İçeriğe geç

MEŞHUR MEKTUP

Bölüm 5 · 3 dk okuma

MEŞHUR MEKTUP

Bölüm 5

Bölüm 5

Bölüm 5: Çatlayan Karizma ve Kantindeki Kıvılcım

Eylül, Uygar’ın merdivenleri tırmanışını izlerken derin bir nefes aldı. Az önce ona boş sayfayı verdiğinde Uygar'ın gözlerinde anlık da olsa gördüğü o afallama, Eylül’ün içindeki o muzip kızı iyice canlandırmıştı. Demek ki neymiş? Uygar Bey de şaşırabiliyormuş.

İlk ders bittiğinde, koridordaki devasa hoparlörlerden cırtlak bir sesle melodik zil yankılandı. Sınıflardan saniyeler içinde bir insan seli koridora boşaldı.

"Eylül, kantine inelim mi? Ölüyorum açlıktan," dedi Ekin, sırasından fırlayıp çantasından cüzdanını çıkarırken.

"İnelim," dedi Eylül.

Merdivenlerden inerken kantinden yükselen o ağır tost ve bayat çay kokusu tüm katı sarmıştı bile. Aşağısı tam bir ana baba günüydü; çay sırasındaki çocukların bağrışmaları, masaların gürültüsü birbirine karışıyordu. Eylül ve Ekin tam köşedeki boş masaya doğru hamle yapmışken, karşıdan Mustafa ve arkasından gelen Uygar’ı gördü.

Uygar, üst cebine koyduğu o beyaz kağıdı çoktan defterinin arasına saklamış olmalıydı ama bakışları hala aynı inatçı odağı taşıyordu. Tam masanın önünde çakıştılar.

O sırada yan masadan bir çocuk arkaya doğru hoyratça hamle yapınca, elindeki buzlu kahve bardağı Uygar’ın dirseğine çarptı. Kahve plastik bardağın kenarından Uygar’ın o siyah ceketinin koluna ve eline döküldü.

"Oha, pardon birader! Görmedim," dedi çocuk panikle.

Uygar’ın o sarsılmaz cool duruşu saniyeliğine yerle bir oldu. Kaşlarını çattı, yüzünü buruşturarak eline bulaşan yapış yapış kahveye baktı. "Önemli değil," dedi ama sesi buz gibiydi. Cebinden alelacele bir peçete çıkarmaya çalışırken elindeki diğer kitapları düşürecek gibi oldu.

Eylül onun bu hafif dağılmış halini görünce dayanamadı. Masanın üzerindeki peçetelikten birkaç tane çekip ona uzattı. Yüzünde alaycı bir gülüş vardı.

"Karizmanıza leke sürüldü Uygar Bey," dedi Eylül, sesini sadece onun duyabileceği bir tonda tutarak.

Uygar peçeteleri alırken Eylül’ün gözlerinin içine baktı. Parmakları peçeteyi temizlerken hafifçe titredi mi, yoksa Eylül’e mi öyle geldi? Uygar derin bir nefes aldı, o her şeye anında mükemmel cevap veren çocuk iki saniye duraksadı. Kelimeleri seçemedi.

"Kahve işte," dedi sadece. Sesi sabahki kadar pürüzsüz çıkmamıştı.

"Sadece kahve mi?" dedi Eylül tek kaşını kaldırarak.

Tam o sırada arkadan Mustafa araya girdi, elindeki iki tostu masaya bırakırken yüksek sesle, "Ooo Eylül, naber ya? Bizimki sabahtan beri mal gibi bahçede dikiliyordu, meğer senin yüzündenmiş!" diye lafı patlattı.

Uygar anında Mustafa’ya dönüp ters bir bakış attı. "Mustafa, kapa çeneni."

Eylül kollarını göğsünde kavuşturdu, eğlence yeni başlıyordu. "Öyle mi? Bahçede mi dikiliyordun?"

Uygar peçeteyi buruşturup masaya bıraktı. Yanaklarının hafifçe pembeleştiğini saklamak için kafasını sola çevirdi. "Abartıyor," dedi geçiştirerek.

"Mektup için mi?" diye sordu Eylül, gözlerini kısmış onu izlerken.

"Mektup?" dedi Mustafa ağzındaki tostla şaşırarak. "Ne mektubu lan?"

Uygar, Mustafa’nın koluna sertçe vurdu. "Yürü git sıra al Mustafa." Sonra tekrar Eylül’e döndü. Kantindeki gürültü, düşen tepsilerin sesi aralarında bir duvar ördü sanki. Uygar biraz daha yaklaştı. "Boş sayfa verdin diye rahatsın bakıyorum."

"Çok," dedi Eylül meydan okuyarak.

"Yazmayacak mısın gerçekten?"

"Belki."

"O 'belki'yi ne değiştirecek?"

Eylül hafifçe öne doğru eğildi, aralarında sadece birkaç santim kalmıştı. Kantindeki o yoğun tost kokusunun yerini Uygar’ın parfümlü temiz kokusu aldı o an. "Senin o bembeyaz sayfayı ne kadar hak edeceğin," dedi.

Uygar’ın gözleri aniden Eylül’ün hemen arkasında, kantin sırasında onlara doğru bakan üst sınıflardan bir çocuğa kaydı. Çocuk Eylül’e bakıp yanındaki arkadaşına bir şeyler fısıldıyordu. Uygar’ın çenesi aniden kasıldı, bakışlarındaki o yumuşak flörtöz hava gitti, yerine keskin bir kıskançlık oturdu. Refleksle Eylül’ün önünü kapatacak şekilde bir adım attı, arkadaki çocuğun görüş açısını tamamen engelledi.

"Gidelim buradan," dedi Uygar, sesi bu sefer cidden sertleşmişti.

Eylül onun bu ani ruh değişimine, o arkadaki çocuğa attığı ölümcül bakışa şaşırarak kaldı. "Ne oldu?" dedi.

"Gürültülü burası," dedi Uygar, gözlerini tekrar Eylül’e çevirirken. Ama bu kez o sarsılmaz çocuk değildi; sesindeki o hafif kıskanç, sahiplenici tonu saklayamamıştı. "Ayrıca... o boş sayfayı hak etmek için ne yapmam gerekiyorsa söyle, oradan başlayalım."

Eylül, onun bu ilk defa kontrolü kaybeden, hafifçe afallamış ve kıskanmış halini görünce içinden, "İşte şimdi daha gerçeksin Uygar Bey," diye geçirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.