•
Salona doluşan kadınlara bakarken gözlerimin büyümemesi için üstün bir çaba sarf ediyordum.
-"İyi sabahlar. Habersiz geldik ama çoktan çıkmış olduğunu düşünmüştüm." İlk sessizliği bozan Hümeyra hanım oldu. Elinden tuttuğu küçük çocuğu koltuğa oturtup omuzlarındaki şalı Hanife hanıma uzattı.
Onun ardından Ece ve Şeyda girmiş. Bir de görmediğim iki kadın daha.
Yanımda en çok ait hissettiğim adam vardı ancak yinede rahatsız olmuş kendimi fazlalık hissettiğim o anlara dönmüştüm.
-"Bu ziyaretinizi neye borçluyum anne?" Asil oldukça gergin soluğunu bırakırken dik bakışları annesinin üstündeydi.
Hümeyra hanım ise pek oralı olmadan koltuğa oturdu.
-"Dediğim gibi erkenden çıkıyorsun diye bizde kahvaltı için huzurlu bir vakit geçirmek istedik. Teyzenlere hoşgeldin demeyecek misin?"
Diken üstünde hafifçe Asil'e doğru kaydım. Öncesinde tanıştığım iki kadın zoraki tebessümlerini yüzüme göstermiş salondaki koltuklardan birine oturmuşlardı.
Asil hiç çekinmeden gösterdiği sinirli tavrına kaşlarını çatmayı da eklemiş teyzesi olarak anladığım iki süslü kadına bakmıştı.
-"Hoşgeldiniz."demişti dişlerini sıkarak.
-"Arabayı bir türlü park edemedim." Konuşarak ve çantasıyla uğraşarak içeri giren tanıdık sarışın kadın başını kaldırdığı gibi bakışlarımla karşılaştı. Sonra yanımdaki adama baktı omuzları düştü.
Vildan Aydın. Babası milletvekili olan Vildan evet.
-"Gel canım. Hanife bize güzel bir kahvaltı hazırlar mısınız? Baya acıktık." Hümeyra hanım Vildan'ı yanına oturup Hanife hanıma seslenmişti.
Öylece ayakta dikilmekten çok rahatsız oldum.
-"Rahatsızlık vermemişizdir umarım." Teyzelerinden birisi konuştuğunda bakışlarımı kaçırdım.
-"Hayır. Çıkıyordum zaten size iyi günler."diyen Asil bana kısa bir göz atıp elini bel boşluğuma yerleştirdi.
-"Ah sizi Lavin'le tanıştırmadım!" Hümeyra hanım sanki beni yeni görmüş gibi sesli bir tepkiyle Asil'in hareketlenmesini durdurdu.
Mecburen ona doğru baktım. İstemsizce sarışın kadının neredeyse öldürmek istercesine attığı bakışlara şahit oluyordum.
-"Suzan ve Cavidan. Kız kardeşlerim. Lavin de...Hale hanımın yeğeni Doğan beyin kızı oluyor. Oğlum ile...tatlı bir arkadaşlıkları var." Yapmacık tonlaması üstüne ilk tanıdığım kadınla aralarındaki tonlarca farkı düşündüm.
Beni böyle yıldıramazdı.
Merakla inceleyen iki kadına baktım. Ve göz alıcı olduğunu düşündüğüm tebessümü sundum.
-"Memnun oldum."derken kazandığım nefreti iliklerime kadar hissediyordum.
-"Anne. Bir dakika gelir misin?" Asil belki de sık sık kullanma ihtiyacında bulunmadığı ürkütücü sesi ve gözleriyle annesine bakmıştı. Hümeyra hanımın oğlundan çekindiği tam şuan belli oldu. Boğazını nazikçe temizleyerek koltuktan kalktı.
O an ben ne olacağım diyordum ki Asil benden önce beni düşündü.
-"Odama çık geliyorum."dedi düz sert tonda.
Yalnızca başımı salladım.
