•
Babam beni şaşırtarak özel bir uçak ayarlamıştı. Kendisi söylemese bile sabah eve gelen Halil bey bunu söylemişti. Üstelik babamın da bir sonraki hafta Türkiye'ye geleceğini bildirmiş bu yüzden ev ayarladıkları söylemişti.
Hiçbir ayrıntıyla ilgilenmiyordum. Tek isteğim bir an önce gitmekti.
Sabahın en erken saatinde kahvaltı dahi etmeden evden ayrıldım. Babamla konuşmadan çıkmıştım.
Bu süre zarfında Asil'e söylememiştim. Çünkü ansızın karşısına çıkmak istiyordum. Yüz ifadesini görüp mutlu olmak istiyordum.
-"Otel ayarlamamızı istemediğinizden emin misiniz efendim?"
Uçağın inmesine yakın yanıma gelen Ömer'i yeniden olumsuz yanıtla gönderdim.
Öğle gelmeden Türkiye'ye ayak basmıştım. Havasını bile özlemem mümkün müydü? Tamamen yabancı olduğum ülkeye böylesine ait hissetmem inanılır gibi değildi.
Yorgunluktan ve uykusuzluktan bayılacak gibiydim. Ama bu beni yıldıramazdı. Aylar sonra gelmiştim zaman kaybedemezdim.
Hazırlanan arabalarla direkt yola girdik. Uçakta bir şeyler atıştırdığım için şuan sadece kahve içerek ayık duruyordum.
Çiftliğe ulaşmaya yakın ilk geldiğim günü hatırladım. Hem korkuyor hem heyecan duyuyordum.
Şimdi ise evime kavuşmuş gibi duygusal bir mutluluk içindeyim. Yeşilliği örtmüş beyaz kar muhtemelen bir süre daha kalkmayacaktı.
Her yer çok güzeldi.
İçim kıpır kıpırdı. Asil'i görecektim. Kalbim canlanacaktı.
Tanıdık avluya giriş yapmıştık. Diğer iki araba önden girdi. Ardından olduğum araba durunca direkt dışarı çıktım. Uzun çizmelerimle karlara bastığım an tebessüm ettim ve soğuk havayı içime doldurdum.
Öncelik olarak kalbim beni Asil'e yönlendiriyordu. Kimsenin dışarı çıkmamasını fırsat bilerek çantamdan telefonumu çıkarttım. Açtıktan sonra beni bekleyen adamlara ufak bir bakış attım.
Hızlıca Asil'in numarasına tıkladım. Açtığı gibi nefesimi tuttum.
-"Günaydın."derken sesim heyecandan titriyordu.
-"Günaydın ufaklık."diyince gülümsedim.
-"Evde misin?"diye sordum.
-"Şimdi çıkıyorum biraz işim var."
Aynı anda evin kapısı açıldı. Tam karşısında duruyordum. Dudaklarım sanki daha fazla gülümseyebilir gibi kıvrılıyorlardı.
Bir eli telefonda diğer eliyle paltosunun yakasını düzeltiyordu. Kapının girişinde öylece kalmıştı.
Gözlerim gözlerindeyken utanıp başımı eğdim. Ardından telefonu kapatıp montumun cebine attım.
-"Ayy Lavin hanım!"
Asil'e kavuşacak olan bedenim duyduğu sesle irkildi. Sakine arkamdan bağırdığında başımı çevirdim. Eli ağzında evin kapısında duruyordu.
Titrek bir soluk üfledim.
Tekrar Asil'e baktığımda durgun görünüyordu. Ama gözleri parlamıştı görmüştüm. Yavaşça dışarı adım atıp evinin kapısını kapattı.
Çenesini sıkarak önümde durdu.
-"Sarılmam gerekiyordu."dedi dişlerini sıka sıka.
Hafifçe tebessüm ettim. Aynı güçlü duyguları yaşıyordum. Bu yüzden kendimi tutabilmek için geri adım atarak halamın evine döndüm.
Sakine hanım ne ara içeri girmiş halamla geri çıkmıştı anlayamamıştım.
