İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 4 · 10 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 4

4

°

Akşam serinliği balkon kapısından içeriye sızarken hafif tatlı bir üşümeyle uyandım.

Karanlık neredeyse çöküyordu. Bunca saat uyumuş muydum?

Ayılmak için yatakta oturduğum dakikalar sonrasında odanın kapısı tıklatıldı.

Ayağa kalktım ve ilerleyip kapıyı açtım. Halam beni görür görmez gülümsedi.

-"Uyuyor muydun? Daha dayanamadım seni merak ettim."

Alnımı kaşıyıp elimi indirdim.

-"Uyuya kalmışım. Havadan sanırım yorgun hissediyordum."diye mırıldandım.

-"Temiz hava öyledir. Zamanla alışırsın kuzum. Birazdan akşam yemeğine oturacağız. Duş almak ister misin? Rahatlatır."dediğinde neredeyse gözlerim parlayacaktı.

Her gün duş alarak temiz hissetmek benim en büyük hobimdi.

-"İyi olur teşekkür ederim."

-"Ay daha fazla teşekkür etme lütfen. Bu koridordaki banyoyu sana ayırdık. Benim odamda kendi banyom var. Dilediğin gibi eşyalarını yerleştirebilirsin." diyerek odanın yan kapısını açtı.

-"O zaman alt katta bekliyorum." dedi.

Kozmetik eşyalarımı doldurduğum henüz açılmamış olan bavulun fermuarını açarken koridorda bekleyen Serdar odanın kapısına yaklaştı.

-"Lavin hanım. Siz bir şey söylemediniz ama yemekleriniz için biz biriyle görüşüyoruz."

Bavulun başından kalkmadan başımı iki yana salladım.

-"Gerek yok. Yani var mı bilmiyorum."Sesim sonlara doğru kısılırken omuzlarım güçsüzlük içerisinde düştü.

Gerçekten çok yorulmuştum. Düşünmeden yaşamak istiyordum.

Her şeyi kontrol altında tutmaktan o kadar yorulmuştum ki.

-"Burada kimseyi tanımıyoruz. Biz biraz araştırdık. Tehlike arz edecek kimse yok ama yine de ihmal etmek istemeyiz."

İç çekerek yerden kalktım ve elimdeki çantayı sıkıca tuttum.

-"Bunu biraz düşünüp söylerim."Burada kimseyi tanımasam bile sanırım içten içe güveniyordum.

-"Olur efendim."diyerek sırtını duvara yasladı.

Fermuarlı çantayla yandaki banyoya girdim.

Çok hoştu.

Işığı yakınca camlar beni biraz tedirgin etmişti.

Lüks şaşaalı hayatımdan farklı olarak bu sevimli otantik yer beni mutlu ediyordu.

Çantayı banyo tezgahına bırakıp önce kapıyı kapattım. Ardından camların storlarını indirdim.

Küvetin sol tarafından kalan bölmede duş kabini görünce onun ışığını yaktım.

Getirdiğim geniş çantadan kişisel bakım eşyalarımı çıkarttım. İlk önce kısa fakat çok iyi gelen bir duş aldım. Asılan havlulardan birini göğsümden başlayarak bedenime sardım.

Uzun gür siyah saçlarımın nemini havluyla aldıktan sonra taradım ve geriye attım.

Cansız yüzüm günden güne soluyordu.

Ama toparlayacaktım.

Fön makinesine uzanıp saçlarımı az da olsa kuruttum. Sonrasında banyodan çıktım. Koridorda Serdar olmayınca anlık bir tedirginliğe kapılsam bile bu halde de karşısına çıkmak istemezdim.

Kendi evimizde evin içine girmezlerdi. Ancak burada şartlar farklıydı.

Hızlıca odaya girip kapıyı kilitledim. Işık yanık olduğundan ve camlar açık olduğu için camlara yürüdüm. Perdeleri çekip kapattım.

Yerleşen kıyafetlerim arasından siyah bir iç çamaşır takımı giyindim. İki parça daha alıp giyindikten sonra üşüyeceğimi düşünerek hırka da aldım ve giyindim.

Çıplak ayaklarıma spor ayakkabı geçirip odadan çıktığımda evde pek ses yoktu. Merdivenlerin dibine Serdar'ı gördüm.

-"Hale hanım sizi bahçede beklediğini söyledi." diyip kenara çekildi.

Arkamdan gelirken merdivenin alt kapısından ellerinde tabaklarla iki kişi çıktı. Birisi kıyafetlerimi yerleştiren kadındı diğeri genç bir kızdı.

