Halamın gelmesi üstüne sessiz kaldığımız bu korkutucu konuyu orada sonlandırdık.
-"Ben...şey biraz...üzgünüm hala içmeyeceğim hava almalıyım." Sesimin titrememesine gayret etsem de başarılı olamadım.
Babamın seslenmesini umursamadan kendimi evden dışarıya attım. Hızla inip kalkan göğsüm rahatlamamı zorlaştırıyordu.
Hava iyiden iyiye soğumuştu ve üstüme bir şey almadan çıkıvermiştim.
Aklım birbirine girmişti. Şuan tek istediğim her şeyi unutmaktı.
Dümdüz yürürken gözümün önünde Asil vardı.
Gerçekten kötü bir insan mıydı? Hayatım boyunca babamın hayatındaki karanlıktan korkmuş nefret etmiştim.
Şimdi Asil de aynı karanlıktan mı gelmişti?
-"Lavin hanım? Efendim...? Nereye gidiyorsunuz?!"
Ardımdan gelen adım seslerine dönüp bakmadan avludan çıkmış karanlık yolda yürüyordum.
Sanki dejavu yaşıyordum.
Gözlerim irileşmiş yaşlardan bulanık bakıyordu. Hayatımı normalleştirmek istedikçe daha fazla dibe batıyordum.
-"Lavin hanım geri dönün lütfen." Yolumu koşarak kesen Serdar'la göz göze geldiğimde dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtı.
Sürekli yeni bir engel çıkıyordu karşıma. Ben hiç gidemiyordum.
-"Beni biraz yalnız bırakır mısın?"diye rica ettim ağlayarak.
Halbuki şuan istediğim Asil'e gitmekti. Ona sormak ondan öğrenmek.
Kenara çekilse de gitmedi. Yolun ortasında öylece durdum. Sanki dünyadaki bütün ağırlık omuzlarıma düşmüştü.
-"Lavin?"
Elimin tersiyle yanağımı silerek arkaya döndüm. Babam avlunun girişinde dimdik duruyor bana bakıyordu.
Rahat rahat nefes de alamayacak mıyım?
-"Konuşmak istemiyorum."dedim çatallı ses tonumla.
Yürüyerek avluya geri gittim. Evin etrafından dolaşıp bahçeye girdikten sonra kendimi seraya kapattım. Işık açmadan sandalyeye çöktüm ve kaldırdığım dizlerime yüzümü kapattım.
Karmakarışık hale gelen aklımı bir süreliğine kapatmak istiyorum.
Soğukta durdukça artan karın ve bel ağrım yüzünden yüzümü buruşturup ellerimi karnıma koydum.
Sürekli her an aklımın başka köşelerinden başka başka sözler yankı yapıyordu. Ben hayata atıldığım gibi büyülendiğim bir adam tanımıştım. Onu böyle sözlerle harcayamazdım ki.
Ben en çok şefkati onda sevmiştim. Onun kolları aile huzuru gibiydi. Böyle kendi aklımda ona haksızlık yapamazdım.
Hayatımda en çok korktuğum istemediğim şeyler vardı. Evet. Fakat o bunun geçmişte kaldığını söylemişti değil mi?
Soğuktan titreyerek başımı kaldırdım ayağa kalktım. Seradan dışarı adım attığımda etraf sessizdi. Kimseyi görmeyince bakışlarımı yan eve kaydırdım.
Tam o yöne adım atacakken bu gücü kendimde bulamadım. Gidemedim.
Ne yapacaktım? Hesap mı soracaktım?
Ben bunu yapamazdım ki.
Bir anda Luna havlayınca boşluğuma denk geldi. Yerimde sıçradım. Çitlere dayanmış bana havlıyordu.
Bir kaç adımda yanına ulaştım. Kapıyı açmadan elimi uzatıp başını okşadım.
Aradan çok geçmemişti. Ses duyduğum noktaya baktım. Bahçeye açılan demir kapı gıcırdayarak açıldı. Asil gözlerini önce bahçenin diğer yarısında sonra bu yönde gezdirdi.