Halamın yüz ifadesi beni öyle üzmüştü ki dayanamayıp koşarak yanına gittim ve boynuna sarıldım.
İkimizde sulu göz halde birbirimize sıkıca sarılmıştık. Ayların kızgınlığı onu ağlatıyordu ama beni özlediğini saçlarımı okşayışından hissediyordum.
Beni eve girmeye zorladığı anlarda dönüp arkama bakmak istemiştim ama araba sesinden gittiğini anlayınca üzülerek eve girmiştim.
Uzun uzun konuştuk. Evin kokusunu özlediğimi fark etmiştim. Sıcak bir kahveyle hava kararana dek camın önündeki koltukta oturmuş halama neler yaptığımdan bahsetmiştim. Evin artık aile üyesi haline gelen çalışanları beni sıcacık karşılarken diğer evdekilerde gelmişti.
Yabancı insanların gelişime mutlu olmaları beni biraz duygusallaştırmıştı.
Babamdan henüz bahsetmediğim için bir nebze tedirgindim. Benim ruh sağlığım yeterince bozuk olduğundan artık hayret etmiyordum fakat bir başkası bu durumu nasıl karşılardı emin değilim.
-"Odan seni bekliyor."dedi dizimi sıvazlayıp.
Gülümseyerek kalktım. Birlikte üst kata çıktık. Ne zaman yaptıklarını bilmediğimden eşyalarımı yerleşmiş görünce şaşırmıştım.
-"Dinlen biraz. Yorgun görünüyorsun yavrum."
-"Sende öyle görünüyorsun. Gidip uyu olur mu?"dedim.
Başını salladı.
-"Sen geldin ya ben artık çok iyiyim."dediğinde tebessüm ettim.
-"Hep burada olacağım endişelenme. Gidip biraz Luna'yı sevmek istiyorum."dedim.
Yalan değildi. Ama birazcık azıcık Asil'i görme bahanem de olabilirdi. Gün boyu hiç iletişim kurmamıştık. Belki halama karşı zor durumda kalmamam içindi fakat işte özledim.
-"Çok soğuktur. Hasta olursun."
-"Montumu alırım."dedim hemen. Çok mu hevesli göründüm?
Başını eğip kabullendi.
-"E iyi peki sen bilirsin. Ben ilaçlarımı alıp yatayım kuzum. Sabah görüşürüz."diyip yanaklarımı öptü.
Gidişiyle hemen üstüme içi polarlı hırkamı geçirdim. Alt kat sessizdi. Gitmiş olmalılardı. Kapının yanından çizmelerimi aldıktan sonra evin içinden geçtim ve arka kapıya ulaştım.
Taytım kalın olmasına rağmen kapının önünde bile üşümeye başlamıştım. Dizlerime gelen koyu yeşil çizmeleri ayağıma geçirip dışarı çıktım ve kapıyı kapattım.
Bakalım Asil beyimiz neredeymiş...
Huzur dolu bahçeye bakınarak yürürken gözlerim serada takılı kaldı. İyi kötü orada duygularımız açığa çıkmıştı. Anısı hatırası bir başkaydı.
Gülümseyip başımı çevirdim. Ellerim ve yüzüm donmuştu.
Çit kapıyı açtığımda bahçelerinin yer yer kardan temizlenmiş olan kısmından yürümeye başladım. Luna'yı kulübesinin içinde yatarken görünce yanına yürüdüm. Adım sesimi duyar duymaz çıkmış havlamaya başlamıştı.
Bir kaç dakika boyunca onu okşadım. Uzun ve gür tüyleriyle gövdesi sıcak duruyordu.
İç çekerek çöktüğüm yerden kalktım. Zor da olsa gitmeme izin verdiğinde evin bahçe kapısında Asil'i gördüm. Kollarını göğsüne bağlamış yaslanarak beni izliyordu.
Gözlerim bir an bizim tarafa kaydı. Bütün odaların ışığı kapalıydı.
