İçeriğe geç

MELEZİN KIZI

Bölüm 2 · 16 dk okuma

MELEZİN KIZI

Bölüm 2

2- CESURLAR VE KORKAK

“Bakmazdı gözlerin normalde bana böyle”…

Zihnimde bir sesle uyandım "Umut Varisi, Laviya, Nöralivya ve Dünya arasındaki dengeyi korur. Kızın Umut Varisi mi Ölüm Varisi mi olduğunu zaman belirleyecek. Buna sen bile engel olamayacaksın kraliçe” bu sesin kime ait olduğunu bilmiyordum ama bunları söylediği kişi annemdi, annem Arel’le konuşmuş olmalıydı. Umut varisinin ne demek olduğundan emin değildim ama ölüm varisi olmak istemediğimden emindim.

Yavaş yavaş kendime gelirken zihnim gördüğüm rüyanın etkisindeydi. Ölen, parçalanan, mızrakla karnı yarılan, yanan birçok cesetle burun burunaydım elimde nasıl kullanılacağını bile doğru düzgün bilmediğim bir mızrakla birlikte Emir amcamla yaratık öldürüyorduk. Bunu atlatmam biraz zaman alacak gibiydi çünkü cesetler ve gördüğüm kanlar o kadar gerçekti ki orada olduğuma yemin edebilirdim.

Yataktan kalktığımda midemin bulanmaya başlamasına karşın ağzımda berbat bir tat hissediyordum mutfakta kahvaltı yapan Miray’ın yanına oturdum ve çok garip bir rüya gördüğümü söylediğimde “bende bir denizkızı gördüm” diyerek anlatmaya başladığında benimde aynı şeyi gördüğümü hatırladım.

“Nasıl aynı şeyi görebiliriz ki?” diye sorduğumda kendi soruma cevap verirken Mirayda bana katıldı ve aynı anda “xxxdzzz” dedik. Elbette bu mümkündü, aynı rüyayı görmüş olabilirdik.

Miray, rüyasını anlatırken şarjı her an bitmek üzere olan telefonum titrediğinde hızlıca elime aldım genelde böyle durumlarda xxxdzzz bizi izleyip anında duruma el atardı.

Ve bingo!..

xxxdzzz sizi bir gönderiye etiketledi.

Gönderiye tıkladığımda anında telefonu Miray’a çevirdim tepkisiyse “bunu tahmin etmiştim” oldu. Haklıydı çünkü bende tahmin etmiştim.

Aslında rüya görmemiştik onların hepsi yaşanmıştı biz yaralandığımız için bizi iyileştirip dünyaya getirmişti. Bu da bize hâlâ canlı ihtiyacı olduğunu gösterirdi. Bu iyi bir şey miydi emin değildim, zamanla görecektik.

Biz buradaydık ama savaş devam ediyor olmalıydı bu haksızlıktı evet bizi kurtarmış bizi düşünmüş olabilirdi ama bizim orada savaşmamız lazımdı bize bir kalkan yapabilirdi mesela.

Ölmemiştik ve kendimizi iyi hissediyorduk bu yüzden tekrar Laviyaya gitme kararı aldık. Çok geçmeden Laviyadaydık bu sefer kan içtiğimiz o depodaydık ve önceki sefer biz çıkarken burada olan herkes şu an buradalardı.

Kapıya doğru yöneldik ve kapıdan çıktığımızda yerimde zıplamadan duramadım. Yerde Miray ve benim cesedim duruyordu. Ben göğsümden, Mirayda sırtından ok yemişti. Yazar bizim korkmamızdan, acı çekmemizden zevk alıyor gibiydi ve bizi öldürmüyordu. Çünkü öldürse başka pek karakter kalmıyordu, umarım yeni birilerini sokup bize daha da kötü günler yaşatmayacaktı.

