İçeriğe geç

MEKTUPLARIN ARDINDA

Bölüm 5 · 9 dk okuma

MEKTUPLARIN ARDINDA

Bölüm 5

5.BÖLÜM: YANLIŞ YOLDA VERİLEN DOĞRU KARARLAR

5.BÖLÜM: YANLIŞ YOLDA VERİLEN DOĞRU KARARLAR

Cihan Mürtezaoğlu – Sen Banasın

Mesajlaşmadan sonra Belis, odasında çalışmaya devam ederken eve babası Vedat geldi. Yine tüm sinirleri üstündeydi, Belis’i kontol etmek için odasına girdi. Belis panikle kitaplarını kapattı. Babası çalıştığı için kızabilirdi.

Vedat: Ne diye ders çalışıyormuş gibi yapıyorsun? Saçma sapan liseye geçtin, zaten okula gittiğin yok. Bir de gözüme çalışıyormuş gibi gözükmeye çalışıyorsun. Saçma sapan uğraşacağına bir işe girip çalışsan, en azından elinde bir şey olur.

Belis babasının bu sözü üzerine üzüldü, bir şey demedi. Vedat daha fazla üstelemeden odadan çıktı. Belis babasının bu tavrını biliyordu. Yine Demirhan geldi aklına; onunla ilişkisini düşünmeye başladı. Sevgili olursa ve babası öğrenirse ne yapardı bilmiyordu ama artık beklemenin ve düşünmenin anlamını yitirdiğine inanmaya başladı. Uzun bir zamandan sonra artık kararını vermişti. Yarın Demirhan’a kararı hakkında konuşacağına dair bir mesaj attı.

Demirhan ders arasında telefonu eline alıp gördüğü mesajdan sonra heyecanlanmış, kalbi hızlı atmaya başlamıştı. Sonra aklına Belis’in kabul etmeyebileceği geldi, heyecanını bile düzgünce yaşayamadı. O geceyi sabah etti.

Ertesi gün (sabah)

İkisi de kütüphaneye gelmişti; orası artık onlara ait bir buluşma yeri olmuştu. Belis, kütüphanenin kafesinde oturmuş, Demirhan’a yapacağı konuşmayı kafasında planlıyordu. Bu sırada Demirhan içindeki ufak heyecanıyla birlikte kafeye girdi, gözleri tüm masaları taradı ve aşık olduğu, açıldığı, kalbinin hızlı atmasının sebebi olan kahverengi saçlı Belis’ini gördü. Onu gördüğü an içindeki tüm huzursuzluklar yok olup gitmişti. Vakit kaybetmeden yanına gitti ve karşısında oturdu.

Demirhan: Merhaba civciv.

Belis dalgınken yanına Mert’in geldiğini sandı ve konuşmaya başladı.

Belis: Mert, ben civciv değilim! Sana kaç kere dedim bana böyle seslenme diye! Zaten Demirhan gelecek, ne diyeceğim bilmiyorum, onu sevdiğimi söyleyeceğim, yani zaten söyledi-

Konuşurken kafasını kaldırdığında gelen kişinin Demirhan olduğunu gördü, utanmıştı.

Belis: Şey, hoş geldin. Ben farketmedim senin olduğunu. Bana Mert civcivim der, sen nereden biliyorsun ki?

Demirhan gülümsedi.

Demirhan: Bende bir şeyler biliyorum güzelim. En son beni sevdiğini söylüyordun, devamını merak ettim. Ne düşünüyordun benim hakkımda?

Belis: Demirhan, ben seninle konuşmak istiyorum. Nereden başlasam bilmiyorum. Sana her şeyi anlatmak istiyorum.

Demirhan: Tamam, ben seni dinlerim. Bir derdin varsa beraber çözeriz. Her şeyin vardır bir çözümü.

Belis: “Demirhan… Ben seni seviyorum. Ve… sen bana her şeye rağmen âşık olan ilk kişisin. Mert de beni seviyor, evet… ama o sadece arkadaşım. Sen öyle değilsin. Fakat… hayatım kolay bir hayat değil. Babam çok katı biri. Eğer aramızda bir şey olduğunu öğrenirse… bizi asla bir araya getirmez. Evden çıkmama izin vermez, kitaplarımı elimden alır, çalışamam. Zaten sınava gireceğimi bile bilmiyorlar. Eğer öğrenirse... her şey biter.”

Demirhan: “Belis, ben seni gerçekten seviyorum. Ve sen hayatımda olduğun sürece, karşıma ne çıkarsa çıksın, birlikte aşarız. İstersen babanla konuşurum, istemezsen sadece ikimizin bildiği bir sır olarak kalır. Sen nasıl istersen... yeter ki hayatımda ol.”