Küçük ama hızlı adımlarla ilerleyerek ona yaklaştım. Yanına ulaştığım anda kollarını çözerek beni göğsüne çekti. Ellerim ikimizin arasında sıkışırken o bir eliyle sırtımı tutup diğerini saçlarıma kaydırmıştı. Beni kendine bastırdıkça huzur doluyordum. Saçlarımın arasını öpüp öpüp durdu.
Öyle mutluydum ki. İçim içime sığmıyordu.
Ellerimi aramızdan çıkarttım. Usulca beline sarıldım. Sert gövdesini böylesine hissetmek tarifsiz hisler barındırıyordu. Bir yanım deli gibi utanıyor diğer yanım heyecandan adeta yanıyordu.
-"İçeri gel."dedi dakikalar sonrasında.
Boğuk sesine karşılık yutkunma isteğiyle doldum.
Başımı geri çektim ve biraz kaldırıp yüzüne baktım. Ciddi anlamda uzun ve kocaman bir adam.
-"Şey...olmaz ki. Yani...yalnız mısın?"diye zar zor cümle kurdum.
Etli dudakları kıpırdanıp varla yok arası kıvrılmıştı.
-"Benimle yalnız kalmak istemiyor musun yoksa?"
Utançtan kızaran yüzümle gözlerimi devirdim. Kalbim neredeyse göğsümden dışarıya atlayacaktı.
Sakin ol!
-"Hayır o anlamda demedim. Bu saatte görüp yanlış anlamasınlar.."dedim mırıldanarak.
Belimde duran elini çekip elime kaydırdı.
-"Kimse yok."diyerek ikimizi eve soktu. Demir kapıyı kapattıktan sonra geçen sefer konuştuğumuz salona doğru yürüdük. Şöminenin önündeki koltuğa oturmamı sağladı ve yanıma bana dönük şekilde oturdu.
Şöminenin sıcaklığıyla rahatlarken onun bakışları yüzünden geriliyordum.
-"Üşüdün?"dedi sorarcasına.
Başımla onayladım. Bacaklarımın arasına sıkıştırdığım ellerimi tutup ellerinin arasına aldı.
Salona yayılan çıtırtı sesleri eşliğinde göz göze el ele oturmak hiçbir şeye değişmeyeceğim anlardan biriydi.
-"Geleceğini neden söylemedin? Gelip seni alırdım. Günler sensiz çok çekilmezdi. İyi ki geldin. Yoksa yine kendimi kapının önünde bulacaktım."diyip dudaklarının ellerime bastırdı. Alnına düşen saçlarına tebessüm ettim.
Günlerdir yapmak istediğimi yapabilmek için ellerimi ondan çektim ve biraz daha yaklaşıp boynuna uzandım. Kendime çekerek sıkıca sarıldığımda yüzümü boynuna doğru sakladım.
İlk saniyelerde şaşırdı. Ardından beklemeden belime sarıldı ve hafif bedenimi kaldırıp çekti. Şöminenin yaydığı kızıllıkların altında gözlerimi kapatıp ensesindeki saçlarını okşadım.
Bedeninin sertliğinin yanında saçlarının yumuşacık telleri yüzümde tebessüm oluşturdu.
-"Lavin..aklımı başımdan alıyorsun küçük kız."
Nefesimi tutup dudağımı ısırdım. Sesli yakıcı bir soluk aldığında göğsü öyle sarsılmıştı ki gözlerim irileşti. Vahşi bir soluklanmaydı.
-"Gelemeyeceğim diye korktum."dedim fısıltıyla boynuna doğru.
Saçlarımın arasına yüzünü sokarak kulağıma yakın bir yere dudaklarını sürttü.
-"Öyle olsaydı seni bir kez daha orada bırakmazdım."
-"Beni mi bekledin?"diye biraz gülümseyerek sormuştum.
Burnunu saç diplerimde gezdirdi.
-"Bu da soru mu? Ben her gün senin dolaştığın yerleri izledim. Kollarımda olduğun anları hayal ettim."
Yanaklarımın yükselen ısısı sebebiyle boynundan ayrılıp koltuğa çöktüm. Kolunu omuzlarımdan geçirip başımı göğsüne yasladı.
