Bölüm 4: Sabah Yüzleşmesi ve Boş Sayfa
Salı sabahı alarmın sesiyle uyandığında Eylül, içindeki o garip heyecan dalgasıyla yatakta doğruldu. Gece boyunca kafasında hep aynı sahne dönmüştü: Uygar’ın kapının pervazına yaslanmış, inatçı bakışlarla ona meydan okuyan hali.
Hızla üzerini giyinip yurttan çıktı. Okul bahçesine adım attığında hava henüz tam aydınlanmamış, serin bir esinti yüzüne çarpmıştı. Adımları ana kapıya yaklaştıkça kalbinin ritmi de hızlanıyordu. Kendi kendine, "Sakin ol Eylül, altı üstü bir oyun," dese de işin rengi çoktan değişmişti.
Büyük demir kapıdan içeri girdiği an, gözleri gayriihtiyari o tanıdık gölgeyi aradı. Ve oradaydı.
Uygar, bahçedeki ulu çınarın altındaki banka oturmuş, bacak bacak üstüne atmış, elindeki kahve kartonuyla oynuyordu. Üzerinde siyah bir ceket vardı, bakışları ise doğrudan okulun giriş kapısındaydı. Eylül’ün bahçeye girdiğini gördüğü an, dudaklarının kenarında o meşhur, yarım gülüşü belirdi. Oturduğu yerden yavaşça kalktı, kahvesini yanındaki çöpe fırlatıp ellerini cebine atarak ona doğru yürümeye başladı.
Eylül adımlarını yavaşlatmadı, aksine cool duruşunu bozmamak için omuzlarını dikleştirdi. Tam okul binasının merdivenlerinin önünde karşı karşıya geldiler.
"Günaydın Eylül Hanım," dedi Uygar. Sesi sabahın serinliğinde her zamankinden daha pürüzsüz ve derindi. Gözleri doğrudan Eylül’ün omzundaki çantaya kaydı. "Bakıyorum da bugün gözlerinde o dünkü kaçış ifadesi yok. Kararlısın."
"Günaydın Uygar Bey," dedi Eylül, hafifçe gülümseyerek. "Kaçan kim? Ben hep buradayım. Ayrıca kararlı olduğum doğru; sana her istediğini öyle kolayca elde edemeyeceğini göstermek konusunda son derece kararlıyım."
Uygar bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldıkça, etraftaki diğer öğrencilerin sesleri, sabah gürültüsü tamamen arka plana itildi. "Lafı dolandırmayalım o zaman," dedi gözlerini Eylül’ün gözlerine sabitleyerek. Elini cebinden çıkardı ve avucunu yukarı doğru açtı. "Süren doldu. Mektubumu istiyorum."
Eylül derin bir nefes aldı. Çantasının fermuarını ağır ağır açtı. Uygar’ın gözlerindeki o muzaffer parıltıyı görebiliyordu; kağıdı yazıp getirdiğinden o kadar emindi ki... Eylül elini çantanın içine daldırdı ve dünkü çizgili defterden kopardığı, ikiye katlanmış o kağıdı çıkardı.
Uygar tam kağıda uzanacakken, Eylül kağıdı hafifçe geriye çekti. "Bak, baştan anlaşalım. Bunu açtığında egon zedelenebilir, benden söylemesi."
"Ben risk almayı severim Eylül, uzatma hadi," dedi Uygar, sesindeki sabırsız ama tatlı inatla.
Eylül kağıdı onun açık avucuna bıraktı. Uygar kağıdı alır almaz parmaklarının arasında evirdi, çevirdi. Yüzündeki o kendinden emin gülüşle katları tek tek açtı.
Ancak kağıdın içi tamamen bembeyazdı. Ne bir satır yazı, ne bir nokta, ne de tek bir kelime vardı. Dümdüz, bomboş bir sayfa.
Uygar kağıda baktı, sonra başını kaldırıp şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla Eylül’ün yüzüne baktı. "Bu ne?" diye sordu.
Eylül tek kaşını kaldırıp zafer kazanmış bir edayla gülümsedi. "Mektubun," dedi. "Sen benden ne istemiştin Uygar? Diğerlerinin o buruşuk, yazılı, gürültülü aşk mektuplarını istemediğini söylemiştin. Benim senin için bembeyaz, tertemiz bir kağıda ne karalayacağımı merak ettiğini belirtmiştin. Ben de düşündüm... Ve senin için en doğru şeyin bu boş sayfa olduğuna karar verdim. İçinde ne yazdığı tamamen senin hayal gücüne kalmış."
Uygar bir an donakaldı, ardından sessizliği bozan derin bir kahkaha attı. O her zamanki cool, mesafeli halinden eser kalmamıştı; Eylül’ün bu hamlesi onu resmen can evinden vurmuştu. Kağıdı parmaklarının arasında hafifçe sıktı ve Eylül’e doğru bir adım daha atarak aralarındaki mesafeyi tamamen kapattı. Eğilip, sadece ikisinin duyabileceği bir fısıltıyla konuştu:
"Çok zekice Eylül... Gerçekten çok zekice," dedi gözleri parıldayarak. Kağıdı katlayıp gömleğinin üst cebine, tam kalbinin üzerine yerleştirdi. "Ama büyük bir hata yaptın."
"Neymiş o?" dedi Eylül, kalbinin göğüs kafesini zorlayan gürültüsüne inat dik durarak.
"Bana boş bir sayfa vererek, bu hikayenin ilk satırını benim yazmama izin verdin," dedi Uygar, tehlikeli ve bir o kadar da çekici bir gülüşle. "Bu sayfa burada kalmayacak. Yarın bu sayfada ne yazacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz. Şimdi... sınıfa geçelim mi, Eylül Hanım?"