İçeriğe geç

Melâl Havin Adin

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Melâl Havin Adin

Bölüm 2

1. Bölüm

"İyi ki doğdun Özkan." Ellerimi şarkı ile aynı ritimde birbirine çarparken amcamın 35. yaş gününü kutluyorduk. Salonun ortasına kurulan uzun masa gereğinden fazla süslenmişti; plastik çiçekler, renkli peçeteler ve kenarları kıvrılmış karton tabaklar göze çarpıyordu. Bu yaşta doğum günü partisi istediği için herkes şikayetçiydi, Okan ve ben hariç. Doğum günü istemesini çocukça bulmuyordum, doğum günlerini çok severdim. İnsanların bir günlüğüne de olsa özel hissetmesi bana normal gelirdi.

Kimse kutlamasa bile ölene kadar her doğum günümde kendime bir mum yakacaktım.

Şarkı sona erdi. Eğilerek 35 şeklinde olan iki mumu üfledi ve hemen yanında duran Okan ile beni kucakladı, birlikte. Üzerindeki gömlek gerilmişti, kahkaha atarken gözlerinin kenarı kırışıyordu. Kafamızda parti şapkaları vardı, sadece üçümüzde. Lastikleri çenemi hafif acıtıyordu ama çıkarmak istemiyordum, Özkan amcamın 'Çocukça' diye tabir edilen dünyasına dahil olmak eğlenceliydi. Partinin aldığı eleştiriyi Özkan amcam asla umursamıyordu. Eğer babaannem ve dedem engel olmasa, Spiderman temalı bir doğum günü görecektik hatta. Belki kafamızda parti şapkası değil, yüzümüzde örümcek adam maskesi olurdu; oda kırmızı mavi balonlarla dolu olurdu, sonra balonları en hızlı kim patlayacak yarışması da yapardık.

"İyi ki doğdun amca! İlk hediyeni ben vereceğim." Okan elinde tuttuğu çok küçük olmayan kutuyu amcama uzattı. Heyecanla zıpladı yerinde. İçinde ne olduğunu biliyordum, kararsız kaldığı için benden yardım istemişti. Amcam paketi dikkatle açarak hediyesine baktı. Kağıdı yırtmamaya özen gösterdi, sanki tekrar kullanacakmış gibi. Anında 32 diş sırıtmıştı, onda olmadığına emin olduğumuz bir Spiderman figürü almıştı Okan. Bunun için babaannemin yardımıyla odasına girip tüm figürlerini tek tek çekmiştik, aynısından almamak için çok uğraşmıştık. Rafların tozunu bile silmiştik o gün. "Teşekkür ederim aslan parçası, çok güzelmiş." Tekrar sarıldı.

Ondan sonra bana döndü hemen. Kafamdaki parlak şapkanın çeneme bıraktığı sızıyı göz ardı ederek elimdeki poşeti ona uzattım.

"Doğum günün kutlu olsun amca!" Ona yavru kedi baskılı bir tişört ve yemek yapmayı sevdiği için Spidermanlı bir mutfak önlüğü almıştım. Uzun süre üstünden çıkaracağını düşünmüyordum, ona alınan hediyelere inanılmaz değer verirdi. Okan'ın aldığı figür de yatağının kenarında yer alacaktı. Bir süre sonra odasına her girdiğimde yerinin değiştiğini görecektim muhtemelen.

Okan ile birlikte geri çekildiğimizde diğerlerinin hediyeleşmesinin bana çok sıkıcı geleceğinden fazlasıyla emindim, sandalyelerden birine attım kendimi. Sandalye hafif sallandı, umursamak istemedim.

Lila, uzun bir elbise vardı üzerimde. Kumaşı dizlerime değdikçe hafif serinlik bırakıyordu. Altına da siyah babet ayakkabı giymiştim, küçük topuğu beni bir iki santim uzatmıştı. Bugün için amcamın eğlencesi için oldukça özenli olmaya çalışmıştım. Saçlarımı iki kez düzeltmiş, hafif bir makyaj yapmıştım. Normalde eşofman takımlarıma sarılırdım ancak bugün güzel görünmek istemiştim

Kendinden on yaş küçük kardeşinin heyecanını yüz buruşturarak izleyen -yine de çok laf etmiyordu- adamla aynı ortamda olmak bana işkence gibi geliyordu arada. Elinde telefon vardı, ara ara ekrana bakıyordu. Ben onun sevgisizliği ile yüz yüze gelmek istemiyordum, kalbimin kırıkları canımı yaksın istemiyordum. Onun yanında hep omuzlarım biraz daha düşüyordu.