Yaşadığım onca yorucu olaydan sonra nasıl bu kadar kolay hafifletebiliyordu?
Ve ben nasıl bir adama böyle kolay teslim olabiliyordum?
-"Babanla mı geldin?"diye sordu.
Başımı iki yana salladım.
-"Yalnız geldim. O da gelecek. Halama söyleyemedim nasıl söylerim bilmiyorum."
Sert göğsüne elimi koyup yanağımı istemsizce sürttüm. Varlığı çok güzeldi. Hissetmek bir başkaydı.
-"Onu da Doğan bey halletsin. Her şeyle uğraşmak zorunda değilsin."dedi kızar gibi.
Sessiz kaldım. Aklıma gelmeyen her şey başıma geldiği için ve bunu bilmediğinden kolayca söyleyebiliyordu.
-"Artık gitmeliyim."diyerek göğsünden başımı kaldırdım.
Sıcaktan ve ortamın havasıyla mayışmıştım. Bir de çok yorgundum.
Uzaklaşmama izin vermeden elini belime sarıp yanağımı tuttu. Yaklaşmasıyla soluksuz kalmıştım. Gözüm ister istemez keskin yüz hatlarında dolaştı. Dudaklarımdan titrek bir nefes firar ederken yüzünü biraz daha yaklaştırmıştı.
Kalbim şimdi duracak.
-"Yanımda olmaktan mutlu değil misin?"diye dudaklarıma doğru mırıldandı.
Benim aklım çıkacak onun sorduğu soruya bakın.
Gülümseyip elimi yavaşça kaldırdım. Sakallarına koyup parmaklarımı hareket ettirdiğimde gözleri usul usul kapandı. Neredeyse burun buruna duruyorduk. Verdiği nefesi kendi içime alacak kadar yakın.
-"Son zamanlarda sadece yanında mutluyum."Fısıltı halinde çıkan sesim dudaklarını kıpırdattı. Kıvrılan dudağının kenarını korka korka parmağımla okşadım. Ellerim titriyordu fakat ona dokunmanın güzelliğine erişiyordum.
-"Lavin...güzelim."
Dudaklarının baskısını çenemin köşesinde hissettim. Sıcak yakıcı bir baskıydı. Titreyerek iç çektim ve elimi yanağından boynuna indirdim.
-"Efendim..?"derken tamamen kendimden geçmiştim.
Parmağını alt dudağıma koyup sesli bir soluk aldı. Dudağımı hafif bir baskıyla okşadığında aralanan dudaklarımı oynatamaz hale geldim.
-"Bitiyorum sana."
Yutkunamadan içimde sıkışan nefesimi verdim ve farkında olmadan ona biraz daha yaklaştım.
Böyle sözler duymak beni çok ama çok utandırdıyordu. Fakat bir yanım tuhaf şekilde harlanıyor yükseliyordu. Asil gibi bir adamdan bunu duymak...nasıl anlatılırdı ki?
Sakalları yüzümü çizerken kalbimi durduracak sandım. Ancak o sarsıcı hareket gelmedi. İyi ki gelmedi. Buna hiç hazır değildim.
Heyecandan göz bebeklerim bile titrerken dolgun dudakları yanağıma kaydı. Uzun uzun öpücükler kondurup saç diplerimde derin soluklar aldı.
Buna rağmen benim savunma mekanizmam çökmüştü. Vücudum gevşerken koltuğa yığılıp kalacaktım. Belki basit bir öpücüktü ama daha fazlasını hissettiriyordu.
Elimi omzuna kaydırıp sarıldığımda göğüslerim göğsüne yaslanmıştı. Gözlerimi kapatıp kokusunda kayboldum.
-"Çok masum çok güzelsin."
Gülümseyerek sarılmamı sıkılaştırdım. Utanıyordum. Ama keşke içimden geçenleri söyleyecek kadar açık sözlü olabilseydim.
-"Yanından ayrılmak istemiyorum." Kelimeler dudaklarımdan çıktı. Vücut ısım anında yükselişe geçmişti.
Boynuma kondurduğu öpücüklerle gülümsemem gittikçe büyüyordu.