-"Sıhhatler olsun kızım."dedi gülümseyip.

Ne dediğini anlamasam bile minik bir tebessüm sundum. Kalabalık bir ev değişik geliyordu.

Onlar önden ilerledikten sonra arkalarından ilerledim. Bahçeye adım attığımda halam seranın oradaki ağacın altındaydı.

Masada iki kişilik kurulmuş yemek vardı. İç açıcı görünüyordu.

-"Canım gelsene."dedi beni gördüğünde.

Yanında az önce yemek taşıyanlar ve yaşlı bir adam duruyordu.

-"Sakine'yi biliyorsun. Nisa onun kızı. Ve Numan bey de eşi. Yıllardır burada benimle çalışıyorlar. Aile gibi olduk. Numan bahçeyle başka işlerle ilgilenir." diye tanıttı.

-"Memnun oldum."dedim. Tanışmamızın gerekliliğini düşünüyordum.

Ben kimseyle doğru düzgün tanışıp konuşmazdım.

-"Afiyet olsun size."diyerek yanımızdan uzaklaştılar.

-"Yemekten hoşlandığın bir çeşit varsa söyleyelim onu yaparlar. Türk yemekleri yiyorsun değil mi?"diye sordu.

Kaşıkla oyalandığım çorbadan bakışlarımı çektim.

-"Evde...aşçımız İtalyandı. Yani pek bilmiyorum."

Başını salladı.

-"İnan bana mutfağımıza bayılacaksın."

Bana hayatı öğretme heyecanına tebessüm ettim. İçtiğim bir kase çorba karnımı doyurmuştu. Fakat ısrar ettiği yemeklerin tadına da bakmıştım.

Masa toplanırken evin duvarları altında duran Serdar ve Koray'a ufak bir bakış atıp önüme döndüm.

-"Afiyet olsun hanımım."dedi Sakine hanım.

-"Köpüklü bir türk kahveni içeriz Sakine."

-"Elbette. Lavin hanım nasıl içersiniz?"Bana dönen bakışlar üstünde kaşlarımı kaldırıp indirdim.

Neyi nasıl içerdim?

-"Canım şekerli mi şekersiz mi onu soruyor. Orta da olur hangisi?"diye halam açıkladı.

-"Şekersiz olsun."dedim.

Yalnız kaldığımızda geriye yaslanıp bana şefkatli gözlerle baktı.

-"Daha yolun çok başındasın. Ama gözlerinin ışığı nasıl bu kadar sönmüş olabilir?"

Yutkunup nefesimi tuttum.

-"Doğan...sana çok mu kötü davranıyordu?"diye sordu.

Başımı iki yana salladım. Dudaklarımı aralayıp durdum.

Kapattım tekrar nefeslendim.

Ben kendimi nasıl anlatacağımı bile bilmediğimi fark ettiğimde gözlerim saniye saniye yaşlarla doldu.

Konuşmayı bir şeyler anlatmayı bilmiyordum. İçimden kendi kendimle konuşmaya o kadar alışmıştım ki insan olmaktan bîhaberdim.

-"Ben...üzgünüm."diyerek alelacele masadan kalktım.

Etrafı bulanık görmeme rağmen evin bahçesinin yanına ilerledim. Arka bahçeden ön bahçeye yürürken olabildiğince nefes alıp sakinleşmeye çalışıyordum.

Evin önünde kapıya ulaştığım zaman sarı aydınlatmalar sayesinde yürüyerek duvara ulaştım.

Yalnız olmadığımı bildiğim için rahatça uzaklaşarak demir kapının yanında duvara sırtımı dayadım.

Sesli ve derin soluklarla gözlerimi kapatıp başımı eğdim.

Ağlamayacaktım.

Ben güçlü birisine dönüşecektim. Kendime yeni bir hayat kuracaktım.

Sadece çok çaresiz hissediyordum.

Duvardan destek alarak dikleşirken elimi saçlarımın arasından geçirdim. Bir kaç adımla ileri doğru yürüyüp temiz havayı içime çektim.

Göğsüm inip kalkarken karanlık yol içime korku saldığı için arkamı döndüm ve taş yolda ilerlemeye başladım. Geniş avluda sakince durdum. Sağ tarafımda yan yana dizilmiş adamların gözü üstümdeydi.

Vücudum çökse beni kaldıracaklarını biliyordum. Ama ben asıl içimi toparlayamıyordum.