Asil annesini önüne almış koridorun sonuna çekiştirirken bende merdivenlere yöneldim. Sıkıntılı nefeslerle odasına girdiğimde camın önüne yürüdüm.
Ben daha uzun sürer diye kendimi hazırlamıştım. Ama Asil yine beni şaşırttı. Beş dakika olmadan çıkıp gelmişti.
-"Çıkalım mı güzelim? Yoksa Hale hanıma uğrayacak mısın?"
Yanıma kadar gelip ellerini belime doladı ve burnumun ucunu öptü.
-"Geldiğimizde geçerim. Sen iyi misin?"diye sordum. Boynuna sarıldığım zaman yine sıcak teni kalbimin hızını arttırıyordu.
-"İyiyim bebeğim." Dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. Mırıltısının peşinden dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu.
-"Anneme takılmıyorsun değil mi? Umursaman gereken en son insan. Hatta benim dışımda kimseyi umursamasan bile olur."diyince gülümsemem büyüdü.
Başımı iki yana salladım.
-"Senden başka kimsenin ne dediğine önem vermiyorum. Hem kimseye de kendimi sevdirmek zorunda değilim."diye sonuna ekledim.
Çekinmeden ona içimdekileri söylüyordum.
Dudaklarıma sürtünen dudaklarının baskısını biraz daha arttırdı. Dilini şehvetli bir istekle dudağımda gezdirerek ağzıma ittirdi. Hiç savunma gösteremedim. Hatta hemen ellerim kollarına düşmüştü bile. Yalnızca beklediğimden kısa süren öpücüğün mutsuz homurdanması dudaklarımdan çıktığında Asil gülmüştü,ben ise utançtan kızarıyordum.
-"Seni sadece ben seveceğim küçüğüm. Kimsenin sevgisine ihtiyaç duyamayacağın kadar çok seveceğim." Dudaklarıma tatlı bir sızı bırakan fısıltısını nefesimi tutarak dinledim.
Bir tek onun kalbinde böylesine yer edindiğimi bilseydi ne olurdu? Beni zaten kimse böyle sevmemişti ki.
-"Çıkalım mı artık?"dedim düşüncelerimi dile getirmek yerine.
Başını sallayıp elini kolumdan aşağı sürterek elime kadar indirdi. Sıkıca tuttuğu elimle beni odadan çıkarttı.
Alt kata geldiğimiz zaman Hanife hanım mutfaktan muhtemelen ayak seslerimizi duyarak çıkmıştı. Asil'e uzun siyah binici çizmelerini verdi.
O esnada büyük salonun kapısında Hümeyra hanım göründü.
-"Bugün Hale hanımla bize kahvede eşlik eder misiniz?"diye sordu.
Hanife hanım yeleğimi verirken tedirgin bakışlarım Asil'in uzun gövdesinde iz sürdü.
-"Edemez."diyen Asil benden önce yanıtladı.
Çatık kaşlarıyla annesine bakarak elimi elinin içine hapsetti. Ve yeleğimi Hanife hanımdan uzanarak sertçe almıştı. Çantamı son anda kendim aldım.
-"Neden oğlum bir sakıncası mı var?"
-"Evet. Başka sorun yoksa çıkıyoruz. Geldiğimde evimi boş görmek istiyorum." Asil pek umursamadan içinden geçenleri söylerken bazen ona özeniyordum. Kapıdan çıkarken de dönüp annesinin sinirli yüzüne hiç bakmamıştı.
Beni arabasına oturttu. Dikiz aynasından geriye baktığımda Serdar ve Koray'ı da arabalarına binerken görünce rahatladım.
Asil şoför koltuğuna geçmiş çalıştırmıştı. Tavırlarıyla burnundan solumasıyla rahatsız olduğu durum beni de rahatsız ediyordu.
-"O kadın..arkadaşın mı?"
Masumca kuru bir tonda sorduğum sorunun arkasından ellerimi yüzüme kapatıp başımı da cama çarpmak istedim.
Tanrım!
Tamamen ağzımdan kaçtı!