Beni niye sevmiyorsun baba? En sevdiğim rengi niye bilmiyorsun? Ben sevilmek istiyorum, niye biraz bile çabalamıyorsun? Yemin ederim, yemin ederim ki çok istiyorum. Öyle çok ihtiyacım var ki senin sevgine, saçlarımı okşamana. Senden nefret etmekten nefret ediyorum baba, bana bunu niye yapıyorsun? Buzdolabında niye benim çizdiğim resimler yok? Okan'ı kıskanmıyorum ama ona gösterdiğin sevginin birazını bile bana duyamaz mısın? Ben seninle futbol da oynardım ki, sen niye bana oynamayı öğretmedin baba? Sessiz sinema oynamak istiyordum ben seninle, sahilde kumdan kaleler yapmak istiyorum. Bana niye bunu yapıyorsun baba? Hak etmiyor muyum? Beni sevmeni hak etmiyor muyum baba? Hak etmesem bile istiyorum baba, şimdi gelsen sarılsan bile olur baba. Unuttuklarını, yapmadıklarını görmezden gelirim ben. Sesimi çıkarmam. Yeter ki bir kere başımı omzuna koymama izin ver.

Ama sen gelmezsin, değil mi baba?

"Melâl, sen de ister misin? Doğum günün yaklaşıyor, sana da bir parti yapalım mı?" Bir saniye bile bana dönüp bakmayan babamı izlerken hemen yanı başımda duyduğum sesle irkildim. Nergis ablaydı. Parfümünün hafif çiçek kokusu burnuma doldu.

"Doğum günüme beş ay var." diye mırıldandım. Kolunu bana sararak yarım sarıldı bana. "Olsun, sen şimdiden söylersin. Hallederiz." Omuz silktim.

"Partiye çağırabileceğim çok kimse yok." Vardı. İsimler zihnimde tek tek sıralanırken edeceğim itirazın altını doldurmaya devam ettim. "Zaten kalabalık şeyleri sevmiyorum." Severdim. Gürültü hoşuma giderdi aslında. "Bir pasta kessek yeter." Yetmezdi. Mumları üflerken bir sürü insan tarafından alkışlanmak, hediye yağmuruna tutulmak isterdim. Sadece babamla aramda olan uçurumları kimse görsün istemiyordum.

"Peki sen bilirsin canım. Ama Melâl" İsmimin dudaklarından tekrar yuvarlanmasıyla yine ona döndüm. Eli omzuma temas etti ve dokunduğu yeri okşadı, sıcaktı. Sıcacık hissettiriyordu. "Seni seviyorum, biliyorsun değil mi? Okan'dan hiçbir farkın yok benim için." Tam şu an yere çöküp hüngür hüngür ağlamak istiyordum. Ben bu cümleleri ondan duymak istemiyordum.

"Biliyorum Nergis teyze. Teşekkür ederim." İkimiz sessizliğe gömülürken soft müzik yerini hareketli şarkılara bıraktı. Etrafta eğlenen insanları izlerken önüme üç tabak koyuldu, daldığım yerden önüme döndüğümde pasta tabaklarını önüme koyan kişiye bakmak için kafamı kaldırdım ve onu gördüm.

Babamı.

"Okan nerede?" Muhattabı ben değildim, karısıydı. "Annemlerin yanındaydı en son. Koparabildiği kadar harçlık koparmaya çalışıyor." Okan tam bir paragözdü. Eline para geçtikçe mutlu oluyor, kumbarasında bulunan paraları sayarken gözü dönüyordu. "Gelsin yemek yesin, sabahtan beri hiçbir şey yemedi." Kaldırdığım kafamı eğerek tabaklara baktım. Üç tabak vardı, biz dört kişiydik. Biz, biz miydik? O ailenin bir üyesi miydim ben?

"Gelir birazdan. Eğlencesini bozmak olmaz şimdi." Elini sandalyede hissettim. "Tamam, bir sandalye kayar mısın hayatım?" Nergis teyze bir sandalye yana kaydığında, boşalan sandalyeye bıraktı büyük bedenini. Üvey annemle aramda oturuyordu artık. Tabaklardan birini karısının önüne koydu. "At ağzına bir şeyler sen de. Sabahtan beri koşturuyorsun." Nergis teyzenin zarif gülüşü doldu tüm gürültüye rağmen kulaklarıma. "Tamam aşkım, Okan gelince birlikte yeriz."