Elimi ensemden indirip olduğum yerde kaldım. Hiçbir yere sığamıyordum. Hiçliğin ortasında kaybolmuş gibiydim.

Omuzlarım düştü.

Avlunun girişinden gelen araba sesiyle bir anlık dalgınlığımdan sıyrıldım. Beyaz farlar yüzünden başımı çevirirken dedem mi geldi diye düşündüm fakat kiremit rengi evin önünde durdu.

Siyah lüks araçtan gözlerimi çektim. Bir iki metre uzağımda duran aracın kapısı açılıp kapandı.

Adımlarımı eve yönlendirdiğim sırada Ömer seslenince durdum.

-"Evrak işleri için şirketin avukatı gelecek. Size haber vermemi istedi. Ama eğer istemiyorsanız erteleyebiliriz."

İçimde git gide büyüyen endişe bedenimi sarıyordu.

Bir başıma ne yapacaktım?

-"Yarına gelebilir." dedim. Ne kadar kaçabilirdim ki?

Başını eğdi.

-"Biz burada olacağız."diyerek eve girmeyeceklerini belirtti.

Başımı salladım.

6 adam direkt ileri baktıkları için refleks olarak başımı sol tarafa çevirdim.

Siyah araca yaslanmış bir gölge vardı. Halamın evi ışıl ışılken o evde aydınlatma yoktu. Yine de ışıklar bir kısmını aydınlatıyordu.

Uzun boylu bir adam gevşekçe yaslandığı aracın arka kaputunda sigara içiyordu. Yüzünü göremiyordum. Yine de olabildiğince hızlı bakışlarımı çekmiştim.

Ürperdim.

Kendimi güvensiz hissederken tehlikeli olup olmayacağını aklımda tartıyordum. Bu babamın bana kazandırdığı bir kötü alışkanlıktı. Her insan tehlike uyarısı gibiydi.

Adımlarımı hızlandırıp evin ahşap kapısını tıklattım.

Açan kişiye bakmadan merdivenleri çıkarken arkamdan halam seslenmişti.

Basamaktan çıkmadan durdum arkaya döndüm.

-"Bitki çayı ister misin?"

Az önceki an yaşanmamış gibi saydığı için rahatladım.

-"Papatya olabilir."diye mırıldanınca yüzüne gülümseme yayıldı.

Benimle bir şeyler paylaşmak istiyordu.

Başıyla işaret etti. Ufak adımlarla merdivenleri inip peşinden ilerledim. Girdiğimiz yer mutfaktı. Kimsenin olmamasına sevinirken mutfağın güzelliğine kapıldım.

Ay ışığıyla birlikte bir kaç loş aydınlatma vardı. Çok güzeldi.

-"Dışarıda oturmak ister misin?"

Gösterdiği cam kapıdan dışarı adım attım. Evin yan bahçesiydi. Bahçeyle birdi fakat ayrı bir alanmış gibi çevrelenmişti.

Sıcacık bir yuva hissi vardı.

Elimi masada gezdirip korkuluklara yaklaştım.

Halam o sırada tezgahta bir kaç kavanoz çıkarmıştı.

Yaklaşık bir saat bitki çaylarımızla birlikte oturmuştuk. Halam artık uyuyacağını söyleyip kalkarken bende odaya çıkmıştım.

Üzerimi çıkartıp iç çamaşırlarımla yatağa girdiğimde amacım yalnızca kendimi dinlemekti.

Benim için artık günler hiç olmadığı kadar karmaşık ve yorucu olacaktı.

'

Ertesi sabah oda güneşin sıcaklığı ve canlı parıltısıyla dolduğunda sanki bulutlarda uyumuşum gibi huzurlu uyanmıştım.

Balkonu gece açık bırakmıştım. Dışarıdan gelen kuş cıvıltılarıyla kendimi gülümserken buldum.

Yataktan kalkıp perdeleri kenara çektim. Güneşten kısılan gözlerimi kapatırken çıplak tenim huzura doydu.

Diğer ev yan tarafta bile kalsa iç çamaşırlarımla öylece burada durmam pek hoş değildi. İçeri çekilip yatağın örtüsünü topladım.

Dolaba asılmış siyah sabahlıklarımdan birini alıp üstüme geçirdim ve önünü bağladım.

Banyoya geçtiğim esnada koridor sessizdi. Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp odaya döndüm.

Bulduğum siyah toka yardımıyla saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptım.