Göz göze gelişimiz beni yine titretmişti. Bakışlarında saklı o güç kudret boşa değildi. Hayatın en duymak istemediğim kötü çukurundan çıkmıştı.
Korkmamalıydım ama ürktüm. O benim kusur bulamadığım adamdı. Öyle sanmıştım.
Bir tek kelime konuşmak istemezken beni gördükten sonra bakışları değişmiş kısa merdivenden inerek bahçeye ayak basmıştı. O yürürken adeta yer sarsılıyordu. Omuzları bile oynamadan kendinden emin şekilde yürürken insan hayallere dalıp gidiyordu.
Aklımı zorla toparlayıp elimi Luna'dan çektim ve derin bir nefes alarak dilimi ısırdım. Bir yanım ağrı içinde kıvranıyor diğer yandan ruhumdan kan sızıyordu.
-"Güzelim ne yapıyorsun dışarıda?"
Sesinin acıyan yaralarımı okşadığını bilerek nasıl konuşmadan dururdum? Ben onun sesini duymadan durabilir miydim hiç?
Biz daha kavuşamamıştık ki.
-"Luna. Sesini duyunca bakmak istedim." Aklıma ilk geleni teklemeden söylesem bile ses tonum hafifçe boğuk çıkmıştı.
Bilerek gözlerine bakamıyordum. Aramızda sadece çit vardı. Çok yakındı. Ve çok uzak.
Onu tanıdığım gibi kalsın istiyorum. Hiçbir şey öğrenmeden olduğu gibi. Gerçekleri duymadan. Bir kez olsun her şey çok kusursuzmuş gibi yaşamak istiyorum.
Neden hep her şeyin sonunda kötülük olurdu?
Çite koyduğum elimi elinin arasına alıp güç uygulamadan sıktı.
-"Ellerin buz gibi olmuş. Yüzünde solgun. Babanla mı tartıştın?"
Gözlerim dolmasın.
Burnun böyle sızlamasın.
Bir kereliğine soğukkanlı olmayı başarsam ne olur?
-"Hayır. Konuştuk sadece."diyip başımı iki yana salladım ve saçımı düzeltir gibi yapmak için elimi elinden kurtardım.
Onun sıcaklığını bilerek bırakmak mideme bir sancı sapladı.
-"Bana baksana sen." Uzanıp yanağımı tutacakken refleks olarak geri adım attım. Aynı anda ona baktığımda gözlerinden farklı duygular geçtiğini gördüm. Anlamak çözmek istercesine bakıyordu. Hatta biraz afallamıştı. Çok sürmeden kaşlarını çattı.
-"İyi hissetmiyorum gidip uyuyacağım. Sadece kötü bir gün geçirdim." İnanması için gözlerine bakarak bu cümleyi kurmuştum.
Güzel bakan gözlerini güzel hatırlamak istiyorum.
Dünyanın en korkutucu en kötü işlerine bulaşmış olmak onun gözlerine yakışmıyordu. Aynı kişi olma ihtimali bile yoktu.
Ellerine kan bulaşmış mıydı?
Göğsüm soluksuz kalıp çöktüğünde bir anlık bulanıklaşan gözlerimi ondan kaçırdım.
-"Lavin sen kimi kandırıyorsun? Sorun ne?"
Başımı iki yana salladım.
-"Şimdi konuşmayalım."Benim gözlerine bakarak konuşmaya halim yok.
-"Lütfen."dedikten sonra ona sırtımı dönmek yerine sanki bir dağı delsem daha kolay gelirdi.
Henüz serayı bile geçmemiştim ki kolumdan tutulup geri çekildim. Luna havlayıp kapalı kaldığı çitlerin yanına çöktü. Asil atik bir şekilde bu tarafa geçmiş kapıyı kapatmıştı.
Seranın arkasına çekiştirip karanlık tarafta sırtımı camına yasladı.