Belis, uzun zamandır sevilmeye hasret kalan biri olarak, bu narin sözleri duyunca gözlerinin dolmasına engel olamadı. Kabuk bağlayan kalbi, Demirhan’ın merhem gibi gelen sözlerini duyunca yenilendi; eskiden, henüz kalbi hiç kırılmamışken olduğu gibi atmaya başladı.

Ve o gün, o masada, hayatların başka hiçbir şey yokmuş gibi soyutlanmış bir şekilde, birbirlerini sevdiklerini, neler yaptıklarını, nasıl biri olduklarını konuştular. Hava kararmaya yakın evlerine gittiler. İkisinin de yüzünde birer gülümseme oluştu. Bu dünyanın yorucu temposuna karşın, ikisinin aşkı tüm sorunlara rağmen bu hayatı daha yaşanabilir kılmıştı.

Onların aşkı 1 haftadır sorunsuz ilerliyordu, birbirlerini anlıyorlar, Demirhan Belis’in sorularını çözüyordu. Tek bir farkla artık onlar mektupların ardında iki kişi değil, sevgililerdi. Ve bugün sevgililiklerinin 1. haftasıydı. Demirhan, Belis’e eski günlerdeki gibi mektup yazdı, yanında çiçeklerle beraber kapısına bıraktı. Belis odasından çıkıp kapıyı açacakken babası ondan önce davranmıştı. Kapıda duran mektubu ve çiçeği gördü. Sinirlerine hakim olamayarak Belis’e bağırmaya başladı.

Vedat: Senin sevgilin mi var? Bu yüzden mi bıraktın okulu? Ben, sen gidip sevgili yap diye mi izin verdim o saçma sapan liseye gitmene? Söyle, kim bunları sana gönderiyor, söyle de bu çiçekleri ona yedireyim!

Belis, çiçekleri gördüğü an şoka girdi. Babasının bağırması onu şoktan çıkardı ve hiçbir şey söyeleyemeden gözleri doldu. Belis’in cevap vermemesi, Vedat’ı sakinleştirmeye yetmedi. Odasına girip her şeyi dağıtmaya başladı. Belis’in babasından gizlediği bütün kitaplar şimdi yerde, bazıları yırtılmış, dağınık bir şekilde duruyorlardı. Vedat daha fazla duramadan evden çıktı.

Belis, sonunda korktuğunun başına gelmiş olmasıyla ağlamaya başladı. Elinden hiçbir şey gelmemişti, babasına karşı çıkamadı, aşkı için tek bir söz söylemedi çünkü biliyordu, eğer direnirse başına neler geldiğini daha önce deneyimlemişti.

5 yıl önce

Belis 12 yaşındaydı, daha önce çok arkadaş edinemediği için şimdi çok yakın arkadaşı olan Zeynep’i hiç bırakmıyor, sonsuz bir sevgiyle seviyordu. Hiç kavga etmezler, beraber çok iyi geçinirlerdi. Evde Zeynep’in adı sürekli geçerdi, anneleri tanışmış kaynaşmıştı. Yavaş yavaş büyüdükleri için artık anneleri ikisinin beraber dolaşmasına izin veriyordu. Bir gün Zeynep Belis’e beraber dolaşmayı teklif etti:

Zeynep: Belis, annelerimizden izin alıp yarın çarşıda dolaşalım mı?

Belis: Olur, umarım annelerimiz izin verir. Ben gidip sorarım, akşam annem anneni arar.

Zeynep: Tamamm.

Akşam yemekten sonra Belis’in annesi Arzu çay demlerken Belis yanına geldi.

Belis: Anne, eğer izin verirsen yarın Zeynep’le çarşıda dolaşabilir miyiz?

Arzu: Babandan izin al, ben uğraşamam.

Belis: Sen sorsan olur mu? Bana izin vermiyor.

Arzu: Kendi işlerini halledebilecek yaştasın, beni babanla uğraştırma.

Bu konuşma üzerine Belis, babasından izin almak için babasının yanına gitti.

Belis: Baba, yarın Zeynep’le beraber çarşıda dolaşabilir miyim, izin verirsen?

Vedat: Hayır, gidemezsin. Otur, ödevlerini yap. Param yok zaten.

Belis: Ödevlerimi okulda bitirdim. Lütfen gidebilir miyim, ne olur?

Vedat kendi sözünün üstüne söz söylediğinde sinirlenmeye başladı.