Sarayın içerisinde Emir amcamı ya da tanıdık herhangi birilerini arıyorduk ama bulamıyorduk hâlâ deponun olduğu ve genelde pek kimsenin bilmediği soğuk alt kattaydık. Saray o kadar büyüktü ve ihtişamlıydı ki her gelişimde saraya hayran kalırdım. Her odayı gezmek istersen aşağı yukarı bu bir ayını alırdı. Gizli, kimsenin bilmediği pek çok odada vardı. Bazıları sırf kraliçenin büyü kitapları, kıyafetleri, taçları, ayakkabıları, özel oyulmuş hançer koleksiyonlarına ayrıldığını duymuştum ama görmemiştim.

Kraliyet sarayı gerçekten çok güzel tasarlanmış bir yapıydı ancak üst kattan alt katlara doğru inildikçe bir statü düşüşü oluşuyordu. Kraliçenin odası mükemmel dekora ediliyordu ve tek bir kusur bulmak imkânsızdı ama depoların olduğu kısımlarsa tamamen rezaletti. Berbat kokuyordu ve aşırı pisti.

Kıyafetimi çekiştiren Miray’a döndüğümde üzerimize doğru koşan her türdeki yaratıklardan kaçmalıydık. Elimizdeki iki mızrakla onlarla baş edemezdik depoların ve boş odaların olduğu koridorda koşuşturarak rastgele bir kapı seçtik ve ona girmek için koştuğumuzda kapısının kilitli olduğunu anladığımda küçük bir lanet okuyup karşı kapıya koştuk. Ama o da kilitliydi başka bir kapı deneme gibi bir şansımız yoktu çünkü hemen dibimizdeydiler Miray’a işaret edip aynı anda büyü kullanıp kapının kilidini kırdık ve kendimizi karanlık odanın kollarına bıraktık.

Kapıdalardı biliyorduk bu yüzden kapıyı betona çeviren bir büyü yaparak onları atlattık, yani öyle umuyordum.

Birkaç dakika sonra kapıyı dinlediğimizde ses yoktu. Çıkıp çıkmamamız gerektiğini tartışırken arkamızdaki karanlıkta bir zincir sesi duyduğumda kalbimin atışları delicesine hızlıydı.

***

O SIRADA BULUT VE HAZAL

Bulut NEVRES

Günler birbirini kovalıyordu, bu zindandan ne yaparsak yapalım çıkamıyorduk neden burada olduğumuzu ise çok geç öğrenmiştik. Arın bir anlaşma yapmıştı ve bu anlaşmanın kurbanları bizlerdik. Anlaşmaları gereği eğer tahta geçerse bizim zindana atılmamızdı. Bu zindanlar diğerlerine benzemezdi bir kere girdikten sonra çıkmak için bir bedel ödemen gerekirdi.

Ya yanındakini öldür ya da yerine girmesi için birini bul. -Genelde tek kişilik zindanlardı ama bizi aynı yere kapatmışlardı- Birinci seçenek ikimizin de yapamayacağı bir şeydi birbirimize kıyamazdık. İkinci seçenek ise imkânsız sayılırdı, evet ıssız bir yerde değildik bugün biraz az olsa da genel olarak etrafımızda vampirler dolaşıyordu ama kimse bunu bizim için yapmazdı, burada şartlar kötüydü. Kaç gündür beslenmediğimizi hatırlamıyordum bile, yerde yatıyorduk ve gerçekten çok pisti. Bugün anlamlandıramadığımız şeyler oluyordu hayatımızda hiç görmediğimiz kadar ejderhayı ve birkaç sireni görmüştük. Sirenleri görmek çok şaşırtıcıydı çünkü neden suyun dışındalardı ki? Kimsede bize bir şey söylemeyeceği için bizde sormuyorduk.

Kucağımda uzanan Hazal’ın saçlarını okşarken bir yandan da yanımızdaki diğer zindanlardakileri izliyordum, biz en dışta ormana bakan taraftaydık diğerleriyse bizden uzaktaydı. Hazal’la haftalardır burada olduğumuz için artık konuşacak pek bir şey bulamıyorduk ve genelde konuşmuyorduk, zaten buna enerjimizde yoktu.

Güneş doğmaya başlıyordu, bu uyku vakti demekti zaten uyumaktan başka yaptığımız pek bir şey yoktu.