Ah Lavin! Dakikalardır damarlarımda gezinen bilinmedik his dilimi tutmam konusunda bütün gücümü alıverdi.
-"Hangi kadın?" Henüz üstünden atmamış olduğu ters tavrıyla bana dönünce bakışları benim çekinmeme neden oldu.
Neyse ki uzun süre bakmamış arabayı avludan çıkartırken yola dönmüştü.
Utançtan suskunluğa büründüğüm zaman yeniden bariton sesi arabaya doldu.
-"Vildan mı?"
Nasıl da anladı değil mi?
-"Evet."derken direkt yola doğru gözlerimi dikmiştim. Ne zaman utanmayı bırakıp doğruca konuşabilirdim bilmiyorum.
İçim içimi yiyordu. Sorduğum sorguladığım için kızar mıydı?
-"Değil. Daha çok Kaan'la arkadaşlar. Ondan dolayı ortak planlar yapıldıkça bir araya geldiğimiz zamanlar oldu."
Anladım dercesine başımı salladım. Kaan bey olmadan evine Hümeyra hanımla gelebiliyorsa sadece o kadar değil demek ki. Ancak bunu ona yineleyerek sormadım. Zaten ben sormazdım. Soramazdım. Öyle alışmıştım.
Bir kaç dakikayı alan yol bitiminde kapıyı açarak indim. Daha ben inmeden iki üç metre ötede Koray'ı gördüm. Serdar da arabadan iniyordu.
Aynı şekilde arabadan inen Asil onlara bakarak başını eğmiş ağzının içinden bir şeyler söylenmişti. Sertçe kapıyı kapattığında ise olduğum yerde sıçradım.
At çiftliğinin taş döşeli yoluna ayak bastım. Etrafta kimse yok gibiydi.
Ben etrafa bakınırken Asil çoktan elimi tutmuş peşinden ilerletiyordu. Tavlanın girişinde geldiğimizi gören seyisler bir bir selam verirken Asil koridorun ortasında olan ahşap kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde bir ofis olduğunu anladım.
Kapının yanında asılan süet yeleği alarak gömleğinin üstüne geçirdi ve önünü açık bıraktı.
-"Bir şey içer misin? Biraz işim var şunlara bakıp çıkarız."derken gözü masanın üstündeki kağıtlardaydı.
-"İstemiyorum." Kapının yanında ayakta dururken az önceki tatsız konu keyfimi kaçırmıştı. Güzel bir kadındı ve Asil'e ilgisi olduğunu ilk gördüğümde anlamıştım. Onu orada evinde,ona ait eşyalarla görmek...mutsuz olmuştum işte. Hemde iliklerime kadar mutsuz.
-"Sen işlerini hallet. Ben dışarıda dolaşacağım."
Hava alma ihtiyacıyla küçük boyutlarda olan ahşap kaplı odada hareketlendim. Kapıyı açmış dışarı adım atacaktım ki Asil kolumu tuttu ve içeri çekti.
-"Birlikte dolaşırız. Beş dakika sadece. Yanımda dur."diyince başımı eğip salladım.
Kolumu bırakmadı. Masanın etrafında dolaştı ve deri sandalyesine oturdu. Onu izlerken kendimi dizlerinin üstünde oturur halde buldum.
-"Asil ne yapıyorsun?"diye sordum şaşkınlıkla.
Çenesini omzuma sabitleyip kollarını iki yanımdan masanın üstüne uzatmıştı.
-"Ne yapıyorum?"
-"Bende onu soruyorum."dedim ters bir şekilde. Hatta kaşlarımı çatmış kalkmak için hamle yapmıştım izin vermeden beni kasıklarına bastırmıştı.
Göğsümde havada kalan soluğum içimden çıkamadı.
-"Rahat dur."dedikten sonra bir elini belime koyarak hafifçe baskı uyguladı.
Belli etmemeye çalışırken dilime hakim oluyordum. Fakat düşmüş yüzüme bir çarem yoktu. Bu yüzden kendimi yükseltecek şeyler düşünerek mutlu olmaya çalışıyordum. Başarılı olduğum söylenemezdi.