-"Böyle söylersen...seni bırakamam."
Ondan ayrılmam çok zor oldu. Koltuğa sanki yapışmış gibiydik ve zar zor kalkabildik. Ayaktayken bile birbirimize dokunmadan edemiyorduk.
-"Gideyim mi ben?"derken alttan yukarı ona bakıyordum.
Ellerim göğsünde onun elleri belimde öylece duruyorduk. Yanaklarımı sırayla öpüp en son burnumun ucunu öptü.
-"Gitmesen daha güzel olur ama..."
Başımı eğip üzgün bakışlar attım.
-"Yarına görüşürüz."dediğim esnada kalbim ağzımdaydı. Fazla yakınlık bana hiç iyi gelmiyordu.
Elimi hiç bırakmadan arka bahçeye kadar birlikte yürüdük. Bahçeden sessizce bizim bahçeye geçip ona baktım. Elleri arkasında bağlı halde bana bakıyordu.
Gülümsedim.
Gülümsedi.
Eve girdiğimde özlediğim yatağa özlediğim mutluluk hissiyle uzanmıştım.
'
Ertesi sabah odanın içi aydınlanmış şekilde uyandım. Telefondan saate baktığımda neredeyse öğle olmuştu. Şaşırmıyorum çünkü günlerdir doğru düzgün uyumamıştım.
Telefonu bırakmadan Asil'in numarasına tıkladım. Bir saat öncesinden cevapsız araması vardı. Haliyle duymamıştım.
Parmaklarımı klavyede gezdirirken uyanır uyanmaz onu özlemiş olmama hayret ediyordum.
-Şimdi uyandım
-Aramışsın
Telefonu karnıma bırakıp ellerimi geriye doğru attım ve esnedim.
Bir dakika içinde mesaj gelmişti.
-Göremeyince merak ettim
Gülümseyerek dudağımı ısırdım.
-Eve gelip baksaydın diye gönderdiğim mesaja kıkırdamayı sürdürüyordum.
-Bir dahakine öyle yaparım ufaklık
-Bugün hava soğuk dışarıya çıkma
Yatakta doğrulup açık perdeden dışarı baktım. Bulutlu ve karanlık bir havaydı.
-Holdinge gideceğim diye yazıp yataktan kalktım.
Telefonu yatakta bıraktıktan sonra odadan çıktım. Üst kat boştu. Bu yüzden ilk önce banyoya girdim. Yol yorgunluğunu iyice atabilmek için sıcak bir duş aldım.
Saçlarımı kurutup hızlı olması için düzeltirdim ve odaya geri gittim. Üzerimi giyerken halam kapıyı tıklatmıştı.
Uyandığımı söylediğimde geri gitmişti.
Dolaptan jean pantolon üstüne sırtı açık bir kazak seçtim. İkisini iç çamaşırlarımın üstüne geçirip ayağıma deri kalın topuk bot giyindim.
Ardından banyoda pratik bir makyaj yaptım. Kaban ve çanta alıp alt kata inerken Asil'in mesajını okuyordum.
-Kendine dikkat et
-Haber vermeyi unutma
Onu onaylayarak telefonu çantama koydum. Beni bekleyen halamın yanına salona girdiğimde elindeki fincanı bırakıp tebessüm etti.
-"Hemen iş başı mı?"
Başımla onayladım.
-"Kısa bir toplantı. Sonra yanına geleceğim."dedim.
-"Bir hafta öncesinden davetli olduğum bir yer vardı. Arayıp gelemeyeceğimi söylemek istedim ama çok darıldı. Seni de bırakıp gidesim yok ne yapsam bilemedim."
Ona alınmış ifadeyle baktım.
-"Hiç olur mu öyle şey hala? Ben buradayım. Git gel sen."
Onu zorla ikna ederek evden ayrıldım. Arabaya binip şehire indiğimiz zaman otellerin işletmesinden sorumlu adam ile iki saatlik bir toplantı yapmıştım. Atmam gereken imzalarla ilgilenecekken mecburi olarak Halil beyden babamla iletişime geçmesini istemiştim.