İç çamaşırlarımı çıkartıp altıma yalnızca ince bir külot geçirdim. Dolaptaki aynadan yansımama bakarken kilo verdiğimi düşünüyordum.

Belime göre daha geniş olan kalçam küçülmüş gibiydi.

Genel olarak zayıftım. Yalnızca kalçam biraz daha genişti ve göğüslerim de vücuduma orantılıydı. Ne büyük ne küçük. Boyuma göre iyi duruyordum. Sanırım bunu genelleme yaparsak hatta biraz kısa kalıyordum. Minyon olmak sevimli bir şeydi bence.

Giyinmeyi seviyordum. Ama hep evde giyinirdim. Dışarı akşamları çıkarken genelde siyah ve dikkat çekmeyen parçaları tercih ederdim.

Evimizin içi ve etrafında mutlu olduğum şekilde giyinirdim.

Bugün de çok severek giydiğim yeşil elbiseyi askıdan aldım. Kehribar rengi gözlerimle uyum sağlayan bir renkti.

Kimse benden haz etmese bile ben kendimi seviyordum. Galiba bu bana yetiyordu.

İpek elbiseyi bacaklarımdan yukarı çekerken tenimden kaymasıyla tebessüm ettim.

Sırtında ufak bir fermuar vardı. Uzanıp çektim.

Odadan çıktığımda saate bakmayı unuttuğum için kendime kızıyordum. Bu evde insanlar ne zaman kalkıyordu bilmiyordum ki.

Alt kata indim. Evin konumu hakkında da bir fikrim yoktu fakat görüş açımda olan ilk odaya adım attım.

Halam yoktu. Çıkıp bir diğerine baktım. İkisinde de oturma grubu vardı. Fakat birisi kütüphaneliydi.

Koridordan mutfağa baktığımda ise beni görenler durup gülümsedi.

-"Günaydın." dedim nezaketen.

-"Günaydın Lavin hanım erkencisiniz."diyen dün gece tanıştırıldığım Numan beydi. Elinde bahçe makası ile duruyordu.

-"Halam uyanmadı mı?"diye sordum.

-"Birazdan kalkar. Kahvaltıyı hazırlıyoruz. İstediğiniz bir şey var mı?"diye sordu Sakine hanım.

-"Teşekkürler kolay gelsin."diyerek oradan uzaklaştım.

Adımlarım bahçe kapısında son buldu. Odadan çıkmadan ayağıma sandalet geçirmeyi akıl ettiğim için sevinirken dışarıya adım attım.

Ağacın altında masada oturan Serdar ve Cihan beni görür görmez ayağa kalktılar.

-"Günaydın efendim."dediler aynı anda.

-"Günaydın."diye mırıldanıp dün gözüme kestirdiğim seraya doğru yürümeye başladım.

Bu ülkenin güneşi daha bir sıcaktı. Şimdiden bunalmıştım.

Cam seraya ulaşmadan bana doğru koşan koca bir hayvanla göz göze geldim.

Gözlerim büyürken dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı.

Resmen tüylerinden görünmüyordu o kadar sevimli ki!

Kocaman beyaz bir köpek bacaklarımı yalamaya başladığında uzun zamandır yapmadığım şekilde kıkırdayıp yere dizlerimin üstüne çöktüm.

-"Ne güzelsin sen böyle!"Kulaklarının altından tutup sevdiğimde havlayıp üstüme atlamaya çalıştı.

Galiba benim kadar olduğunun farkında değil.

Patilerini bacaklarıma koyarak kafasını kucağıma sokup iyice bana yaklaştı. İster istemez küçük bir kahkaha attım.

-"Tanıştınız mı tembel hanımla?" Numan bey gülerek evden çıkmış bu tarafa doğru seslenmişti.

Yanıma geldiğinde eğildi ve köpeğin tüylerini okşadı.

-"Luna ismi. Kendini sevdirmek tek hobisi."dediğinde gülümsedim.

-"Halamın mı?"diye sordum merak içinde.

-"Hayır Asil beyin." Anlık olarak duraksamış olsam bile buna takılmadım. Numan bey bahçeye doğru yol almıştı.

Ben ise oturduğum çimenlerden kalkmadan Luna'yı seviyorum. O koca bedeniyle basbaya kucağıma yatmıştı. Bedeninin çoğu sığmasa bile halinden memnundu.

Luna*

-"Gerçekten tembelsin."dedim gülerek.

-"Luna! Luna nerdesin?"

Yan bahçeden gelen seslenme üzerine başımı kaldırıp nefesimi tuttum.