Telefon sesi duyduğumda ise benden önce Asil uzanıp masadaki çantamı bana verdi. İçinden telefonumu alarak çantayı masaya geri bıraktım.
Asil'in saçlarıma değen dudakları arasında doğru düşünmek zor bir işti.
Ekranda yazan dedem yazısı ise beni kararsız bırakan bir konuydu. Derin bir solukla aramasını yanıtladım. Uzun zamandır konuşmamıştık.
-"Yavrum. Nasılsın kızım?"
Şefkatli sesini duyunca dik omuzlarımı düşürdüm.
-"İyiyim dede sen nasılsın?"diye sordum.
-"İyiyim kızım. Seni merak ettim. Özledim de biraz. En son...görüşmek istemediğini söyledin fakat ben dayanamadım. Et tırnaktan ayrılmaz yavrum kendini mahrum etme bizden. Babanla yapamadık..bari sende gitme. Lütfen bize gel. Yada ben geleyim."
Uzun kirpiklerim güçsüzleşerek titrerken Asil'in dizlerinin üstünden kalktım.
-"Dede..-"
-"Hemen itiraz etme."
Ormana bakan camın önüne geçip elimi saçlarımdan geçirdim.
-"Seni kırmak istemiyorum."diyebildiğim anlarda boğazıma bir yumru oturmuştu.
Çok mu bencildim? Ama ben kendimi düşünmüyordum ki. Babamın yarası kalbime hüzün olmuştu. Yüzlerine nasıl gülerdim?
-"Hiç mi şansımız yok? Doğan mı izin vermiyor?" Sesinin titrediğini hissettiğimde duygularımın beni ele geçirmesine izin vermeden sesli bir nefes alarak göğsümü rahatlattım.
-"Babamla bir ilgisi yok. Verdiğiniz kararların arkasında durun bu yeterli."
-"Benim hatam değildi kızım. Aynur istemedi. Anlıyorum seni. Geçmişte olanı öğrendin kızgınsın. Ama bu elimizde olmadan gerçekleşti. Hem o babanla bizim aramızda seninle bir alakası yok ki yavrum. Sen bizim canımızdan kanımızdansın."
Gözlerimi ağaçların renk renk yeşillerinde gezdirirken bir kaç at seyis eşliğinde dolaşıyordu.
Başımın üstünde dudaklarını hissettiğim adam omuzlarımı okşayarak arkamda durdu.
-"Üzgünüm. Benim de elimde olan bir şey değil."
Neden bilmiyorum ama Asil dokunduğunda omuzlarımdaki yük kendini hassas bir biçimde belli etmişti.
-"Ne dersen de ben yine arayacağım. Sen benim torunumsun."diye devam etti.
Bir şey söylemedim. Görüşürüz diyerek kapatmıştı. Telefonu aşağı indirip elimin içinde sıktım.
Omuzlarımda gezinen elleri kollarıma doğru inerek oradan karnıma dolandı ve sırtımı göğsüne yasladı.
-"Herkes hep şans istiyor."diye mırıldanırken bakışlarım yine dışarıdaydı.
-"Ama benim hiç şansım olmadı."dedim daha kısık fısıltı benzeri sesimle.
Başımın üstünü öpüp sıkıca sarıldı.
-"Senin kırık kalbini ben nasıl düzeltebilirim?"
İçimi titreten cümlesinin ardından beni kendine çevirdi yüzümü kavradı. Islak bakan gözlerimin altında parmağını gezdirdi.
-"Mesela bütün kırıklarından öperek geçirebilir miyim?" Küçük bir tebessümle sorunca dudağım yukarı kıvrıldı.
Önce beline sarıldım. Sonra kendi sorunlarımı kendi içimde çözmek yada daha da batırmak için konuyu kapattım.
-"İşin uzun sürecek mi?"