-"Bana hemen ne olduğunu anlatıyorsun? Anlatıyorsun ve konuşup hallediyoruz."
Bana nefes alacak kadar boşluk bile bırakmadan seranın camıyla arasına sıkıştırmıştı.
Başımı kaldırıp öfkesiyle ürküten gözlerine baktım. Diyecek bir şey bulamayarak hüzünle nefesimi üfledim.
Üşüyordum. Göğsüne yerleşmek istiyordum.
-"Ben mi üzdüm seni?"diye masumca sordu. Sesi az önceye nazaran daha sakindi.
Yeniden başımı olumsuz anlamda salladım. Kendimi onun yanında en berrak halimde buluyordum. Bu yüzden dayanamıyordum.
Gözümden süzülen tuzlu ılık damla yanağımdan dudağıma değdi. Başını hafif bir eğimle eğerek yüzümü inceledi.
-"Benim küçük kızımı kim üzdü?"
Titremesini durdurmak için ısırdığım dudağımı parmaklarıyla kurtardı.
Hiç beklemediğim bir anda dudaklarımı dudaklarıyla örtmüştü. Soluksuz kalırken gözlerim büyüdü. Çeneme uyguladığı baskıyla aralık duran alt dudağımı dudaklarıyla kavrayıp derin derin uzunca öptü ve çekildi.
Aynı anda sesli bir soluk aldık. Göğsünün titrediğine şahit oldum. Dudaklarıma bir nefeslik mesafe bırakarak durdu.
-"Bana küssen de yine bana gel. Bir daha yüzünü çevirme. Gözlerin yaşarmasın. Kalbim sıkışıyormuş sayende öğrendim."
Dudaklarıma fısıldayıp çekildi ve şakağımı öptü. Hiç uzaklaşmadan bir kolunu belime doladı. Diğer elini sırtıma bastırdığında kendimi göğsünde buldum.
Cansız hale gelen bedenim pelte gibi kollarındaydı.
-"Biraz aklımı toplamam gerekiyor. İzin ver."derken sesim zorla duyulacak yükseklikteydi.
Daha sıkı sarıldı.
-"Hayır. Gidersen daha çok bulanır. Benimle konuş Lavin."
Yanağımı istemsizce göğsüne sürttüm. Burnumu gömleğine dayadığımda teninden yükselen sıcaklık ve kokusuyla gözlerimi kapattım.
-"Konuşamam."
-"Neden? Anlayamıyorum seni.Beni mi istemiyorsun?"diye fevri bir şekilde sordu. Kollarını benden çektiğinde aynı keskin soğuk bana dolandı.
-"Sadece bu akşamı bitirmek istiyorum. Zorlama lütfen. Lütfen biraz...biraz dinlenmek istiyorum çok yoruldum."
Sesimi ayarlayamadan ilk çıkışını yüksek yapınca utanıp sessizce sonlandırdım. Çünkü yüzü ifadesizleşmişti.
Hem kendime kızıyor hem de çok çözümsüz çaresiz hissediyordum.
Başını öylesine salladı. Bir şey söylemedi. Aramızda birden duvarlar yükseldi. Asil ilk gün gördüğüm adamın yüzüne döndüğünde nefesim kursağımda kaldı.
Bedenimi taşımakta zorlanan dizlerime güçlükle komut verdim. Yanından gitmek öyle zordu ki dişlerimi sıkarak nefes bile almadan eve girebilmiştim.
'
Sabahın ilk ışıklarında gece şüphesiz kötü bir uyku çekerek uyanmıştım. Regl dönemimin ağır duygusallığına iyi gelmeyece olaylar yaşamak beni iyice batırmıştı.
Gün henüz yeni aydınlanırken güneş açtığını görmek bir nebze iyi geldi.
İçim yanıyordu. Yanıyor yanıyor kül oluyordu. Hep su gibi ferahlatıcı bulduğum adamın varlığından uzak durmak kahrediciydi.
Tanrıdan yol göstermesi için yalvarışlarda bulunarak bedenimi suyun altına soktum.