Vedat: Gidemezsin dediysem bitmiştir. Sözümden çıkmayacaksın!

Belis: Ne olur gitsem, benim kumbaramda param var zaten. Beni sevmiyor musun, niye izin vermiyorsun?

Vedat bağırmaya başladı, o sırada Arzu salona gelmişti.

Vedat: Kalk çabuk, eşyalarını topla, gidiyorsun evden. Nerede kalırsan kal!

Arzu: Vedat yapma, etme, küçük çocuk işte heveslenmiş. Özür dilesin, nereye gönderiyorsun kızımızı?

Vedat: Benim sözümü dinleyecekti o zaman. Kalacak yer görmesinde aklı başına gelir belki.

Arzu: Vedat, nereye gidecek bu çocuk bu saatte? Tamam, özür dile sende Belis.

Vedat: Yeter! Sende onunla gitmek istemiyorsan sus. Teyzesine gider zaten, bilmiyormuş gibi konuşma.

Arzu daha fazla sorun çıkmaması için bir şey demedi. Belis’le beraber odasına gidip küçük bir çanta hazırladı.

Arzu: Ne diye babanın sözünü dinlemiyorsun Belis, mutlu musun şimdi? Neyse, teyzene gidince akıllanırsın belki. Hadi, dikkat et, birkaç güne geçer babanın siniri, gelip alırım seni.

Belis, gecenin karanlığında, tek başına, sokak lambalarının altında ağlayarak, sırtında çantasıyla 3 sokak arkadaki teyzesinin evine doğru yürümeye başladı. İlk defa babası ona bu kadar kızmıştı. O gece anladı: babası onu sevmiyordu. Ona karşı çıkamazdı.

Şimdiki Zaman

Belis bir yandan ağlayarak yerde dağılmış olan kitaplarını toplamaya çalışırken diğer yandan Demirhan’la nasıl konuşacağını düşünüyordu. Bir an önce ona haber vermeliydi çünkü babası eve geldiğinde telefonunu elinden alacak, evden dışarı çıkmasını yasaklayacaktı en iyi ihtimalle evden kavulurdu ama o zaman kalacak bir yer bulması imkansıza yakındı.

Belis odasını toplayıp titreyen elleriyle Demirhan’a mesaj attı.

Belis: Demirhan, babam gönderdiğin mektubu ve çiçeği gördü her şeyi öğrendi. Telefonumu elimden alacak ve dışarı çıkmama yasak koyacak. Seni seviyorum. Seni görmeye çalışacağım.

Belis, mesajı attıktan sonra daha da gerildi. Demirhan’ı göremeyecek olmak kalbini sıkıştırıyordu. Her şey yolundayken, bir anda üst üste gelen olaylar onu yormuştu. Vücudu ağlamanın verdiği uyuşuklukla uykuya direnemedi ve derin bir uykuya daldı. Bir bağırışma sesine uyandı telefona baktığında henüz uyumasının üzerinden 15 dakika geçmişti. Demirhan’ın mesaja bakmadığını gördü yapacak bir şeyi yoktu kalkıp salona gittiğinde babası annesiyle tartışıyordu.

Vedat: Uyandır şu kızı telefonunu getirsin 1 ay boyunca evden dışarı çıkmayacak biz onu çalışıyor sanarken meğersem o başka alemlerdeymiş. Bitti bu hoşgörü ona fazlaydı bile bundan sonra ona gün yüzü yok.

Arzu: Vedat bu kız büyüdü liseyi bitirecek sevgilisi varsa ne olmuş, bizde seninle onun yaşlarında tanıştık

Vedat: Aynı şey mi bu bizim ailemiz tanışıyordu zaten bizi evlendirmeye karar vermişlerdi kafamıza göre aşk yaşamadık

Arzu: Bu kız büyüdü artık sürekli onu engelleyemezsin

Vedat: Benim evimde olduğu sürece her şeyine karışırım şimdi sende beni sinirlendirme çağır onu

Belis babasının sesini duyarken salona doğru ilerliyordu, kalbi hızla atarken ayakları geri geri gidiyordu. En sonunda kaderinden kaçamayacağını kabullenerek salona girdi. Vedat kızını gördüğünde dikkatini ona yönlendirdi.

Vedat: Sonunda gelebildiniz Belis Hanım telefonunu getir, 1 ay boyunca evden dışarı çıkamazsın şimdi git telefonunu getir sonra seni gözüm görmesin.

Belis elleri titreye titreye odasına gidip babasına telefonunu verdi. Hiçbir şey söyleyemedi, dili tutulmuştu.