Masadaki plastik çiçeği izliyordum öylece. Yapraklarının kenarı hafif tozluydu. "Havin?" Kalın ses kulaklarıma dolunca ona döndüm. "Sen de bir şey yemedin, yesene." Hafifçe önüme ittiği tabağa baktım. "Benim mi?" Sorgular sesime sorgular bakışlarla karşılık verdi.

"Evet?"

"Sen yemeyecek misin?" diye sordum kısılan sesimle. Tabak almadığı kişi ben değildim, kendiydi. Beni düşünmüştü. Gözleri kısa bir süre benimle tabak arasında mekik dokudu. "Yemeyeceğim." Ardından bakışları benden kaçtı. Hareketli ortamı izlemeye başladı.

Elime çatalı aldığımda mutlu hissediyordum. İnsanlarla dolu bir ortamda olmasak ağlayabilirdim hatta, onunla ilgili her şeye ağlayabilirdim.

İnce sarılmış yaprak sarması çatalıma tutunurken küçücük bir şeye sevindiğim için kendimi biraz aptal hissediyordum ama yine de kendimi mutlu olmaktan geri koyamıyordum. Sarmayı ağzıma attım. Yaprak sarma severdim.

Küçük bir tabak, kısa bir 'Evet' yetiyordu beni mutlu etmeye. Yine de içimdeki boşluk, hep boştu. Ama bazı anlar, en azından dolu gibi hissettiriyordu . Küçük, önemsiz bir ayrıntı bile içimde yankı yapıyordu. Babamın önü boştu. Elleri masanın üzerinde birleşmişti, başparmakları birbirine sürtüyordu. Sinirli olduğunda ya da sıkıldığında hep öyle yapardı.

Okan koşarak içeri girdi. Elinde buruşmuş birkaç kâğıt para vardı. "Dedem verdi!" diye bağırdı. Babam hafifçe gülümsedi. O gülümseme bana dönmedi. Babam bana pek gülmezdi zaten.

Okan annesinin yanındakı sandalyeyi sertçe çekip oturdu. "Açım ben." dedi. Babam hemen kenardaki tabağı ona doğru itti. "Al, ye.' Babam hakkında garipsediğim özelliklerden biri buydu. Tek bir öğünü bile atlamamıza müsade etmiyordu. Kapımı sadece ben akşam yemeklerine inmediğimde çalıyordu. Bazen okulda yemek yiyip yemediğimi soruyordu.

Garip bir adamdı.

Nergis teyze ayağa kalktı. "Sibel'e falan selam vereceğim aşkım, sonra da gidelim. Çocukların yarın okulu var." Babamın başını sallamasıyla ilerledi, müziğe eşlik eden birkaç kişinin yanına geçti. Özkan amcam hediyelerini arkadaşlarına gösteriyor, çocuk gibi heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Ona bakınca hafif bir tebessüm yer edindi dudağımda. İnsan büyüyünce içindeki çocuğu öldürmek zorunda değildi demek ki.

Babam bir an başını çevirip bana baktı. Göz göze geldik. ''Güzel mi?" dedi, yemekleri kastederek.

'Güzel." dedim. Sesim düz çıktı.

Başını salladı. Küçük bir onay gibi. Sonra yine sustu.

Belki hiçbir zaman sahilde kumdan kale yapmayacaktık. Belki bana futbol öğretmeyecekti, ama sanırım ben onu sevmeye ve ondan nefret etmeye devam edecektim.

Çatalımı tabağa bıraktım. İçimde hem eksik hem tamam bir şey vardı. Bunun adı mutluluk değildi belki, mutsuzluk da değildi.

Ya da ben her şeyi dramatize ediyordum.

Belki onun gözünde uğraşmak zorunda olduğu, istemediği kadının kızıydım. "Kız olduğumu duyunca attığı sevinç naraları" isimli hikaye yalandı. Beni kucağına aldığında ağlaması, bir rivayetti. Ben en ufak şeyden pay çıkarıyordum. Yine de bu fazlasıyla muhtaç olduğum bir şeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.