Ellerimle gözlerimi ovalarken biraz ileride üç erkek vampirin tartıştığını gördüğümde ellerimi indirdim ve onları izlemeye başladım. Etraf giderek kalabalıklaşmaya başlamıştı. Sese uyanan Hazal başını, yasladığı dizlerimden kaldırıp kalabalığa döndü. Ne olduğunu duyamasak ta onları izliyorduk. Beslenemediğimiz ve bu zindanda kaldığımız için çoğu yeteneğimiz körelmişti.

Hava giderek aydınlanıyordu, görmekte zorluk yaşıyorduk bu yüzden ellerimizi gözümüze siper ediyorduk ama pek işe yaradığı söylenemezdi. Kavga giderek büyürken bazıları kavga eden vampirleri ayırmak için uğraşıyordu.

Arkamızdan bir ses duyduğumuzda refleksle eş zamanlı olarak kafamızı çevirdiğimizde karşımıza tepeden tırnağa simsiyah giyinmiş, düz siyah saçlı yüzü tam olarak görülmeyen bir kız çıkmıştı.

Neler olduğunu anlamaya çalışırken parmaklıklara yaklaştı, kavga edenlere baktı kimsenin bakmadığına emin olduktan sonra kapıyı açtı ve çıkmamızı söyledi yüzümüze bakmadan.

“Bunu yapmak zorunda değilsin” dediğimde hiçbir şey demedi ve önce Hazal’ı sonra beni dışarı çıkmamız için çekiştirdi. İlk çıkan Hazal olmuştu kıza sürekli olarak teşekkür ediyordu. Kız beni çekiştirirken çıkmamak için direndim, çünkü bunu yapması için bir sebebi olmalıydı kimse durup dururken bunu yapmazdı.

Ben direndikçe o daha da direndi, beni daha güçlü çekiştirdi ve dengemi kaybedip öne sendeledim. Beni kapıya doğru çekerken kendi de eş zamanlı olarak girmek zorundaydı. O içeri ben dışarı çıkmak üzereyken dar olan kapıda bedenlerimiz çok yakındı ve ister istemez temas ediyorduk.

Kolum başına çarpmış olacak ki yere şapkası düşmüştü. Düşen şapkayı önemsemeyip yüzüne baktığımda hafızamı yoklamak zorunda kalmıştım oysa bu sırada hızlıca şapkasını alıp başına geçirdi ve arkasını döndü.

Hazal, diğer vampirlerin bizi görecek olmasından korktuğu için beni çekiştirmeye başladı bir yandan da kıza teşekkür etmeye devam ediyordu.

“Aisha…” dedim güçlü ama diğerleri tarafından duyulamayacak bir tonda. Zindandan çıktığım için giderek güçlendiğimi hissediyordum çünkü zindan bütün güçlerimizi emiyordu.

Kız bana döndü, şapkasını çıkartıp gözlerime baktı.

“Hatırladın” dedi ve yaklaştı sesi titremişti “bakmazdı hiç gözlerin normalde bana böyle”

“Yapma şunu. Neden buradasın?” etrafımızdaki herkesi unutmuştum. Şu anda benim için sadece o vardı, gökmavisi gözlerinde geçmişimize ve hayalini kurduğumuz geleceğe daldım.

“Burada olduğunu öğrendim. Laviyanın size ihtiyacı olabilir.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Haberin yok mu? Arın, Arel’e savaş açtı bütün vampirlerde toplanıp oraya gitti şu kavga edenler dışında tabi. Belki onlarda saraya gidiyordur, yakalanmadan gidin hadi büyük ihtimalle Arının tarafındadırlar sizi yakalamasınlar.

“Anlamıyorum Amaris neden yaptın bunu? Neden bizi çıkarttın?”

“Bütün vampirlere ihtiyaç var. Biliyorsun ki ben bir Lavonum ama vampirlerle büyüdüm. Büyü konusunda da hâlâ pekiyi olduğum söylenemez, sizin gibi saf güçlerim yok. Orada sizin kadar işe yaramam. Hadi gidin” dedi ve ne kadar istemesem de Hazal’ın ısrarı sonucunda saraya doğru ilerledik.