Bana üstten üstten o duygusuz anlam içermeyen bakışlarıyla bakmıştı. Göğsü hiddetle inip kalktı ve çenemi parmaklarıyla kavradı. Eğildi dudaklarımı dudaklarıyla örttü.
Kısa tutkudan uzak içimi rahatlatan bir öpücüktü. Alt dudağımı ezen dudakları çekiştirerek geri çekildi.
Anında alt üst olmuştum. Ellerim kollarında nefes nefese gözlerine bakar haldeydim. Beni dağıtmayı çok iyi beceriyordu.
-"Beni geçiştirme ufaklık. Sen mutlu değilsen bende değilim. Bunu unutma." İşaret parmağıyla burnuma bir fiske vurup ardından vurduğu yeri öptü ve elimi tuttu.
Odadan çıktığımız gibi gördüğü ilk seyise Opal'i hazırlamasını söyleyerek bizi dışarı çıkarttı.
-"Ben ata binmek istemiyorum."dedim endişeyle beklerken.
Çitlerin yanında elimi bırakmadan önümde durdu. Dağ gibi dikilen vücuduna bakarken rahatlamaya çalışıyordum.
-"Neden?"
Omuz silktim.
-"Korkuyorum."diye mırıldandım.
Sonuçta üstünden düşebilirdim. Hatta at beni üstünden atabilirdi! Tanrım! Mutluluğa erişemeden boynum kırılıp ölebilirim!
-"Hadi sadece yürüyelim lütfen!" Küçük bir çocuk gibi elini çekiştirip sallarken karşımda bana olağanüstü güzel bir gülümsemeyle bakıyordu.
-"Güzelim saçmalama. Bir dahaki gelişimizde sana binmeyi öğretirim."
Nal sesleri işittiğimde Asil'in göğsüne sırtımı döndürüp geriye baktım. Opal muazzam güzel duruşuyla buraya yürüyordu. Çok güzel bir attı. Çok eşsiz.
Seyis uzaklaştığında Asil yularını tuttu ve tüylerini okşadı. Opal beklemediğim anda ileri geri ürkütücü sert hamleler yaptı. Nereye kaçacağımı bilmediğim için Asil'in koluna yapıştım.
-"Sakin ol. Elini uzat."
Ben başımı iki yana hızlıca sallasam bile o elimi tutmuş Opal'in yüzüne koymuştu.
-"Ben bu kıza taparken,sen sert davranırsan bozuşuruz oğlum ona göre."
Korkumu tedirginliğimi her şeyi unuttum. Çoktan hayaller alemine uçmuştum. Omuzlarım gevşemiş kasılmış bedenim rahatlamıştı.
Gözlerimizi birleştirip bana gördüğüm en karizmatik hareketini yaptı. Göz kırptı. Dudağımı kısaca öpüp kıvrak bir hızla Opal'in sırtına bindi.
Gözümde iyice yükseltmişti. Ki Opal zaten sahibi gibi heybetliydi.
-"Ver elini güzelim." Kalbimi çıkarıp versem?
Benden yanıt alamadı. Eğilip nasıl olduğunu anlayamadan beni tuttuğu gibi yukarıya çekti. Utanacağım küçük bir çığlık ağzımdan kaçmıştı.
Kendimi önünde otururken buldum. Karnımdan sıkıca tuttu ve beni bacaklarının arasına hapsetti.
-"Düşecektim!"dedim dehşet içinde.
Çok çok tuhaf bir o kadar da güzel hissettiriyordu.
-"Ben hiç seni düşürür müyüm kızım? Rahat mısın böyle? Bacakların ağırırsa söyle rahat bir pozisyon al."
Atın iki yanından sarkan bacaklarım Asil'in bacaklarına yapışık duruyordu. Tek eliyle yuları tutmuş diğeriyle karnıma sarılmıştı.
Korktuğum için iyice geriye kaydım ve karnımdaki koluna sarıldım.
Opal öne atılmıştı. Yeni bir çığlıkla tırnaklarımı Asil'in eline geçirdim. O resmen eğleniyordu. Gülerek yanağımı öptü.