-"Kalkman lazım. Sana diyorum." Sanki beni anlayacakmış gibi tüylerinin üstünden dürtükledim.

Çıplak bacağımı yalayıp havladı.

Gülmemek için büyük çaba sarf ediyordum.

Çok geçmeden çitlerin açık kapısında bir beden belirdi. Çatık kaşlarıyla bu tarafa bakan adam beline koyduğu ellerini indirdi.

Uzun boylu fazlaca heybetli bir bedeni vardı. Gözüme ürkütücü gelirken gözlerimi kaçırdım. Eğer yanılmıyorsam dün gece ki adam olmalıydı.

-"Luna!"diye seslendiği köpeği kucağımda istifini bozmadı.

Adama bakmak istemiyordum. Fakat bana doğru yürüyordu.

-"Asil bey. Günaydın."

Halamın sesiyle rahat bir soluk aldım.

-"Günaydın. Nasılsınız?"Bariton kalın ses tonuyla halama hitaben konuşmuştu.

Dudağımın kenarını ısırıp Luna'nın kulağını okşadım.

-"Çok iyiyim teşekkür ederim. Luna bu sefer kendini sevdirecek birisini bulmuş gibi görünüyor."dedi halam keyifli sesiyle.

Göz ucuyla ona doğru baktım. Böyle rahat olduğuna göre Asil bey dediği adam tehlike arz etmiyordu.

-"Kusura bakmayın."

-"Yok canım ne kusuru? Sizi Lavin'le tanıştırayım. Yeğenimin kızı. Önder'in torunu yani."

Yutkunma ihtiyacı hissederken göğsüme bir ağırlık çöktü. Başımı yavaşça kaldırdım. İki üç adım uzağımda abartısız bir dağ gibi duran adama baktım. Bu bakışım yaklaşık beş saniye sürmüş olmalıydı.

Hiç incelemeden gözlerimi kırpıştırıp Luna'ya baktım.

-"Asil beyden sana söz etmiştim kuzum. Komşumuz. Luna'nın sahibi oluyor."

Ayıp olmaması için yeniden adama baktım. Taba rengi binici pantolonuyla dizlerinin altına gelen siyah çizmeleri vardı. Yavaşça göğsüne baktım. Krem rengi düğmeleri göğsüne kadar açılmış bir gömlek giyiyordu.

Eğer halam söylememiş olsaydı bu görünüşüyle cidden atlarla ilgilendiğini anlardım.

Esmer göğsüne bakmayı kesip kısa bir an göz göze geldim.

-"Memnun oldum."dedim güçsüz ve kısık sesimle. Yabancılardan hiçbir zaman hoşlanmayacaktım.

Yüzüne gözlerimi dolaştırmadan bakmayı bıraktım.

-"Bende. Luna'nın kusuruna bakmayın tekrar." Aramızdaki kısacık mesafeyi bitirip yere eğildi ve tasmasından tutup Luna'nın ağır bedenini kucağımdan çekti.

Yarattığı küçük esintiyle nefesimi tutarken Luna sahibinin bacakları etrafında dönmeye başlamıştı.

Sonra bana bakıp tekrar yaklaştı.

Ellerimi yaladığında kıkırdadım.

-"Görüşürüz Luna."diye mırıldandım ve başının üstünü öptüm. Yerden kalkarken bacaklarımı temizledim ve doğruldum.

Bahçeden ayrılanların arkasından bakarken dalmıştım. Elini koyu kahve saçları arasına daldırıp ağır adımlarla kendi arazisine geçmişti.

Güneşin altına ısınan tenimden geçen ürpertiyi yok sayarak halama döndüm.

Güne kahvaltıyla başlayarak geri kalanında evraklara boğulacağımı biliyordum.

Buna rağmen Luna ile kısacık da olsa eğlenmek bana enerji vermişti.

Sanırım yavaş yavaş sandığım kişi olmaktan çıkıyordum. Bu yaştan sonra öğreneceğim çok fazla şeyin olduğuna artık emindim.

°°°

İyi geceleeer ❤❤

Bölümü tamamladım ve hemen yayınlıyorum. İki hikâyeyi aynı anda ilk kez ilerletiyorum. Başarıyor muyum hiç emin değilim ama Mevani için kendimi tutamayıp yazmak istiyorum.

Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.

Asil beyimiz için hala bakınıyorum. Bulduğumda buralarda olacak 🔥

Bölüm sonu

5 yorum