UZUN YILLAR ÖNCE

Evi resmen başımıza yıkmak üzereydim, bunun sebebi de babamın Lavonlara besin almak için gidecek olmasıydı. Gitmesini istemiyordum çünkü bana top oynayacağımız konusunda söz vermişti ve her zamanki gibi sözünde durmuyordu.

Babam tekrar tutmayacağı bir söz vermeye hazırlanıyordu bense bu sefer evde onu beklemek yerine farklı bir taktik denemeye karar verdim.

“Ya gitme ya da bende geleyim” şaşırmıştı çünkü Lavonların yerleşim yerine Satronya’dan geçilen bir yoldan gidiliyordu ve orası pek tekin değildi özellikle benim yaşlarımda bir çocuk için ama kararlıydım sonuçta babam yanımdayken bana ne olabilirdi ki?

Babam başta karşı çıksa da onu ikna etmenin bir yolunu bulmuştum. Yolda da bir ton nutuk yemiştim. “Erkek olarak kadınları her ne olursa olsun korumalısın, onlara ağır işler yaptırtmamalısın mesela yemekleri onlara aldırtmamalısın yollar tehlikeli ve en önemlisi ne olursa olsun kadınlara zarar vermemelisin. İster fiziki ister psikolojik, bu çok yanlış…” bunları anlatmasının sebebini anlayamıyordum, konunun nereden açıldığını da bilmiyordum. İleride kız arkadaşımı hançerleyecek halim yoktu herhalde, bu çok saçmaydı ve bunu asla yapmayacağımı biliyor olmalıydı ama neden bana bunu anlatıyordu.

Uzun yürüyüşün ardından bir sorun çıkmadan Lavonların yanına ulaşmıştık. Babam, Lavonlarla konuşurken beni de çok yakındaki bir banka oturttu ve kimseyle konuşmamamı tembihledi.

Bir süre bekledikten sonra önümden zıplayan, kahkaha atan dördü kız, üçü erkekten oluşan bir çocuk grubu geçti. Her ne kadar onlarla oynamak istesem de babam ve halamdan onlara güvenmememiz gerektiğine dair çok şey dinlemiştik, ama Hazal ve o uyuz Elçinden başka pek kimse yoktu olanlarda beni sevmiyordu ve yalnız kalıyordum. Orada dışlanıyordum ama burada dışlanma yok gibiydi, bu çocuklar adına seviniyordum. Dışlanmanın ne demek olduğunu bile bilmediklerini düşündüğüm sırada içlerinden biri bana yaklaştı ve benim vampir olduğum hakkında en ufak bir şey demeden konuya girdi.

“Mamba oynayacağız sende bize katılsana ne kadar kalabalık o kadar iyi” babamın kimseyle konuşmamam gerektiğini söylediği an aklımda canlandığında sessiz kaldım ve kızın kömür karası gözlerine baktım.

Tereddüdümü anlamış olacak ki “merak etme vampir yemiyoruz,” dedi ve küçük neşeli bir kahkaha attı. “Hadi bize katıl, en azından bir tur” dediğinde başımı sağa sola salladım. Arkadaşlarına eliyle bir işaret verdi ardından derin bir of çekti, yanıma oturdu.

Diğerleri oyuna başlarken o benimle konu açmaya çalışıyordu.

“Neden oynamadın, yoksa Mamba’yı bilmiyor musun? Bizim buralarda hep oynarız, istersen sana öğretebiliriz kalabalık daha eğlenceli oluyor. Bir tur izleyelim anlamaya çalış ikinci tur bizde girelim olur mu?” hiçbir şey demediğimde bedeniyle bana döndü “konuşamıyor musun?” diye sorduğunda sinirim bozulduğu için güldüm.

