İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 28 · 11 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 28

28

•

Günler hızlıca akıp giderken bir haftadır babamla birlikte sessiz sakin hayatımıza dönmüştüm. Şirkete gitmek istediğimde bana ihtiyaç duymadıklarını söyleyip oyalıyordu ancak o konuyu daha sonra düşünecektim.

Şimdi önceliğim haftasonu halamda kalmak için izin almaktı.

Asil.

Çok özlemiştim.

Hergün telefonda konuşuyorduk ama her gün onu görmenin yerini tutmuyordu. Bir hafta önce muhteşem bir sabaha kollarında uyandığımdan hala onun etkisindeydim.

-"Bir kaç gün şehir dışında olacağım. O yüzden istersen şirkete uğrayabilirsin."

Akşam yemeği masasından kalkmak üzereyken babam bunu söylemişti. Gelen fırsat doğrultusunda gözlerim büyüdü.

-"Çiftlikte kalabilir miyim?"diye sordum.

Muhtemelen aklına Asil gelmiş olmalı ki kaşları çatılmıştı.

-"Kalabilirsin."

Gözlerimi yüzünden çekmeden kocaman gülümsedim. Bir şey söylemedi. Sandalyesini ittirip kalktı ve evin içinde gözden kayboldu.

Oldukça büyük masadan yalnız başıma ayrıldım odama gittim.Aslında burayı sevmiştim. Odam aydınlık ve ferahlatıcı bir havaya sahipti.

Perdeleri kapattıktan sonra banyoya ilerledim. Odamın içinden açılan kapıyla bana ait bir banyoydu. İtalya'daki eskisine benzer dizaynda olunca rahat etmiştim.

Dolaptan bir lastik alıp saçlarımı topladım. Tezgah üstünde olan mumların bir kaçını yaktım,küvete doğru yöneldim. Suyu açtıktan sonra banyonun ışığını söndürdüm. Loş aydınlığa sahip banyoda acele etmeden soyunduğum esnada içeriden telefon sesi geldi.

Odaya geçip yatağın üstünden telefonumu aldım. Elbette Asil arıyordu.

Banyoya döndüm aramasını yanıtlayıp hoparlörü açtım.

-"Güzelim. Müsait değil miydin?"

Özlediğim sesi içimi ferahlatıyordu.

-"Banyodaydım. Müsatim..yani duş alacağım."diye mırıldandım.

Olduğum yerde utanıp kıvranırken göz ucuyla küveti izliyordum. Su aktıkça buharlar yükseliyordu. Çekmeceden suya dökmek için hanımeli esanslı bir jel alıp suya boşalttım.

-"Yani...çıplağım mı demek istiyorsun?"

Dudaklarım ve gözlerim aynı oranda büyürken yüzüm hiç olmadığı kadar yanmaya başladı.

-"Asil!" Utanç içinde ismini inledim. Tanrım çok edepsiz.

Erkeksi boğuk gülme sesiyle dizlerim kendiliğinden sallandı.

-"Duş çıplak alınır güzelim."

Sırf beni utandırıp eğlenmeye devam ediyordu. Yüzümü elimle yelleyerek küvetin suyunu kapattım. Ardından telefonu küvetin yanında duran camın mermerine koydum.

-"Bilmiyordum söylediğin iyi oldu."demeyi ihmal etmedim.

-"Bir gün istersen nasıl olduğunu da gösterebilirim."

Bu defa istemsizce kıkırdayıp ayağımı küvete soktum. Suyun dalgalanarak iyice köpüklendiği saniyelerde küvetin içine oturmuş yaslanmıştım.

-"Sen ne yapıyorsun?"diye sordum konuyu değiştirerek.

İç çekişini işittim.

-"Seni düşünmemeye çalışıyorum. Özellikle çıplak ve suyun içinde olan halini."

Dizlerimi karnıma doğru çektim. Kafamı suya sokmak ve nefessiz kalma isteğiyle gözlerimi kapattım.

Etkileniyorum.

Sıcacık suda olmama rağmen ürpermiştim. Göğüs uçlarıma kadar yaşadığım bu ürperti bedenimde hayret ettiğim değişimlerdi.