Ellerimi saçlarıma geçirip gözlerimi yumdum. Hiçbir şey umurumda değildi. Asil'e gitmek istiyordum. Ona sırtımı dönüp gittiğim için özür dilemek ve sıkıca sarılmak istiyordum.
Ben sırf kötü işlere bulaştığı için babamdan korkan birisiydim. En güvendiğim yerden aynı darbeyle karşılaşmayı nasıl kaldırabilirdim?
Sancılanan karnıma sarmak için ellerimi aşağı indirdim. Sıcak suyun altında olabildiğince hızlı yıkanarak bornoza sarındım çıktım.
Aynanın karşısında saçlarımı tararken açık pencereden yansımayla evine bakıyordum. Gözlerimden sicim gibi yaşlar dökülüyordu.
Gitmek isteyip gidememek ne kötü bir hismiş.
Kavuşmak isteyip varamamak.
Silme ihtiyacı hissetmeden dudaklarımı birbirine bastırdım. Aklıma doluşan o dolu dolu hissiyat dudaklarımı karıncalandırdı. Eksik olan her şeyim onun yanında tamamlanıyordu.
Kötü bir insan öyle hissettirir miydi bilmiyordum ki.
Dudaklarımdan kaçan hıçkırıkla taramaya son verdim. Kehribar rengi gözlerim uykusuzluktan kızarmış yüzümün rengi solmuştu. Tam hayatın en mutlu yüzüyle tanıştım derken yine alt üst olmuştum.
Babama güvenim tamdı. Yalan söylemezdi.
Kapıdan gelen tıklama yüreğimi ağzıma getirdi. İrkilip başımı çevirdim.
-"Canım? Benim."
Halamın bu kadar erken saatte uyanmasına şaşırmıştım. Ellerimi soğuk suya sokup hızlıca yüzümde gezdirdim. Soluk soluğa yürüyerek kapıyı açmadan bornozumu düzeltmiştim.
Açtığım kapının ardında gözleri endişeli baksa bile yüzünde yine gülümsemesi vardı.
-"Günaydın güzel yavrum benim iyi misin?"
Birisi böyle iyi davranınca gözümün dolma huyundan nefret ediyorum.
-"İyiyim hala günaydın." Anlamıştı ama görmesin diye başımı eğip nazikçe burnumu çektim. Elimin tersiyle yaşları sildikten sonra gözlerimi yerden kaldıramamıştım.
-"Saçlarını kurutup gel odanda bekliyorum. Biraz konuşalım."dediğinde kötü sesimi duyurmak yerine başımı salladım.
Dediğini yaparak saçlarımı hafif nemli kalacak halde kuruttum. Odama girdiğimde halam yatağımı toplamıştı.
Yatağın ucuna oturup eliyle yanına vurdu. İkiletmeden güçsüz adımlarla yanına oturdum. Yüzümüz balkon kapısından sallanan ağaçlara bakıyordu.
-"Dün gece Doğan'ın sana söylediklerinin bir kısmına şahit oldum."
Cılız ama içimi yakan bir soluk aldım.
-"Bende Asil buraya ilk taşındığı zamanlar böyle şeyler duydum. Hatta evinde çalışmak için gelen Hanife ve diğerleri korkudan yemek yiyemiyorlardı. Saldığı ün,bir çoğu gerçek olan hayat hikayesi çoğu insanın ondan ürkmesine sebep olmuştu. Ne yalan söyleyeyim bende ilk başta çok tedirgin oldum."
Eğdiğim başımı kaldırdığımda yanağımı usul usul okşayıp tebessüm etti. Küçücük bir iyi düşünce için soluksuz kalmıştım. Küçük minik bir ışık.
-"Yani korkunu anlıyorum. Herkes geçmişinde pişmanlık duyduğu zamanlar barındırır. Önemli olan bunu anlayıp tekrar etmemek Lavin. Asil buraya taşındığı gün çok başka bir adam olarak geldi. Evet görüntüsü hala birazcık ürkütücü ve sert mizaçlı ama iyi bir adam."