“Konuşabiliyorum sadece sizinle konuşmamam söylendi, daha doğrusu kendi türümüz dışındakilerle”

“Tahmin etmeliydim, sizinkiler bizi pek sevmiyorlar. Evet kötü Lavonlarda var ama emin ol bizden sana zarar gelmez. Bu arada tanışmadık ben Katherine, Katherine Robinson.”

Uzattığı eli sıktım “Bulut Nevres.”

“Güzelmiş, Bulut. Kardeşin var mı?”

“Neden soruyorsun?”

“Sohbet olsun diye, rahatsız ettiysem özür dilerim”

“Sorun değil, bir kız kardeşim var. Senin?” Başıyla oyundaki siyah düz saçlı, pembe elbiseli kızı gösterdi.

“Benimde öyle, biz pek anlaşamıyoruz, sizde “durumlar nasıl” dediğinde gülümsedim ve “eh işte” dedim, o da gülümsedi.

“Bir dahaki sefere onu da getirmelisin belki iyi arkadaş oluruz. Babansızda oynamak için gelebilirsin”

“Sanmıyorum, yollar bizim için tehlikeli hem Satronyada bir mekanizma var ve şifresini babam biliyor ve bize asla söylemez. Biliyorsundur eğer şifresiz girersen vücuduna elektrik veriyorlarmış ve bilincin kayboluyormuş geçici bir süre tabi ki. Yine de o acıyı yaşamak istemem.

“Kim ister ki. Ama sanırım sizi buraya nasıl sokacağımın yolunu biliyorum” dedi ve koşarak uzaklaştı bense babamı ya da Katherine’ i beklerken bir yandan da çocukları izliyordum, onlara katılmak istiyordum ama her an babam gelebilir korkusuyla bunu yapmam zordu. Neyse ki çok geçmeden nefes nefese bir halde Katherine gelmişti.

“Al bu kâğıdı babamın notlarından buldum. En büyük direğin üzerinde şifre yazman için bir panel var. 734268 ya da 123456 şifre ikisinden biri” cümlesini bitirir bitirmez babam kapıda göründü ve birazdan gideceğimizi işaret etti.

Babamın üzerine Katherine arkadaşlarını yanımıza çağırdı ve hepsi benle vedalaştı pembe elbiseli hariç.

“Bulut tekrar gelecek kız kardeşini de getirecek yani bu son görüşümüz değil o yüzden bence tanışmalısınız” Katherine’nin sözleri üzerine herkes teker teker ismini söylemeye başladı büyük ihtimalle hepsini unutacaktım ama yine de onları dinliyordum. Pembe elbiseli kızın isminiyse gerçekten merak ediyordum herkes ismini söyleyip uzaklaştıktan sonra o da elini uzatıp “Aisha Robinson, memnun oldum” dedi Katherine’e ters bir bakış attı ve hızla uzaklaştı.

“Bende gideyim birazdan baban gelir”

“Teşekkür ederim Katherine, her şey için” dediğim sırada beni düzeltti.

“Kate diyebilirsin” ve o da uzaklaştı.

Birkaç günün ardından Hazal’a Lavonlardan bahsettim. Başta biraz tereddüt etmiştim, beni yargılayacağını düşünmüştüm ama dayanamayıp söylemiştim.

Tahminimin aksine o da heyecanlandı ve oraya gitmek istediğini söyledi. Babamlara söyleseydik asla izin vermezlerdi çünkü onlara göre hepsi ikiyüzlü yalancılardı ama bu doğru olamazdı. Hem onlar Lavondu Laviyanın Onurları, koruyucularıydılar bu doğru olmamalıydı. Doğru olsa bile hepsi kötü olamazdı değil mi?

Kimseye haber vermeden kardeşimle yola çıkmıştık, yollar tehlikeliydi ama neyse ki kimseye karşılaşmadan korunaklı bölgeye gelmiştik. Kate’in dediği yeri buldum ve elimdeki kâğıttaki sayıları Hazal’a okudum.

“123456 olamaz değil mi? Sonuçta burası önemli bir yer bu kadar basit değildir” Hazal’ın sözü üzerine düşündüm ve ona hak verip diğer şifreyi yazdım.