-"Şöyle konuşma. Utanıyorum."dedim oldukça kısık tonda.

Çenemi dizlerime dayamış ellerimi bacaklarıma dolamıştım.

-"Benden utanma. En yakının olmak istiyorum." Arzulu bir ses tonuyla konuşmuştu. O istekli üslubuna karşı zorlukla dudaklarımı araladım.

-"Zaten öylesin."

Tam şuanda karşısına oturup bir şaheseri izler gibi yüzüne dalıp gitme isteğimi bastırıyordum.

-"Artık seni görmeliyim." Sesini soluğunu duyduğumda kirpiklerim titreyerek kapandı.

-"Yarına geleceğim."

-"Seni bekliyor olacağım."

Tebessüm ettim. Huzur,yaralı ruhumun en ücra köşelerine kadar sızmıştı. İçtenlikle iyiyim diyebiliyordum.

-"Sabah uyandırmaya gelirim."dedikten sonra bir kaç saniye içinde dudaklarımdan tatlı bir kıkırtı çıktı.

-"Anlaşıldı. Sen gelene kadar yataktayım."

Gülümsemem yerini sırıtmaya bırakırken başımı geriye doğru yatırıp bacaklarımı suda uzattım.

-"Anlaştık."diye mırıldandım keyifle.

-"Anlaştık ufaklık anlaştık. Üşüyüp hasta olma acele et. Erken uyu,erken gel beni daha fazla sensiz bırakma."

Vedalaşıp kapattığımızda sanırım şuan için benden mutlusu yoktu.

'

Ertesi sabah geceden hazırladığım orta boy bir valizi kapının yanına koymuştum. Çiftlikte de bir kaç eşyamı bırakmak istediğimden fazladan parçalar almıştım.

Heyecandan uyku bile tutmadığı için yatakta uzun süre kalamadım. Muhtemelen sabah saat yedi gibi olduğunda ben banyodaydım. Saçlarıma özenerek dalgalı bir fön çekmiştim. Yüzüme bir şey sürmeden yalnızca hafif göz makyajıyla nemlendirici dudak kremi sürerek banyodan çıktım.

Nisan ayında olmamıza rağmen hava yine biraz soğumuştu. Çiftlik daha da soğuk olmalıydı. Ondan dolayı havaya uygun kıyafetleri dolabımdan çıkarttım.

Kahvaltıyı halama sürpriz olarak onunla yapmak istiyordum. Hızlıca üzerimi giyindim. En son deri yelesi giyindiğimde aynadaki yansımama baktım.

Babamdan haberim yoktu. Sessiz olmaya özen göstererek dışarı çıktım. Koray'a odamdaki bavulu almasını söyledikten sonraysa arabaya oturmuştum.

Çiftliğe ulaşmamız her zamankinden uzun sürmüştü. Neredeyse iki buçuk saat sonra huzur bulduğum yerdeydim. Avlunun sessiz saatleri içinde gözüm Asil'de olsa bile halamın evine doğru yürüdüm.

Süpriz yapmak isterken halamın dün gece eşinin bir akrabasında kaldığını Sakine hanımdan öğrendim. Bavulumu içeriye gönderirken gerisin geri yan evin kapısına yürüdüm.

Ağır tokmakla kapıyı çaldım. Ellerimi birbirine sürtüp omuzlarımı dikleştirdim.Rüzgar estikçe çiçeksi parfüm kokum burnuma geliyordu. Saçlarımı düzeltip açılan kapıya baktım.

-"Günaydın Lavin hanım." Kapıyı açan Meryem hanımdı. Beni gördüğü gibi yüzüne gülümseme yayılınca aynı şekilde gülümsedim.

-"Günaydın. Sabah sabah rahatsız ettim. Asil evde mi?" İsmini her telaffuz ettiğimde kalbim mutlu mutlu sıkışıyordu.

-"Ne rahatsızı canım buyrun. Bizde kahvaltısını hazırlıyorduk. Siz yaptınız mı?"

İçeriye geçtiğimde kapıyı kapatıp elimden çantamı aldı.

-"Halamla yapmayı düşünmüştüm ama evde yokmuş."dedim.

-"Evet akşam görümcesine yemeğe gitmişti. Bırakmamışlar demek ki."

