Ne zamandır uyanık?"
İçimdeki korku hızla büyüyordu. Tekinsiz adamlar vardı ve ben o tekinsiz adamların elindeydim. Hayatımın hiçbir anında kaçırıldığımı hayal dahi etmemiştim. Toz pembe dünyasında yaşayan,pek de toz pembe olmadığım bir hayat yaşıyordum.
"Daha yeni uyandı. Ben de şimdi haber verecektim." Bu az önce bana dokunan adamlardan birinin sesiydi. "Patron'un yanına götürün." İçeriye yeni gelen adam konuşmuştu. Kullandığı ses tonu ve kelimelere bakılırsa o pisliklerin patronu bu adamdı. Ya da patronu gibi bir şey. Yakınımda birilerinin olduğunu hissetmemle nefesimi tuttum. Sol koluma birinin dokunmasıyla irkilerek kendimi geri çektim ve başımı hayır anlamında iki yana sallarken istemsizce ağlamaya başladım. Daha birkaç dakika önce uğradığım o tacizden sonra bana kimsenin dokunmasını istemiyorum. Hıçkırıklarım göztaşlarıma eşlik etmek için geldiğinde duyduğum ses irkilmeme neden oldu. "Çekin ellerinizi kızın üstünden!" Diyen kızgın sesi duymalarıyla benden uzaklaştılar. Bana doğru gelen adım sesleriyle kendimi sandalyede biraz daha geri çektim.
Ayak ucuma diz çöken bir beden hissettim "Neden ağlıyorsun?" bunu odaya yeni gelen adam sormuştu ama korkudan cevap veremedim. " Sorun ne?" Sorun ne mi? Kafa mı buluyor bu adam benimle? Tacize uğradım ben ya tacize! Hadi tamam diyelim ki onun bundan haberi yok, benim Yine de ağlayacak çok önemli bir sebebim var: KAÇIRILMAK! Hem de bir miktar tekinsiz adam tarafından.
Yine cevap vermedim.
"Seni rahatsız eden bu adamlar mı?" sorusuna korkuyla başımı aşağı yukarı sallayarak cevap verdim. Kısa bir sessizliğin ardından odadaki adamlara "çıkın dışarı. Kapının önünde bekleyin!" diye emretti. bir süre sonra kapının açılıp kapanma sesini duydum.
"Artık rahatlayabilirsin gönderdim onları" sesi bana güven vermek ister gibiydi. "Hadi aç gözlerini" küçük bir çocukla konuşuyormuş ve onu incitmekten korkuyyormuş gibiydi sanki. nedense adamın sözleri bana güvence verdi derin bir nefes alıp gözlerimi açtım. İçerde açılmış olan ışık gözlerimi kamaştırdı. Odanın içine göz gezdirdim odada oturduğum sandalye dışında hiçbir şey yoktu.
"Daha iyi misin?" Karşımda diz çökmüş adama baktım. Sarışın, bal rengi gözlü adam bana şefkatle bakıyordu. Üzerinde ilk iki düğmesi açık, mavi bir gömlekle siyah kumaş pantolon vardı. Üzerindeki gömlek vücuduna tam oturmuş ve kaslarını belli ediyordu. "O adamlar sana bir şey mi yaptı?" bunun olma ihtimali bile onu rahatsız etmiş gibi kaşlarını çattı. Boğazım kuruduğu için çatlak çıkan sesimle "evet" dedim kaşları biraz daha çatıldı. Sinirlendiği belli oluyordu " Ne yaptılar peki?" Çekingen bir sesle"Beni uyuyor sandıkları için dokundular..." dedim.
Bunu söylediğimde yüzü ve tüm vücudu gerildi. Kendine hâkim olmaya çalışan bir sesle "Dokundular derken?"
Kendimi zorlayarak konuşmaya başladım; "Karnıma,belime ve bacağıma dokundular..." o anı hatırlamak bile gözlerimin dolmasına neden oldu. Burnundan derin bir nefes alırken,
"Başka bir şey yaptılar mı?" dedi. Kendini zapt etmeye çalışıyordu. Bal rengi gözleri olabilecek en koyu rengine bürünmüştü. Onun yüzüne bakarken hem çok büyük bir korku duyuyordum hem de güven.
"Uyanık olduğumu anladıklarında eğer ki birine söylersem beni öldüreceklerine dair tehdit ettiler" evet beni tehdit etmişlerdi ama bunu kimseye söylemeyecek kadar da aptal değildim. Eğer beni tehdit etmişlerse onların da korktuğu birileri olmalıydı. O korktukları kişi şu an karşımda duran adamdı.
Kalktı. Kapıya doğru bağırarak "CELİL SALİH İÇERİ GELİN" diye gürledi. Kapı açıldı ve içeriye isimlerinin Celil ve Salih olduğunu öğrendiğim o iki adam girdi. Ellerini önünde kenetlemiş, korkuyla başlarını önlerine eğmişlerdi. Bana dokunan bu iki iğrenç adamı gördüğümde içimde derin bir öfke vardı. "Bir sorun mu var Çelik abi?" dedi 175 boylarında esmer olan adam. Adının Çelik olduğunu öğrendiğim sarışın adam histerik bir şekilde güldükten sonra "sence bir sorun yok mu Celil?Siz nasıl size emanet edilen kızı taciz edersiniz!" Diye bağırınca iki adam da yerlerinde sıçradı. Celil'in yanındaki büyük burunlu, uzun suratlı zargana gibi adam, "Abi vallah öyle bir şey yok yalan söylemiş bu kadın!" diye üstüme iftira attı.
Bu söylediğine kendimi tutamayıp titreyen bir sesle "Yalan söylemiyorum!" diye bağırdım. Sesine kendinden emin bir ton vererek "Demek yalan söylüyor o zaman kamera kayıtlarına bakalım" dedi Çelik. Adı Celil olan adam korkuyla " kamera mı?bu odada kamera yok ki" dedi. Sol kaşını yukarı kaldırarak "Emin misin?" Dudağının bir kenarı kıvrıldı." Benim bildiğim bu odada iki tane gizli kamera var " iki adam birbirine korkuyla bakarken Çelik cebinden çıkardığı telefondan hızlıca birini aradı "bir numaralı odanın bugünkü kamera kayıtlarını yolla bana. Hemen." dedi ve telefonu kapattı. Bir dakikalık bir beklemeden sonra telefonuna bildirim gelince hemen mesajı açtı ve videoyu izlemeye başladı. İzledikleriyle yüzü her saniye daha fazla gerilirken telefonu cebine atıp hızlıca iki adamın yanına adımladı ve Celil'in yüzüne sert bir yumruk geçirdi "İtlere bak yaptıkları yetmezmiş gibi bir de yalan söylüyorlar!!" diye bağırırken Salih'in karnına bir tekme attı tekmenin şiddetiyle Salih yere düşerken
Celil, "Abi affet vallahi bir daha olmayacak tek seferlikti" diye yalvarmaya başladı . "Yok istersen tekrar et puşt herif" diye Celil'in üstüne atıldı ve sayamadığım kadar çok yumruklamaya başladı. Celil'in üstünden kalkan Çelik öfkesini bir türlü üstünden atamamış olmalıydı çünkü Celil'i öldüresiye dövdüğü halde Salih'e doğru döndü ve " seni unuttuğumu sanma" dedi öfkeyle. Yerde olan Salih geriye çekilirken karnına yediği tekmeyle öksürmeye başladı "Abi ne olur affet " yalvarmaları boşunaydı Çelik onun yüzüne iki tane yumruk attıktan sonra kapı sert bir şekilde açıldı
"
Ne oluyor lan burada!"