Yanımda beni korumakla görevli olan hepsine kızgındım. Bunca zaman bilip saklamışlardı.
Eve dönmem gecikmişti. Çünkü geldiğimi duyan dedemden bir ton azar işitip onunla şirkette yemek yemiştim. Ve uzun uzun konuşmuştuk.
Aklımda hep babamın yaşadığını öğrendiklerinde verecekleri tepki vardı. Umarım çok sarsılmazlar.
Çiftlik yolunda hava karanlıktı. Halam arayıp gittiğini haber verdiğinde ben yeni yola çıkmıştım.
Soğuk yine en keskin halinde akşama çökmüştü. Arabadan indiğim an hafifçe titredim.
Hafta sonu gelmiş olmasından dolayı evdekiler gitmişti. Ve halam evin anahtarının yandaki Hanife hanımda olduğunu söylemişti.
Bu yüzden kiremit rengi evin kapısını çaldım. Açılması uzun sürmedi.
-"Lavin kızım hoşgeldin. Anahtarı mı isteyecektin?"dedi Hanife hanım.
Gülümseyip başımı sallarken gözlerim sadece içeriye bakıyordu. Bir geçse de görsem.
-"Çok teşekkür ederim."dedim anahtarı uzattığında.
-"E evde tek durma. Asil beyim de yok. Bizde yemek hazırladık yiyeceğiz. Sende gel. İtiraz etme darılırım. Hem özledik seni."diye hızlı hızlı sıraladı.
Demek yok.
Nerede acaba?
-"Şey peki olur. Üzerimi değiştirip geleyim."dedim kırmamak için.
Eve geçtikten sonra ilk önce rahat olmak istediğimden makyajımı temizledim. Tamamen soyunup ten rengi tül iç çamaşır takımı giyinip dolaptan sıcak tutacak bir takım çıkarttım.
Çabucak üzerime geçirdim.
Kısa botlarımla ve evin anahtarıyla çıktığımda üzerime bir şey almadığım için donarak kapıyı açmalarını bekledim.
İçeri girdiğim zaman bana tüylü yumuşacık terlikler veren Hanife hanıma teşekkür ederek ayağıma geçirdim. Botlarımı dolaba kaldırdığında ayağımdaki terliklere gülümsüyordum.
-"Üşüdüysen sana şal da getireyim mi?"
Başımı salladım.
-"Isınırım şimdi."diyerek onunla mutfağa girdim.
Asil'in evinde olmak bile bana mutluluk veriyordu. Evi de tıpkı kendisi gibi büyüleyici.
Mutfak masasında Dilşah,Meryem ve Hanife hanımla ortak olduğum yemekleri çok eğlenceli geçmişti. Çalışan insanlara ön yargılı büyüdüğüm için kötü hissetmiştim.
-"Şimdi güzel bir çay içeceğiz. Tatlımız da var. Yersin değil mi?"
Yardım amaçlı girdiğim tezgahta uzattığım bardak sonrası ellerimi yıkadım.
-"Olur."dedim tebessüm edip.
Daha fazla bir şey yapmama müsaade etmedikleri için masaya oturmaya geri dönüyordum ki kapının tokmağı gürültülü şekilde çalındı.
Üçü de önce birbirine baktı. İşleri olduğundan ben döndüm.
-"Ben bakarım."diyerek mutfaktan çıktım.
Belki de halam gelmişti.
Gösterişli kapının kolunu indirdiğim an aşağıdan yukarıya çıkan bakışlarım donuklaştı. Peşinden heyecanla irileşti.
Karşımdaki adam da beni görmeyi beklemediğinden havalı şekilde kaşını kaldırıp elini kapıdan çekti.
-"Lavin?"
Kahve bakışları yüzümde gezindi. Açtığımda ifadesiz olan yüz hatları yumuşamıştı.
-"Hoşgeldin."dedim kendimi toparlayıp.
Kalbimin sesini duyabilir mi?
İçeri adım attıktan sonra ağır kapıyı iterek kapattı.
-"Hoş buldum güzelim."