-"Öyleymiş."dedim ağzımın içinden.

-"Asil bey uyanmıştır. Siz çıkın yanına kahvaltı hazır olunca haber ederim ben."dedi ve bir çırpıda gözden kayboldu.

Yüzümde gülümseme hiç solmadı. Bu eve girdiğim anlarda çok ama çok mutlu oluyordum.

Ahşap merdivenleri artık tanıdık ve aitlik hissiyle çıkıyordum. Topuk sesim yankı yapmıştıkça kalbim ufak ufak sıkışmaya başlamıştı. Asil de geldiğimi duyuyordu.

Kapısının önüne geldiğimde bu sefer aralık kapıyı hafifçe araladım. Yasak bir şey yapıyormuş gibi hem heyecanlı hem tedirgin halde yanağımın içine dişlerimi geçirdim.

Dağınık yatağa gözüm çarptı. Ve sırtı bana dönük halde yatakta oturan adama. Dudaklarım hayranlıkla aralandı. Zar zor kapatıp yutkunarak kapıyı biraz daha araladım.

Sırt kasları Tanrım muhteşem!!

Üstü çıplak oturmasına benim minik kalbim dayanamayacak. Omuzları ve kol kasları şişkinliği yanı sıra esmer teniyle ayrı bir cezbedici duruyordu. Hafifçe öne eğilmiş telefonla konuşuyordu.

İçten içe sırıttım. Gerçekten geldiğimi duymamıştı. Aralık kapıdan zayıf bedenimi kolayca içeri soktum.

-"Tamam dedim bakarız Kaan."

Ayak sesi duyuyorsa da beni beklemediğinden dönüp bakmıyordu.

-"Uzatma. Annene de aratma. Çocuk musun lan sen?"

Kızgınca çıkışmasıyla az kalsın kıkırdayacaktım. Dudaklarımı birbirine bastırıp dizlerimi yatağa dayadığım gibi onun dönmesine fırsat vermeden hızlıca sürünür pozisyonda ona ulaştım ve arkasından boynuna sarıldım.

Atik bir refleksle öne düşer gibi olsa da toparlanıp başını çevirdi.

Bunu kaçırmadan uzamış sakallarının köşesini öptüm.

-"Günaydın!" Mutlu olunca sesim cıvıldıyor muydu ne?

Tamam sürpriz oldu ama o kadar da şaşırmamalısınız sanki Asil bey.

Gözlerinden geçen bocalama yerini gülen ifadeye bıraktı. Aşağıya kaymış elindeki telefondan hala ses geldiği için kaşlarımı kaldırıp onu işaret ettim. Aklına yeni gelmiş olmalı ki yeniden kulağına getirdi.

Kalbim resmen göğsümden çıkacaktı. Sıcak çıplak teni sarıldığımda sanki daha da sertleşmişti. Boğazının altında birleşmiş duran ellerimi eliyle kavrayıp kaldırdı,dudaklarını bastırdı.

-"Sonra konuşuruz." Telefonu kapattığı gibi kolumu tuttu ve çekti.

Ahşap tahtaya yapışmayı düşünürken nasıl olduysa beni kolayca kucağına çevirmişti. Yan şekilde bacaklarına oturmuş şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum.

-"Öyle olmaz." Ciddi ciddi söylediği cümle üstünde kaşım havaya kalktı.

Anlamadığım için soracaktım ki benim aklımı başımdan alan o hareketi yaptı. Bir eli belime sarılıyken diğeriyle yanağımı tuttuğu gibi dudaklarıma uzandı.

Olabildiğince gevşeyip bedenimi serbest bıraktım. Galiba en güzel anlarıma bir yenisi ekleniyordu.

Elimi şekilli göğsüne bastırıp başımı biraz daha yukarı kaldırdım. Alt dudağım dudakları arasında bir şeker gibi emiliyordu. Dilime dudağı değdikçe aldığım tat eşsiz bir rüyaya dönüşüyordu. Durmadan tecrübelenerek üst dudağını kavradım. Bilinçsizce dilimi dudağının içinde gezdirmiştim. Ne yapacağımı bile bilmeden onu boğuk bir halde inlerken buldum.