Herhangi bir şey olmamıştı.

“Kalkan kalktı mı abi?”

“Umarım” dediğimde bunu anlamak için ikimizden birinin bunu denemesi gerekiyordu ve tabi ki o kişi bendim kardeşimi peşimden sürüklemiştim bunu da ona yaptıramazdım.

Bir nefes alıp sakinleştim ve diz hizasındaki tellerden ayağımı geçirdim. Henüz diğer ayağımı atamamışken şifre girdiğim direkten gelen yoğun bir elektriğe maruz kaldım. Yere yığılmıştım, Hazal’ın ağlayarak ismimi seslendiğini duyuyordum ama konuşacak gücüm yoktu, giderek tükeniyordum. Ve bir anda kulaklarım duymaz gözlerim görmez olmuştu.

Ne kadar süredir baygın olduğumu bilmiyordum ve uzun zaman gibi gelmişti. Başımı tutmak için ellerimi kaldırmaya yeltendiğimde ellerimden duvara zincirlendiğimi fark ettim.

“Sonunda kendine gelmişsin” dedi karanlık koridordan bana doğru yürüyen yaşlı bir sese sahip adam.

“Siz kimsiniz? Ne oldu bana?”

“Sınırı geçtin ve elektrik çarpıldın” dediğinde her şeyi hatırlamıştım. Umarım Hazal’ı da almamışlardı, umarım o kaçabilmişti.

“Birazdan seni sorgulamak için iki kişi gelecek yerinde olsam düzgünce cevap verirdim. Sorgudan önce yemen için bir şeyler getirmelerini söyleyeceğim” dedi ve çıktı.

Çok korkmuştum ne olacaktı? Buradan nasıl çıkacaktım? Babama bir şey söyleyecekler miydi? Kesin babam çok kızacaktı.

Kısa bir süre sonra geçen gün gördüğüm pembe elbiseli isminin Aisha olduğunu hatırladığım kız, elinde bir tepsiyle yanıma geldi. Tepsiyi yere bıraktı, kapıyı açtı ve içeri girdi.

“Onu dinlememeliydin” derken bir yandan da ekmeği küçük parçalara ayırıp çorbaya bırakıyordu.

“Herkese güvenmemelisin bunu bilmiyor musun?”

“Ne demek istiyorsun?” dediğimde kaşığı ağzıma doğru ittirdi.

“Katherine, seni büyük bir tehlikeye soktu. Bak bu çok yanlış, siz bizim bölgemize besin almak haricinde özellikle de izinsiz giremezsiniz. Kitaplarımızda bunun cezası idamdır ancak seni affetmeyi tartışıyorlar tabi bunun bir karşılığı olmalı” bana çorba içirmeye devam ediyordu.

“Yeter ki buradan çıkayım her şey kabulüm” çok korkuyordum, bir an önce eve gitmeliydim, babam fark etmeden evde olmalıydım.

Kısa zaman sonra belki de iki kaşık daha çorba içtiğim sırada yaşları fazla olan iki adam geldi, başıyla kıza çıkmasını söyledi içlerinden daha genç ama sarhoş tipli adam.

Aisha, tam kapıdan çıkacakken dönüp bana bakmıştı. İki saniyelik bakışımız bile derin anlam içeriyordu ben buradan her ne olursa olsun kaçmak istiyordum ve bunun için biraz da olsa mutluydum ama o benim aksime gergin, donuktu sanki bir şeyler biliyordu ama söylemiyordu.

Daha yaşlı adam kızın gittiğinden emin olduktan sonra lafa girdi.

