
Kenarına çöktüğüm mezar taşını inceliyordum.
"Handan Yılmaz."
Beş ay önce toprağa gömdüğüm annem, 17 yıl geçirdiğim annem, beni tek başına büyüten annem, kalp krizi geçirerek ölen annem, yaşına rağmen güzelliğini koruyan annem, nefret edemediğim annem, esmer tenini toprakla örttüğüm annem... Annem.
Annemi kaybetmek hayattan yediğim en büyük silleydi.
Beş ayda değişen çok şey olmuştu. Babam ile yaşamaya başlamıştım, aynı zamanda üvey annem Nergis teyze ve kardeşim Okan ile. Yeni oda, yeni ev, yeni mahalle ve bana fazlasıyla uzak bir baba. Nergis teyze ondan daha iyi tanır beni, o derece uzak bana.
Sürekli Okan ile arasındaki bağı uzaktan izlemek fazla can yakıcıydı, Okan'ı kıskanmıyordum ama aynı şevkati bana hissettirmediği için babamdan nefret ediyordum. Benim anne diyebileceğim iki kadın vardı ama baba olarak görebileceğim kimse yoktu.
Melal Havin Adin'in bu hayatta babasından aldığı tek şey soyadıydı. Havin arkadaşlarının ailelerini çok iyi tanırken Havin'in hiçbir arkadaşı babasını tanımazdı. Adını bile unuttukları oluyordu, Hakan kızına babalık yapmayı becerememişti.
Babam beni sevmemişti, çizdiğim resimlere çok güzel dememişti, yaptığım ilk yemekten yememişti, bisiklete binmeyi öğretmemişti, düştüğümde yarama üflememişti, masal okuyarak uyutmamıştı, arkadaşlarımı tanımamıştı, okulda yaşanan şeyleri anlatmamı dinlememişti, ekmeğime bal kaymak sürüp yedirmemişti, Okan veya Nergis teyze ile gittiği hiçbir gezmeye götürmemişti, göz yaşlarımı silmemişti. Babam benim hayatımda silik bir isimden başka hiçbir şey değildi.
"Melal, yemek hazır!" Üvey annemin sesiyle bilgisayarımı kapattım ve odamdan çıkarak salona indim.
"Yüzünü gören cennetlik abla!" Dokuz yaşındaki kardeşimin yanağından makas aldıktan sonra yerime oturdum. Bana şımarıkça gülümsedikten sonra yemeğini yemeye devam etti, "Ellerine sağlık Nergis teyze." Elindeki ekmeği herkese bölüştürürken gülümsedi.
"Afiyet olsun canım." Babama bir şey söyleme gereği duymadan yemeğimi yemeye başladım.
"Haftaya Melâl'in toplantısı varmış, Hakan." Babamın eli duraksadı. Yandan bir bakış ile bana baktıktan sonra yemeğini yemeye devam etti.
"Gideriz." Dudaklarımda alaylı bir gülümseme yeşerdi.
Daha önce bir veli toplantıma annem değil babam gelecekti. 10 veya 11 yaşlarındaydım, anneme yalvarmış, babamın gelmesi için zar zor ikna etmiştim. O toplantıya babam gelmemişti, güvenlikteki liseli abi ile veli toplantısı bitene kadar oturmuş ve beraber babamı beklemiştik. Babam gelmemişti, 'Olsun.' demiştim, kendimi değil liseli abiyi teselli etmek ister gibi. 'Bazen beni almayı da unutuyor, yine unutmuştur.' Liseli abi bu söylediğime çok üzülmüş ve beni markete götürüp istediğim şeyleri almıştı. Babamdan nefret ediyorum.
"Unutmazsan." Sessiz fısıltımı duymuş ama anlamamıştı.
"Anlamadım?" Cevap vermeden yemeğimi yemeye devam ettim.
Babam beni anlamadı, duymadı, görmedi, sevmedi, bilmedi, beklemedi, hatırlamadı, sevmek istemedi, kulaklarını tıkadı, kalbimi kırdı, küstürdü, af dilemedi, yaktı, yıktı, mahvetti.
Babam onu sevmeme izin vermedi. Ondan nefret ediyorum.
Herkese merhaba arkadaşlar.
Daha önce birkaç kitap yayınlamış, istediğim etkileşimi alamadığım için silmiştim.
Umarım bu kitabım sevilir.
Kitabım 20 bölüm olacak, belki bir iki bölüm fazladan atabilirim. Karakterleri yarım bırakmamak adına. Kitaptaki olaylar 15 veya 16. bölümde açıklığa kavuşacak. Kalan bölümlerde de bunun sonuçlarını ve yaşananlari okuyacağız.
Kısa bir hikaye olacak, umarım hoşunuza gider.
Medyada Melâl Havin Adin var.