Beni tek hamlede kendine döndürdü. Dizlerimi yatağa bastırıp kasıklarımı karnına doğru çekiştirdi.

Dağınık saçlarında gezdirdiğim ellerimi ensesinden omuzlarına kaydırdım. Dudaklarına kısık seste tatmin olmuş inlemelerim düşüyordu. Ellerini kalçama sıkıca yerleştirip beni kasıklarına sürterek aşağı yukarı hareket ettirmişti. Göğsünden hırıltılı ürkütücü nefeslenmeler çıkarttı.

Dudaklarım artık dudaklarında can verecek kıvamdaydı. Aralanmış ağzımdan içeriye sızan dili damağıma değerek dilimle ahenk içine girdi. Göğsümde bilmediğim bir ağrı vardı. Aynı ağrı kasıklarıma düşmüştü. Nasıl böyle sızım sızım sızlayacak bir duygu yaşatabilirdi ki?

Tırnaklarım acısını çıkarmak istercesine omuzlarında iz bırakarak kollarına düştü. Nefesim tükenmişti. Hem nefesimi hem beni içmiş tüketmişti. Alnımı alnına yaslayıp dudaklarımızı ayırdım. Kısacık mesafeden dudaklarını dudaklarıma sürterek ıslak bir öpücük kondurdu. Dudaklarının üstüne gülümseyip ensesini okşadım.

-"Günaydın öpücüğü böyle olur güzelim."

Gülümsemem büyümüş kalbim bir kuş gibi kanat çırpar olmuştu.

-"Seni özledim." Kendimden beklemediğim bir itiraf. Ancak somut sayılacak bir gerçekti. Yedi gün. Sadece yedi gün kokusunu almamıştım. Bu özlemden delirecek kadar uzun bir süreydi. Nasıl onca ay ayrı kalabilmiştik?

Dudaklarından çıkan homurdanma sonrası sırtım yatakla buluştu. Dudaklarıma eş zamanlı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu vahşi ve tutkulu hali beni güldürmekten karşılık verdirememişti.

Sadece tek bir kelimemde gözleri kararıyordu.

Elleriyle yatağa tutunmuş öpemediği için bana baygın bakışlar atıyordu. Gülmeye devam ederken iki elimle yüzünü okşadım. Eğildi,dudak çizgime ve çenemin köşesine uzun uzun buseler bıraktı.

-"Ne kadar özlediğimi göstermeme izin verirsen bugün yataktan çıkamayız."

Dudaklarını biraz daha aşağı kaydırdı. Kazağımın izin verdiği ölçüde boynumu öpmüştü.

Etkisine girmem işte böyle kısacıktı. Tepkisiz beklenti içinde sadece beni öpsün beni sevsin diye bekleme konumuna girmiştim.

Çok sürmedi. Neredeyse açık sayılan kapının oradan küçük bir şaşkınlık çığlığı ve tuhaf tepki geldi. Asil'i göğsünden iterek altından kaçtım. Kapıya baktığımda sırtı dönük duran Hanife hanımdı.

-"Ne var Hanife?" Asil umursamaz tavrıyla yatağa oturup elini saçlarının arasından geçirdi.

Ona inanamaz gözlerle baktım. Ardından saçlarımı ve üstümü bozulmamış olsa da utanarak düzelttim.

-"Beyim...şey ay vallahi kusura bakmayın. Kahvaltı hazır demeye geldiydim." Hızlı kısa adımlarıyla kaçarak gözden kayboldu. Paldır küldür tabiriyle merdivenlerden iniyordu.

Havayla dolu göğsümü usulca indirdim. Dudağımın kenarını ısırıp gözlerimi yere diktim ve ellerimi önümde bağladım.

Asil hareketlenip yataktan kalktı. Altında lacivert bol bir pijama altı duruyordu. Bu halde bile göz alıcı.

Önümde durdu, çenemden tutarak başımı kaldırdı. Heybetli vücudu çıplakken daha mı iri duruyor?

-"Giyineceğim. Birlikte ineriz olur mu?"

Başımı uslu uslu salladığımda dudaklarıma dudaklarını bastırdı. İç çektiğini duydum. Uzaklaşmadan burnunu saçlarımda gezdirdi. Derin derin soluklanmaları eşliğinde saçlarımın arasını öpmüştü.