“Söyle bana neden buradasın? Bayıldığında elindeki kâğıtta alarmın şifresi vardı onu nereden buldun?” başta söylemek istemedim Kate’in başını da yakmak istemedim. Ben tereddüdümü yaşarken yüzüme yediğim şiddetli bir yumrukla dizlerimin üzerine düştüm kollarım gerildiği için acıyordu, ayağa kalkmak için uğraştım ama buna gücüm yoktu ve burnumdan akan kanlar ağzıma geliyordu, canım çok acıyordu. Kanlar, gözyaşlarıyla birleşti bu bir çocuğun sadece arkadaş edinmek istemesinin cezası olmamalıydı. Babam beni ve Hazal’ı evden bile kolay kolay çıkartmazdı, pek vampir arkadaşım da yoktu. Sadece Emir vardı onunla da zorunluluktan arkadaş olmuştuk ve birbirimiz için çok değerliydik, Arın da onu dışarı çıkartmıyordu. Babam aldığı besinlerin miktarı, karşılığında verecekleri şeyleri listelerdi Arın’a yaklaşabilen nadir vampirlerdendi. Arın beni duyduğunda Emir ile arkadaşlık etmemi söylemişti.

Ama böyleydi yetişkinlerin yaptığı şeyler çoğunlukla çocuğun hayatını zehir ediyordu, tıpkı burada olduğu gibi. Babam benim arkadaş edinmeme izin verseydi buralara gelmeyecektim.

“Bir daha sormayacağım ne işin var burada? Ne için geldin haber toplamaya mı?” korkuyla başımı sağa sola salladım.

“Çocuklarla oynamak için” dedim. İkna olmamıştı.

“Çocuklar için öyle mi? Sizin orada yok mu? Buraya aklına estiği gibi gelemezsin zaten şifreyi bilmeden buna nasıl cesaret edebilirisin aklım olmuyor fazla cesursun ve bu başına dert açacak gibi görünüyor”

“Lütfen eve gitmeme izin verin”

“Üzgünüm ama kural kuraldır” dedi genç olan ve başka bir şey demeden dışarı çıktı diğeri de ona eşlik etti. Korku bütün bedenimi sarmıştı, ellerim titriyordu, ölmek için çok küçüktüm.

Bir şansım daha olsa babamla buraya hiç gelmezdim ya da o kızla asla konuşmazdım. Aisha gelmişti ama beni bu duruma sokan Katherine gelmemişti. Aisha de kardeşini tanıyor olmalıydı o yüzden o gün sürekli bana onaylamaz bakışlar atıyordu kardeşiyle konuşmamı istemiyormuş gibi geliyordu açıkçası başta benden hoşlandığını bile düşünmüştüm. Bir şansım daha olsa kimseye güvenmezdim. Bir şansım daha olsa…

Ve o anda kurtarıcım kapıda belirmişti.

“Sana ne dediler? Seni ne karşılığında bırakıyorlar?”

“Bırakmıyorlar” dedim güçsüz nefesimle. Cebinden bir anahtar çıkardı ve kilide yaklaştı. “Bende öyle tahmin etmiştim, cellatlar hazırlanıyorlardı bir an önce çıkmalısın. Kapıdan çıktıktan sonra sağa dön üçüncü kapıdan dışarı çık ve bir daha buraya gelme”

“Her şey için teşekkür ederim, bizim bölgeye gelmelisin orada böyle bir şey yok seni kardeşimle tanıştırırım”

“Güzel hayaller” dedi ve cümlesini tamamladım “hayaller ulaşılmak içindir. Belki bir gün”

“Belki bir gün. Belki bir gün başka bir zamanda karşılaşırız” dedi ve eliyle kapıyı işaret etti artık gitmeliydim.

Tabi peşimi bu kadar kolay bırakmamışlardı yanlarında Amarisle birlikte bizim bölgemize gelmiştiler ve normalde girmek yasak olmasa bile ellerinde mızraklar, hançerler olduğu için bu bir saldırı sayılırdı, ilk hamlelerinde bizde karşılık verirdik. Evimiz kimsenin bizi kolayca göremeyeceği kadar uzak sesleri duyacak kadar yakındı. Ve şimdi epey bir gürültü vardı, hepsi bir ağızdan adımı soyadımı sayıklıyorlardı. Bunu nereden öğrendiklerini anılamasam da elektrik aldığım anda bilincimi kaybetmek üzere olduğunda sorduklarını tahmin ettim.