Son cümlesinde beni rahatlatmak için küçük bir kıkırtı çıkartmıştı. Sessizliğimi korumaya devam ettim.
Gözümün önünde heybetli görünüşü canlanıyordu. Kemikli yüz hatları,vücudunu saran kas örtüsü ve bir gölge oluşturan boyu. Çok yakışıklıydı işte. Tıpkı masallarda anlatılan savaşçılar gibiydi.
Büyüleyici.
-"Ben Asil'in bıraktığı geçmişine ait olmadığına eminim. Bunu seni etkilemek için değil aklındaki karmaşaya yön verebilmen için söylüyorum kuzum. Babandan dolayı o hayata karşı olan nefretini de hissediyorum."dedi ve kısa bir mola verip konuştu.
-"Bu gibi durumlarda karşındaki değer verdiğin insanı dinlemelisin."
Kurumuş dudaklarımı araladım.
-"Neden şimdiye kadar söylemedi?"diye sessizce sordum.
-"Saklayacağını sanmıyorum. Doğru düzgün birlikte vakit geçirmediğinizi düşünüyorum. Buna fırsatı olmamıştır. Siz daha birbirinizi düzgünce tanımadınız ki!"diye tepki verdi gerçeği söyleyerek.
Nefesimi üfleyip derin düşüncelere daldım.
-"Hadi sen üzerini giyin daha çok üşüyüp ağrın tutmasın. Doğan birazdan kalkar kahvaltı hazırlansın."diyerek yanımdan kalktı.
-"Sen neden erken uyandın?"diye sordum.
-"Uyku tutmadı."diyip omuz silkti.
Yine ve yine içime su serptiği için ona minnettar kalarak tebessüm ettim.
-"Teşekkür ederim hala."dedim.
İletişim konusunda büyük eksiklerim vardı. Bunları zamanla öğrenecektim.
Onun gitmesiyle kalkıp iç çamaşır giyindim.
Evin ısısı yüksek olduğundan dolaptan kışlık bir elbise çıkarttım. Boğazlı siyah elbiseyi üstüme geçirdim. Kahvaltıdan önce çıkmak istediğimden mont tarzı ceketi dolaptan çıkarttım.
Ayağıma bot geçirirken ellerim titriyordu. İçimden durmadan sarsıla sarsıla ağlamak geliyordu ve ben zor duruyordum.
Nemli saçlarımı elbisenin içinden çıkartıp ceketi giyindim.
Odamdan çıkmış alt kata iniyordum ki kapıda duran babamı fark ettim. Önünde Halil bey ve ismini unuttuğum bir kaç koruması vardı. Kapıyı kapatmadan başını merdivenlerden inen bana çevirdi.
-"Hemen buradan gidiyoruz." Yüzünden neredeyse hiçbir şey okunmuyordu. Sadece çok sinirliydi.
-"Ne? Ne oldu?" Korkmuştum.
-"Konuşma Lavin arabaya yürü!"
Son basamağı indiğimde halam mutfaktan çıkmıştı.
-"Doğan neler oluyor?"
Babam kenarda askıda duran ceketini alarak üzerine geçirirken gözlerimi kırpıştırıp onu izledim.
-"Sonra hala. Şimdi gitmeliyiz."dedi babam.
Kapının önündeki adamlar uzaklaşırken babam başıyla dışarıyı işaret etti.
-"Ne olduğunu söyler misin? Ben bir yere gelmiyorum. Gelemem. Hala bir şey söyle.." Yalvarırcasına halama baktığımda babam uzanıp kolumu tuttu.
-"Yürü dedim sana! Halama zarar gelsin istemiyorsan yürü Lavin! Buradan gitmemiz gerekiyor!"
Yerimde sıçradığımda kolumu sıkarak dışarı yönlendirmişti.
-"Baba hayır lütfen. Lütfen. Asil...onunla konuşmalıyım. Baba lütfen bırak!"