-"Onu korkutuyorsun. Neden güvenmiyorsun? Beni üstünden asla düşürmedi. Seni düşüreceğini hiç sanmıyorum."diye güven verici sözler söyledi.
Yutkunarak nefeslerimi düzenledim. Sırtım dimdik korku içinde kaskatı kesilmişti.
-"Düşersem sakat bir sevgilin olacak."Gözlerim irileşmiş dört nala yürüyen ata hapsolmuş sabit duruyordum.
Ne dediğimden ise hiç haberim yoktu. Gördünüz.
Saçlarımın arasına vurulan ılık nefes kesik kesik geldi. Karnımda parmaklarını bastırarak gezdirirken duyacağım yükseklikte iç çekti.
-"Sevgilin..demek..hımm.."
Keyifli mırıltısıyla yüzüm alev topu gibi yanmaya başladı.
Sevgilin mi?!
Bunu söylemiş olamam!
Ah hadi ama!
Gözlerimi dahi oynatmadım. Utançtan yanıyordum.
Sırtımda hissettiğim sert göğsü inip kalktı. Tereddütsüz olağan halde atın üstünde otururken yeniden yüzüme eğildi ve nefesini üfledi.
-"Ne oldu sevgilim? Sesin çıkmıyor."
İçim bir o kadar gevşemiş bir de nabzım yükseltmişti ki karar veremiyordum. Hem ağzına yakışmış hemde kulaklarıma kadar sıcaklık yayacak şekilde alayla söylüyordu.
-"Şey.."diye fısıldadım.
-"Ney?"
Nefesimi üfleyip ormana giren yola baktım. Çitlerle çevrili alandan çıkmıştık. Yolu kendi kendine giden Opal tarifsiz biliyor gibiydi.
-"Şey..yani...öyle söylemeyecektim...işte.." Of!
Dışımdan da kısık tonda ofladım. Opal'in beni atacağı yoktu en iyisi ben kendimi yere atayım.
Asil başını benden çekmiş muhtemelen dimdik oturuyordu.
-"Ne söyleyecektin sevgilim?"derken bile alay ediyordu.
Kendimi tutamayıp karnına dirseğimi çarptım. Aniden olunca eğilip boğuk bir gülüş sergiledi.
-"Dalga geçmesene!"derken beynimde kan toplanmıştı.
Opal üstündeki hareketlerimizden etkilenmiyor olsa gerek yavaş yavaş yürüyordu. Asil de yeniden dikleşmeden önce omzuma dudaklarını değdirdi.
-"Dalga geçmiyordum. Hoşuma gitti."dedi.
Yüzüme yayılmış sıcaklıkla başımı eğdim. Soğuk denecek derecede hava bize çarpıyor olsa dahi yüzümü soğutmaya yetmiyordu.
Dudaklarımı ısırarak ormanın derinliklerine giden yollara bakmayı sürdürdüm.
-"Yoksa sen kendini sevgilim olarak görmüyor muydun?"
Bu konuyu nasıl kapatabiliriz? Kapansın çünkü!
-"Sen beni hayatında ne olarak görüyordun?" Dilimden dökülen beni de şaşırttı. Hayret ettim.
Çok basit bir şeyden konuşur gibi mırıldanmıştım.
Ama bu da Asil'i hiç oyalamadı.
-"Her şeyim olarak."
Geriye bakmak istediğimde bulduğu ilk fırsatta dudaklarımı öpünce hemen önüme döndüm. Kalbim gitti gidecek.
-"Aşık olduğum kadın olarak. Küçük bir kadın." Eklemesi üstüne gülümsedim.
-"Daha önce hiç aşık oldun mu?"diye sorarken heyecanlandım. Olmadığından emindim. Ancak bunun cevabını duymak ruhuma tuhaf bir haz veriyordu.
-"Hayır sevgilim. Hiçbir kadın senin gibi aklımı başımdan alamadı."
