Taksim'in kalabalığı Melisa'yı her zaman hem bunaltır hem de ilham verirdi. Bir yandan insan selinde kaybolma hissi, diğer yandan her yüzün, her sesin kendi hikayesini fısıldaması… Bu karmaşanın içinde bile, Melisa kulağını tırmalayan kakofoniden ziyade, şehrin gizli armonilerini duymaya çalışırdı. Tramvayın çan sesi, simitçinin gür sesi, kahkahalar, ayak sesleri; hepsi büyük bir senfoninin parçasıydı sanki.Elif, dükkanın önünde onu bekliyordu. Her zamanki gibi enerjisi yüksek, gözleri parlıyordu. "Hoş geldin, müzik perisi!" diye kucakladı Melisa'yı. "Burası tam sana göre, eminim bayılacaksın."Dükkanın kapısından içeri adım attıklarında Melisa'nın burnuna eskimiş plak kapaklarının, hafif tozun ve nemin karışımı, kendine has o unutulmaz kokusu geldi. Raflar boydan boya plaklarla doluydu, bazıları özenle sıralanmış, bazıları sanki alelacele atılmış gibi duruyordu. Eski bir gramofonun cızırtılı sesi eşliğinde, dükkanın sahibi yaşlı bir adam, elindeki plağı dikkatle temizliyordu. Gözlüğünün üzerinden Melisa ve Elif'e kısa bir bakış atıp işine geri döndü.Elif, Melisa'yı çekiştirerek rock ve caz bölümlerini hızla geçti. "Bak, sana özel bir yer keşfettim," dedi fısıltıyla, dükkanın en arka köşelerinden birine doğru ilerleyerek. Burası, diğer raflardan daha az düzenli, tozlu kutuların yığıldığı, adeta unutulmuş bir bölümdü. "Burada eski Türk sanat müziği plakları var. Ama öyle bilindik şeyler değil, daha çok nadir bulunan kayıtlar."Melisa'nın gözleri parladı. İşte aradığı buydu! Bilinmeyeni keşfetmek, unutulmuş bir sesin peşine düşmek… Kutuları karıştırmaya başladı. Parmakları, eski karton kapakların üzerinde gezinirken her birinin ağırlığını, dokusunu hissediyordu. Bazıları yıpranmış, köşeleri kıvrılmıştı; bazıları ise neredeyse hiç dokunulmamış gibi duruyordu.Bir kutunun dibinde, diğerlerinden daha büyük, sade, kahverengi bir zarf dikkatini çekti. Üzerinde hiçbir yazı yoktu, sadece bir kenarına hafifçe çizilmiş, birbirine dolanmış gibi duran iki nota işareti vardı. Merakla zarfı açtı. İçinden çıkan şey bir plak değildi. Yıpranmış bir not defteriydi. Sayfaları sararmış, mürekkebi solmuştu. Defterin ilk sayfasında el yazısıyla "Mavi Rapsodi" yazıyordu. Hemen altında ise bir isim: "Arya".Melisa not defterini eline aldığında, sanki sayfalarından eski bir melodi yükselir gibi oldu. Arya… Bu ismi daha önce hiç duymamıştı. Bu notalar kime aitti? Hangi hikayeyi fısıldıyordu? Kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu not defteri, sadece eski bir kağıt yığını değil, "Melodiye Doğru" çıktığı yolculukta karşısına çıkan ilk büyük ipucu olabilirdi.
Bölüm 3
Üçüncü bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.