Benden uzaklaştığında hayran bakışlarla onu izliyordum. Gömme dolabını açtı. Koyu kahve desensiz bir oduncu gömleğini askısından aldı. Omuzlarından geçirip önünü iliklemeden dolabın diğer kapağını açtı.

-"Bugün birlikte gezelim diyorum. Ne dersin? At binmeyi biliyor musun?"

Vücudunu izlemeye daldığım için bir anda konuşunca irkildim. İyi ki hala arkası dönüktü.

-"Hiç binmedim."dedim mırıldanarak. Gözlerime inen buğuyu zorla yok ettim. İki dakika da bulutların üstüne yükselmiş ona sahip olmanın rüya gibi olan yanına dalıp gitmiştim.

Elinde gömleğinden bir ton açık binici pantolonunu tutarak bana döndü. Gözlerim eline kaydıktan sonra kendimi toparladım.

-"Koridorda bekleyeyim ben."diyerek yanından kaçtım.

Odasından çıkması kısa sürdü. Yanıma geldiğinde yanağımı öpmeyi ihmal etmeden banyoya geçmişti. Geri geldiğinde dağınık saçları biraz daha iyi ve aynı çekici görüntüye sahipti.

Elini uzattı. Tuttuğumda beni önüne geçirmiş belime sarılmıştı. Önümde duran ellerini tuttuğumda birbirimize olan temasımızı asla kesmeden zar zor merdivenden inmiştik. Bu halimize birlikte gülümsüyorduk,mutluyduk.

Merdivenin sonunda indiğinde ellerini çekerek önüme geçti bilmem kaçıncı mest eden öpücüğünü dudaklarımdan aldı.

Masaya ulaşana kadar kısacık alanda muhtemelen beş kere daha birbirimizi öpmüştük. En sonunda sandalyeye oturduğumda sırıtmamak için zor duruyordum.

-"Üzerinizi alayım isterseniz?"

Meryem hanım bir anda yanımda belirince gözlerimizi ayırdım. Deri yeleğimi çıkartıp teşekkür ederek uzatmıştım.

Çay servisi yapmaya gelen Hanife hanım ise bizden,ben ise ondan utanıyordum.

Kahvaltıya başladığımız esnada artık rahat olduğumu fark ettim. Kendimi kasmıyor sürekli soluk soluğa kalmıyordum mesela. Asil'in yanında olmak hayatımın normal bir parçası halini almıştı.

-"Baban sana nasıl davranıyor?"

Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Bir kaşı havada tabağındaki omleti kesiyordu.

-"Eskisinden farklı değil. Yemeklerde ara sıra konuşuyoruz. Şehir dışına çıktığı için buraya geldim."dedim.

Bunu duyduğunda gözleri bir anlık bana döndü.

-"Hafta içi de görüşsek fena olmaz."

Başımı salladım.

-"Bildiğin gibi dışarıda vakit geçirmiyorum. Ama buraya gelmeye çalışırım." Hayatın bütününe adapte olmam zor olacaktı. Ve bunu tam olarak istediğimden emin değildim. Arabayla geçerken izlediğim insanların,kalabalığın arasına girmek benim yaşamak istediğim bir tecrübe değil gibiydi.

Hala korkuyor çekiniyordum.

-"Dışarıda da vakit geçirebiliriz Lavin. Bir şeyler içebiliriz,yiyebiliriz. Her insan gibi. Artık bunlara alışmak için biraz adım atmalısın. Böyle nereye kadar gidebilir?" Sakince sorup arkasına yaslanmış çay fincanını avucuna almıştı.

Benim için ise tadımın kaçtığı bir andı. Yüzüme yansıdığına da emindim.

-"Yapamam."dedim fısıldayarak. Başımı iki yana salladıktan sonra kahvaltıya odaklanmaya çalıştım.

-"Yapabilirsin. Ayrıca yanında ben olduğum sürece hiçbir şeyden korkmamanı söylediğimi hatırlıyorum. Babanın seni eve kapatıp onca saçmalıkla korkutarak büyütmesi bir hata. Fakat geç olmadan da üstesinden gelebileceğin bir hata."derken ses tonu duygusuz ve netti.

