiz zaman onu evinden ayırmak istememiştim.

İşine son vermiştim. Buradaki çalışanlar gibi değildi. Sadece işini yapardı.

Şuan odada olan kadın ara sıra Ömer'e yada bana cümleler sıralıyor hep sohbet ediyordu.

Tuhaftı.

Sadece buradaki insanlar mı böyleydi?

Konuşmayacağımızı anladığında ise mahcup olarak suskunluğa bürünmüştü.

Yatakta oturarak bedenimi bir süreliğine dinlendirdim. Alışık olduğum sessizlik böyle değildi. Dışarısı cıvıl cıvıl seslerle doluydu.

İnsan istemsizce iç çekiyor rahatlıyordu.

Ülkenin havasından olsa gerek diye düşündüm.

-"Bunlar sığmayacak. Hale hanım dolap yaptıracağını söyledi. Burada dursalar olur değil mi?"

Yerleştirebildiği kadarını halledip ayağa kalkan kadını onayladım.

-"Teşekkürler."dedim.

-"İşimiz kızım ne teşekkürü? Hadi sen dinlen. Bir şey istersen seslen." diyerek çıktı.

Ömer kapıyı kapattığında ellerimi yatağın yumuşak örtüsüne sürttüm.

Şimdi evimizde olsaydım bahçeye yaptığım küçük alanımla ilgileniyor olurdum. İlgi alanıma giren çiçekler ve bitkiler beni rahatlatırdı.

Bu konuda kendimi geliştirmek isterken babamın kararı üstüne ekonomi ve finans bölümü okumuştum.

Bunu herhangi bir yüksekokulda okumamıştım. Doğan Merhaz istediği her şeyi gerçekleştirirdi. Ülkenin en iyi profesörlerini evde eğitim görmem için ayağıma kadar getirtmişti.

Benim hayatım böyleydi. Yönetilirdim. Babamın istediği kadarını yapabilirdim.

Hiçbir zaman insanların arasına karışamazdım. Kalabalık olan hiçbir yere giremezdim.

Alışveriş yapacağım zaman gireceğim mağazalar sadece ve sadece benim için kapatılırdı.

Bu bir güvenlik önlemiydi.

Hoş Doğan Merhaz'ın bir kızı olduğunu kim biliyordu ki?

Hiç kimse.

Ben varla yok arasında kayıptım. Çünkü babam beni böyle koruyordu.

Ben dünya sessizliğe büründüğünde dışarıya çıkabilirdim. Kimseyle iletişim kuramazdım. Etrafımda kimse yoktu ki.

Gözlerimi sıkıca yumup açtım. Ne olursa olsun babam artık yoktu.

Ne yaparsa yapsın tek sığınağımdı. Yıkılmıştı.

Gözümden süzülen yaşı sertçe sildim.

Kolay kolay ağlamamayı zamanla öğrenmiştim ama bir noktada insan yoruluyordu.

Annesiz ve babasız büyümüş bir çocuk yere sağlam basmayı öğrenmek zorundaydı.

Gözlerimi kapattığımda evimde olmayı hayal ederek yatağa uzandım. Dizlerimi karnıma doğru çekip soluklandım.

Kuş cıvıltıları ve hayatın belirtilerini gösteren gürültülerle nasıl olduysa uyuya kalmıştım.

°°°

Günaydıııııınn

Gece yazarken sonunu getiremedim. Şimdi kısa da olsa tamamlayınca yayınlamak istedim.

Yavaş yavaş hikâyeye giriş yapıyoruz. Karakteri tam olarak anlayıp hissetmenizi istiyorum. Farklı bir kişilik olacak.

Diğer baş karakteri de öyle düşünüyorum. Daha doğrusu hepsi zamanla şekillenecek. Önemli olan sizin beğenmeniz.

Bölümü nasıl buldunuz?

Bölüm sonu

2 yorum