Bakışları beni daha da utandırırken parmak ucumda yükselip boynuna sarıldım. Yüzü buz gibi olmuştu. Üzülerek elimi ensesine attım ve boynumla omzum arasına çektim.
Boynuma sokularak belime sarılması hiç gecikmedi.
-"Hep böyle karşılanmak istersem ne yapacağız biz?"
Kıkırdayarak başımı geri çektim. Aniden aklıma içeride bıraktığım kadınlar gelince apar topar ondan uzaklaştım. Tam o anda zaten Hanife hanım çıkıp gelmişti.
-"Beyim hoşgeldin. Daha geç geleceğini söylemiştin kusura bakma. Aç mısın?"
Hafifçe öksürüp başımı eğdim. Dudağımı kemirirken iyi ki erken ayrıldım diye kendimi tebrik ediyordum.
Asil paltosunu çıkartıp Hanife hanıma uzattı.
-"Değilim."diye yanıtladı.
Gideyim diyorum gidemiyorum. Oturup bir tablo izler gibi onu izlemek istiyorum.
-"Peki Asil bey. Lavin hanım yalnız diye yemeğe çağırmıştık. İstediğiniz bir şey yoksa biz mutfaktayız."
Asil başını öylesine sallayıp duvara yaslı duran masaya ilerledi ve telefonunu bıraktı. Saatini çıkartırken göz ucuyla önce bana sonra Hanife hanıma baktı.
-"Sen geç."dedi yalnızca.
Yanaklarım gittikçe ısınırken utançtan şekil değiştirecektim.
Hanife hanım hızlı adımlarla gözden kaybolunca ona yaklaşıp gözlerimi büyüttüm.
-"Yanlış anlayacak şimdi."diye fısıldayarak sessizce kızdım.
Üzerinde kışlık lacivert bir gömlek vardı. Bir kaç düğmesini açarak eğildi ve bir anda yanağımı öptü.
Anında çattığım kaşlarım düzeldi.
-"Ellerimi yıkayıp geliyorum. Salonda bekle."dediği an koluna yapıştım ve başımı iki yana salladım.
-"Yok bekleyemem. Mutfakta beni bekliyorlar. Bak hala yanındayım çok ayıp." Yavaşça geri geri adımlar attığımda belimden yakalayıp göğsüne çekti.
-"Asıl bana ayıp kızım. Bugünden beri yüzünü görmüyorum. Üstelik evimdesin ve bana söylememişsin. Bilsem daha erken gelirdim."
Konuşa konuşa saçlarımın arasına öpücükler konduruyordu. Bildiğiniz keyiften dört köşe tabiriyle kollarındaydım.
Yüzümdeki gülümsemeyle ellerimi iki yanağına koydum. Yüzünü çevirip avuç içimi öpünce gülümsemem büyüdü.
-"Çok üşümüşsün. Gidip ısın bende yanlarına döneyim."diye mırıldandım.
Eğilip dudaklarını dudağımın kenarına bastırmasıyla aklım havaya uçtu gitti kayboldu..
Bu minicik temasıyla bedenim uyuştu.
-"Seni görünce yanıyorum desem?"
Tanrım!
Bu adam gerçek mi?!
Utanç ve şaşkınlıkla aralanan dudaklarıma küçük ama seksi bir tebessüm gösterdi.
Utanmaktan ateşim yükseldi. Göğsünden ittirip geri çekildim.
-"Senin amacın beni sadece utandırmak diyorum ve gidiyorum."Yalandan kızgınlığımda ona arkamı döndüğümde sırıtarak yürümüş mutfağa girmiştim.
Belki buna kimse inanmazdı. Fakat ben gerçek kendimi Asil'de bulmuştum.
•••
Merhabalar herkese ❤️
Pazar gününe yetiştirebilmek için geceden beri bitirmeye uğraşıyordum.
Umuyorum ki beğendiğiniz bir bölüm olmuştur.
Şuraya fazlasıyla uyumlu ve tutkulu çiftlerimizi bırakıyorum. Bir sonraki bölüm görüşürüz ❤️