Babam bana döndüğünde gözlerimdeki korku mahcupluğa dönmüştü. Her şey benim yüzümden oluyordu, hepsi benim merakımın sonucuydu.

Hazal ve bize oynamaya gelen Emir eş zamanlı olarak aynı soruyu sordular, “neler oluyor neden seni arıyorlar” dediklerinde gözümü dışarıdan ayırmadan onlara cevap verdim.

“Ben Lavonlara gittim”

“Ne yaptın ne yaptın?”

Neyse ki kraliçe onları sarayına davet edip sakinleştirdi ve olay kısmen de olsa tatlıya bağlanmış oldu. Tabi bende bu sırada kraliçeden ayrı babamdan ayrı öğütler dinliyordum. Kraliçe savaş istemiyordu, kimsenin ölmesini istemiyordu ve beni kurtarmıştı ona borçlanmıştım.

Lavonlar Aisha’yı geri götürmemişti onu benim kaçmama yardım ettiği için cezalandırıyorlardı ve şimdi Aisha bir saray kölesiydi.

Büyüdükçe, tam anlamıyla bir birey olduktan sonra sarayda çalışmaya başladım. Aisha ile sık sık görüştük yıllar önce benim yüzümden ailesinden arkadaşlarından oyunlardan koparılmıştı şimdi büyümüştü ama hâlâ yaralıydı kalbi buruktu, haklıydı o gün ölmeme izin verseydi şu anda burada olmayacaktı.

İkimizde sarayda çalışıyorduk bu yüzden neredeyse her gün görüşüyorduk, gizli randevulara çıkmıştık. Birbirimizden hoşlanıyorduk ve büyük çoğunlukta kaderimize sövsekte bizi tanıştırdığı için ona minnettardık.

Birlikte çok zaman geçirdik, birbirimize tanışmadan önceki hayatımızı anlattık ve gelecek planları yaptık ama sonra o gitti…

Gitmesi benim yüzümdendi çünkü babam bizi öğrenmişti ve bu yüzden beni azarlamıştı bende boş durmamıştım ve şiddetli bir kavgaya tutuşmuştuk. Üstüne Hazal’ın geçirdiği bir kaza sonucu moralim alt üst olmuştu. Evde sürekli kavga havası hâkimdi Elçin halamla tartışıyordu saraya gitmek orada çalışmak istiyordu ama özellikle kadınsanız sarayda herhangi bir iş için değil köle olmanız için sizi kabul ederlerdi.

Elçin ne olursa olsun saraya gitmek orada yaşamak istiyordu. Halamda buna karşı çıkıyordu. Bir yandan Elçin bir yandan babam bir yandan Hazal her şey çok üstüme geliyordu derken sarayda hakkımda hırsızlık iddiaları yükselmeye başladı bunu herkes yapıyor olabilirdi çünkü sarayda pek seviliyordum özel hayatımda da olduğu gibi.

Bu yüzden Aishadan ayrılma kararı aldım kafam zaten çok doluydu ve ona yetememekten korktum beni anlamayacağından korktum. Herkes bana cesursun derken ben en büyük korkaklığı yapıyordum.

Sarayda yüzüne bile bakmadım soğuk durdum o da neler olduğunu anlamaya çalışıyor sorular soruyordu bense sürekli geçiştiriyordum. Ama o gün karşısında durdum ve “bir daha benimle konuşmanı istemiyorum. Nasıl oldu bilmiyorum ama büyük bir hata yaptım benim gibi biri nasıl bir köleye gönlünü kaptırabilir, yanılmışım bu aşk değildi. O gün beni kurtardın teşekkür ederim ama artık bitti” tavırlarım nefret doluydu sesim soğuktu. İçim içimi yerken en doğrusu bu gibi gelmişti.

O günden sonra hiç karşıma çıkmamıştı duyduğuma göre ormana kaçmıştı. Yıllar boyu onu görmemiştim ta ki o tekrar beni kurtarana ve yaptığım korkaklığı yüzüme vurana kadar “bakmazdı gözlerin normalde bana böyle”…

Bölüm sonu

1 yorum