Neşeli kıkırdamam ağaçların arasına yayıldı. Onun da gülümsediğini sesinden hissediyordum.
-"Asil?"
-"Hımm?"
Başımı geriye bıraktım ve temposunu arttıran Opal yüzünden yerimden kaydım.
-"Nereye gidiyoruz?"
-"Bilmem gidiyoruz öyle."diyince gülümsemem genişledi. Düşmemem için beni yeniden sıkıca kavramış kasıklarına dayamıştı. Aynı anda irkilmemizin sebebi ise neredeyse pantolonumun ince kumaşına değen sertliği oldu.
Karnımda oluşan yangını bastırmaya uğraştığım an ormanın ilerleyen yolunun sonunda gözüme bir kulübe çarptı.
Opal hızını kulübeyi gördüğünde arttırdı. Tanrı aşkına! Bayılmak ve uyanmamak istiyorum.
Kalçam durmadan yerinden zıplıyor Asil'in kasıklarına çarpıyordum. Halimin zorluğu muhtemelen ona da aynılarını yaşatıyordu. Kolunda belirginleşen damarlar kendini sıktığı için olmalıydı ki Opal'i yavaşlattı.
-"Burası neresi?" Sesim soluğum kesilmişti zorla sorabildim.
Kulübenin önüne geçip duran Opal'den önce beni indirdi sonra kendisi indi. Arkasını bana yüzünü Opal'i dönmüş yularına bir şey yapıyordu ki ona bakmayı kestim.
Sevimli olabilecekken bu ormanın diplerinde olan kulübe beni ürküttü.
-"Dinlenmek için ara sıra uğruyorum. Senin de görmeni istedim."
Yanımdan geçerek kulübenin kapısını açtı ve yanına gitmemi bekledi. İçeri girmeden kapıda çizmelerini çıkartınca bende botlarımı çıkarttım.
Ormanın soğuk havasını içeriye bütünüyle doldurmuş kulübe buz gibiydi. Yeni yeni üşüdüğümü hissediyordum.
Kulübenin içi çok huzurluydu. Geniş bir koltuk ve bir kaç eşya dışında tek odalıydı.
-"Çok güzelmiş."dedim az önceki tuhaf havamızdan sıyrılarak.
Asil çoktan sobayı yakma işlemine girişmişti.
Çok sürmeden içerisi sıcacık olmuştu. Ofisten çıkmadan yeleğime sıkıştırdığım telefonumu iyi ki aldım diye içimden söylenmiştim.
Güya halama gidecektim. Hayal olmuştu. Ona kısa bir mesaj çekerek durumu söyledim. Telefon da çok çekmiyordu. Bu yüzden kenara yeleğimin yanına bıraktım.
-"Bu gece burada kalacağız."
Sobaya uzattığım ellerimi çekerek ona döndüm.
-"Burada mı?"dedim şaşkınlıkla.
-"Emin misin?"
Kaşını kaldırdı ve tepkisizce bana baktı.
-"Evet niye?"
-"Yani...gece biraz şey olmaz mı? Korkutucu?" Son kelimeyi fısıldadığımda çoktan korku bedenimi sarmıştı.
Gözlerini karizmatik şekilde devirdi. Yanıma ulaştığında direkt kucağına alınmıştım. Benimle koltuğa oturdu.
-"Bence gece korkutucu ifadesi dışında daha farklı şeyler içerebilir güzelim." Boğuk konuşması boynuma eğildiği içindi.
Soluğumu dışarı vermeden kasıklarıma düşen sızıyla baş ediyordum. Geri adım atmadım ve elimi ensesine koydum.
Bu gece onunla bu koltukta iç içe uyuma fikri henüz geceye çok varken benim kanımı kaynatmaya başlamıştı bile.
••
Merhaba iyi geceler ❤️
İyi bayramlar herkese 🎈
Bölümü hızlıca yazdım ve kontrol etme şansım olmadan yayınlıyorum
Düşüncelerinizi bekliyor olacağım 🔥