Sessiz bir iç çekişle göğsümü şişirip indirdim.

-"Üstüme gelme lütfen."dediğimde sesim fazlasıyla gergindi. Anlamıştı da.

Elbette bende böyle bir hayatım olsun istemezdim. Fakat 22 yıldır böyle yaşamıştım. Kendi dünyamda kendi başıma hayat sürmüştüm. Beni koruyacak insanlar olmadığında ise bir hiçtim.

-"Güzelim." Uzanıp masanın üstünde titrediğini fark etmediğim elimi tuttu.

-"Ben senin iyiliğin için söylüyorum."

Kuruyan dudaklarımı dilimin ucuyla ıslattım. Ona bakmaktan kaçınırken başımı belli belirsiz salladım.

-"Biliyorum. Ama ısrar etme olur mu? Biraz daha zamana ihtiyacım var."

Yabancı insanlarla daha yeni iletişim kurabiliyordum. Ki bu insanlar çiftliktekiler ve şirket çalışanlarının azınlığıydı.

-"Pekala ufaklık nasıl istersen." Elini çekip sessizce mırıldanmıştı.

-"Hadi ye."

Ağzıma zorla bir kaç lokma daha atabildim. Dilimle çevirdikçe lokmalar büyüyor boğazıma diziliyordu.

Masadan kalkarken kahvaltı boyunca Asil'in göz hapsinde olmak beni daha da gergin hale getirmişti.

Alt kattaki banyoda ellerimi yıkarken kapıya omzunu yaslamış beni izliyordu. Çekildiğimde kendisi de kısaca yıkadı ve banyodan çıktık.

Salona geçtiğimiz esnada bağlarda çalışan bir adam Asil'e kapıyı çalmış soru sormuştu. Bende yeni yakılmış şömineyi izlemek için en yakın köşeye oturdum.

Çiftlikte hava gerçekten soğumuştu. Yada ben çok üşüyordum. Regl dönemim yaklaştığı için de olabilir diye düşünürken Asil salona girdi. Önce gözleriyle bedenimi inceledi ardından yanıma yaklaşarak oturduğu gibi bana sarıldı. Hiç itiraz etmeden göğsüne sokulup başımı yasladım.

Başımın üstünü öptü. Huzurlu bir nefes alıp verdim. Teninin kokusu çok güzeldi.

-"Kızdın mı bana küçüğüm?"diye fısıldayarak sordu.

Yutkunup gözlerimi yumdum.

-"Sana değil kendime kızıyorum."dedim. Yüzüm göğsüne yaslı olduğundan sesim boğuk çıkmıştı.

Sırtımı okşayarak saçlarımı öpmeyi sürdürdü.

-"Bana kızmanı tercih ederim."dedi ve bir kaç saniye sessizlik sonrası yeniden konuştu.

-"Üzülme. Zamanla her şey düzelecek. Seni tanıdığım güne ve bugüne baktığımda...artık gözlerinin içi gülüyor. Herkese kendini sevdiriyorsun. Ki bu pek hoşuma gitmese de bunu çok iyi yapıyorsun. Çünkü içindeki seni göstermeyi öğrendin."

İçtenlikle gülümseyerek başımı kaldırdım. Hiç zaman kaybetmeden dudaklarıma dudaklarını değdirdiğinde zevk dolu mırıltılar sundum.

Uzun denebilecek sürede tatlı sohbetimize son verip at çiftliğine gitmek için kalkıyorduk ki kapı çalmıştı.

Tadımızı kaçırmaya yetmeyecek ama az da olsa can sıkıcı olan ailesi çat kapı gelivermişti.

•••

Merhaba iyi geceler herkese 🎈❤️

Bölümü yarına yayınlayacaktım ama yine dayanamadım. Muhtemelen bir çoğunuz uykuya düşmüş olsa da buradakiler için bölümü bırakıp gidiyorum 🌸

Ne ara 28 bölüm oldu hiç anlayamadım. Baya bir akıp giden hikaye oluyor. Umarım severek okuyorsunuzdur ve hiç sıkılmazsınız ❤️

Bölüm sonu

3 yorum