Kolumu elinden kurtarmaya çabalarken gözlerimden yaşlar dökülüyordu.
Kolumu bir hırsla bırakıp avluda karşıma geçti.
-"Hala Asil diyor ya hala Asil diyor!! Aklın yok mu kızım senin?! Sana o adamın ne olduğunu söyledim! Şimdi kes ağlamayı ve arabaya bin. Serdar!"
Serdar kollarımdan tuttuğu gibi babamın arabasına götürürken mahcup yüzünden yardım aradım.
-"Serdar bırak beni ne olursun. İki dakika izin verin sadece iki dakika. Konuşmadan gidemem!"
-"Üzgünüm Lavin hanım özür dilerim."
Bedenimi kolayca arabaya soktuğunda diğer yanda oturan babam hareketimi kısıtlamıştı. Arkamızdan bağırıp çözmeye çalışan halama yakarışta bulunamadım bile.
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki çalışır halde olan araba saniyeler içerisinde çiftliğin avlusundan çıkmıştı.
Hıçkıra hıçkıra babama kendimi anlatıyordum.
Asil'den öylece uzaklaşamazdım.
-"Neden yapıyorsun bunu neden?"diyip ellerimi kucağıma bıraktım.
Telefonumu bile almamıştım. Halam kim bilir ne kadar endişelenmiştir.
Babam sabır çekerek ofladı ve sakalını kaşıdı.
-"Senin yüzünden kalktık buraya geldik. Saçma sapan bir yerde doğru düzgün önlem almadan kaldım. Bana nefreti olan bir sürü adam var Lavin. Orada durmaya devam etseydik şimdi çok sevdiğin halamızın yuvası darmadağın olacaktı. Daha güvenli bir şekilde eski evimizde olduğu gibi yaşayacağız."
Nefesim bir bıçak gibi göğsümü kesti.
-"Hayır!"diye adeta çığlık attım. Aynı hayatı tekrar yaşamayacaktım.
-"İstemiyorum! Her şeyi yaşamaya razıyım. Beni artık hapsetme dayanamıyorum! Baba Asil'e gitmek istiyorum bırak beni ne olur yalvarıyorum sana."
Ağlayarak ellerimi koluna doladım. Beni koltuğa ittirip gözleriyle öldürürcesine baktı.
-"Bir daha o ismi duymayacağım! Bu son olsun."
Başımı sallarken artık etrafı göremiyordum. Araba o kadar çok yol almıştı ki gözlerim hiç kurumdan ağlamıştım.
Yıkılmıştım. Bitmiştim.
-"Canlı kalmak istiyorsan itiraz etme. Şimdi in arabadan."
Nerede olduğumuzu bilmeden arabadan inerken gözlerim kararmıştı. Ağzımı bıçak açmadı.
Babam önden bir kaç adamla giderken nemli gözlerimi geldiğimiz bu yerde gezdirdim. Yüksek duvarları olan bir kapıdan girmiştik. Aynı devasa demir kapı kapandığında ağaçların arasında tıpkı İtalya'dakine benzer kale vari bir ev duruyordu.
Göğsüm titredi. Etrafta aynı koruma ordusu dolaşıyordu. Yine eskisi gibi.
Babamın sözünü dinleyip canlı kalmak artık eskisi gibi güvenilir gelmiyordu.
Asil'e gidemedikten sonra yaşamamayı yeğlerdim.
-"Lavin hanım bu taraftan."
Arkamda dizilenlere göz ucuyla baktım. Gözlerimin buğusu onları net görmeme engel olduğunda öyle ki yüzüme daha fazla bakamadan başlarını eğdiler.
Dudağıma kadar süzülen damlaları silip kendi başıma babamın gittiği yola döndüm.
Asil beni gelip buradan alacaktı.
Şartlar ne olursa olsun. Ben gidemezsem o gelecekti.
•••
İyi geceler🌸
Bölümü tamamlayınca yayınlamak istedim.
Yorumlarınızı bekliyorum❤️