Vedat telefonu cebine atıp odadan çıktı.

Arzu, kızıyla gözgöze geldi. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Hiçbir zaman kızını Vedat’a karşı koruyamamıştı.

Vedat’a karşı koyabilecek biri şimdiye kadar çıkmamıştı. Şimdi evde bir durgunluk hakimdi.

Belis, salonda duramadı. Odasına gidip kapısını kapattı ve yere çöktü.

Odasının içinde “Demirhan, beni kurtar” diye fısıldadı. Bir daha ne zaman görüşebileceğini bilmiyordu. Onu tekrar görene dek iyi olması için dua etmeye başladı.

Ertesi gün

Demirhan, okuldaki projelerini yetiştirmeye çalışırken Belis’i ihmal etmişti. Telefonunu eline alıp Belis’in mesajlarını okuduğunda şok içerisinde kalmıştı bir süre olayı algılamaya çalıştı, olayı yavaş yavaş idrak ederken aynı zamanda bir sinir onu ele geçiriyordu. O sırada yanında olan Mert, şaşkınlıkla Demirhan’a bakıyordu onu ilk defa bu şekilde görüyordu.

Mert: İyi misin Demirhan? Ne oldu?

Demirhan: Mert, Belis’in yanına gitmem lazım babası aramızdakileri öğrenmiş o adam çok olmaya başladı artık.

Mert: Dur bir sakin ol önce babası öğrendiyse üstüne birde eve sen gidersen ortalık daha çok karışır sen Belis’e mesaj at ulaşmaya çalış.

Demirhan: Babası olacak o adam telefonunu elinden almış bana önceden mesaj atmış dün projelerimle uğraşırken onu aksattım önceden görseydim hemen yanına giderdim.

Bu sırada telefonuna bir mesaj geldi.

Bilinmeyen numara: Belis’in yanında seni, ona aldığın hediyeleri görürsem, onun ağzından senin adını duyarsam sadece çok sevdiğin Belis’in değil seninde başın belaya girer.

Demirhan mesajı okuduğunda artık delirmişti ve mesajı kimin attığını tahmin etmesi hiçte zor olmamıştı. Demirhan ona mesaj attı.

Demirhan: Tehditlerin beni etkilemez eğer Belis senin yüzünden bir damla gözyaşı döksün babasısındır anlamam onu senden kurtarırım.

Mesajı attıktan sonra kafasında bir plan kurdu. Artık Belis’i babasının eline bırakmayacaktı sonu ne olursa olsun sevdiği kadını tüm kötülüklere karşı koruyacaktı.

Demirhan, Belis’in yanına gidip bir şekilde onu o evden çıkarmayı planladı; fakat bunu nasıl ve ne şekilde yapacağını o da bilmiyordu. Mert’e fikrini söylediğinde, Mert onu vazgeçirmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştı.

Demirhan, Belis’ten bir haber alma düşüncesiyle elindeki telefona adeta sarılmış bir şekilde bekliyordu. Zaman geçtikçe daha çok geriliyor, gözü hiçbir şey görmeyecek duruma geliyordu. Mert ona bir hata yapmamasını söylerken onun sözleri kulağına boğuk bir şekilde geliyordu. Bir anda hızla masadan kalktı.

Mert: Demirhan nereye böyle?

Demirhan: Belis’i almaya. Onun o evde durmasına katlanamam artık ne olacak olsun.

Mert: Ateşe körükle gidiyorsun Demirhan, biraz sakin ol çok fevri kararlar veriyorsun.

Demirhan: Ne yapayım söyle Belis o evde mutsuzken elinden her şeyi alınırken nasıl sakin olmamı bekliyorsun? O orada ağlarken ben hiçbir şey olmamış gibi mi yapayım söyle yoksa ben delireceğim artık.

Demirhan sinirle konuşurken Mert hem Demirhan için hem Belis için ayrı ayrı üzülüyordu. Derin bir nefes verdi.

Mert: Sende haklısın ama sinirkenerek bir yere varamazsın Belis benim içinde önemli ama babasıyla konuşursan anlayacak bir adam değil kızı evinden mi kaçıracaksın yani yapacak bir şey yok

Demirhan: Aynen öyle yapacağım sevdiğim kızın gözlerimimn önünde mutsuz olmasını izleyecek adam değilim ben.

Ve Demirhan, huzur kaynağına ulaşmak ve sevdiğinin iyi olduğundan emin olmak üzere, başına geleceklerden habersiz bir şekilde Belis’in evinin yolunu tutar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.